 |
Miller Deneyinin Geçersizliği İle İlgili İtiraflar
Evrimcilerin hayatın kökeni konusunda en çok önem verdikleri çalışma 1953 yılında Amerikalı araştırmacı Stanley Miller tarafından yapılan Miller deneyi olmuştur. Oysa Miller'in ilkel dünya koşullarında aminoasitlerin kendi kendilerine oluşabileceklerini kanıtlamak amacıyla yaptığı deney birçok yönden tutarsızlık göstermektedir.
Günümüzde evrimci bilim adamları arasında tamamen geçerliliğini kaybetmiş olan bu deney, ne yazık ki Türkiye'de evrimci çevreler tarafından hala önemli bir kanıtmış gibi gösterilmektedir. Oysa Miller'in kendisi bile bugün deneyinin yaşamın kökenini açıklama adına bir anlam ifade etmediğinin farkındadır. Bu durumda evrimcilerin böyle geçersizliği açıkça ilan edilen bir deneye dört elle sarılmaları, içinde bulundukları çaresizliğin açık bir göstergesidir. (Miller'in deneyinin detayları ve geçersizliğinin nedenleri için bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Global Yayıncılık, 1998)
Stanley Miller deneyden tam 33 yıl sonra, 1986 yılında, deneyinde amonyağın yüksek miktarlarda kullanıldığını, ilkel atmosfer deneylerinin gerçekçi olarak nitelendirilemeyeceğini bizzat kendisi açıklayarak şöyle dedi:
Metan (CH4), Azot (N2), çok az miktarlardaki amonyak (NH3) ve su buharından oluşmuş bir atmosfer, ilkel dünya için daha gerçekçi bir atmosferdir. Çünkü amonyak gazı okyanuslarda çözüneceğinden atmosferde çok miktarlarda bulunamazdı. (Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Current Status of the Prebiotic Synthetis of Small Molecules, 1986, s. 7)
1998'in Şubat ayında yayınlanan ünlü evrimci bilim dergisi Earth'deki "Yaşamın Potası" başlıklı makalede ise şu cümleler yer almaktadır:
Bugün Miller'ın senaryosu şüphelerle karşılanmaktadır. Bir nedeni, jeologların ilkel atmosferin başlıca karbondioksit ve azottan oluştuğunu kabul etmeleri. Bu gazlar ise 1953'teki deneyde (Miller deneyinde) kullanılanlardan çok daha az aktifler. Kaldı ki, Miller'ın farz ettiği atmosfer var olmuş olabilseydi bile, aminoasitler gibi basit molekülleri çok daha kompleks bileşiklere, proteinler gibi polimerlere dönüştürecek gerekli kimyasal değişimler nasıl oluşabilirdi ki? Miller'ın kendisi bile, problemin bu noktasında ellerini ileri uzatıp, "bu bir sorun" diyerek şiddetle iç çekmekte, "Polimerleri nasıl yapacaksınız? Bu o kadar kolay değil..." ("Life's Crucible", Earth, Şubat 1998, s. 34)
Kevin M. Kean
(Discover dergisinde yayınladığı makalede bu durumu şöyle anlatıyor):
Miller ve Urey dünyanın eski atmosferini metan ve amonyak karıştırararak kopya ettiler. Onlara göre dünya, metal, kaya ve buzun homojen bir karışımıydı. Oysa son çalışmalarda o zamanlar dünyanın çok sıcak olduğu ve ergimiş nikel ile demirin karışımından meydana geldiği anlaşılmıştır. Böylece o dönemdeki kimyevi atmosferin daha çok azot (N2), karbondioksit (CO2) ve su buharından (H2O) oluşması gerekir. Oysa bunlar organik moleküllerin oluşması için amonyak ve metan kadar uygun değildirler. (Kevin Mc Kean, Bilim ve Teknik, Sayı 189, s. 7)
National Geographic'in Mart 1998 sayısındaki, "Yeryüzünde Yaşamın Kökeni" başlıklı makale:
Pek çok bilim adamı bugün, ilkel atmosferin Miller'ın öne sürdüğünden farklı olduğunu tahmin ediyor. İlkel atmosferin, hidrojen, metan ve amonyaktan ziyade, karbondioksit ve azottan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü haber! Karbondioksit ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme havuzuna atılan bir damla gıda renklendiricisiyle aynı oranda bir yoğunlukta... Bilim adamları, bu derece seyrek çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal etmeyi bile güç buluyorlar. ("The Rise of Life on Earth", National Geographic, Mart 1998, s. 68)
Harold Urey
(Öğrencisi Stanley Miller ile birlikte Miller deneyini gerçekleştiren evrimci bilim adamı):
Yaşamın kökeni konusunu araştıran bizler, bu konuyu ne kadar çok incelersek inceleyelim, hayatın herhangi bir yerde evrimleşmiş olamayacak kadar kompleks olduğu sonucuna varıyoruz. (Ancak) Hepimiz bir inanç ifadesi olarak, yaşamın bu gezegenin üzerinde ölü maddeden evrimleştiğine inanıyoruz. Fakat kompleksliği o kadar büyük ki, nasıl evrimleştiğini hayal etmek bile bizim için zor. (W.R. Bird, The Origin of Species Revisited, Nashville, Thomas Nelson Co., 1991, s. 325)
Homer Jacobson
(Amerikalı mikrobiyolog):
İlk canlı ortaya çıktığı zaman, üreme planlarının, çevreden madde ve enerji sağlamanın, büyüme sırasının, bilgileri büyümeye çevirecek mekanizmaların tamamına ait emirlerin o anda ve birarada bulunmaları gerekmektedir. Bunların hepsinin kombinasyonu tesadüfen gerçekleşemez. (Homer Jacobson, "Information, Reproduction and the Origin of Life", American Scientist, Ocak 1955, s. 121)
Dr. Leslie Orgel:
Son derece kompleks yapılara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) aynı yerde ve aynı zamanda rastlantısal olarak oluşmaları aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların birisi olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla insan, yaşamın kimyasal yollarla ortaya çıkmasının asla mümkün olmadığı sonucuna varmak zorunda kalmaktadır. (Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on Earth", Scientific American, cilt 271, Ekim 1994, s. 78)
Bu eser 1.351 kez incelendi.
|
 |
|