|
 |

 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Ergenekon yapılanmasıyla ilgili bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma olan bu kitap, örgütün iç yüzünü ortaya koyuyor. İki cilt olarak hazırlanan eser yakında tüm kitapçılarda...
Birinci ciltten konu başlıkları:
- Masonluk, şamanist ve marksist bir örgütlenme olan Ergenekon'u nasıl kurdu? Bu derin çete nerelerde kullanıldı?
- Ergenekon'un gerçek kimliği nedir? Perde arkasındaki asıl yöneticileri hakkında kilit bilgiler.
- Ergenekon yapılanması içinde yer alan paravan isimler ve örgütün tepesindeki gerçek yöneticiler.
- Ergenekon'un komplolar, şantajlar ve tehditlerle dolu kirli tarihinden çarpıcı notlar.
- Masonların "kılıncımız" dediği Ergenekon ile masonluk arasında hiyerarşi nasıl işlemektedir?
- İtalyan P2 Mason Locası Skandalı ve Ergenekon arasındaki benzerlikler nelerdir?
- Ergenekon'un kökleri nereye dayanıyor?
- Türk bürokrasisinde mason yapılanması.
- Türk mason localarında yapılan şaman ayinlerine ait fotoğraflar.
- Masonların, ülkemizi Batı ve Doğu Komünist Türkiye olarak ikiye bölme planında Ergenekon ve onun uzantısı PKK'nın rolü.
- Masonluğun, Türk İslam Birliği'ni savunan Atatürkçü, milliyetçi, mukaddesatçı gençliği sindirme ve intikam planları, komploların, oyunların perde arkası.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Basında Çıkan 68 Milyon Yıllık Dinozor Konusudaki Haberler Geçersizdir
Evrimcilerin son sahte delili "kuşların atası" olarak tanıtılan Tyrannosaurus isimli bir dinozor fosilidir. 2003'te ABD'de bulunan bu fosil "dinozorlarla kuşlar arasında evrimsel bir bağ olduğu" iddiasıyla kamuoyuna duyurulmuştur. Oysa, bu dinozor fosili 68 milyon yıllıktır. Üstte resmi görülen Conficusiornis isimli kuş ise 120 milyon yıllıktır. Bu durum, sözkonusu dinozordan milyonlarca yıl önce yeryüzünde kuşların yaşadığının ispatıdır. Dolayısıyla kuşların dinozorlardan evrimleşmesi sözkonusu değildir. Bu, evrimcilerin yüzlerce yalanından biridir.
-----------------
Bu ilan
29 Nisan 2008 Vakit ve Türkiye
30 Nisan 2008 Vakit ve Önce Vatan
1 Mayıs 2008 Vakit gazetelerinde yayınlanmıştır.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Ntvmsnbc.com sitesinde 26 Nisan 2008 günü “Kuşların atası Tyrannosaurus” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, Harvard Üniversitesi’nden Chris Organ ve ekibince, 2003’te ABD’nin Montana eyaletinin doğusundaki Hell Creek bölgesinde yapılan kazılarda bulunan, 68 milyon yıllık Tyrannosaurus’un kemik dokusundan elde edilen proteinler üzerinde yapılan bir çalışma konu ediliyordu. Sözkonusu proteinleri 21 modern kuş türününkiyle kıyaslayan araştırmacılar, elde ettikleri moleküler verileri evrim teorisinin dogmalarına göre yorumluyor, bu dinozor türünün tavuk ve devekuşu ile doğrudan akrabalığı olduğunu öne sürüyorlardı.
Araştırmacılar sözkonusu çalışmada elde ettikleri moleküler verileri (proteinlerin karşılaştırmalı yapılarını) evrim teorisinin varsayımları doğrultusunda ve kuşların dinozorlardan evrimleştiği dogması çerçevesinde yorumlamışlardır. Kuşlarla dinozorlar arasında sözde evrimsel bir bağlantıyı en baştan benimsemiş oldukları için, proteinler arasındaki benzerlikleri de hayali evrim sürecinin bir ürünü olarak yorumlamaktadırlar. Darwinist çizgide yayın yapan Ntvmsnbc.com sitesi de bu çalışmayı, “etobur dinozor Tyrannosaurus’un bugünkü kuşların atası olduğu kesinleşti” şeklinde iddialı ve gözboyayıcı yorumlarla topluma aktarmakta, evrim propagandası yapmaktadır.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
- Darwinizm artık tükenmiştir. Darwinistler ve materyalistler, kamuoyu önünde küçük düşmüşlerdir. Artık anlamsız gurur ve inattan vazgeçmeli, 150 yıllık büyünün etkisinden kurtulmalıdırlar. Canlılık tesadüfen var olmamış, canlılar birbirlerinden türememişlerdir. Evreni ve içindeki canlı cansız her varlığı Yüce Allah yaratmıştır.
- Evrim teorisini ayakta tutmak için yalan üstüne yalan uyduran, sürekli sahte deliller gündeme getiren evrimciler sürekli olarak kamuoyu önünde rezil olmaktadırlar. Evrimcilerin son sahte delili “kuşların atası” olarak tanıtılan Tyrannosaurus isimli bir dinozor fosilidir. 2003’te ABD’nin Montana eyaletinde bulunan bu fosilden elde edilen proteinler üzerinde yapılan bir çalışmanın sonuçları kamuoyuna yine sansasyonel şekilde duyurulmuştur. Evrimciler, bu fosilden aldıkları proteinleri 21 modern kuş türününkilerle kıyaslamışlar ve bu canlının, tavuk ve devekuşu ile doğrudan akrabalığı olduğu sonucuna vardıkları yalanını ortaya atmışlardır.
- Oysa kuşların dinozorlardan evrimleştiği iddiası önde gelen kuşbilimclerin (ornitolog) net kanıtlar ortaya koyarak cephe aldıkları bir uydurmadan ibarettir. Kaldı ki canlılar arasındaki benzerlikler evrim teorisinin ispatı yolunda hiçbir anlam ifade etmemektedir. Canlılar arasında moleküler benzerliklerin olması elbette son derece doğaldır; çünkü aynı moleküllerden oluşmakta, aynı suyu ve atmosferi kullanmakta, aynı moleküllerden oluşan besinleri tüketmektedirler. Metabolizmaları ve dolayısıyla genetik yapılarının birbirine benzemesi de çok normaldir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Sevgisizliğin yaşandığı toplumlarda göz göze gelmekten ve birbirlerine selam vermekten kaçınan, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla hareket ettikleri için ihtiyaç içinde olana asla yardım etmeyen, kendi ihtiyaçlarını ve çıkarlarını daima ön planda tutan; bencil, hoş sohbetten uzak, donuk, robotlaşmış ve sevgiden olduğu gibi saygıdan da yoksun nesiller yetişir. İçinde bulunduğumuz ahir zamanda hızla artan dejenerasyonun asıl kaynağı da toplumlarda yaşanan bu sevgi eksikliğidir.
Evrendeki tüm güzellikleri yaratan, güzelliğin ve mükemmelliğin esas sahibi olan Allah'tır. İnsana zevk veren her detay, Allah'ın üstün güzelliğinin, yarattığı varlıklardaki tecellisidir. Ruhun bu güzelliklerden heyecan duymasını ve sürekli güzel olanı aramasını sağlayan ise, Rabbimiz'in insanı yaratırken onun ruhuna ilham ettiği sevgi duyarlılığıdır. Diğer insanlardaki takdir edilecek mümin özelliklerini fark etmek ve bunlara daha güzeliyle karşılık vermek gibi, insanı diğer canlılardan ayıran pek çok üstün ahlaki özellik, sevmeye ve sevilmeye olan bu duyarlılıkla şekillenir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Yeryüzünde kesintisiz olarak devam eden çok fazla sayıda iklim olayı vardır. Yağmurun mutlaka belli miktarlarda yeryüzüne düşmesi, rüzgarın mutlaka esmesi ve güneş ışınlarının çeşitli açılardan yeryüzüne mutlaka ulaşması gerekmektedir. Yüce Allah, bu çeşitliliği, yeryüzünde yaşamın var olması için birer sebep kılmıştır. Bizim farkında olarak veya olmadan içinde yaşadığımız tüm dengeler, varlığımızı sürdürebilmemiz için şarttırlar.
Okyanus ve denizler, sürekli olarak hareket halindedirler. Çoğu zaman bu suların neden yer değiştirdikleri üzerinde pek fazla durulmaz. Oysa okyanus akıntıları, yeryüzünde yaşamın varlığı için çok çeşitli açılardan önemli bir gerekliliktir. Alçak ve yüksek enlemlerde genellikle doğu veya batı yönlü olan bu akıntılar, bulundukları enlemin sıcaklığına uygun olarak sıcak ve soğuk su akıntıları biçiminde gerçekleşirler.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
İlk yaralanma anında acı hissini azaltan;
Acil durumlarda yağ ve proteinleri şekere dönüştürerek, beyin ve kalbin beslenmesine öncelik veren;
Doğduğunuz günden beri aralıksız olarak çalışarak damarların kasılıp büzülmelerini düzenleyen kortizol hormonu; insane vücudundaki birbirinden farklı birçok acil duruma aynı anda ve tam gerektiği gibi müdahale ederek Yaratılış Gerçeğini gözler önüne sermektedir.
Kortizol hormonu; ağrı, kaza, acı, yaralanma, enfeksiyon, aşırı sıcak, aşırı soğuk, alerji, iltihap, oksijensiz kalmak, açlık, ateş yükselten faktörler gibi durumlara karşı insan bedeni içinde birçok farklı cephede insan için yoğun bir çaba gösterir.
Kortizol hormonunun görevleri incelenirken unutulmaması gereken, bu hormonun tümüyle Allah’ın kontrolünde hareket ettiğidir. Çünkü bu hormon şuursuz hücreler tarafından üretilir ve üretimi yapan hücreler bu hormonun nerede kullanılacağını asla bilemezler. Üstelik bu hücreler, kortizolun savaştığı cephelerden hiçbir zaman şuurlu olarak haberdar olamazlar.
Şimdi böbrek üstü bezleri tarafından üretilen bu "kortizol" mucizesinin insan vücudundaki görevlerini kısa kısa inceleyelim ve Yüce Allah'ın benzersiz ilminin ve sanatının insan vücudunun detaylarında nasıl tecelli ettiğini bir kez daha görelim.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Evrim ve materyalizm gibi hurafelere inanmak ve bunları bilime rağmen savunmaya çalışmak, yaklaşık 150 yıldır bilim dünyasının önündeki en büyük engeldir. İnsanlık tarihi için de büyük bir zaman, emek ve para kaybı olan bu durumun önüne geçilmesi, ancak bilimin materyalizm tuzağından kurtarılarak doğru yönlendirilmesi ile mümkün olacaktır.
Bilim, evreni ve varlıkları incelemenin, Allah'ın yaratış sanatındaki ihtişamı keşfetmenin ve bu gerçeği insanlığa açıklamanın en hikmetli araçlarından biridir. Bu nedenle bilimsel araştırmaların Rabbimiz’in Kuran'da bildirdiği gerçekler doğrultusunda yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü;
- Kuran, bilimi teşvik eder.
- Kuran’da bildirilen gerçeklere göre yönlendirilen bilimsel araştırmalar çok hızlı ve kesin sonuçlar getirir.
- En önemlisi de evrenin ve canlılığın nasıl var olduğu sorusuna en doğru ve en kesin cevabı veren tek kaynak Kuran’dır.
|
 |
|
|
|
|
 |
|