 |
Tüm Müslümanların Ramazan Ayı'nı kutlar, bu mübarek Ay'ın tüm inananlara bereket, hayır, huzur ve öncelikle de barış getirmesini gönülden temenni ederim.
Ramazan Ayı tüm insanlık için hatırlatıcı ve onları doğru yola davet eden çok hayırlı bir vakittir. Dünyanın dört bir yanındaki tüm Müslümanlar, aynı amaç doğrultusunda birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmenin, Rabbimiz'in rızasını kazanmak için aynı yolda ibadet etmenin verdiği şevki ve manevi hazzı tadarlar. Dolayısıyla Ramazan Ayı aynı zamanda da, iman edenlerin kardeşlik ve dayanışma duygularının artmasına ve bu doğrultuda pek çok güzel ahlak özelliği göstermelerine vesile olur.
Bediüzzaman Said Nursi Mektubat adlı eserindeki 29. Mektup’ta, “İşte Ramazan-ı Şerif'teki orucun çok hikmetleri, hem Cenab-ı Hakkın rububiyetine (terbiye ediciliğine), hem insanın hayat-ı içtimaiyesine (sosyal hayatına), hem hayat-ı şahsiyesine (şahsi hayatına), hem nefsin terbiyesine, hem İlahi nimetlerin şükrüne bakar hikmetleri var.” sözleriyle Ramazan Ayı’nın gizli ve açık hayır ve hikmetleri olduğunu hatırlatmış ve bunlardan bazılarını açıklamıştır. Bu konudaki sözlerinden biri şöyledir:
İşte, Ramazan-ı Şerif’teki oruç, en gafillere ve mütemerridlere (hakkı kabul etmekte direnenlere), zaafını ve aczini ve fakrını (fakirliğini ve Allah (cc)'a muhtaç olduğunu) ihsas ediyor (hissettiriyor)... Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk (idrak) eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemâl-i acz (tam bir acizlik) ve fakr (fakirliğini ve Allah (cc)'a muhtaç olduğunu) ile dergâh-ı İlâhiyeye (Cenâb-ı Hakkın dergâhı, kapısı) ilticaya (sığınmaya) bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî (manevi şükür) eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır...
Oruç ibadeti insanların etten kemikten var olmuş, her an dağılıp bozulmaya müsait, zayıf ve aciz bir varlık olduğu gerçeğini daha iyi düşünmeleri ve Rabbimiz'in koruyup kollamasına, rahmetini, esirgeyiciliğini ve nimetini bağışlamasına ne kadar muhtaç olduklarını anlamaları için çok önemli bir vesiledir. Rabbimiz insanı yaratmış ve dünyayı ihtiyacı olan en güzel nimetlerle donatmıştır. Insan sadece hayatta kalabilmek için dahi, her an Rabbimiz'in kendisini esirgemesine, koruyup kollamasına, nimetini bağışlamasına ve ona doğru yolu göstermesine muhtaçtır. Bunlar, iman eden, Rabbimiz’in büyüklüğünü ve gücünü kavrayan her müminin kavradığı gerçeklerdir. Ancak ne var ki, insan derin düşünmediğinde, aklını ve vicdanını gereği gibi kullanmadığında gaflete düşebilmekte ve tüm bu önemli gerçekleri unutabilmektedir. Bediüzzaman Said Nursi, “Ramazan-ı Şerif’te en zengininden en fakirine kadar herkesin nefsi anlar ki; kendisi malik değil, memluktür (köledir); hür değil, abddir (kuldur).
Emrolunmazsa en adi ve en rahat şeyi de yapamaz; elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti (sahte, hayali büyüklük hissi) kırılır; ubudiyeti (kulluğunu) takınır; hakiki vazifesi olan şükre girer.” sözleriyle Ramazan Ayı’nın, insanların böyle gafletten uyanarak Rabbimiz'e ne kadar muhtaç ve ne kadar acz içerisinde olduklarını anlamalarına vesile olduğunu hatırlatmıştır. Bir başka sözünde ise Ramazan Ayı’nın bu hikmetini şöyle dile getirmiştir:
"Ramazan-ı şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir. Abd (kul) olduğunu bildirir."
Müminler oruç ibadeti vesileyle, Allah (cc) dilemediği takdirde hiçbir şeye malik olamadıklarını, her bir nimet için Rabbimiz'in esirgemesine muhtaç olduklarını idrak edecek bir ahlaka ulaşırlar. Rabbimiz'in üzerimizdeki nimetlerini ve rahmetini daha derin düşünüp kavrar ve Rabbimiz'e daha derinden yönelip şükrederler.
Bu eser 116 kez incelendi.
|
 |
|