|
 |

 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Rabbimiz'e samimi bir kalple iman eden müminler "Allah (cc)'a derin bir saygı göstererek" iman ederler. Bu, Allah (cc)'ın yüceliğini ve gücünü kavramak ve bundan dolayı da O'na karşı derin bir sevgi, içli bir saygı ve haşyet dolu bir korku duymaktır. Rabbimiz'e böyle derin bir saygı ve korku ile bağlanan kimseler, Allah (cc)'ın rızasını kazanmayı hiçbir dünyevi çıkar ya da menfaate değişmezler. Dünya üzerindeki küçük büyük hiçbir menfaatin Allah (cc)'ın rızasını kazanmaktan ve O'nun emirlerini yerine getirmekten daha önemli olmadığını bilirler. Kuran'ın "... Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar..." (Al-i İmran Suresi, 199) ayetiyle salih müminlerin bu özelliği haber verilmektedir.
Allah (cc)’a böyle güçlü bir iman ile iman eden kimseler, hangi şart altında olurlarsa olsunlar, konu Allah (cc)'ın emir ve yasakları olduğunda, Kuran ayetlerinin gereklerini yerine getirmede hiçbir şekilde taviz vermezler. Çünkü kişinin kalbindeki bu saygı dolu korku ve derin bağlılık, Allah (cc)'ın beğenmeyeceği bir tavrın gösterilmesini kesin olarak engeller.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Gel-git bölgelerinde yaşayan balıkların çoğu, sığ ve çok akıntılı sulara dayanıklı bir yapıya sahiptir. Sular çekilirken akıntıya kapılmaktan korunmaları için küçük deliklere saklanmaları gerekmektedir. İnce yapıları ve 20 cm’den kısa boyları sayesinde bunu rahatlıkla gerçekleştirebilmektedirler.
Bu bölgedeki balıkların yüzgeçleri de yaşadıkları koşullara en uygun yapıya sahiptir. Göğüs yüzgeçleri sayesinde kayalara tutunabilirler. Derileri de sürekli bir akıntıya dahi dayanabilecek bir şekilde yaratılmıştır. Bazı türlerinde çok az pul bulunurken bazılarında ise hiç yoktur. Bunun yerine birçok balık türü, vücutlarını kayganlaştıran mukus benzeri bir sıvı salgılayarak akıntı sırasında oluşabilecek sürtünmeyi azaltmaktadır.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Günümüzde insanlar, özellikle de gençler birçok insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır ve konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına özenmekte, onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu insanlar arasında güzel ahlak taşımayan kişiler olduğu için, onları taklit eden gençlerde de aynı tavırlar görülmektedir. Örneğin bu gençlerin bazıları insanları kolayca öldürdüğü halde film gereği iyi adam rolündeki karakterleri örnek almakta, kimileri de kendilerine yabancı bir kültürün olumsuz yönlerini bütünüyle taklit etmeye çalışmaktadır.
Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak 'erkek adam dediğin...' diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima "üstün" olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır. Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman "haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan" Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
İman eden bir insan Allah'ın Kuran ile insanlara bildirdiği gerçeklere gönülden inanmış, tüm hayatını bu gerçekler doğrultusunda yaşamaya karar vermiş demektir. Allah'tan başka bir güç olmadığına, kaderin, hesap gününün, cennetin ve cehennemin hak olduğuna, dünya hayatının bir imtihan yeri olduğuna ve her insanın Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşamakla sorumlu olduğuna kesin kanaat getirmiştir. Bu imanı sonucunda bir insan, tüm hayatı boyunca artık Kuran ile bildirilen tüm bu gerçeklerin şuurunda olarak bir yaşam sürer. Her anını bu bilgiler ışığında, Allah'ın en razı olacağı ahlakı göstererek geçirir.
Ancak yine de insanın, ‘nasıl olsa ben tüm bu gerçekleri biliyorum, tüm bunlara gönülden inanıyorum’ diyerek, bu konular üzerinde derinlemesine düşünmeyi bir kenara bırakmaması gerekir. İnsanın sabah uykudan uyandığı andan itibaren, gün boyunca hemen her saat, her dakika aklından tüm imanı gerçekleri tekrar tekrar geçirmesi ona çok daha üstün bir ahlak mükemmelliği kazandırır.
Allah'a olan sevgisini, Allah korkusunu, herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu bilmesinden kaynaklanan tevekkülünü, kendisinin ise Allah'ın yarattığı ve O’nun hakimiyeti altında hareket eden aciz ve muhtaç bir varlık ve yalnızca Allah'ın yarattığı bir görüntüden ibaret olduğunu hemen her dakika yeniden düşünmelidir.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Yüzünde Ben Olması
Mehdi gür sakallı, ön dişleri parlak, yüzü benli, açık alınlıdır. (Mer'iy b. Yusuf b. Ebu Bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar")
Yüzünde bir ben bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf.41)
Genel Görünümü
Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 36-29)
Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 24)
Mehdi sanki Beni İsrail'den bir şahısdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 23-30)
O … heybetli bir şahısdır. (İkdüd dürer)
Hz. Mehdi'nin bedeni İsraili'dir. Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir. (önde gelenlerindendir). (İbn Hacer El Mekki)
(Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir insana benzemektedir. (Ukayli "En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal")
Sanki o, İsrailoğullarından bir insan gibidir. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si "Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Müslümanın günlük hayatında çeşitli zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşması hem imtihanıdır, hem de ahirette kavuşmayı umduğu cennet yurduyla kıyas yapacağı bir mutluluk vesilesidir.
Zorluklarla kolaylıkların, konforun, rahatlığın kıyaslanmasından oluşacak yüksek bir zevk kaynağıdır. Dünyada müminlerin o insana karşı saygı ve sevgilerini artıran, kendilerine örnek almalarını sağlayan, Allah'ın izniyle yakinlerine olumlu etki yapan, kısacası faydaları ve güzellikleri çok fazla olan Rahmani bir nimettir.
Bazen küçük gibi görünen bir konuyu kişinin, şeytanın vesvesesiyle, kader dışında, Allah'ın rahmeti, bilgisi, dışında olduğunu zannetmesi veya unutması bir hastalıktır. Müminin bu hastalığı dikkatle, itinayla tedavi etmesi ve bu illete yakalanmaktan kaçınması lazımdır.
Mesela çok izlemek istediği bir televizyon programını kaçırmak veya yiyecek bir şeyi ısmarlamayı unutmak gibi olayların hepsinde hayır ve hikmet vardır. Bazen insan bunu detaylarıyla görür, bazen de göremez veya çok azını görür. Örneğin bir televizyon programını kaçırır, fakat bu zaman süresince hayırlı bir hizmet, hayırlı bir tefekkür için vakit kazanmış olur. O tefekkürle belki ömür boyu güzel hizmetinin gücünü artıracak bir bilgiye ulaşır. Veya bu süre içinde Allah'ı zikreder ve televizyondan alacağı sevaptan çok daha fazlasına kavuşur.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Hürriyet gazetesinin 10 Mayıs 2008 tarihli sayısında, "Yeryüzünün En Tuhaf Hayvanı" isimli bir haber yayınlandı. Haberde; memeli, kuş ve sürüngenlerin bazı özelliklerini mozaik olarak bünyesinde bulunduran 'platypus' canlısının DNA diziliminin bilimadamlarınca deşifre edildiği bildiriliyor.
"platypus'un gen analizinin, aralarında insanların da bulundugu memelilerin milyonlarca yıl önce nasıl hayali bir sekilde evrim geçirdiğinin açıklanmasına yardımcı olmasının umulduğu" ifade ediliyordu.
Ancak sözkonusu canlının genomundan yola çıkılarak memelilerin sözde evrimine dair ortaya konan bu iddianin herhangi objektif dayanağı bulunmamaktadır. Canlıların kökenini en baştan dogmatik olarak evrim seklinde kabul eden bilimadamları, platypus'un memelilerle evrimsel bir tarihi
paylaştığını varsaymakta, genomlarındaki yapısal ve dizilimsel özellikleri de bu doğrultuda yorumlamaktadırlar. Gerçekte platypus, memelilerin evrimi senaryosu için hiçbir bilimsel kanıt sağlamamakta, tam tersine evrim teorisi için büyük bir açmaz olusturmaktadır.
|
 |
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
İnkarcıların iman edenlerin aleyhinde komplolar kurdukları Kuran'da bildirilen bir gerçektir. Allah Kuran'da inkarcıların komplocu karakterlerine dikkat çekmiştir. Pek çok ayette insanları Allah'tan ve din ahlakından uzaklaştırmak için tuzaklar kurup planlar yaptıkları haber verilmiştir. Yüce Allah, Enam Suresi'nin 123. ayetinde şöyle buyurmuştur:
"Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli-düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar." (Enam Suresi, 123)
Allah Kuran'da, "Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz." (Müminun Suresi, 67) ayetiyle inkarcıların geceleri yaptıkları gizli toplantılara dikkat çekmiş ve bu toplantılarda iman edenler aleyhine çeşitli komplolar planlandığını, tuzaklar kurulduğunu bildirmiştir. Gizli toplantıların çoğunda hayır olmadığı ve bu toplantılarda genellikle huzuru ve düzeni bozacak ve insanlara zarar verecek girişimlerin konuşulduğu Allah'ın bildirdiği bir başka gerçektir. (Nisa Suresi, 114; Mücadele Suresi, 9-10) İnkarcıların gizli gece toplantılarını tercih etmelerinin nedenlerinden birisi ise, gecenin karanlığının yaptıklarını örtüp gizleyeceğini düşünmeleri, böylece deşifre olma ihtimallerinin daha az olduğuna inanmalarıdır. Oysa bu toplantıları yapanlar gecenin en karanlık saatini de seçseler, hiç kimsenin bilmediği en ücra ve gizli mekanlarda da buluşsalar, Allah onların yaptıkları planı en ince ayrıntısına kadar bilendir. Ve onlar insanların aleyhine bir tuzak kurarlarken, Allah da onların tuzaklarını altüst edecek kusursuz bir plan kurmaktadır. Allah bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
|
 |
|
|
|
|
 |
|