Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7813 tanesi Türkçe, toplam 9213 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Irish Times ile Röportajı
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (266)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (180)
Belgeseller (253)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (157)
Makaleler (6634)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 284 download
Kuran Mucizeleri 4 - Belgesel - 229 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 157 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 122 download
Matrix Felsefesi - Belgesel - 97 download
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Irish Times ile Röportajı
Eylül 2008


Sayın Adnan Oktar'ın Irish Times ile RöportajıMUHABİR: Evet şimdi atlasla başlamak istiyorum izninizle.

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Biliyorsunuz özellikle batıda Atlas çok büyük bir ilgi çekti. Kitabın arkasındaki fikri neydi? Niçin yayınladınız bu kitabı.

ADNAN OKTAR: Evet. İnsanlar 150 yıldan beri alenen ve şiddetle aldatılıyor. Tesadüf hiçbir şey yapmaz. Yani biz bir kumu saçtığımızda sadece etrafa şuursuzca saçılır tabi onu da Allah yaratır fakat yani hiçbir şey ortaya çıkmaz ondan. Fakat burada insanların hücre yapısında, molekül yapısında bir bilgisayardan kat kat mükemmel çok düzgün bir sistem var. Yani çok aleni bir güç tarafından yapıldığı. Ayrıca 100 milyon fosil var. Hiç biri Darwin’in dediği gibi değil. Hepsi yaratılışı ispat eder mahiyette. Darwin’in dediği gibi ara fosil olarak görülecekte tek bir tane fosil yok. Onun için ben bu aldatmacanın şeytanın şu ana kadar yaptığı en büyük alay olduğunu ve en büyük insanlara karşı yaptığı oyun olduğunu düşünüyorum.

MUHABİR: Ve onun için kitapta…

ADNAN OKTAR: Evet Onun için bunu düzeltmek için bu eseri yazdım. Nitekim de çok çabuk netice aldık.

MUHABİR: Evet, doğru. Niçin, niçin özellikle bilim adamlarına gönderdiniz yani biliyorsunuz benden daha iyi biliyorsunuz herhalde. Özellikle batıdaki bilim adamlarına gönderdiniz ve bildiğim kadarıyla aynı zamanda şey din adamlarına gönderdiğiniz değil mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Zaten özellikle bilim adamlarının doğruyu görmesi gerekiyor. Nitekim de samimi olan aklı başında bir insanın bu kitabı okuduktan sonra Darwinizm’i savunması imkânsızdır. Yani bu konuda herkes ittifak halindedir. Çünkü çok çok açık deliller. Bu kitabın herhangi bir üç beş sayfasını bile okuyan bir insan Darwinizm’in bir aldatmaca olduğunu görür. Çok sarih bu. Ama eğer ön yargılıysa, bu kitap gibi bin tane kitap getirsek binlerce delil ortaya koysak Darwin de hiç bir delil ortaya koymasa yine Darwin’e inanır işi inada bindirirse ikna edemeyiz tabiî ki.

MUHABİR: Mesela Richard Dawkins var herhalde en ünlü herhalde.

ADNAN OKTAR: Evet. Gel tartışalım diyoruz. Yemin ettim gelmem tartışmam diyor. Peki, nasıl yapalım? Yani ne yapalım. Biz yüz milyon fosil var diyoruz ortaya koyuyoruz. Sende diyoruz bir tane fosil getir sana 10 trilyon vereceğiz diyoruz. Darwin'in iddialarını doğrulayacak tek bir tane fosil getir. Onu da getiremem diyor. Peki, ne istiyorsun o zaman yani. Konu bitmiş. Yani yenildim, ben bu işi kabul ettim deyip çekilmesi gerekiyor ama daha hala çocuk gibi inat ediyor.

MUHABİR: Batıdaki tepkiler neydi, yani sizin gördüğünüz kadarıyla bu atlasa?

ADNAN OKTAR: Mükemmel, mükemmel.

MUHABİR: Mükemmel derken?

ADNAN OKTAR: Biraz anlatayım.

MUHABİR: Tabi buyurun.

ADNAN OKTAR: Mesela özellikle bir kere kamuoyunda çok büyük bir netice aldık şu an Avrupa’da Darwinizm’e inanmayanların oranı % 80. Darwin’e inanmıyor Avrupalılar artık %80. Bu yapılan anketlerde açıkça ortaya kondu. Tek bir tane anket de değil, çok fazla anket yapıldı. Mesela Sarkozy çok ciddi değişime uğradı, kitabı okuduktan sonra. Ne diyor 20. yy’ın acılarına din değil dinsizlik neden oldu. Buna çok kızdı masonlar böyle dedi diye Sarkozy’e ondan hesap sordular. Ve Harun Yahya’nın kitaplarını okuduktan sonra bu hale geldin diye de eleştirdiler. Kalbinde Allah’ı taşıyan bir insanın tehlikeli değil zararsız olduğunu düşünüyorum. Bak kalbinde Allah’ı taşıyan bir insanın tehlikeli değil zararsız olduğunu düşünüyorum. Dini dışlamayan bir laiklik anlayışı gerekli. Dini dışlamayacak diyor.

MUHABİR: Bu Sarkozy aynı zamanda.

ADNAN OKTAR: Evet Sarkozy. Riyad’da yaptığı konuşması bu. 14 Ocak 2008 ‘de bu konuşmayı Sarkozy Riyad’da yapıyor. Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan yüce Allah’tır. Sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır. Mükemmel bir gelişme. Mesela Tony Blair biliyorsunuz Sosyalist ve Darwinistti, değişikliğe dikkatinizi çekiyorum. Kitabı okuduktan sonra. 4 Nisan 2008 tarihli Guardian Gazetesinde bunu söylüyor.

MUHABİR: Tony Blair.

ADNAN OKTAR: Evet Tony Blair’in açıklaması. Dini koruyun. Ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin. Bak dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin. Yine başka bir haber ajansına verdiği demeci. 3 Nisan 2008 de Tony Blair dünyanın problemlerini çözmede dinin merkeze konması için çağrıda bulundu. Din dünyanın vicdanını uyandırabilir dedi. Çok çok güzel.

MUHABİR: Katolik oldu değil mi Tony Blair, biraz evvel konuştuk arkadaşlarımızla. Doğru.

ADNAN OKTAR: Evet. Evet.

MUHABİR: Aslında bir şekilde gelecek soruma cevap verdiniz ama şunu sormak istiyorum. Geçen sene sizin şey Bilim Araştırma Vakfı’na gittim.

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Arkadaşlarınızla konuştum. Onlara göre Evrim Teorisi Türkiye’de öldü ya da ölmek üzere. Siz, birinci soru bu, siz katılıyor musunuz buna, ikinci soru Batıda durum nasıl, bir şekilde aslında cevap verdiniz ama neyse?

ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye’de çok fazla anket yapıldı, eskiden anketlerde yüzde çok düşük oranlarda Darwinizm’e karşı bir şey vardı, karşıtlık vardı, yani mesela %20, 30 karşıydı insanlar Darwinizm’e. Şu an Türkiye’de %90 Darwinizm’e karşı olanların oranı, %90 çok yüksek bir oran bu. Avrupa’daki en yüksek oranda Türkiye’de. Bu mükemmel bir şey.

MUHABİR: Amerika’dan sonra…

ADNAN OKTAR: Tabi tabi bu yapılan anketlerde netleşmiştir, %90. 1970’lerde aşağı yukarı tam tersiydi 1970’lerde. Şu an muazzam bir netice aldık Türkiye’de dümdüz oldu. Avrupa’da da Avrupa insanı böyle doğruya ve güzele karşı daha yatkındır, daha çabuk ikna olur. Yani mesela bazı ülkeler gibi değildir Avrupalılar, orada da çok çabuk netice aldık. Mesela Almanya’da Stern dergisi gibi patlayan kitap diyor kitabım için. Mesela Almanya’da başka bir gazete büyük gazetelerden birisi Darwin’in Avrupa’da işi zor. Bunlar samimi kabuller, demek ki yenildiğini kabul ediyorlar. Hollanda’da bir yine haber ajansı, haber sitesi Yaratılış Atlası Avrupa’da büyük bir tufan oluşturdu. İtalya’nın büyük gazetelerinden biri Ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenler olacağımız. Mükemmel tespit. Bak ama diyor kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenler olacağız. Mesela Fransa’da ünlü bir bilim dergisi Atlas’ın soğuk duş etkisi yaptığını söylüyor. Belçika’daki…

MUHABİR: Bir şey sorabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Pardon sesinizi kesiyorum. Niçin hep Darwinizm’i söylüyorsunuz yani belki bu bil dil konusu olabilir. İngilizcede biz Evrim Teorisi diyoruz. Niçin Darwinizm kelimesini tercih ediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Asıl olan Darwin’in öne çıkarttığı, Darwin’in ortaya attığı ve onla bütünleşen bir teori olduğu için onu söylüyorum çünkü Evrim Teorisi denince bu geliştirilebilecek bir şey. Mesela tarihin evrimi iddiası var biliyorsunuz, mesela kainatın, maddenin evrimi iddiası var biliyorsunuz, o zaman kafalar karışır. Mesela Big bang ile kainat sıfır hacim sonsuz yoğunluktaki bir maddenin patlamasıyla kainat oluşmuştur ve daha önce zaman ve mekan yokken birden zaman ve mekan oluşmuştur. Bu çok önemli. Ama bir insan buna evrim diyebilir, bende evrim demiyorum buna tekamül diyorum, Allah bunu geliştirmiş. Ama canlıların yaratılışında adam aynı iddiayı kullanabilir yani bir kavram kargaşası olmaması için Darwinizm şeklinde net konuşuyorum.

MUHABİR: Tamam. Şimdi özel ilgin; yani Darwin’e özel ilginize gelmek istiyorum. Ne zaman başladı bu ilginiz. Anladığım kadarıyla 70’li yıllarda yani büyük bir çatışma dönemiydi Türkiye’de, sol, sağ. Buradan mı kaynaklanıyor, biraz anlatır mısınız, aslında Gazeteport’da benzer şeyler söylediniz ama izninizle.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Çok güzel takip ediyorsunuz MaşaAllah. En az bir Türk kadar yani MaşaAllah. Evet, lise yılları Çünkü ben çocukluğumda hep şaşardım insanların Allahsız olmasına, Allah’ı düşünmemesine, ölümü düşünmemesine, ölümden sonra ne var şeklinde düşünmemesine şaşardım. Çok rahat insanlar hatta ben bazen ölüm döşeğinde insanlarda gördüm onlarda öyle şakalaşıyorlar son derece rahatlar. Allah’tan tek kelime bahsetmiyorlar. Yani çok çok şaşırırdım çocukluğumda. Ben ölümden sonra ne olacağım, nereden geldim, nereye gidiyorum diye normal bir insanın sorması lazım. Bir insanı hiç ilgilendirmiyorsa böyle bir şey bu çok acayiptir. Baktım bir köken var.

En kökeninde felsefi dayanak Darwinizm. Onu incelediğimde tam bir yalan ve oyunla karşılaştım. Ve insanların alenen despotça aldatıldığını gördüm. Çünkü Darwinizm kadar devletler tarafından savunulan resmi himaye gören hiçbir teori yoktur. Yani bir kere dokunulmazlığı var, yani çok acayip bu. Marksizm eleştiriliyor, Faşizm eleştiriliyor fakat Darwinizm eleştirilemiyor. Bütün dünya çapında, yani dünyanın %90 ı çapında geniş bir alanda Darwinizm resmi himaye görüyor, aksini savunmak yasak, Darwinizm’i savunmak da mecburi. Mesela üniversite imtihanında Darwinizm’in aleyhinde cevap veremez. Darwinizm’in lehinde cevap vermek durumundasın. Mesela okulda derse kalktığında Darwinizm’i savunmak mecburiyetindesin. Bu çok acayip, resmi olarak.

Aksi bir yazı, aksi bir açıklama mesela bir profesörü işinden edebilir, direkt görevinden alırlar, nitekim de aldılar Türkiye’de Adem Tatlı diye bir profesör vardı. Bu şahıs okuldaki yazdığı eserlerin dışında gayri resmi olarak yazdığı bir kitabı var. O kitap yüzünden adam görevinden alındı. Yani dünyanın hiçbir yerinde nefes aldırmazlar adama. Mesela Fransa’da görüyorsunuz muazzam bir reaksiyon oldu ama reaksiyon lehe döndü. Hatta Avrupa birliğinde de komisyonda da karar alında benim kitabımın yasaklanması için. Ama Darwinizm’in yasaklanması için karar alınmıyor. Alınmaz da hiçbir yerde alınmaz çünkü resmi himaye var. Bir teori resmi himayeyle ayakta tutuluyorsa bu çok ürkütücüdür. Yani bunun altında bir şey aramak lazım.

MUHABİR: Anladığım kadarıyla Darwinizm bir ideoloji olarak görüyorsunuz değil mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Ama ideoloji ama yani ben böyle dünya çapında savunulan bir ideoloji görmedim. Mesela faşizmi Hitler, Mussolini savunuyordu ve resmi ideoloji olarak savunuyordu, ama diğer ülkeler savunmuyorlardı. Ve bir süre sonra bitti bu yani şu an Almanya’da Hitlerin fikirlerini resmi olarak kimse savunamaz. Böyle bir mecburiyet yok, ama o zaman mecburiydi. Aynı Hitlerin fikirlerini savunma gibi mecburi Darwinizm’i savunmak. Bu çok acayip bir dayatma. Ve despotça ilim adına bir dayatma. Eğer yürekleri yetiyorsa bu resmi himayeyi kaldırsınlar, bu resmi baskıyı kaldırsınlar Darwinizm’le bir hesaplaşalım. Anında yerle bir olur. Çünkü bu kadar çürük ve bu kadar mesnetsiz bir teori ve bu kadar komik bir teori olamaz. Her şeyi tesadüflerle açıklayan ve tamamen yalan üzerine kurulmuş hayali senaryolar üzerine kurulmuş bir teoridir ve tam bir uydurmadır.

MUHABİR: Siz Darwinizm’in dayatma olduğunu söylüyorsunuz ama yani anlatabildim herhalde, siz bu dayatmadan herhangi bir acı çektiniz mi yoksa şahsen sorunlar yaşadınız mı?

ADNAN OKTAR: Şu an benim üzerimdeki baskının nedeni o. Yani Mesela gazetelerde benim aleyhimde haber çıkıyor. En sonunda da Darwinizm ile ilgili tutumum hakkında da ufak bir nokta olarak konuyu açıklıyorlar. Yani konu oradan kaynaklanıyor. Çünkü Darwinizm’i savunan bir insan onlar için aydın ve ilericidir ve makbul adamdır. Ama Darwinizm’e karşı tavır koyuyorsa bir insan bu son derece tehlikelidir. Hele çok akılcı, ilmi ve reddedilmez delillerle açıklıyorsa bu şekilde çok çok daha vahimdir. Onun için onlar başlarına gelecek felaketi sezdiler onlar açısından bir felaket gibi görüyorlar bunlar onu, başlarına geleceği sezdiler. Onun için var güçleriyle benlen mücadele ediyorlar komplo üstüne komplo, oyun üstüne oyun. Defalarca iftira attılar, defalarca oyun oynadılar biliyorsunuz. Kokain komploları, delilik iddiaları, akla hayale gelmeyecek iddialarda bulundular. Hepsini çürüttüm, ama hiçbir şekilde sakinleşmiyorlar. Hatta devletin resmi imkanlarını da kullanıyorlar. Bunlarla da bir şey yapmaya çalışıyorlar, bunu da herkes görüyor.

MUHABİR: Sizce Darwinizm’i niçin korumaya çalışıyorlar yani onlar için Darwin nasıl bir güç nasıl bir anlatabildim mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Yeni dünya düzeninin dinidir Darwinizm. Yeni dünya düzeninin.

MUHABİR: Dine karşı bir şekilde.

ADNAN OKTAR: Evet Yenidünya düzeninde bir din üzerine oturmuştur yani yeni dünya düzeni dünyayı açıklamak mecburiyetinde tabi, dünyayı açıklıyor dünya tesadüflerle oluşmuştur, canlılarda tesadüflerle oluşmuştur. Tarihte öyle tesadüflerle gelişir, her şey tesadüftür, siz de bir hayvansınız. Toplum da bir hayvan sürüsüdür. Hayvanlar çatışırlar, güçlü olan hayvanlar ayakta kalır, zayıf olan hayvanlar yok olur. İddia bu. Tabi.

MUHABİR: Ve böyle inanan insanlara ne oluyor, yani nasıl bir insan çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Vahşi kapitalizm oluyor. Marksizm oluyor, Komünizm yani ve Faşizm oluyor bunun dışında da vahşi kapitalizm oluyor ve dünyayı saran bir sistem meydana gelmiş oluyor. Dünyadaki rejimlerin aşağı yukarı %90' ından çoğu bu tarzda.

MUHABİR: Şimdi son son Darwinizm ile ilgili son bir soru sormak istiyorum. Birkaç bildiğim kadarıyla Türkiye'de de aynı. Birkaç batılı düşünürlere göre din ve bilimin arasında aslında herhangi bir anlaşmazlık yok aynı zamanda Evrim Teorisini kabul edebilirsiniz aynı zamanda dine inanabilirsiniz. Çünkü bir tarafta iman var öbür tarafta akıl yoksa bilmem yani başka bir isim koyabilirsiniz. Bir şekilde bu ilişkiler aslında bu kadar farklı ki bu biraz suni bir tartışma siz ne diyorsunuz, yani suni değil mi?

ADNAN OKTAR: Yani.

MUHABİR: Yani tabii ki Richard Dawkins gibi insanlar var hep olacak. Ama biraz aşırı bir örnek bir şekilde değil mi?

ADNAN OKTAR: Zaten onların benden istediği o. Sen diyorlar böyle uslu, güzel huylu bir dindar ol, Darwinizm’le barış, Darwinizm’i kabul et, hem de dindar ol, senin namazına niyazına, kim karışıyor, İslam’ı da yaşa. Ama bu bilimdir, Darwinizm’i de kabul et niye Darwinizm’e karşı mücadele ediyorsun, Darwinizm dursun tarzında bir mantıkları var. Bu Çok kurnazca hatta biraz sinsice bir politika ve çok ciddi bir oyun, ben böyle bir oyuna asla ve asla gelmem ve ben bu oyunu yıkmak peşindeyim zaten, yıktım, yıkacağım da. Bir çok dindarı böyle kandırdılar. İslam aleminde de bir çok Müslüman, alim bu şekilde kandırılmış durumda. Darwinizm’le İslam çelişmez, Kuran çelişmez diye açıklamalarda bulunuyorlar bu şekilde ve bu profesörlerde en makbul profesörler olarak biliniyor şu an Türkiye’de de öyle. Yani Darwinizm’i savunmayan bir dindarı profesör olarak pek kabul etmiyorlar o kadar. Yani Darwinizm’i kabul ediyorsa din adamı görürler birçok kişi, herkesi demiyorum, belirli çevreler böyle görüyorlar. Bu oyun.

MUHABİR: Yani siz ne diyorsunuz? Evrime inanırsanız aslında dine inanamazsınız bir şekilde.

ADNAN OKTAR: Pek tabi. Yani Darwinizm’le din taban tabana çelişen bir şeydir. Ve bir kere mantıksızlığı her yerden anlaşılıyor. Bir kere dinde melekler vardır, cinler vardır. Cinler ve melekler evrimle meydana gelmemiştir. Onların iddiasına göre yani bir dindar profesör sorduğunda bu oyunu tam anlamıyla tıkanır. Mesela gidin sorun o alimlere peki hocam dersiniz cinler ve melekler evrimle mi meydana geldi, hayır diyecektir. Nasıl oldu, Allah birden yarattı diyecektir. Peki, insanlar nasıl oldu onlar evrimle oldu. Çünkü cinlerle, meleklerle bağlantı kuramayacağına göre insanlar öyle düşünüyorlar, o sorun olmaz diye düşünüyorlar. Ama insanlar gözle görülebilir varlıklar bunları Darwinle açıklayınca yeni dünya düzeni ile bir çatışma olmamış oluyor. Bu oyunun daha hala sürdürme peşindeler kendi kafalarınca ama benim gördüğüm Türkiye’de tam anlamıyla mağlup oldu, bu tip artık din adamı da bulamıyorlar. Yani bunu açıklayacak, böyle bir oyunu halka iletebilecek bu kandırmacayı devam ettirecek din adamı bulamıyorlar şu an.

MUHABİR: Tamam, Şimdi biraz eski zamanlara gelmek istiyorum. Siz biraz evvel söylediğiniz gibi, 70'li yıllarda durum tam tersiydi biliyorsunuz. Eski zamanlarda bildiğim kadarıyla yani Komünist diye bir şey vardı Türkiye’de. Komünizm ve Komünizm Ateizm demekti ki bugün gitti aslında Komünizm bitti, şimdi sanki laik, laik derken bazıları için laik ateist demek. Siz neler düşünüyorsunuz biraz evvel laiklik daha geniş laiklik almamız gerekiyor dediniz. Neler düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Komünizm Allahsız, kitapsız, dinsiz, imansız bir sistemdir. Komünizm ayrı. Fakat laiklik dinin garantisi olan, dinin savunduğu bir sistemdir. Ben mesela laik düşüncedeyim. Laik ne demek, Hıristiyan, Musevi, dinsiz, Ateist, Komünist hepsine devletin aynı sevgiyi, şefkati, ilgiyi ve alakayı göstermesi demektir. Bu sistem mükemmel bir sistemdir. Burada herkes dürüstçe kendi fikirlerini ortaya koyar. Laik sistem olmadığında o zaman sahtekarlık ve münafıklık ortaya çıkar o zaman insanlar gerçek inançlarını gizlerler. Yani adamın doğru fikrini anlayamazsın çünkü bir dayatma vardır. Mesela komünist bir ideoloji varsa herkes ben komünistim der inanmadığı halde komünistim der din adına da yapılırsa bu herkes ben dindarım der, Müslümanım der. Olmadığı halde. Halbuki dürüst olmak gerekir. Dinsiz ise arkadaş ben dinsizim diyecek. Bu olabilir çünkü Allah insanları herkesi dindar yaratmaz Kuranda bu belirtilmiş. Bir kısmı Hıristiyan’dır, bir kısmı Musevi’dir, bunu da Kuran belirtiyor. Allah onları öyle yaratıyor, yani Allah’ın yaratması o şekilde. Dürüstçe de açıklaması çok güzel bir insanın fikirlerini. Dolayısıyla laiklik din için son derece gerekli bir sistemdir.

MUHABİR: Sizce Türkiye’nin laik sistemi düzeltilmesi mi gerekiyor. Yani Mükemmel mi yoksa?

ADNAN OKTAR: Biraz daha, Biraz daha, Tabi Avrupa normlarında bir laiklik anlayışı çok daha iyi olur. Yani Avrupa modeli çok mükemmel.

MUHABİR: Ne?

ADNAN OKTAR: Laiklik açısından.

MUHABİR: Tabi ama neler değiştirilmesi lazım sizce?

ADNAN OKTAR: Biraz daha hoşgörü olabilir. Biraz daha mesela başörtüsü konusunda daha ılımlı davranılabilir. Gereksiz bir baskı politikası var gibi geliyor bana…

MUHABİR: Siz bildiğim kadarıyla sağa, yani siyası olarak sağa daha yakınsınız, hep öyle oldunuz. Ve Gazeteport'ta mı bilmiyorum MHP Türkiye’nin siyasi çimentosu gibi bir cümle kullandınız, biraz anlatabilir misiniz? Yani nasıl çimento olabilir.

ADNAN OKTAR: MHP’liler en başta bir kere Allah’a çok coşkun sevgileri vardır. İslam’a coşkun sevgileri vardır. Vatanın birlik ve bütünlüğü konusunda kesin kararlıdırlar. Üniter sistemi savunurlar. Bölünmeye şiddetli karşıdırlar ve antikomünisttirler. Bunlar benim için çok önemli kriterler. Bunu yaşayan insanlar benim dostumdur. Bu yönleriyle onları çok seviyorum tabi ve destekliyorum. Bunu kim savunursa onu sever ve desteklerim. Yani vatanın bölünmesine asla müsaade etmem. Dine laf getirtmem. İslam’a laf getirtmem. Antikomünistim ama ben bunu fikir düzeyinde düşüncelerimle ve kitaplarımla yaparım. Yani baskı, şiddet ve teröre şiddetle karşıyım. Ve onlarında birinci sınıf insan olduğunu düşünüyorum. Fakat fikri bir mücadelenin fikri bir karşılıklı münazaranın faydalı olacağını düşünüyorum.

MUHABİR: Dindar solcular mümkün mü yani böyle bir şey var mı? Yani Türkiye’de çok nadiren görülen bir şey aslında.

ADNAN OKTAR: Oluyor, evet, var. Var evet.

MUHABİR: Oluyor ama çok az niçin sizce? Yani İran’da Ali Şeriati gibi insanlar vardı eskiden, solcu ve İslamcı. Türkiye’de pek yok.

ADNAN OKTAR: Yani o solcu kelimesi aslında gereksiz alıyorlar birazda özenti oluyor yani. Çünkü şöyle demek istiyorlar biz diyorlar sosyal demokratız, fakirlere acıyoruz, fakirleri korumak istiyoruz. Yani kapitalizme karşıyız. Kardeşim zaten İslam bunu savunuyor, yani bunun için solcuyuz demeye ne gerek var. Zaten fakirleri korumak, fakirlere şefkat göstermek, onların güzel, huzurlu, müreffeh bir hayat yaşaması için gayret etmek Müslüman’ın üzerine zaten farz. Yani bunun için solcu olmaya bir gerek yok ki Kuran zaten açıklamış. Eğer bir şey olunacaksa solcular Kuran’a uysunlar. Yani solcular Kuran’ı savunuyoruz diyebilirler. Çünkü solculuk eğer fikir aldıysa bunu Kurandan almıştır zaten.

Sosyal Demokrasi fikrini aldıysa sol bunu bir yerlerden alınmıştır. Aldığı yer Kuran’dır. Mesela Nuh gemideyken bütün bulgur, nohut, mercimek ne varsa bütün yiyecekleri bir araya getirdi, incir. Ve ondan bir çorba yaptı. Aşure çorbası denilir ve kap kap herkese bunu dağıttı. Komünizm ne diyor değil mi? Nereden almış bu fikri? Yahut solculuk nereden almış bu sosyal adalet fikrini Kurandan almış. Kuran ahlakından almış. Yani bunun için komünist olmaya gerek yok ki. Güzel ahlaklı bir insan zaten fakirleri savunur ve sever. Vatanını milletini bayrağını sever. Yani bunun için özel olarak solcu olmak diye insanın bir düşüncesi olması gerekmez diye düşünüyorum.

MUHABİR: Sitelerinize baktığım zaman sanki Osmanlı’ya bir hayranlığınız var. Doğru mu?

ADNAN OKTAR: Evet tabi ki.

MUHABİR: Nasıl bir hayranlık, yani niçin seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Osmanlı bir kere.

MUHABİR: Şey şey düşünüyorum mesela fermanları mesela Bilim Araştırma Vakfına girerseniz mesela fermanlar her yerde, Osmanlı müzik falan.

ADNAN OKTAR: Osmanlı bir kere şefkatli, temiz, temizliğe çok düşkün, sevgi dolu, güzellikten çok hoşlanıyor Osmanlı. Motiflerinden, süslemelerinden bunu görüyoruz. Bir asillik var, ihtişam var. Mesela bunlar çok güzel.

MUHABİR: İhtişam ne demek.

ADNAN OKTAR: Yani bir heybet, bir görkem, bir gösteriş var. Mesela mehter takımında da biz bunu görüyoruz. Mesela dünya bandolarının hiç birinde bu yoktur. Mehterdeki heybet, ihtişam ve insanı ürperten o güzellik hiç birinde yoktur dünya bandolarının en mükemmelidir mehter. Mesela Osmanlının kullandığı renkler çok dinlendirici ve çok güzeldir. Süslemeleri mesela Edirnekapı süslemeler yani benim gördüğüm dünyadaki en mükemmel süsleme şekli. Kendine has özel bir dinlendiriciliği vardır. Mesela Osmanlı evleri dünyanın en mükemmel ev mimarisidir. Ve hakikaten işlevsel yönden de bir insanın mükemmel yaşaması yönünden de çok çok mükemmeldir. Yani havalandırması, kullanım alanları, misafir açısından düşünülmüş sistemler, özellikle temizlik ile ilgili olan sistemleri çok çok güzeldir. Ve ruha hakikaten böyle engin bir zevk verir. Dinlenme duygusu verir. Camilerde de bu görülür mesela Osmanlı camileri çok hoştur, her giren mesela yabancılar da öyle girdiklerinde bir huzur hissediyorlar. Bir güzellik hissediyorlar. Halbuki modern mimaride insan bunu elde edemez. Ama orada onu elde edebiliyorlar. İşte bu Osmanlının ruhundaki güzelliğin her şeye yansıması, yani Osmanlı ruhundaki güzellikte İslam’dır. İslam’ı her yere yansıtmıştır.

MUHABİR: Modern ruhunda sizce bir şey nasıl bir şekilde kayboldu?

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, modernliğinde kendine has bir güzelliği vardır. Ama o uhrevi derinlik o psikolojik etki aynısı olmaz. Mesela bir kültür sarayına girsek biz bir kültür sarayının binasına girsek tamam muhteşem bir binadır, oradaki sanat hoşumuza gider. Fakat oradaki uhrevi derinliğe hiçbir zaman için ulaşamaz o, ulaşmıyor, bu apayrı bir şeydir. Ama modernlik çok güzeldir. Bizim evlerimizde moderndir dikkat ederseniz ben modernlikten çok hoşlanırım. O ayrı bir süs ve ayrı bir güzelliktir. Ama Osmanlı derinliği Osmanlı süsü de apayrı ruhlara derin etki yapan bir güzelliktir.

MUHABİR: Modernliğe aslında sonra dönmek istiyorum ama şimdi, şunu sormak istiyorum. Tabiî ki Osmanlı döneminde tabiî ki nasıl söyleyeyim Osmanlı büyük bir dünya imparatorluğuydu. Özellikle son 10 senedir Türkiye de biraz yeni Osmanlı bir ruhu gelişiyor benim gördüğüm kadarıyla. Sizce Türkiye’nin geleceğinde yeni bir Osmanlı olabilir mi olabilir mi yani yeni bir böyle dünya gücü olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Bence Osmanlıdan çok daha mükemmel bir güç Türkiye’nin etrafında kümeleşecek. Bu Türk İslam birliği olacak. Türk İslam Birliğinin manevi gücü, sevgi gücü bütün dünyayı kaplayacak. Ermenistan’ı da, İsrail’i de, Gürcistan’ı da, Çin’i de, Rusya’yı da hepsini içine alacak bir sevgi birliği olacak. Ve hepsini koruyup, kollayan bir birlik. Bu birlikte düşmanlık politikası, potansiyel düşman güçler düşüncesi olmayacak. Sadece potansiyel dost ve sevgi anlayışı olacak. Yani herkese ve her şeye sevgi ile bakmak. Hatta hayvanlara da sevgi ile bakmak, çiçeklere, bitkilere de sevgi ile bakmak, böceklere de sevgi ile bakmak. Bütün insanlığa Allah’ın yarattığı her şeye sevgi ile bakmak düşüncesi ana politika olacak. Türk İslam Birliği bunu gerçekleştirecek inşaAllah.

MUHABİR: Bazıları Türk İslam’dan bahsediyorlar sanki Türk İslam biraz başka İslamlardan biraz farklı bir şey olsaydı, sizce böyle bir şey var mı, yani Türk İslam diye bir şey var mı? Varsa nasıl bir şey?

ADNAN OKTAR: Yok yok, ben burada Türklüğü öncü güç olarak görüyorum.

MUHABİR: Anladım.

ADNAN OKTAR: Yani Türkler liderlik yapması gerek. Yoksa İslam bir tanedir. Dünyanın her yerinde aynı İslam vardır. Fakat işin doğrusu Türkiye’de yaşanan İslam en mükemmel şekilde yaşanıyor.

MUHABİR: Ama İslam’ın farklı yaşam stilleri var. Mesela Suudi Arabistan’da biraz farklı bir anlayış var değil mi, Türkiye de biraz farklı anlayış var mesela.

ADNAN OKTAR: Evet, evet.

MUHABİR: Genellikle Türkler biraz şey yukarıdan bakıyorlar Arap İslam’a bildiğim kadarıyla gördüğüm kadarıyla. Sanki biraz arkada kalmış bir şey.

ADNAN OKTAR: Bütün dünya hakikaten kabul ediyor, Türkiye’de yaşanan İslam anlayışı en güzel anlayış. Yani en güzel yorumunu Türkler yapmıştır İslam’ın. Ve en güzelde Türkiye’de yaşanıyor. Sevecenlik, ılımlılık, hoşgörü, temizlik anlayışı açısından hakikaten mükemmeldir Türklerin yaşadığı İslam. Onun için ben Türkiye’nin ve Türklüğün öncü olmasını istiyorum ve tarih boyunca da hep böyle olmuş Osmanlı döneminde de biliyorsunuz, hep Türkler öncü olmuştur ve şefkatli bir millettir, güvenilir bir millettir, sevgi doludur Türkler, misafirperverdir, merhametlidir. Türk ordusunda da biz bunu görürüz. Türk ordusu…

MUHABİR: Batıda bunu söylüyor aslında okudunuz mu?

ADNAN OKTAR: Evet, tabi, tabi.

MUHABİR: En misafirperver millet Türkler diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Dünyanın her tarafında Türk ordusu çok seviliyor. Nereye gitse kucaklanır o askerimiz maşaAllah. Niye insancıllar, sevecenler, merhametliler, adaletliler. Ama bir de bütün dünyaya bir güç olarak yayılması gerekiyor. Türk İslam birliği bu yüzden çok önemli.

MUHABİR: Tamam. Son bir soru bu konuda. Milli değerler Koruma Vakfınız var.

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Milli değerler sizce ne?

ADNAN OKTAR: Din, iman, vatan, millet, bayrak, milletimiz, insanların huzuru, güvenliği, her şeyi. Benim anladığım o. Ben onu anlıyorum onların anlattıklarından.

MUHABİR: Ama herkese biraz farklı olabilir tabii ki yani tek bir milli değerler yok size göre.

ADNAN OKTAR: Milli değerler.

MUHABİR: Başkasına sorsaydım mesela farklı şeyler söylerdi.

ADNAN OKTAR: Tabi başka bir insana göre farklı bir şekilde olabilir ama bize göre böyle.

MUHABİR: Şimdi aslında sizin, tekrar sizin İslam anlayışınıza gelmek istiyorum. Anladığım kadarıyla belki yanılıyorum ama anladığım kadarıyla gençken Nurculara yakındınız. Burada neler buldunuz, size ne cazip geldi Nurculuk’ta. Anlatabilir misiniz biraz? Yani biraz şöyle söyleyeyim Said Nursi sizin gibi şey hem modern çağda yaşamak istedi, hem de Kurana çok yakın bir imana çok yakın bir adamdı. Bilmiyorum belki ondan bir ilgi çekti bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Said Nursi’nin bende en büyük etki yapan yönü samimiyetidir. Çok çok samimi bir insan bütün hayatı samimi. Son derece dürüst bir din alimi. Bir de olağanüstü bir insan yani bence metafizik yönleri çok fazla olan bir insan. Yani gelecekteki olayları sanki gözüyle görmüş gibi anlatmış ve aynısıyla dedikleri çıkmış, bu çok şaşırtıcı. Hayatındaki geçen olayları anlatış şekli kelimesi kelimesine samimi çok çok candan bir anlatım var ve hiçbir zaman için kendi çıkarını kendi nefsine yönelik fayda düşünmemiş. Benim gördüğüm tabi herkes kendi hocasını, kendi alimini daha çok sever ama son yüzyılın en mükemmel alimi olarak görüyorum Said Nursi Hazretlerini. Samimi kanaatim bu. Ve en etkili din alimi olarak görüyorum. Mesela benim düşüncemde çok ciddi etkisi olan bir insandır. Mesela iman hakikatleri denen yani Allah’ın yarattığı güzellikleri anlatma onun üzerinde durduğu en önemli konulardan biridir bu iman hakikatlerini anlatma. Benim de yaptığım bu. Said Nursi Hazretleri Maddiyun ve Tabiyyun taunu diyor yani Darwinizm için. Darwinizm’in ileride darmakeşan edileceğini, tamamen yenileceğini, eserlerinde belirtmiş fakat kendisi bu konuya dokunmamıştır, ama ileride yok edilecek diyor. Hakikaten de bizler de onun talebeleri olarak ben onun bir talebesiyim, naçiz bir talebesiyim o yönde bir gayret içindeyim. Ve daha da güçlü netice alacağız.

MUHABİR: Yani aslında hırsınız, biraz Nursi’den alıyorsunuz özellikle Darwin konusunda.

ADNAN OKTAR: Kurandan alıyorum tabi ki doğrudan Kurandan ve vicdanımdan alıyorum. Ama Said Nursi’nin de bende çok olumlu, geniş etkisi oldu, mesela ılımlılık, olaylara daha akılcı bakmak, devlet yanlısı bakmak, devleti savunmak, Türk milletini sevmek, bu düşünceleri Said Nursi çok iyi işler, çok güzel işlemiştir. Bir Türk hayranıdır Said Nursi kendisi Kürt’tür. Millet olarak Kürt’tür. Türk milletine ve Türk ordusuna karşı çok büyük saygısı ve sevgisi vardır. Mesela kahraman ordu diyor Türk ordusu için. Bu çok mükemmel bir izah. Türk milleti içinde imanlı millet diyor, mesela çok çok güzel bir tespit. Şanlı millet diyor mesela Türk milleti için. Yani bu çok hoş ifadeler bunlar. Ve hep barışçıl, sevecen bir üslubu var. Yani elimizde nur var diyor mesela, silaha, şiddetle şiddetle karşıdır. Biz konularımızı nur kullanarak hallederiz diyor elimizde bizim silah yok, nur var diyor. Bu çok önemli. Nur nedir, ışık, aydınlık, güzellik var elimizde diyor, sevgi var, muhabbet var, derinlik var. Biz bunla anlatacağız İslam’ı diyor. Ve şiddete şiddetle karşıdır Said Nursi Hazretleri bu çok çok güzel.

MUHABİR: Nasıl buldunuz? Çocukken mi buldunuz yoksa?

ADNAN OKTAR: Lise yıllarında yine. Lise… Bir arkadaşımla görüştüğümde beni Nur talebelerinin evine götürmüştü…

MUHABİR: Dershaneye mi?

ADNAN OKTAR: Evet. Dershaneye götürmüştü. İlk orada onlarla tanıştım. Baktım hakikaten tertemiz insanlar, çok modern insanlar, böyle kravatlı, ceketli, düzgün giyimli, temiz yüzlü insanlar vardı. Yerde halıda oturuyorlardı.

MUHABİR: Bu dershaneye gitmeden önce hep yani hep dine yakın mıydınız?

ADNAN OKTAR: Evet, yakındım, evet. Ama ben duyuyordum Nurcular, nur talebeleri şeklinde duyuyordum fakat merak ediyordum. Bir gün arkadaşım çok ısrar etti. Tamam, o zaman gideyim dedim. Gittim, çok şefkat duydum, çünkü bayağı elleri yüzleri tertemiz, üslupları çok saygılı, çok sevecen, anlatımlarına baktım, son derece güzel, çok müspet ve çok olumlu bir izlenim edindim. Sonra da çay servisi olmuştu, çay dağıtmışlardı.

Yani Türkiye’de çok denge unsuru olan, Türkiye’nin olaylarda zarar görmesini engelleyen, Komünizm’e karşı ciddi bir set olan önemli bir grup aslında Nur talebeleri. Çok ciddi set oldular, yani bunu tarih ileride yazacak yani Nurculuk Türkiye’de derin etki meydana getirmiş, toplumu derin olarak yönlendirmiş, müspet bakışta Müslümanların güzel terbiye almasında çok büyük etkisi olmuş çok önemli bir cereyandır. Ve çok çok faydalı olmuştur, yani Türk Devletine, milletimize, bayrağımıza, mükemmel hizmet etmişlerdir.

MUHABİR: Fethullah Gülen’e gelmek istiyorum. O da sizin gibi Nurculuk’tan geçti. Sizce Nursi’den yeni şeyler söylüyor mu? Yani çok mu farklı?

ADNAN OKTAR: Yok, aynı yani. Çok daha şefkatli, böyle sevecen bir insan. Çok iyi bir insan. Yani çok garip lanse ediliyor. Bazen anlatıyorlar ben insanlardan duyuyorum yani hiç vicdana uygun değil, bir kere bir olaya bakarken, merhametle ve vicdanla bakmak lazım. Bu insan hasta, birçok rahatsızlığı var, Amerika’ya gitmiş, orada yerleşmiş. Zor durumda ve hep hayır hasenat peşinde. Okullar açtırtıyor, insanların iyi yetişmesi için gayret ediyor. Onun etrafındaki insanlarda cansiperane gayret ediyorlar. Ve hiçbir devlete, hiçbir millete zararı görülmemiş. Özellikle devletimize karşıda son derece saygılı, Türk milletine karşı hürmetkar ve bağlılığını sık sık dile getiren bir insan. Ben anlamıyorum yani nedir burada böyle bakış açısındaki çarpıklık. İnsanların bu bakış açısındaki bu anormal değerlendirme nedir çıkaramıyorum. Ben vicdanen böyle bir şeyi hiçbir şekilde hissedemiyorum. Güzel buluyorum bu insanı.

MUHABİR: Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir din adamı mı yoksa nesiniz tam olarak?

ADNAN OKTAR: Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum.

MUHABİR: Ama aynı zamanda ve yani sizin bir grubunuz var diyelim sempatizanlarınız var.

ADNAN OKTAR: Evet. Beni seven arkadaşlarım var.

MUHABİR: Bu nedir, bir cemaat mi, bir tarikat mı, tarikat aslında şey yasal değil Türkiye’de bildiğim kadarıyla…

ADNAN OKTAR: Evet. Yok, serbest tarikatlar faaliyet gösteriyor.

MUHABİR: Öyle mi?

ADNAN OKTAR: Tabi tabi. Fakat tarikat olmam için benim bir tarikatten geliyor olmam gerekiyordu. Yani bir Tarikat mensubunun beni…

MUHABİR: Şeyh olmanız gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Şeyh olarak açıklaması gerekiyordu. Ben şeyh değilim. Dolayısıyla tarikat değilim. Ama beni seven arkadaşlarım var, çevremde insanlar var. Benim kitaplarımı okuyorlar. Benim düşüncemdeki insanlara ne denebilir beni sevenler, arkadaşlarım, dostlarım başka bir şey diyemeyiz.

MUHABİR: Şunu sormak istiyorum. Yani bilmiyorum İslam’da belki farklı olabilir ama Hıristiyanlıkta genellikle din yani dine yakın olmak mütevazi olmak demek birlikte, bağlantı var bir şekilde. Bugünlerde bu kadar güçlü bir şey değil, ama eskiden böyleydi. Siz hep çok şık giyiniyorsunuz, sanki yani bir gösteri belki doğru kelime değil ama bir şey göstermeye çalışıyorsunuz. Niye böyle bir imajınız var.

ADNAN OKTAR: Ben Hz. Süleyman’ın hayranıyım. Peygamberimizin hayranıyım. Hz. İbrahim’in hayranıyım. Onlar gibiyim bende, peygamber efendimiz de çok şık giyiniyordu, bayağı güzel giyiniyordu. Üzerindeki Bizans cüppesi de çok çok değerliydi. Yabancı elçilerin karşısına çıkarken böyle göz kamaştırıcı şıklıkta çıkıyordu. Hz. Süleyman’ın sarayı dillere destandı. Ve hiçbir devirde öyle bir ihtişam yaşanmamıştır ve yaşanmayacaktır da. O kadar güzeldi. Ve son derece şık giyiniyordu ve etrafındakilerde çok şık giyiniyordu Süleyman’ın. Elçileri de öyleydi. Hatta Sebe melikesi onun sarayına geldiğinde bir zemin su var zannetti kadın bacağını açtı, suya girmeye çalıştı kendince, birde baktı ki su değil.

Cam kristal bir zemin. Bu çok mükemmel bir teknoloji ve mükemmel bir estetik ve güzellik. Yani sudan fark edilmeyen bir teknik daha yapılamadı şu ana kadar. Ama Hz. Süleyman bunu yapmış ve yaptırmış bu tekniği… Yani bir kadın su mu değil mi ayırt edemiyor düşünün ve kesinlikle su olduğu kanaatinde ve eteğini sıyırıp suya girmeye çalışıyor. Bakıyor ki camdan zemin biz zaten iman etmiştik diyor ve iman etmesine vesile oluyor. Çok önemlidir yani Müslüman tabi ki şık ve güzel giyinecek. Hatta Allah diyor “mescitlere gelirken ziynetlerinizi takının” ne demek şık ve güzel olun. Kuran ayeti bu. Dolayısıyla bu tevazuyu ortadan kaldıran bir şey değil çünkü Allah yaratıyor elbiseleri de. Kıyafetleri de yaratan Allah’tır, o süsü de yaratan Allah’tır. Bir de bizlere o nimetleri verecek olan da Allah’tır. Aynı şey. Cennet mesela muhteşem bir yer. Herkes çok şık giyinecek cennette. Çok güzel kıyafetlerle gezecek insanlar. Bu onların kibrine vesile olmayacak, Allah’a şükretmelerine vesile olacak. Dünyada da öyle, insanların kibrine vesile olmaz. Allah’a şükretmelerine ve dinin güzel görünmesine vesile olur.

MUHABİR: Sizce dünyanın gözünde ve özellikle batının gözünde İslam’ın imajının bir temizlenmesi mi gerekiyor. Yani böyle bir şey aynı zamanda yapmaya çalışılıyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi cahil cüheyla İslam’ı çok yanlış tanıttı Avrupalılar’a. Onlarda bir kısmında İslam’a karşı bir önyargı var. Yani Müslüman deyince saçı sakalına karışmış, gözü dönmüş, işte bombaları göğsüne sarmış yahut bir elinde kılıç kesecek adam arayan birisi gibi geliyor onlara halbuki böyle değil. İncil’de gördükleri şefkat ve sevginin çok daha mükemmeli, çok daha kapsamlısı Kuran’da vardır. Ve Hıristiyanlığın anlattığı sevgi ve şefkat anlayışı en mükemmel şekilde Kuran’da işlenmektedir, anlatılmaktadır. Çünkü aynı Allah aynı din çünkü Hıristiyanlıkta İslam dinidir. Fakat benim inancıma göre tahrif edilmiştir, değişikliğe uğramıştır. Teslis inancı eklenmiştir. Yoksa o da bir hak dindir. Yani Musevilik de bir hak dindir. Fakat tahrif edilmiştir. Bir kısım değişikliklere uğramıştır. Onun için bu değişiklikleri düzeltmek üzere İslam gelmiştir son olarak hak din olarak ve onları bu eksikleri düzeltmiştir. Mesela Allah birdir, tek bir Allah vardır. Ama Hıristiyanlıkta biliyorsunuz teslis vardır. İslamiyet bunu düzeltmiştir. Tek bir Allah’ın var olduğunu belirtmiştir, bu teslis inancını reddetmiştir. Buna benzer düzeltmeler yapmıştır Allah Kuran’ı indirerek.

MUHABİR: Modernliğe dönmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Biliyorsunuz Türkiye’de çağdaş, çağdaşlık çok ideolojik kelimeler aslında bir şekilde tartışılmış kelimeler. Sizin için çağdaş ya da modern olmak nedir? Ne demek modern olmak? Modernlik nedir?

ADNAN OKTAR: Evet. Teknolojide…

MUHABİR: Çok geniş bir aslında…

ADNAN OKTAR: Teknolojide modern olmak çok güzel, sanatta modern olmak çok güzel, kıyafette modern olmak çok güzel. Yani modern demek sürekli gelişen yeni yeni güzellikler demektir benim için, yeni yeni üstünlükler, yeni yeni kalite anlayışları demektir. Bu da zaten çok güzel, bu ne demektir, Yeni yeni renkler, süsler, yeni yeni zenginlikler anlamına geliyor. Bunu aklı başında hiç kimse reddetmez bunu zaten çok çok güzel zaten insanların yapması araması gereken yapması gereken bir şey bu.

MUHABİR: Ve ilim modernlikte nasıl bir rol oynuyor?

ADNAN OKTAR: Tabi bilim.

MUHABİR: Bilim pardon.

ADNAN OKTAR: Teknolojik aletlerin gelişmesi mesela bir modern yeni aletlerin daha da tekamül etmesi, mükemmelleşmesi, bize konfor sunar, kalite sunar. Daha kaliteli güzel hayata kavuşmamızı sağlar. Mesela buradaki süsleme şu gördüğünüz modern bir süsleme içindeki malzemelerde modern süsleme ile yapılmış. Çok çok güzel. Yani niye 3000 yıl evvel, 2000 yıl evvelinin sanatının aynısı olsun, tabiî ki değişecektir. Ama 2000 yıl öncesinin sanatını da alabiliriz bu da modernlik olur. Çünkü buda yeni bir şeydir, değişik bir şey.

MUHABİR: Ama aynı zamanda belki yanılıyorlar ama çoğu insanlar için modernlik bir şekilde sekilerleşme demek değil mi yani?

ADNAN OKTAR: Mantıksız tabi.

MUHABİR: Mantıksız olabilir, siz mantıksız buluyorsunuz anladığım kadarıyla.

ADNAN OKTAR: Yani alabildiğine modern olsun her şey çok çok güzel. Modernliği de Allah yaratır. En modern En uç dediğimiz modernliği Allah yaratır. Modernliği insanlar yaratmıyor zaten. Mesela bütün müzik aletlerini Allah yaratır, bütün teknolojik aletleri Allah yaratır, bütün fizik kanunlarını Allah yaratır. Allah’ın yarattığını insanlar görüyorlar sadece. Yani beyinlerinde Allah’ın yarattığı görüntüyü görüyorlar. Mesela ben şimdi sizle konuşuyorum. Teknik aletlerde var. Sizin görüntünüzle benim görüntüm beynimin içinde aynı yerde yaratılıyor. Siz dışarıda varsınız ama ben sizin varlığınızla beynimin içinde görüşüyorum. Bu ne demektir, buradaki modern eşyalarda, modern aletlerde benim beynimin içinde yaratılıyor demektir. Kim yaratıyor, tek bir tane Yaratan var Allah.

MUHABİR: Tamam. Yani gördüğüm kadarıyla biraz atipik bir Müslümansınız, doğru mu?

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Hadislere bakışınız nedir? Eskiden bildiğim kadarıyla 10 sene önce mesela Hıristiyan, Protestanlar gibi direkt Kuran’a şeyiniz vardı, doğru mu? Yani biraz arınmış herhalde, arınmış bir vizyonunuz vardı? Doğrumu Belki yanılıyorum, bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Ben ta çocukluğumdan beri Hanefi – Sünniydim, hiç değişmedim. Hiçbir zaman için değişmedim. Ta ilkokuldayken bize öğrettiler, siz dediler benim sordum annemle babama, okuldaki hocalarımıza sorduk siz Hanefisiniz dediler bize, Sünnisiniz. Ben Hanefiliği, Sünniliği öğrendim, inceledim. Baktım hakikaten İslam’ın en mükemmel yorumu… En İyi şekilde yaşanan İslam anlayışıdır, ben kendi mezhebimi beğeniyorum. Mükemmeldir Ebu Hanefi’nin anlattıkları, anlatımı, Kuranı çok güzel yorumlar, hadisleri çok güzel yorumlar. Dolayısıyla hadislerde ben kendi imamım ne dediyse ona uyarım. İtikadi konularda da Maturidi mezhebindenim. Yani itikatte Maturidi amelde mezhep imamım Ebu Hanefidir. Ona göre hareket ederim. Ebu Hanefi ne dediyse benim için odur. Mükemmel yerine getiriyor muyum getirmiyor muyum gücüm yettiği kadar yapmaya çalışıyorum. Ama Türkiye’de Türkiye’nin büyük bölümü zaten Sünni Hanefidir.

MUHABİR: Biliyorum.

ADNAN OKTAR: Tabi. Ve onlarda moderndirler, yani normal kravat, ceket giyerler. Namazda, kimi mesela sırf Cuma namazı kılar, kimi sırf bayram namazını eda eder, kimi beş vakit kılar, kimi de sırf sabah namazını kılar evinden gider ama Sünni – Hanefi sistemi titizdir. Yani tam uygulamamak ayrıdır, kökten reddetmek ayrıdır. Yani bizim halkımız bir kısmı dinin gereklerini tam yapamayabilir, yapmıyor da olabilirler fakat kendi mezhebine saygılıdır, kendi imamına saygılıdır.

MUHABİR: Şimdi geçenlerde Reuters ile konuştunuz. Çok enteresan bir görüşme yaptınız. Biraz anlatır mısınız, bu mehdi fikir ben uzman değilim çünkü bu tipik bir fikir mi yoksa a tipik bir fikir mi? Tam olarak benim anlamadığım şey şu aslında hem İsa gelecek dediniz hem de Mehdi gelecek dediniz. Nedir bu?

ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye’de var, İslam aleminde de tabi Mehdi’nin gelişini reddeden, Hz. İsa’nın gelişini reddeden insanlar var, böyle düşünceler var. Bu normal her inançta bu olabilir. Fakat Türkiye Sünni inançtadır genellikle bir kısmı da Alevidir. Hem Sünni inançta hem Alevi inançta Mehdinin gelişi kesindir. Ebu Hanefi, Ebu Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi bunlar hepsi bu konuda kesin açıklamalarda bulunmuşlardır. Hanefi mezhebi de Hanbeli mezhebi de, Maliki ve Şafi de Hz. İsa’nın gelişinin kesin olduğunu Mehdinin zuhurunun da kesin olduğunu söylemişlerdir. Artık burada konu kapanmıştır. Yani Sünni inançta bu konu kesindir. Ama adam çıkıp da ben arkadaş Sünni inançta değilim fakat fikrimde bu diyorsa bu saygı duyulur, böyle düşünebilir. Ama hem Sünniyim, hem Hanefiyim, mezhep imamına bağlıyım ama karşıyım diyorsa bu olmaz.

O zaman o mezhebe bağlı değildir. Yani Sünni değildir. Mesela Aleviler, Caferiler, Şiiler bunların tamamı Hz. Mehdi’nin zuhurunun varlığına kesinlikle inanırlar. Ve Hz. İsa’nın nüzulüne, yani gökyüzünden nüzul edeceğine de kesinlikle inanırlar, yani yeryüzüne ineceğine. İki büyük mezhep vardır İslam’da. Şiilik yani Alevilik ve Sünnilik. Her ikisi de ittifak halindedir Mehdi ve İsa konusunda kesin her ikisi de zuhur edecek şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır. O yüzden bu konuda aradan yapılan izahların ilmi bir geçerliliği olmaz. Dolayısıyla yani bir Sünninin böyle bir fikri, düşünceyi kaale alması diye bir konu olmaz. Yahut bir Şiinin.

MUHABİR: Tamam. Uzun zamandır bildiğim kadarıyla kıyamet günü yakında gelecek diyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet, evet.

MUHABİR: Nasıl biliyorsunuz ne zaman geleceğini? Yaklaşık ne zaman geleceğini... Bir de bir kitabınız var değil mi bunun üzerine?

ADNAN OKTAR: Said Nursi adeta böyle tarihi tamamen görmüş bir insan. Bütün olaylar gözünün önüne serilmiş, o da onları anlatmış gibi bir görünüm veriyor. Aynı şekilde bundan çok daha önemli olarak bizim peygamberimizin açıklamaları var. Hazreti Muhammed sallallahu Aleyhi vesellem’in açıklamaları var. Bu devri gözüyle görmüş gibi anlatmış peygamber ve müthiş detay vererek. Adeta hani milimetrik detaylar derler ya milimetrik detay vermiş adeta o kadar detaylı anlatmış. Afganistan’ın işgal edileceğini, Irak’ın işgal edileceğini, Irak’taki orduların vasfını bile açıklamış Rum diyor, Yabancı ülkeler tarafından işgal edilecek, yani Müslüman olmayan ülkeler tarafından işgal edilecek. Bağdat, Bağdat’ın dumanlar içinde kalacağını, alevler içinde kalacağını belirtmiş, Fırat’ın suyunun kesileceğini aynı dönemde, barajda Fırat’ın suyu kesildi, kurudu Fırat’ın yatağı. Ay ve güneş tutulmalarının olacağını ve bunların 15 gün arayla olacağını söylüyor peygamber. Çok net, açık, bunların hepsi oldu.


MUHABİR: Kuran’ı Kerim’de mi?

ADNAN OKTAR: Hayır, hadislerde tabi. Bu olağanüstü. Bunun üzerine artık söyleyecek bir sözümüz kalmıyor. Peygamberin sözüne inanmak durumundayız.

MUHABİR: Ne zaman gelecek peki? Yani işaretler var mı sizce? Görüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: İşaretler zaten çıktı, bu anlattıklarım işaretlerdi işte.

MUHABİR: Anlamadım.

ADNAN OKTAR: Bu anlattıklarım bu işaretlerdi bunların da hepsi çıktı zaten.

MUHABİR: Kıyamet gününden hemen önce gelecek olan şeyler. Tamam. Son birkaç soru sormak istiyorum davanızla ilgili bahsetmedik aslında buraya kadar. Ne zaman çıktı karar, ilk karar. 2- 3 ay önce, Mayıs…

ADNAN OKTAR: Evet, yaklaşık.

MUHABİR: Temyiz ettiniz herhalde.

ADNAN OKTAR: Evet, temyiz. Şu an Yargıtay’da.

MUHABİR: Ne zaman çıkacak sizce?

ADNAN OKTAR: Allah bilir, bilemiyoruz.

MUHABİR: Yargıtay… Nasıl bir karar bekliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ben her iki karara da saygılıyım. Yani hapis cezası da çıkabilir, belki bozabilir de Yargıtay. Her ikisine de saygılıyım.

MUHABİR: Benim gördüğüm kadarıyla bu hukuki süreç bir şekilde biraz ilginç yani dava düştü, ondan sonra tekrar başladı vs.

ADNAN OKTAR: Evet.

MUHABİR: Sizce bu hukuki süreç biraz art niyetlimiydi, yani biraz yıldırma şeyi var mıydı?

ADNAN OKTAR: Allah ne yaratırsa hepsini hayırla yaratır. Ama Tabi ben daha önce bu konuları anlatmıştım. Bu mahkeme daha önce çete olmadığı yönünde yani arkadaşlarıma beraat kararı verdi. Sonra Yargıtay bunu bozdu, bu sefer yine mahkemeye gelince mahkeme bu sefer çete olduğumuz, çete mensubu olduğum, hatta çete lideri olduğuma karar verdi, ben bu karara saygı duyuyorum ama ben çete lideri değilim, ben yazarım.300 tane kitap yazdım. Ama illa çetesin derseler de buna saygı duyarım, bir şey diyemem. Ama ısrarla bunu söylerim ben çete lideri değilim ben sevgiyi, şefkati, merhameti savunan bir insanım, insan öldürmedim, can yakmadım, yol kesmedim. gasp yapmadım. Benim tertemiz sicilim şu ana kadar herhangi bir sicilimde de bir bozukluk yok. Dolayısıyla ben bu suçlamayı tabi ki kabul etmiyorum. Ama kader içinde Allah böyle bir şeyi meydana getirirse Hz. Yusuf’ta olduğu gibi Hz. Yusuf da biliyorsunuz suçsuz olarak hapse konmuştu.

Hatta diyor Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Onun suçsuz olduğuna dair delilleri görmelerine rağmen” diyor bak “ suçsuz olduğuna dair delilleri görmelerine rağmen onu bir süre hapiste tutmak kararı galip geldi” diyor Allah. Suçsuz yere hapse konacaktı diyor Allah. Onu hapse koyan yine Allah. Ama benim bir suçum olmadığını mahkeme dosyasına bakan anlar. Yani bomboş mahkeme dosyası hiçbir şey yok. Sadece poliste alınan, zor ve ölüm tehdidi ile alınan ifadeler var. O ifadeleri kim olsa verir. Ölüm tehdidi varsa ve işkence varsa insan kurtulmak için o tip ifadeler hatta daha da fazlasını söyleyebilir. Bunun dışında hiçbir delil yok. Bu da avukat yanında alınmadığı için geçersiz. Ama bunu mahkeme hep geçerli saydı saygım var bir şey demiyorum. Ama bizim kanunlarımıza göre geçersiz. Yargıtay içtihadına göre geçersiz. Ama Yargıtay da geçerli saydı, mahkeme de geçerli saydı. Bende saygı duyuyorum hükmüne razı oluyorum, ben çete lideri değilim. Sevgi insanıyım şefkat ve merhamet insanıyım.

MUHABİR: Tamam, o kadar, teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim.

Bu eser 163 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Kon TV (Konya) ile Röportajı 2 - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kon TV (Konya) ile Röportajı 1 - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın TimeTurk Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın El Siglo TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Arnavutluk Vision Plus TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Islam Channel ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Azerbaycan TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Suud 1 TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Le Monde ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Bağdat TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Gareth Jenkins ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Alman Art TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın The Guardian ile Röportajı - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Bedava mp3ler
Harun Yahya Eserleri Ramazan Ayı Boyunca Okuyucuları İle Buluşacak
Mevlid Kandili
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1034 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Dinler Terörü Lanetler - 915 download
Dinler Terörü Lanetler - 864 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 835 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.