|
 |

 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
1 Temmuz 2009 tarihinde Birmingham Post gazetesi, yakın zamanda gerçekleştirilen bir anket sonucuna sayfalarında yer verdi. Bu sonuca göre, İngiltere’nin başkenti Londra’da Yaratılış’a inananların sayısının oldukça artmış olduğu görülüyordu. Evrime karşı oy veren bu kişiler, tüm canlılığı Allah’ın şu anki görünümü ile yoktan var ettiğine inanıyorlardı.
Bu sonuç, kendi ülkesinde ve tüm dünyada ateizmi ve Darwinizm’i yaymaya çalışan ve bu amaçla oldukça kapsamlı bir faaliyet yürüten Richard Dawkins’i şoka uğratmış olmalı! Dawkins için belki de ikinci önemli şok, evrim sahtekarlığının sahibi Darwin’in ülkesinde, hatta onun kendi memleketi olan Londra’da evrimin bu derece güçlü şekilde reddedilmesidir. İngiltere halkı, kendi ülkelerinde evrim adına söylenen yalanların farkına varmış olacak ki, gitgide büyük güruhlar halinde bu aldatmacadan kurtulmaya başlamışlardır.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Gün içinde gıdalardan alınan şeker fazlasının vücutta depolanması gerekir. Bu işlem insan yaratıldığı ilk andan itbaren vücuttaki son derece kompleks ve teknoloji harikası olan proteinlerin birleşmesi ile gerçekleşir. Hayatımız boyunca ihtiyacımız olan tüm enerjiye proteinlerin bu birleşme işlemi sayesinde kavuşuruz. Proteinlerin yapısında veya işleyişindeki en ufak bir bozukluk sonucunda ise vücut ihtiyacı olan enerjiyi karşılayamaz ve şeker hastalığı kaçınılmaz olur.
İnsan vücudu 100 trilyon hücrenin bir araya gelmesinden oluşan bir hücreler topluluğudur ve hücrelerin yapı taşı proteinlerdir. Proteinler, "amino asit" adı verilen daha küçük moleküllerin belli sayılarda ve çeşitlerde özel bir sırayla dizilmelerinden oluşan "dev" moleküllerdir. Canlıların hücrelerini yüksek teknoloji ile donatılmış birer fabrika olarak kabul edersek, proteinler de bu fabrikanın makineleri, duvarları, tavanı, merdivenleri, kapıları ve hatta vidalarıdır. Kısacası proteinler, hücrelerin hem inşaat malzemesini hem de çok kompleks makinelerini oluştururlar. Ancak bu malzeme ve makinelerin işler duruma gelebilmesi için birtakım işlemlerden geçerek birleşmeleri gerekir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Dünya üzerinde bazı insanlar, yaratılış amaçlarını düşünmeden, nefislerinin arzularıyla oyalanıp boş ve yararsız işlerle uğraşarak şuursuzca yaşamlarını sürdürürler. "Gününü gün etme" mantığıyla, sadece dünyadaki nimetlerin en iyisine ve en fazlasına sahip olmayı hedeflerler. Gaflet içindeki kişiler için önemli olan, "Dünyaya bir daha mı geleceğiz" düşüncesiyle bu zamanı en iyi şekilde değerlendirmektir. Bu yüzden de yalnızca kendilerini düşünür, sözde eğlence adı altında kendilerine ve çevrelerine zarar veren davranışlar sergiler ve boş işlerle vakit kaybetmekte hiçbir mahsur görmezler. Oysa her insanın dünyadaki hayatı bir gün mutlaka sona erecektir. Belki bir gün sonra, belki bir saat sonra, belki bir dakika, belki de şimdi...
Gaflet hali, kişinin, Allah'ın ve ahiretin varlığından habersiz olması ya da haberi olduğu halde bu bilginin gerektirdiği bilinç ve sorumluluğu, davranış şeklini göstermeyerek, kayıtsız ve umursuz bir tutum içinde bulunmasıdır. Gaflet hali kimi zaman iman eden bir kimse için kısa süreli, geçici bir unutkanlık ya da dalgınlık şeklinde olabildiği gibi kimi zaman da (Allah'ı tenzih ederiz) Allah'a iman etmeyen ya da O'na ortak koşanlarda olduğu gibi tüm yaşamlarını ve yaşamlarının her ayrıntısını kaplayacak derecede derin olabilir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Dünya tarihi incelendiğinde, insanlığın hiçbir dönemde son yıllardakine benzer büyük gelişmeler yaşamadığı görülmektedir. Özellikle teknoloji alanında 20. yüzyıl boyunca kaydedilen gelişmeler geçmiş dönemlerde yaşanmamıştır. Bundan yalnızca 100 yıl önce bir insana dünyanın bugünkü durumu gösterilmiş olsa kuşkusuz oldukça şaşırırdı. Hatta 100 yıl önce değil, bundan 15-20 yıl önce bir insana internet teknolojisinden bahsedilse, bunu son derece uzak, belki 100 yıl sonra ancak ulaşılabilecek bir gelişme olarak değerlendirirdi. Son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmelerin en önemli yönü ise bu gelişmelerin günümüzden 1400 yıl önce Peygamber Efendimiz (sav) tarafından ahir zaman alameti olarak bildirilmiş olmasıdır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirdiği diğer alametler gibi teknolojik alametler de bugün aynı şekilde gerçekleşmekte ve tüm Müslümanlara önemli bir dönemi müjdelemektedir. Görülen odur ki, yaklaşmakta olan Altınçağ her türlü teknolojinin en üst seviyede yaşandığı, insanların önüne binlerce nimetin sunulduğu, son derece ihtişamlı bir dönem olacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), gerek kendi yaşadığı dönemle gerekse İslam aleminin geleceğiyle ilgili birçok haber vermiş ve Rabbimiz'in bir mucizesi olarak bu haberlerin hepsi doğru çıkmıştır. Hz. Muhammed (sav)'in İslam aleminin geleceğiyle ilgili verdiği haberlerin büyük bir kısmı, ahir zamanla ilgili olayları kapsar. Ahir zamanda depremlerin artacağı, kuraklık yaşanacağı, gökyüzünde olağanüstü olayların görüleceği, büyük savaşlar olacağı, kargaşa ve anarşinin artacağı, güvenliğin azalacağı, ihtilaller olacağı Peygamberimiz (sav)'in verdiği ve içinde yaşadığımız dönemde gerçekleştiğine şahit olduğumuz haberlerdir. Peygamberimiz (sav), ahir zamanda Müslümanların ve iman edenlerin çeşitli sıkıntılar yaşayacağını, bu sıkıntılı dönemin ardından Hz. İsa (a.s.)'nin yeniden yeryüzüne dönüşü ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur edişiyle birlikte tüm müminleri aydınlık bir dönemin beklediğini de müjdelemiştir. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişi öncesindeki alametleri çok detaylı açıklayan Peygamberimiz (sav), bu mübarek zatların zuhuruyla birlikte yaşanacak güzellikleri de kapsamlı olarak tarif etmiştir. Hadislerde Deccal'in çıkış alametleri ve bu dönemde meydana gelecek gelişmeler hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bu hadislerin günümüze işaret etmesi muhtemel olanlarından bazıları şöyledir:
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Gündüz aşırı sıcak, gece ise dondurucu bir soğuk… Aylar boyu süren kuraklık ve son derece sınırlı beslenme imkanları... Çöl denilince akla çoğu zaman hiçbir canlının kolay kolay yaşayamayacağı bir ortam gelir. Gerçekten de çölde yaşayan canlıların sayısı oldukça azdır. Ancak bu kurak ortam daha yakından incelendiğinde, tüm bu zor koşullara rağmen özel sistemleri ve farklı çeşitleriyle yaşamını sürdüren pek çok canlı olduğu keşfedilmiştir.
- Çölde yaşayan canlılar, besinsiz ortamlarla ve iklim koşullarından kaynaklanan zorluklarla karşılaştıklarında hangi taktiklere başvururlar?
- Darkling böcekleri çölde susuzluk ihtiyaçlarını nasıl giderir?
- Devekuşlarının gözleri, çöl ortamında meydana gelen kum fırtınalarından nasıl korunur?
- Addax antilopları neden yalnızca gece yemek yer?
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Savundukları teoriden utanç içinde olan Darwinistler, şimdi “maymundan geldik” iddiasını örtbas etmeye çalışıyorlar. Darwin’i de korumaya alarak, “aslında Darwin de maymundan geldik dememişti, ortak bir atadan bahsetmişti” diye ortaya çıktılar. Darwinist yayınlar, birdenbire bu aldatmacaya sahip çıktı ve “maymunlar atamız değil, kuzenlerimizmiş” gibi saçmalıkları manşetten vermeye başladılar. Darwinistler, mantık dışı iddiaları nedeniyle artık daha fazla küçük düşmemek için yepyeni şeyler uyduruyorlardı, fakat uydurdukları şeyler onları daha fazla küçük düşürdü.
Buradan söz konusu iddiayı sahiplenen Darwinistlere sesleniyoruz:
“İnsanın (hayali) atası maymun değil, ortak bir ataydı” diyerek kendinizi küçük düşürüyorsunuz. Tarif ettiğiniz şey, sonuçta maymuna benzeyen garip bir varlık değil mi? Ve bu canlı, sizin iddianıza göre, maymuna benziyor mu, benzemiyor mu? Anlaşıldığı kadarıyla benziyor. Şu durumda, buna maymun veya başka bir şey denmesi ne fark edecek? İnsana benzeyen vahşi bir hayvan değil mi kastettiğiniz. Eğer içiniz rahatlayacaksa buna “taymun” diyelim. Bunun adı “taymun” olduğunda bu saçma iddianız kurtulacak mı?
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
- Kanarya bitkisi, ekvator ikliminde gündüz yaşanan kavurucu sıcağa ve gece yaşanan şiddetli soğuğa nasıl dayanır?
- Soğuktan korunmak için bir çeşit antifriz maddesi kullanan bu bitki, neden kuru yapraklarını dökmez?
- Yetiştiği topraklarda su, ısı ve mineraller yeterli olmadığı halde kanarya bitkisi kuru yapraklarını nasıl besine dönüştürür?
Ekvator bölgesinde binlerce metre yükseklikteki Kenya dağı yıllardır, oldukça büyük ve gösterişli bir görünüme sahip olan kanarya bitkilerine (senecio vulgaris) ev sahipliği yapmaktadır. Geceleri dondurucu rüzgarların hakim olduğu ve toprağın üzerinde ince bir buz tabakasının görüldüğü bölgede, Kenya dağının etekleri bu kanarya bitkileriyle kaplıdır.
Gündüzleri kavurucu bir sıcağın, geceleri ise şiddetli bir soğuğun hakim olduğu ekvator iklimi nedeniyle, bu bölgede yaşam pek çok bitki için söz konusu değildir. Bu nedenle geceleri üzerlerini büyük bir hızla kaplayan kırağıya rağmen canlılığını devam ettiren kanarya bitkileri, bilim adamları için uzun süre önemli bir araştırma konusu olmuştur.
|
 |
|
|
|
|
 |
|