Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7829 tanesi Türkçe, toplam 9230 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
SUNUCU: Merhaba, kamuoyunun Adnan Hoca olarak bildiği Adnan Oktar’la birlikteyiz. Adnan Bey, merhaba.
ADNAN OKTAR: Merhabalar, hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Adnan Bey, ilk olarak size sormak istediğim kendinizden bahsetmenizi istiyoruz ama ondan önce de Türkiye gündemini, Türkiye kamuoyunu gündemini oluşturan Ak Parti’nin kapatılma süreci, Ergenekon olayını nasıl değerlendirdiğiniz ve son olarak yaşadığımız Amerika başkonsolosluğuna düzenlenen saldırı ile ilgili bize bilgi verebilir misiniz? Ya da düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Tabii. İnşaAllah. Bir kere özgürlük çok güzel bir şey. Demokrasi çok güzel bir şey. Türkiye’de fikir özgürlüğü olsun. Bu insanları ruhen de bedenen de çok güçlendirir, ekonomiyi de güçlendirir. İnsanların hürriyet duygusu, insanlarda mutluluk, neşe meydana getirir. İnsanların yüzündeki o asıklık, donukluk hürriyetin sınırlanmasından olur. Her türlü parti olsun. Komünist partide olsun, AKP de olsun, MHP de olsun, başka partiler de olsun. Parti kapatmayla bir yere gidilmesin. Fakat şöyle olması güzel olur, terör amaçlıysa bir parti, bölücüyse, Türk devletini yıkmayı amaçlıyorsa ve bu yönde şiddet kullanma eğilimindeyse, şiddet amacı varsa e tabii ki. Ama fikir bazında isteyen istediğini düşünsün. İsterse masonlarda bir parti kursunlar. Masonluğu alenen savunabilirler. Komünistler komünist parti kurar, alenen komünistliği savunabilirler. Bu bir fikir zenginliğidir. Bunda bir şey yok. Ama yarın bir gün bir komünist ortaya çıkar “ben şiddet uygulamaya kalkacağım, devleti şiddet kullanarak yıkacağım” diyorsa bu olmaz. O yüzden partileri kapatarak değil, kontrol ederek, şiddet unsuru taşıyıp taşımadığına bakarak hareket edilmesi taraftarıyım. Ona göre bir tedbir alınması taraftarıyım. Ergenekon yapılanması, o çok şahane oldu. Çünkü Türkiye’yi gerçekten ikiye böleceklerdi. Biz bunu aylardan beri, yıllardan beri söylüyoruz. Bak, komünist derin devlet var, oyun oynuyorlar, büyük bir tehlike var. Hatta on yıl öncesinden ben söyledim.
Ergenekon yapılanması, kitabımda da yazdım. Çok büyük bir tehlike. Çünkü Türkiye’yi ikiye bölmek istiyorlar. Doğu Komünist Türkiye, Batı Komünist Türkiye. Doğu Komünist Türkiye’nin başkenti Diyarbakır olarak düşünüyorlar, Batı Komünist Türkiye’nin de İstanbul veya İzmir olarak düşünüyorlar. Yani Türkiye bölündükten sonra bu millet mahvolur Allah esirgesin. Bunun önü sonu gelmez. Buna zaten asla müsaade etmeyiz. Asla ve kesinlikle. Bu boş ham hayal. Tabii içlerine milliyetçilerde karıştı, onları tenzih ederim. Yani onlara benim bir sözüm olmaz yani, yanlış bir yöne girmişlerdir, yanlış bir yola yönelik hareketler yapmışlardır. Pişman olmuşlardır, inşaAllah düzelir. Fakat komünizm genellikle şiddet kullanır, şiddet olmadan komünizmin hakimiyeti mevzu bahis olmaz. Onun için Ergenekon örgütünün yapılanmasında da şiddeti görüyoruz. Şiddet kullanarak azınlığın çoğunluğa tahakkümü iddiası var. Komünistler böyle olmuştur, geçmişte de böyle olmuştur. Yüzde beşle, yüzde dörtle komünistler devlete el koyar, ama şiddet kullanır ve halkı sindirirler. Buna karşı devlet müdahale etmiştir ve durdurmuştur. Çok da başarılı olmuştur.
Amerikan elçiliğinin önünde kahraman polislerimize yapılan saldırı, e bu tabii ki tek kelimeyle açıklanacak olursa bu alçaklıktır. Müslüman, tertemiz, aslan gibi delikanlılara gel sen, orada samimi candan, yabancı bir ülkenin insanlarını korumak için bize sığınmışlar. Bizi koruyun diyorlar, koruma talebinde bulunmuşlar ve devlette oraya koruyucu olarak onları görevlendirmiş. Çekip bunları vurmak tek kelimeyle alçaklıktır, başka hiçbir açıklaması yok. Ya zaten hayret içinde dışarı çıkmış memur. Çok büyük bir alçaklık ve bunu bir kahramanlık olarak görmek. Ne oldu yani bu. Kime ne fayda getirdi bu. Dinle imanla ne alakası var, komünistse komünistlikle ne alakası var? Yani direk alçaklık başka bir açıklaması yok. Çünkü komünistsen anlat. Tartışalım, konuşalım, getir delillerini neyse. Propagandasını yap. Dindarsan Müslümansan zaten bu Türkiye’nin tamamı Müslüman, kardeşiz. Ee, ne istiyorsun Müslümandan yani? Nasıl hesabını vereceksin? Suçsuz günahsız bir insanı öldürmenin cezası cehennemdir. Yani polis bunlara ne yapmış, yani annesini babasını mı kesmiş, yani ne yapmış? Hiçbir şey yapmamış, tanımaz bilmez etmez. Tabii bu cahillikten kaynaklanıyor, yani rezilane bir cahillik mevzu bahis.
Yine kökenine indiğimizde bunların yine Marksist kökenli olduğunu görüyoruz. İslam adına, din adına ortaya çıkar ama bakıyoruz yine Marksist Darwinist oldukları anlaşılıyor. Darwinist eğitimden geçmiş, insanları hayvan sürüsü gibi gören, Allah esirgesin bir zihniyet. Üstüne Müslümanlığı ilave ettin mi, teröristin adı bambaşka bir şeye dönüşüyor, Müslüman terörist oluyor. Müslüman, Allah’a inanan bunu yapmayacağını herkes bilir. Allah’tan zerre kadar korkusu olan bunu yapamaz.
SUNUCU: Peki profesyonel bir saldırı olduğunu düşünüyor musunuz bunun?
ADNAN OKTAR: Tabii ki profesyonel, açık görülüyor.
SUNUCU: Evet, peki Ergenekon olayıyla ilgili, bu bir temiz el operasyonu mudur sizce?
ADNAN OKTAR: Tabii, o tarz. Ama buna tabii halkın da destek olması lazım, basının destek olması lazım. Ama yani pişman olmuş insanlarımız olabilir. Buna istemeyerek karışmış insanlarımız olabilir, cahilliğinden karışmış insanlarımız olabilir. Yani böyle nefretle yaklaşmak değil de, hakikaten bu tehlikeyi durdurmak amaç olması lazım. Yani böyle mesela ben, her halükarda bizim vatanımızın evlatları, Türkiye’nin evlatları bunlarda. Ama yani şiddet kullanarak iktidarı ele geçirmeye kalkmak çok çok çirkin. Çok çok akılsızca. Türk milletini hiç yerine koymak oluyor bu. Türk milleti gayet aklı başında, kültürlü insanlar. Anlatırsın fikrini, makul görürse gider oyunu atar, seni iktidara getirir. E kabul etmiyorsa şiddetle iktidara gelmeye kalkmak ne demek?
SUNUCU: Peki, çıkar amaçlı çete kurma suçlaması yapıldı size.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Sanırım mahkumiyet kararı çıktı.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bu konuyla ilgili bize neler söyleyebilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii mahkemenin kararına saygılıyız. Ama şimdi yani 300 tane kitabı olan bir yazar, çete lideri olarak, resmi olarak fişlenmiş gibi bir şey oldu gördüğüm kadarıyla. Saygımız var, bundan eğer mutlu olacak çevreler varsa, bundan rahatlayacaklarsa ben bir şey demiyorum. Yani eğer hapis yatmamdan da mutlu olacaklarsa gidip yatayım. Daha önce de yattım hapishanede. Akıl hastanesinde de yatırdılar. Orda da kaldım on ay, cinayet işlemiş deli akıl hastalarının içinde. Yani huzur meydana getirecekse yapayım yani. Ben böyle şeylerden rahatsız olmam, çünkü kaderde olan bir şey. Ama Türkiye’de buna inanan tek bir tane kişi yok. Benim çete lideri olduğuma herkes sırtıyla güler buna.
SUNUCU: Mahkeme sürecinde Ebru Şimşek hanım birçok iddialarda bulundu.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Ee bu konuda bize ne söyleyebilirsiniz?
ADNAN OKTAR: O bayanı belirli mihraklar benim anladığım yönlendirmişler. Allah’tan ki Allah korudu, o olay baştan sona kadar filme alınmıştı. Bu filmde pimapen pencereli, tavanında kirişleri sarkan, alelade ucuz bir apartman dairesi olduğu görülüyor bunun. Yani yaklaşık 60–70 metrekare en fazla 60 metrekare büyüklüğünde bir apartman dairesi olduğu görülüyor. Peki, bu hanımın şikayet ettiği ve benim bulunduğumu iddia ettiği ve polise gösterdiği eve gittiğimizde, yani bizzat eliyle gösterdi polise. Burada oldu diyor, bu katta oldu, aşağı indik diyor. Ee orada tavanda hiçbir şekilde kiriş yok, asmolen tavan, dümdüz tavan ve pencereler tavandan tabana kadar ve pimapen pencerede yok. Ee açıkça alenen yalan bu işte. Biz bunu ayrıca mahkemeye de seyrettirdik. Mahkemede çift televizyon ekranı kuruldu. Avukatlar, bilirkişi herkes geldi. Hakime hanım “bu mu demiş” iddiaları. Başka ne desin kadın? Çünkü odada ne bir insan var, ne bir, sadece araba sesleri geliyor dışarıdan ve hakikaten böyle bir olay var. Uzaktan yakından alakası olmadığını mahkeme görünce ağır ceza mahkemesi çok kapsamlı bana beraat verdi bu konuda. Ama inandırabilirsen bizim basınımızı inandır, daha hala çıkıyor. Hatta geçenlerde de bir tazminat davası olmuş, orda da hakimin gözünden kaçmış benim gördüğüm. Hakimde tazminat cezası vermiş, yani bu iş oldu, buna tazminat ödeyin diye. Yani ağır ceza mahkemesi neyin kararını verdi o zaman? Bu film neyin nesi? Tabii mahkemeye saygılıyız, tabii yargıtayda bu çözülecektir inşaAllah ama yani Türkiye’de bu tip olaylar oluyor. Ama ben süratle düzeleceğini umuyorum.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Türk İslam Birliği ile ilgili bize neler söyleyebilirsiniz, yani birçok kişi bunu ütopik olarak değerlendiriyor. Birçok kişi böyle bakıyor olaya. Bunun olacağına gerçekten inanıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Şimdi Konya, İzmir, Adana Allah esirgesin bizden ayrı olsaydı, bizde deseydik ki ya biz kardeşiz, nasıl oluyor bu iş? Biz birleşiriz. Bir de dese ki ya bu ütopik, olur mu öyle şey, ne alakası, bunlar ayrı ayrı dese, bunun bir mantığı var mı, yok. Aynı şekilde Türk devletlerinden de bizim ayrı olmamızın hiçbir mantığı yok. Yani aynı dindeniz, aynı dili konuşuyoruz, aynı ırktan geliyoruz. Her şeyimiz aynı. Kültürümüz, ananemiz, örfümüz, yani ayrı olması için hiçbir sebep yok. Onun için bu ülkelerin arasında, Türk devletlerinin ve İslam ülkelerinin arasında bir kere pasaport olayının kalkması gerekir, vize olayının da kalkması gerekir. İstediği gibi gidip gelsin insanlar. Ticaret alabildiğine rahat olsun, bağlantılar alabildiğine rahat olsun. Avrupa Birliği’nde oluyor da bu Türk İslam Birliği’nde niye olamıyormuş? Avrupa Birliği’nde isteyen istediği ülkeye gidiyor, istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. Peki, biz kardeşler olarak niçin bunu yapamıyoruz? Yani hiçbir sebep yok, tabii ki olur. En güzel manzaraları olan, en güzel coğrafyası olan ülkelerdir Türk İslam devletlerinin olduğu ülkeler ve dünyanın en zengin maden kaynakları bu coğrafyada. En zengin petrol kaynakları bu coğrafyada. Un var, yağ var, şeker var, sadece helva yapılacak. Bu bütün Türk halkının isteği. Biz Azerilerle konuşuyoruz mesela Azerbaycan can atıyor Türkiye ile birleşmek için. Bugün Türkiye kabul etsin yani nerdeyse yirmi dört saatte kırk sekiz saatte kabul ederler. Suriye, bugün Türkiye teklif etsin, Türkiye ile birleşin diye, hemen kabul eder Suriye. Onun için Türk halkının bunu şiddetle isteyip özellikle sivil toplum kuruluşlarının bunu gündeme getirmesi sonucunda bu hükümete teklif olarak getirilirse konu biter. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki, Yaratılış Atlası isimli eseriniz çok ses getirdi.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Avrupa parlamentosunda yasaklanması için çalışmalar yapıldı. Galiba Fransa’da da böyle bir şey var. Bu çalışmayla ilgili bize neler söyleyebilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Yasaklatma sebebi gerçekten şok oldular. Fransız kültürünü birkaç gün içinde yerle bir eden bir eser, Fransa’yı tam anlamıyla şok etti, çünkü Fransız gazetelerde ve diğer gazetelerde başlıklar bunu gösteriyor. Atom bombası etkisinden bahsediyorlar. Bir gece içerisinde Fransa’nın tarihini etkileyen çok büyük bir olay olduğunu belirtiyorlar. Hatta “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyorlar. “Gökten tuğla yağıyor” diyor başka bir şeyde. “Gökten felaket yağıyor” diyor.
SUNUCU: Böyle bir şey bekliyor muydunuz, peki bu kadar ses getireceğini?
ADNAN OKTAR: Yok beklemiyordum gerçekten. Ama gerçekten çok güzel oldu. Çok ikna oldular. Sarkozy çok mükemmel dinle ilgili, çok güzel izahlar yapmaya başladı ama yani tam bir dindar üslubu. Eskiden tam tersi bir üslubu vardı. Jacques Chirac yine aynı şekilde, olağanüstü değişti. Tam değişim var. Tony Blair şu an hatta dinle ilgili bir vakıf kurmuş veya kurmak üzere. Dini öve öve, anlata anlata sürekli geniş bir faaliyet içerisinde. Bu benim kitaplarımı okuduktan sonra oldu. Hakikaten Darwinizm’in olmadığına inandılar ve onlarda coşkulu bir imana sebep oldu.
SUNUCU: Sizden peki ortak bir çalışma istediler mi?
ADNAN OKTAR: Yok ama yapılan anketler, Avrupa’daki anketleri geçenlerde gazetelere arkadaşlarımız ilan olarak verdi, hayret edilecek şey, her şey tersine dönmüş. Eskiden Darwinizm’e inananların oranı yüzde seksen, yaratılışa inananların yüzde yirmi, Avrupa’da. Şimdiki anketlerde tam tersi, yaratılışa inanlar yüzde seksen, Darwinizm’e inanlar yüzde yirmi. Tam tersine dönmüş ve kısa sürede.
SUNUCU: Bu kitapları sanırım bedava veriyorsunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bir para karşılığında değil.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Çok sorulan bir sorudur size ama bu yüksek bir finansman kaynağı gerektiren bir şey herhalde. Bunu nasıl sağlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İnsanlar zannediyor ki böyle milyonlarca kitap dağıtılıyor. Değil, bak bunu Fransızlar çok güzel açıklamışlar. “Atom bombası etkisi var” diyor kitapta. Yani ne demek, bir beldede, bir mahallede bir tane o kitaptan olduğunda konu bitiyor. Onu demek istiyorlar. Çünkü dilden dile anlatılıyor bu. Şimdi burada biz perdeleri kapatalım, birisi de dese ki ‘akşam burada karanlık’ bende perdenin ucunu hafifçe açsam “yok gündüz” desem, ama küçücük bir yerden. Buradaki bütün insanların kanaati biter, bu konu bitmiş olur. Perdeyi tamamen açmama gerek yok. Bu kitapta öyle yani özellikle internetten on milyon adet kitabım indirildi bir yıl içerisinde, daha yılda bitmedi yani şu an. Şu ana kadar on milyonu buldu. Bu muazzam bir miktar. Buna tabii ki dayanamazlar, çünkü gerçek çok çabuk yayılır. Gerçek insanlara acı da gelse çok çabuk yayılır. Ama bu çok tatlı bir gerçek Allah’ın varlığı. Çok sevinç duyulacak bir şey. Bu kadar panik olacakları bir şey yok ki. Mesela Tony Blair sevinç içinde şu an, Jacques Chirac sevinç içinde. Sarkozy sevinç içerisinde. Üsluplarında bir coşku var, bir iman coşkusu var. Demek ki bunları mutlu etmiş bu kitap, onların dediği gibi tuğla yağmamış. Demek ki bir nur, ışık yağmış.
SUNUCU: Biraz da kendinizden bahsetseniz bize, evlenmeyi düşünüyor musunuz? Bir gününüzü nasıl değerlendirirsiniz?
ADNAN OKTAR: Evlenmek…
SUNUCU: Yeni projeleriniz var mı?
ADNAN OKTAR: Evlenmek çok güzel olur fakat o kadar doluyum ki, bakın size bile hemen yoldan dönerek birçok programımı yeniden planlayarak vakit ayırdım ki çok büyük bir şeref benim için sizin gelmeniz. Günüm çok dolu. Yani evlenince insan tabii çocuklarına vakit ayırması lazım, eşine vakit ayırması lazım. Benim gecem gündüzüm karışık. Günde üç, dört saat uyuyorum. Nerede akşam orada sabah. Sürekli hareket halindeyim, biraz zor. Ama fırsat bulursam işte benim en çok sevdiğim hayvanlar kedidir. Duman kapıdaydı mesela, yine bilmiyorum gördünüz mü? Yani onlara bakmaya doyamam ben. O yavruları var, onlarda öyle, onlarla ilgilenmek. Tavşanlar var, tavşanlarım. Süperler. Allah onlarda çok güzel tecelli ediyor. Geçen günde iki tane de kuzu aldım. Onlar da şeker, şeker, şeker böyle yani. Süper tatlı varlıklar. Bunlar insanı çok dinlendirir, içini açar. Şefkatini daha coşturur. Ruhu dinlendirir. Çok hoş Allah’ın nimetleri. Onlara vakit ayırıyorum. Onun dışında eh işte biraz vaktimiz olursa havuzda yakınsa biraz yüzüyorum bazen.
SUNUCU: Tabii evlenmeyi düşünüyorsunuz diyebiliriz o zaman vakit bulursanız eğer.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii, tabii ki. Bir nimet olduğu çok açık bunun, çok güzel bir şey evlilik.
SUNUCU: Bir gününüz nasıl geçiyor?
ADNAN OKTAR: Günüm benim genellikle sabah namazından daha erken kalkarım ben, karanlık gibi kalkarım böyle, işte duş alıyorum. Biraz spor yapıyorum. Biraz hareket yapıyorum. Hemen bir bahçeye inerim ben, domatesler büyümüş mü, biberler ne alemde, diğer sebzelere bakarım. Çiçeklere ağaçlara bir bakarım. Hemen kedilerim beni karşılarlar, ordu halinde bağırarak. Onların yiyeceklerini veririm. Onlara özellikle lezzetli yiyecek sunmak benim çok hoşuma gidiyor mesela normal bir yemektense ciğer onlar için çok önemli bir olay oluyor. Onları ben kendi elimle beslerim bizzat özellikle hoşlarına giden yiyeceklerde. Onların mutluluğundan zevk alıyorum. Hemen kitaplar, CD’ler, onlara bakarım. Kitaplarımı yaparken bana bir ekip, arkadaş ekibim yardım ediyor, biliyorsunuz. Ben kitapların bağlantılarını ve yorumlarını yaparım. Bana hazır bilgiler gelir. Ben genel resimleri genellikle gözden geçiririm önden, hazır olarak sunuluyor. Çok kısa sürede kullanılacak resimleri göstertirim, kullanılmayacak resimleri ayırıyorum. CD’ler için konu tespitleri yapıyorum. Filme nasıl çekileceğini, olayın nasıl olacağını anlatıyorum ilgili arkadaşıma. Bazen kitap düzenlemeleri oluyor, onlar geliyor, son hali geliyor. Onlara bakıyorum. Mesela şimdi Yaratılış Atlası’nın son baskısı geldi. Yaldız kalitesinin arttırılmasını söylemiştim hakikaten çok mükemmel olmuş şu an. Yani yanardönerli olmuş yaldızı. Yani klasik yaldız değil. Çok şahane görünüyor. Mesela bu güzel bir ilerleme. Çünkü ben kitaplarımda sürekli ilerleme isterim. Bunu da gördükçe hoşuma gidiyor tabii.
SUNUCU: Yeni kitap çalışmanız var mı?
ADNAN OKTAR: Var, üç tane kitap çalışmam var. Biri kafatasları ile ilgili, şimdiye kadar olan bütün hayvanların hatta böceklerinde kafalarını aldım, hiçbirinde bir değişiklik yok. Milyonlarca senede, yüz milyon yıldan beri, iki yüz milyon yıldan beri hiçbir şey değişmemiş. Yılanlarda, kaplumbağalarda, parsta, pumada, ayıda hiçbir şeyde değişmemiş. Ama adamlar diyorlar ki arkadaşlar “insanda değişti”, insanda da değişmedi. Yani yüz milyonlarca fosilde biz bunu görüyoruz. Hiçbir değişiklik yok, hiçbir fosilde değişiklik yok. İnsanda niye olsun değişiklik, bir tek insanda. Nitekim yeni bulunan delillerde bunu açık açık görüyoruz. Homo Sapiens denen insanın aynısıyla kaldığı fakat pirimat, maymun, gibon cinsi insansı maymunların, yani insanı andıran maymunların kafataslarında hakikaten insana benzeyen özellikler var. Ama kedide benzer insana eğer o kafaya bakarsanız.
SUNUCU: Maymundan gelmedik yani.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
SUNUCU: Diğer ikisi hakkında bilgi verir misiniz? Üç tane kitap çalışması vardı sanırım değil mi?
ADNAN OKTAR: Birde Adamlık Dini diye bir kitabım vardı, onun ikinci cildini hazırlıyorum. Birde peygamberler tarihi ile ilgili bir kitap hazırlıyorum. Öyle bir kitabım yoktu. O çok geniş bir çalışma. Onunla ilgili sürekli doküman, bilgi geliyor. Onları tasnif ediyorlar. Ben ilgili bilgileri ve fazla olan bilgileri ayırıyorum. Sonra yorum ve bağlantılarını da yapıyorum ama bayağı ilerledi şu an.
SUNUCU: Buradan Kuşadası’na ne söylemek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Bütün milletimi seviyorum. Bütün Kuşadası halkına da sizlerin kanalıyla hepsine derin sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Hepsini çok seviyorum. Çok güzel bir yerdeler. Türkiye’mizin ne kadar güzel olduğunu görüyorlar. Cennet gibi bir yerdeler. Orada boş zamanlarında eğer mümkünse Harun Yahya Net ve Org’da sitelerime girip orada kitaplarımı ücretsiz indirebilirler, bakabilirler, çok memnun olurum böyle bir çalışma içinde olurlarsa.