Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 10620 tanesi Türkçe, toplam 13201 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Hz. Ömer'in Filistin'e Getirdiği Barış ve Adalet - TÜRKÇE
Haziran 2003
Her an Kuran ahlakına uyan bir kişi aklının ve vicdanının önüne geçemez. Vicdanı ona her zaman Allah'ın emir ve tavsiyelerine uymayı, güzel ahlaktan taviz vermemeyi söylemektedir. Çünkü bu, Allah'ın iman edenlere Kuran'da bildirdiği bir emridir. Maide Suresi'nde şu şekilde buyrulur:
"Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (Maide Suresi, 8)
Tarih boyunca tüm İlahi dinlerce kutsal sayılan Kudüs, MS. 71 yılına dek Yahudilerin başkentiydi. Ancak o yıl Roma Orduları Yahudilere karşı büyük bir saldırı düzenledi ve büyük bir vahşetin ardından Yahudileri bölgeden sürdü. Bu olaydan sonra Yahudiler için "diaspora dönemi" başlarken, Kudüs ve çevresi de terk edilmiş bir toprak haline gelmiş oldu. (Harun Yahya, Filistin) Ancak Roma İmparatorluğu'nun İmparator Konstantin döneminde Hıristiyanlığı kabul etmesi üzerine, Kudüs yeniden ilgi odağı oldu. Hıristiyan Romalılar Kudüs'te kiliseler inşa ettiler, Yahudilerin de bölgede yerleşmesine yönelik yasakları kaldırdılar. Filistin 7. yüzyıla dek Roma (Bizans) toprağı olarak kaldı. Kısa bir süre Persler bölgeyi ellerinde tuttular, ama sonra Filistin'in hakimi tekrar Bizans oldu.
Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası ise, 637 yılında bölgenin İslam orduları tarafından fethedilmesiydi. Bu fetih, asırlardır savaşlara, sürgünlere, yağma ve katliamlara sahne olan, farklı inançlar arasında sık sık el değiştiren ve her yönetim değişikliğinde de yeni vahşetler yaşayan Filistin'e, barış ve huzurun kalıcı olarak yerleşmesi anlamına geliyordu. İslam'ın hakimiyeti, Filistin'de farklı inançların barış içinde birarada yaşayabildiği bir çağın başlangıcı oldu.
Filistin, Peygamberimiz (sav)'den sonraki ikinci halife olan Hz. Ömer tarafından fethedildi. Hz. Ömer'in Kudüs'e girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği sonsuz hoşgörü, olgunluk ve nezaket, başlayan güzel dönemin habercisiydi. İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı Karen Armstrong, Holy War (Kutsal Savaş) adlı kitabında, Hz. Ömer'in Kudüs fethini şöyle anlatır:
"Halife Ömer Kudüs'e beyaz bir devenin üzerinde girdi, yanında ise kentin Yunan yöneticisi Başrahip Sophronius vardı. Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesine (yıkık olan Hz. Süleyman mabedinin yerine) götürülmesini rica etti ve Hz. Muhammed'in Gece Yolculuğu'nu (Mirac) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti. Başrahip bu sahneyi korku içinde izliyordu... "Son Günler"in artık yaklaştığını sanmıştı. Daha sonra Halife Ömer Hıristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi'ne gittiğinde, namaz vakti geldi. Başrahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti, ama Halife Ömer bu teklifi kibarca reddetti. Eğer bu kilisede namaz kılarsa, sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise Kutsal Mezar Kilisesi'nin yıkılması anlamına geleceğini izah etti. Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerdeki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada, Kutsal Mezar Kilisesi'nin tam karşısında Halife Ömer'in adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır."
Tarafsız bir tarihçi olarak o günleri anlatan Karen Armstrong'ın naklettikleri Hz. Ömer'in Hıristiyan cemaatin inanç özgürlüğüne ne derece önem verdiğini göstermektedir. Hz. Ömer bu toprakların yeni hakimi olarak pekala söz konusu kiliseyi camiye dönüştürebilirdi. Fakat böyle yapmak yerine çok ince bir davranış sergilemiş, söz konusu kiliseyi camiiye dönüştürmek bir yana ileride yanlış anlaşılmalar olmasın diye namazını başka bir yerde kılma yoluna gitmiştir. Hz. Ömer'in bu davranışı, farklı inanca sahip bir cemaatin inanç ve ibadet özgürlüğünün mutlak anlamda korunmasının eşsiz bir örneğidir.
"Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (Maide Suresi, 8)
Hıristiyan cemaatin ibadet mekanını koruma altına alan Hz. Ömer aynı yerde Müslümanlar için de büyük camii inşa ettirmiştir. Bu camii de, tam Tapınak Tepesi'nde yapılmıştır. Daha önceden Tapınak Tepesi'nde Yahudilere ait bir tapınak vardı. Yıllardır Hıristiyanlar, yıkık Yahudi Tapınağının yer aldığı bu alanı, şehrin çöp yığınağı olarak kullanıyorlardı. Halife, Müslümanların bu çöpleri temizlemelerine kendi elleriyle yardım etti ve Müslümanlar burada iki mabed inşa ederek İslam'ı, Kudüs şehrine yerleştirmiş oldular.
Hz. Ömer'in Kudüs'e getirdiği barış ve adalet bu örnekle sınırlı değildir. Hz. Ömer Kudüs patriği ile bir anlaşma imzalayarak tüm halkın kişilik, inanç ve mülkiyet haklarını güvence altına alma taahhüdünde bulunmuştur. Aşağıdaki belge incelenirse Hz. Ömer'in taahhüt ettiği hakların özü itibariyle bugünkü "uygar" ulusların kabul ettikleri insan hakları belgeleriyle aynı olduğu görülür. Ne var ki bugünkü düzenlemelerle garanti edilen hakların hayata geçirilmesinde bazı aksamalar olmaktadır. Oysa inanç ahlakı ile aydınlanmış bir yöneticinin idaresinde istisnasız herkes tüm bu haklardan istifade edebilmekteydi. Bahsettiğimiz belge şöyledir:
"Allah'ın kulu ve müminlerin emiri Ömer tarafından İlya (Kudüs) halkına verilen emannamedir. Emir'ül Müminin, hasta olsun, sıhhatte bulunsun bütün halkın mal ve canlarının korunacağını garanti eder. Aynı zamanda ibadet yerlerine, haçlarına ve dinlerine dokunulmayacağını temin eder. Halkın kiliseleri tahrip edilemeyeceği gibi mesken haline de getirilemeyecektir. Eskiden sahip oldukları haklar aynen muhafaza edilecektir. Ne malik oldukları şeylere bir halel gelecek ve ne de mezhepleri hususunda onlara bir baskı yapılacaktır. İçlerinden hiçbir kimse hiçbir şekilde zarar görmeyecektir... Allah, Peygamberi, sahabileri ve müminler bu anlaşmaya şahitlik ederler."
Hz Ömer (ra) döneminde de görüldüğü gibi adil yöneticilerden ve adil insanlardan oluşan bir toplumda her türlü anlaşmazlığın kolaylıkla çözüleceği açıktır. Çünkü Kuran'da adaletin eksiksiz olarak tarifi yapılmış, iman edenlere olaylar karşısındaki tutumları ve adaletin nasıl uygulanacağı bildirilmiştir. Bu iman edenler için çok büyük bir kolaylık ve Allah'tan bir rahmettir.
Kısacası Kuran ahlakıyla birlikte Kudüs'e ve tüm Filistin'e "medeniyet" getiren İslam dini Filistin'de Müslümanların, Hıristiyanlar ve Yahudilerin asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşamalarına olanak sağlamıştır. Müslümanlar hiç kimseyi zorla İslamlaştırmaya çalışmamışlar ancak İslam'ın Hak Din olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslam'ı seçmişlerdir. Filistin'deki barış ve huzur, bölge Müslümanların hakimiyetinde olduğu sürece devam etmiştir. Bu da aynı bölgede Kuran ahlakına uygun yaşandığında geçmiş dönemlerde olduğu gibi adaletin ve hoşgörünün sağlanabileceğine işarettir.
Bu makale, Araştırma Dergisi20. sayı (Haziran 2003) 36. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 4.455 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.