|
 |

 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
İsviçreli ve Amerikalı bilimadamlarının gerçekleştirdiği son bir çalışma, yarasaları havada tutan aerodinamik faktörleri gün ışığına çıkardı. Buna göre yarasalar, aynen böceklerin yaptığı gibi, uçma esnasında kanat hareketlerinin oluşturdukları hava akımlarından kendilerini havada tutmada faydalanıyorlar. Ve bu hava akımlarının yarasayı havada tutan toplam kuvvete katkısı %40'lara varıyor.
Yarasalar son derece çevik uçuculardır. Kanatlarını saniyede 3 ila 17 kez çırpabilen yarasalar, son hızda uçarken dahi çok ani U-dönüşleri gerçekleştirebilen mükemmel hava akrobatlarıdır. En düzensiz ve engelli uçuş alanlarında dahi adeta kusursuz bir slalom yapabilmekte, en kompleks manevraları gerçekleştirebilmektedirler. Bu üstün manevra yeteneklerini ise, uçma esnasında kanatlarının yüzey şeklini dinamik olarak değiştirebilmelerinden almaktadırlar. Yarasanın el kemikleri, ince bir zar şeklinde yayılan ve herhangi tüylü bir yapı içermeyen kanatları boyunca uzanır. Yarasa, zarsı kanadı boyunca uzanan parmak kemiklerini ve kemiklere bağlı kasları kullanarak uçma sırasında kanatların alması gereken şekli an ve an kontrol eder. Havada bedenini sokmak istediği şekle ve yönelmek istediği yöne göre bir sonraki anda kanatlarının alacağı şekli son derece hassas ve kesin bir şekilde ayarlar. Bunların kullanımı, uçaklarda kanatlarda bulunan flapların kullanımıyla benzer bir etki ortaya koymaktadır. Günümüzde hiçbir teknolojik cihazın erişemediği, bilim adamlarının da henüz tam olarak anlayamadıkları bir şekilde, kanat yüzeyinde bulunan basınç alıcılarını kanat etrafındaki hava hareketlerini algılamada ve bunlarla ilgili verileri beyne iletmede kullanırlar. Yarasa beyninde bu veriler yorumlanır ve hayvanın yönü ve hızı da hesaba katılarak kanat hareketlerini kontrol eden sinir kas sistemi aracılığıyla en uygun kanat şekli sağlanmış olunur.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Science Daily bilimsel haberler portalında Proceedings of the National Academies of Science bilim dergisinde yayımlanan bir çalışma haber verildi (“New Evidence That Ancient Choanoflagellates' Form Evolutionary Link Between Single-celled And Multi-celled Organisms - Eski Choanoflagellate’lerin Tek Hücreli ve Çok Hücreli canlılar arasında evrimsel bağlantı oluşturduğunun yeni kanıtı”) San Fransisco’daki California Üniversitesi araştırmacılarıyla Almanya’nın Heidelberg kentindeki Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuvarı’ndan araştırmacılar, yeni tamamlanmış choanoflagellate genomu üzerinde analizler gerçekleştirmiş ve bu tek hücreli canlılarda, çok hücreli canlılarda hücresel haberleşmede kullanılan bazı proteinlerin (phospho-tyrosine sinyalleme proteinleri) varlığını tespit etmişlerdi.
Science Daily haberinde söz konusu moleküllerin bizim bedenlerimizdeki önemi şu sözlerle ifade ediliyordu:
Bu üç çeşit molekül olmadan hücrelerimiz, birbirleri arasındaki kimyasal mesajları “okuyamaz”, “yazamaz” ve “silemezler”; bedenlerimiz de yaşam için gerekli olan üreme, sindirim ve hatta solunum gibi kompleks görevleri yerine asla getiremez.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Darwinistlerin hayallerinde var ettikleri evrimi kanıtlayabilmeleri için,
- İddia ettikleri ilkel çorba denilen çamurlu suda, hayali “ilk hücre”nin nasıl meydana geldiğini açıklamaları gerekmektedir. Fakat Darwınizm Henüz İşlevsel Tek Bir Proteinin Nasıl Tesadüfen Meydana Gelebildiğini Açıklayabilmiş Değildir.
Hayali evrim mekanizmalarının iddia ettikleri şekilde evrimleşme sağladığını göstermeleri gerekmektedir. Fakat Darwınistler, Sahte Evrim Mekanizmaları “Doğal Seleksiyon” Ve “Mutasyonlar” Yoluyla, Laboratuvar Ortamında Bile, Bir Canlıya Faydalı Bir Özellik Veya İşlevsel Yeni Bir Gen Ekleyememişlerdir.
Moleküler sistemler, göz, kulak gibi indirgenemez komplekslikteki organların, evrimin hayali ve uzun aşamalarında nasıl tesadüfen meydana gelebileceğini açıklayabilmeleri gerekmektedir. Fakat Evrim Teorisi, “Gözü Düşünmek Beni Teorimden Soğuttu” Diyen Darwın’den Beri, İndirgenemez Komplekslikteki Yapılara Tek Bir Açıklama Getirebilmiş Değildir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Stephen Jay Gould, onu, "herkesin en gözde omurgasız fosili" olarak adlandırmıştı. (R. Levi-Setti, Trilobites: A Photographic Atlas, University of Chicago Press, Chicago, 1975, Trilobite technology) Çünkü trilobit, en iyi korunmuş, mükemmel bir görünüme ve müthiş bir kompleksliğe sahip deniz kabukluları sınıfından, özel bir canlı idi. 530 milyon yıl öncesinin sessiz Dünyası'nda, çok sayıda mercekten oluşan gözleri ile, görüp avlanabilen mükemmel yapısı ile, rahatlıkla yüzüp beslenebilen olağanüstü bir keşifti. Darwin'in ve sonraki yıllarda Darwin destekçilerinin en büyük hayal kırıklıklarından, içinden çıkmaları gereken en büyük problemlerden biriydi.
Şu bir gerçektir ki, daha önce de genel hatlarıyla bahsettiğimiz gibi, istisnalar dışında yumuşak dokular kaybolmaya mahkumdur. Çünkü dokular, etrafta bulunan avcıların yemeğidir. Bakteriler ise her yerde çürüyen dokulara karşı hazır bekleyen avcılardır. Yaşam boyunca bu organik moleküllerle beslenirler. (Richard Fortey, Trilobite, "Eyewitness to Evolution", Vintage Books, 2000, s. 27-28)
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Science Daily haber portalında, Nature Genetics dergisinin internet baskısında yayımlanan bir çalışma haber verildi (Evolutionary Origin Of Mammalian Gene Regulation Is Over 150 Million Years Old - Memelilerde Gen Düzenlemesinin Evrimsel Kökenleri 150 Milyon Yıllık- 3 Temmuz 2008). Çeşitli üniversite ve enstitülerden araştırmacıların dahil olduğu SAVOIR araştırma konsorsiyumunca gerçekleştirilen çalışmada, epigenetik mekanizmalar ve genomik tanımlanma üzerinde moleküler analizler gerçekleştirilmişti.
Yazıda epigenetik mekanizmalar şu şekilde izah ediliyordu:
Epigenetik mekanizmalar gelişimsel biyolojinin kalbinde yer alırlar ve döllenmiş bir yumurtanın birçok farklı doku ve organlarının oluşumunu yönetirler. Bir bireyin neredeyse bütün hücrelerinde genetik malzeme aynı yapıdadır ancak oluşturdukları organa göre çok farklı şekillerde davranırlar. Epigenetik düzenleme, genlerimizin ve bu genlerin farklı zamanlarda farklı yerlerde ifade edilme şekillerinin hassas ayarını mümkün kılar ve tüm bunlar, insanlarda nispeten az sayıda özgün gene rağmen olağanüstü bir komplekslik bulunmasına yol açar.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Yunuslar her nefes alışlarında ciğerlerinin %80-90'ını havayla doldururlar. Oysa çoğu insan için bu oran ancak %15'i bulur.
Yunuslar için nefes almak insanlarda veya diğer kara memelilerinde olduğu gibi bir refleks değildir, iradeli bir harekettir.Yani biz nasıl yürümeye karar veriyorsak, yunuslar da nefes almaya karar verir. Bu, hayvanın suda uyurken boğularak ölmemesi için alınmış bir tedbirdir.
Yunus, uykusu sırasında beyninin sağ ve sol yarım kürelerini yaklaşık on beş dakika arayla nöbetleşe kullanır. Bir yarım küre uyurken, diğer yarım küre yüzeye çıkmasını sağlayarak hayvanın nefes almasını kontrol eder.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
"O, Allah’tır, Kendisi’nden başka İlah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O’nundur. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz."(Kasas Suresi, 70)
Son dönemde bilim ve felsefe alanında yaşanan gelişmeler, ateizmin önlenemez çöküşünün sebeplerindendir. Kuşkusuz ateist dünya görüşünün sarsılması, yerine başka bir dünya görüşünün egemen olması anlamına gelecektir ki, bu Kuran ahlakıdır.
Dünya Tarihinde Bir Dönüm Noktası Ateizmin Çöküşü
Kozmoloji: Sonsuz Evren Kavramının Çöküşü ve Yaratılış Gerçeğinin Anlaşılması
Friedrich Nietzsche gibi 19. yüzyıl felsefecileri ateizmin toplumda yaygınlaşması için büyük çaba sarf ettiler. 21. yüzyıla gelindiğinde ise bilimin her dalında ateist dünya görüşünün verdiği zararlar ortaya çıktı. 20. yüzyıl biliminin ateizme vurduğu ilk büyük darbe, kozmoloji alanında oldu. Sonsuzdan beri var olan evren inancı yıkıldı ve evrenin bir başlangıcı olduğu, bir başka ifadeyle yoktan yaratıldığı bilimsel delillerle ortaya çıktı.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Heyecanlandığınızda veya korktuğunuzda daha güçlü, daha çevik ve daha dikkatli olmanızı sağlayan adrenalin hormonu, bedeninize hangi emirleri verir?
Çok güçlü bir etkisi olan bu hormondan, tehlike anında bedeninizde ne kadar salgılanır?
Adrenalin molekülleri kalbe, beyne ve kaslara giden damarları açarken, karaciğere ve deriye giden damarları neden daraltır?
Bir tehlike ile karşılaşıldığı, insanın kendisini savunması veya bir an önce bir yerden kaçması gerektiği durumlarda insan bedeninin daha güçlü ve daha dayanıklı olması, normal şartlardan daha yüksek performans göstermesi gerekir. Bunlar gibi olağandışı durumlarda vücutta gerekli düzenlemenin yapılabilmesi için öncelikli olarak kalbin daha hızlı atması ve daha çok kan pompalaması gereklidir. Nitekim insan vücudu bu tip durumlar için en kusursuz şekilde yaratılmış ve vücudumuzun içine tehlike anında harekete geçen muazzam bir hormon yerleştirilmiştir. Adrenalin isimli bu hormon, herhangi bir olağandışı durum karşısında, böbreküstü bezlerinin iç bölgesinde bulunan laboratuvarda üretilir ve vücudun çeşitli bölgelerine dağılarak vücudun tehlike durumuna uygun tepkiler vermesini sağlar.
|
 |
|
|
|
|
 |
|