Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7187 tanesi Türkçe, toplam 8414 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Kararlılık, herhangi bir amaca ulaşmak için, hiçbir engel ve zorluk tanımadan, azimli bir şekilde çaba harcayıp, yapılması gerekenleri tam olarak yerine getirmektir. Bu anlamda kararlılık, müminlerin hayatları boyunca ihtiyaç duydukları ve kendilerine Allah (cc)'ın rızasını kazandıran çok önemli bir ahlak özelliğidir. Yüce Allah (cc), aşağıdaki ayet ile müminleri, ibadet etmede kararlı davranmaları konusunda uyarmıştır:
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun? (Meryem Suresi, 65)
Bir başka ayette ise iman edenlerin, hiçbir koşul altında kararlılıklarından vazgeçmedikleri şu şekilde haber verilmiştir:
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
Hicri 13. asrın en büyük İslam alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi, 1960 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşana kadar, bütün ömrünü insanları Allah (cc)'a iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek geçirmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş, ancak yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş ve başına gelen her zorluğu tevekkül ve sabırla karşılamıştır. Bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman'ın Allah (cc)'a olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah (cc)'ın dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan pek çok hikmetli öğüt içermektedir.
Bediüzzaman'ın yaşamı boyunca karşılaştığı zorluk ve sıkıntıları birer güzellik olarak gördüğünü ifade eden şu satırları, tüm iman edenler için önemli bir örnektir:
Şu dünya hayatı, imtihan meydanıdır ve hizmet yurdudur; lezzet, ücret ve mükafat yeri değildir. Madem hizmet yurdudur ve kulluk mahallidir; hastalıklar ve musibetler dini olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve kulluğa çok başarı ve kuvvet verir. Ve her bir saati, bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden şikayet etmek değil, şükretmek gerekir. (Risale-i Nur Külliyatı, Lemalar, s. 10)
Evrim teorisi söz konusu olduğunda pek çok kişi, bunun, bilimsel bir mesele olduğunu ve bilim adamları dışında Darwinizm'i anlamanın imkansız, üzerinde tartışmalarının da yersiz olduğunu zanneder. Nitekim Darwinistler de bu yalanı yaşatmak için, Latince kelimeler ve halkın geneli tarafından bilinmeyen bilimsel terimler kullanır, karmaşık anlatımlar yapar, demagojiye başvurarak bilimsel bir konudan bahsediyorlarmış izlenimi uyandırırlar.
Oysa Darwinizm'in temel iddiası tamamen bilim dışıdır. Sözde ilkel dünya ortamında, çamurlu bir su birikintisinin içinde, nasıl olduğu asla açıklanamayan bir şekilde ilk hücre meydana gelmiş, daha sonra tesadüfler bu hücreden hayvanları, bitkileri, insanları ve medeniyetleri meydana getirmiştir. Yani sözde tüm insanlık ve medeniyet, bütün bitki ve hayvan alemi, bol miktarda çamur, uzun zaman ve bol tesadüfün eseridir.
Açıkça bir mantık çöküntüsü içinde olan Darwinistlere göre, her biri şuursuz olan bu maddeler, akıl ve vicdan sahibi, düşünen, seven, merhamet eden, tablolar ve heykeller yapan, senfoniler besteleyen, romanlar yazan, gökdelenler inşa eden, atom reaktörleri kuran, hastalıkların sebebini bulan ve şifaya vesile olacak ilaçlar üreten, siyaseti yönlendiren insanları meydana getirmiştir. Yeterince zaman geçince, çamurlu suyun içinden tesadüfler sonucunda, aslanlar, kaplanlar, tavşanlar, geyikler, filler, kediler, köpekler, kelebekler, sinekler, timsahlar, balıklar, kuşlar çıkmıştır.
MUHABİR: Efendim bu akşam gerçekten önemli bir konuğumuz var. İstanbul’dayız konuğumuz aslında ismini söyleyince hemen hatırlayacaksınız Adnan Oktar kitap ismiyle Harun Yahya hoca. Hocam öncelikle bizi kabul ettiğiniz çok teşekkür ediyoruz bu söyleşiye en azından böyle bir imkanı bize verdiğiniz için. Biraz, Kıbrıslı izleyiciler sizleri yazdığınız kitaplardan biliyor 250'ye yakın eser var en son Yaratılış Atlası dünyada yine çok adı geçti ve evrim teorisine olan yaklaşımlarınızdan biliyor. Biraz oradan başlayalım, biraz sizden başlayalım biraz Kıbrıslı izleyiciler sizi tanısınlar. Sonra tabî ki sizin Kıbrıs ile ilgilide çok nacizane düşünceleriniz var onları da öğrenmek isteriz ama isterim ki önce birazcık sizi bilmeyenler en azından ya da ismen bilenler bile derinliklerine insinler sizi tanısınlar.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim sizlerde hoş geldiniz öncelikle onu belirteyim çok memnun oldum. Kıbrıs’tan kalkıp buraya geldiniz. Lütfettiniz şeref verdiniz. Kıbrıs bizim canımız, kalbimiz Kıbrıs bizim için çok önemli biliyorsunuz böyle vatan toprağından gelmenizde bizi çok sevindirdi yavru vatandan maşaAllah. Önce kitabımdan mı başlayalım yoksa nasıl?
“Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.” (Kehf Suresi, 2)
Bu ayette Kuran'ın dosdoğru bir kitap olduğu bildirilerek önemine dikkat çekilmiştir. Kuran, insanlara öğüt veren ve sonsuz yaşamları için onları uyaran ve doğru yolu gösteren, Allah'ın vahyidir. Rabbimizin rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için sarılmamız gereken yol göstericimizdir.
Ayette belirtilen hükümlerden biri de insanları uyarıp korkutmaktır. Allah Kuran'da iyiliği emredip kötülükten men etmenin bir ibadet olarak yerine getirilmesini emretmiş ve bunu yapan insanların kurtuluş bulacağını da müjdelemiştir.
Allah kullarına karşı affedici ve merhametli olandır. Allah kulları için iyilik isteyendir. O’nun merhametinin bir tecellisi olarak, İslam dininde güç yetiremeyecek olanlara, diğer insanlara yüklenen sorumluluklar yüklenmemiştir. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:
"Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acı bir azab ile azablandırır." (Fetih Suresi, 17)
Allah sakatlığı olan insanların güç yetiremeyecekleri ibadet sorumluluklarını kaldırmış, rahmetini ve sonsuz şefkatini kulları üzerinde bir kez daha tecelli ettirmiştir. Bir ayette Allah'ın insanlara kolaylık kıldığı ve bunun O'nun şefkatinin ve merhametinin bir göstergesi olduğu şöyle ifade edilmektedir:
"… Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara Suresi, 220)
"Tek bir bakterinin DNA'sının içerdiği bilgi, her biri 100 bin kelimelik 20 romana denktir." (Mahlon B. Hoagland, Hayatın Kökleri, Tübitak, Ankara, 1998, sf. 25)
Bakteri, sahip olduğu yüzlerce değişik özelliğin yanı sıra üstün yaratılışını sergileyen bir DNA'ya sahiptir. Bilinen en küçük bakteri olan theta-x-174'ün DNA'sında 5375 nükleotid bulunmaktadır. (Nükleotidler, canlılarda kalıtsal özelliklerin tümünü denetleyen nükleik asitlerin yapı taşlarıdır.) Normal boyutlardaki bir bakteride ise nükleotid sayısı 3 milyon kadardır. 1900'lü yılların başından beri, üzerinde çeşitli çalışma ve araştırmalar yapılan bağırsak bakterisi Escherichia coli'nin ise tek bir kromozomunda 5.000 gen bulunmaktadır. Bakterinin tüm özellikleri bu 5.000 gen içinde kodlanmıştır. (Genler, bir organa veya bir proteine ait olan DNA üzerindeki parçaların oluşturduğu özel bölümlerdir.) (Evrim Masalı)
Ramazan Ayı Müslümanların ruh eğitimini ve Yüce Allah (c.c) için nefislerini nasıl kontrol altında tutabileceklerini öğrendikleri kutlu bir aydır. Bu açıdan Ramazan Ayı, Müslümanları Allah (c.c)’a yakınlaştıran, ahlaklarını güzelleştiren, ahirete hazırlanmalarını sağlayan mübarek bir zamandır.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de eserlerinde Ramazan Ayı'nın kişinin eğitimi üzerindeki olumlu etkilerini anlatmış ve oruç tutmanın nefsin terbiyesiyle ilgili bir çok hikmeti olduğuna dikkat çekmiştir. Bu açıklamalarından biri Mektubat'ın ikinci risalesinde şu şekilde anlatılmaktadır:
Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder (sanır). Hattâ, mevhum bir rububiyet (aslı olmayan bir sahiplenme duygusu) ve keyfemâyeşâ (dilediği gibi) hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor…
İşte, Ramazan-ı Şerif'te, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi mâlik (sahip) değil, memlûktür (hizmetkar); hür değil, abddir (kuldur). Emrolunmazsa, en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti (aslı olmayan bir sahiplenme) kırılır, ubudiyeti (kulluğu) takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.