Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 10633 tanesi Türkçe, toplam 13214 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Şubat 2009
Sayın Adnan Oktar’ın bu röportajında yaptığı açıklamalardan biri, inananlar için önemli bir sırra dikkat çekiyordu: “Aşkla imanda devam çok önemlidir, çok derin bir imanı hiç aksatmadan devam ettirmek. Ama bunu devam ettirirken, çok önemli, imtihanın sırrı denen bir olay vardır. İnsanın Allah’ı düşündüğü bir sırada başı ağrıyabilir veya evi yanabilir, kanser olduğunu öğrenebilir... Bunlarda, bazı insanlar çok şiddetli sarsılıyorlar. Halbuki Allah samimi imanı ona göstermek için bu tip olaylar yaratır. Bunun dışında insan başka nasıl imtihan olabilir? Bu tip olaylarda sarsılmak çok küçük düşürücü ve aşağılayıcıdır mümin için. Müslüman buna en baştan çok iyi hazırlıklı olacak; “Allah beni yaralayabilir, hapsedebilir, kolum kırılabilir, hastalanabilirim... her şey olabilir. Ben her halükarda aşkımı, Allah’a olan muhabbetimi kaybetmem” diyecek ve “bilakis daha da sevgim artar” diyecek. Müminin hiçbir şekilde Allah’a olan sevgisinde bir sarsılma olmaz. İşte bu çok hayatidir. İnsanlardaki sorun işte buradan kaynaklanıyor; Allah’a imanı bir dereceye kadar kafalarında oturtuyorlar. Ama imtihanın sırrına tahammül edemiyorlar yani orada götüremiyorlar. Mesela güzel bir sofra olduğunda herkes Allah’a şükrediyor, seviniyorlar; misafir geldiğinde Allah’a hamdolsun ne kadar güzel ortam diyorlar. Ama mesela avize başına düşüyor birinin. Bir anda Allah’a olan inançlarını kaybediyorlar adeta. Halbuki bir imtihandır, kim bilir ne hikmetle onun başına düşmüştür o. Belki aklını başına getirtmek, belki Allah’ı düşündürtmek.. Belki anormal bir insan, Allah onu etkisiz hale getiriyor. Belki velayet derecesine çıkaracak Allah onu, çok mükemmel hale getirecek. Hikmetini Allah bilir. O yüzden imtihanın özü ve esası olan bu imtihan sırrını, insanların çok iyi bilmesi ve buna göre tavır alması gerekiyor. Allah’ın varlığını ve bu konuyu gece gündüz çok iyi düşünmek gerekiyor.”
MUHABİR: Sayın hocam öncelikle beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, lütfettiniz.
MUHABİR: Sizin gibi değerli bir insanın düşüncelerini okuyucularıma aktarmak benim için mutluluk verici, hocam kelimesini kullandım. Çünkü bildiğim kadarıyla az ve öz olması nedeniyle hocam şeklinde hitap edilmesini tercih ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Öncelikle biraz klasik bir soru olacak ama sizi tanıyarak röportaja başlamak isterim. Benim özellikle üstünde durmamızı istediğim nokta üniversite yıllarında fikri anlamda kendinizi içinde bulduğunuz ortam ve buna karşı verdiğiniz mücadele. O zamanki hocalarınızdan etkilediğiniz ve fikrini değiştirdiğiniz birisi oldu mu?
ADNAN OKTAR: Bilmiyorum yine Allah bilir ama Hilmi Yavuz hocama emeğim geçti. Evrim teorisiyle ilgili eleştirel bir eser vermiştim. Hocam bu kitabı okuyup, eleştirip bana verir misiniz, dedim. Yani tabi amacım kitabı okuyup anlamasıydı ama nezaketen o şekilde söyledim. Yaklaşık bir 15 gün kadar sonra gittim, evet okudum, dedi. Ama etkilendiği anlaşılıyordu. Fakat biraz mesafeli durma kararı almıştı. Biraz tedirgin olmuş herhalde. Ben onu yine okulun çıkışında da yakaladım mı diyeyim, artık buldum diyeyim nezaketiyle, öyle söyleyeyim. Yine yeni bulunan kafatasları vardı. Onlar hakkında bilgi verdim. Evrim teorisinin geçersizliğini yine detaylı olarak anlattım. Etrafımızda da öğrenciler doluşmuştu, solcu, Marksist öğrenciler, peki dedi farz edelim evrim teorisi yok, dedi. Bu neyi getirir dedi. Yani neyi değiştirir, dedi. Ben Allah inancını getirir, hocam dedim. Herkes öyle söylüyor arkadaşlara da sorabilirsiniz, dedim. Sonra bir hayli sinirlendi yani sesini çok yükseltti. Benimle karşılaşmamaya özen gösterdi. Otobüse doğru gidiyorsa yolunu değiştiriyordu. Fakat sonra yıllar sonra baktım, çok değişmiş. Hem tasavvufa hem dine eğilimi netleşmiş, Darwinizm’e karşı tavır almış, çok mükemmel. Allah-u alem etkisi olmuş.
MUHABİR: İnternet sitenizdeki sloganınız hayata bakışınızı değiştirecek eserler, aslında bu çok iddialı bir slogan. Çünkü siz belli bir kesime yönelik bir sloganla değil tüm insanlara yönelik bir sloganla ortaya çıkıyorsunuz. Bunu görünce insanın aklına Asr Suresinde geçen “İnsanlık hüsranda ancak iman edenler ve doğruları yapanlar birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna” ayet-i kerimesi geliyor. Sormak istediğim şu acaba fikri ile materyalizm, evrim gibi düşünceleri çürütmeyen tüm kalpler bilinçsiz bir şekilde hüsranda mıdır yoksa bu konularla hiç ilgilenmeyen bu konuları hiç düşünmeyen insanlar da tam anlamıyla mutlu olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Kuran’a tam tabi olmayan, Kuran ahlakını anlamayan, Kuran aklını alamayan her insan mecburen hüsrandadır. Bir de Allah ayrıca bize bunu gösteriyor. Hakikaten perişan durumdalar. Bir kere sağlıklı, güçlü, net akıl oluşmaz. Ayrıca derin düşünmek, derin analiz, samimiyet gibi güzel hasletler de gelişemez. Dolayısı ile etrafımızda gördüğümüz, birçok insanda gördüğümüz bozukluklar oluşuyor. Allah bunu bize ayrıca ispat ediyor. Görüyoruz. Kuran ahlakıyla Kuran aklıyla insan normal ve tutarlı olabilir.
MUHABİR: Hocam size ait birçok röportajı, basın toplantısını izlemiş biri olarak gördüğüm şu ki, hiçbir zaman bir an bile korkuya kapılmıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Hakkınızda davalar açılırken birileri tarafından sürekli hedef gösterilirken bu kadar rahatsınız. Bunu gören birçok insanın bir anda size karşı olan önyargıları kırılıyor. Çünkü rol yapmadığınız ve savunduğunuz düşüncenin tamamen arkasında olduğunuz çok belli, bir fikir adamı olduğunuz çok belli. Bir fikir adamı olduğunuz çok belli. Bu felsefeyi oluşturmak zor mu? Bu konuda tarihten örnek aldığınız peygamberler, evliyalar, âlimler oldu mu?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, her işin başında bir kere Hz. Muhammed (sav); O’nun çektiği çile, zorluklar, O’nun nezaketi, efendiliği, güzel huyu gözler önünde. O devrin tarihi buna tam anlamıyla ışık tutuyor. Ama tabi diğer peygamberler, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Yakup, İshak, İsmail, Nuh; bunların hepsi mübarek ve muhterem peygamberlerdir ve çok çile çekmişlerdir. Çok zorluklarla karşılaşmışlardır. Hz. Eyüp’ün çektiği zorlukları herkes biliyor ve O’nun güzel sabrını da herkes biliyor. Yunus Aleyhisselamın yine mükemmele dönmesi, mükemmelliği yeniden yaşamaya başlaması, biliyorsunuz bir zellesi olmuştu ve o zellesini düzeltmişti. Balığın karnında kalınca biliyorsunuz şiddetli bir şok yaşadı adeta ve çok açıldı ve değişti. Güzel huylu, tam bir mücahit, tam bir tebliğci oldu. Daha önce de öyleydi ama bir yılgınlık göstermişti. Bu sefer mükemmel olmuştu. Tabi biz bunların hepsinden örnek alıyoruz. Ama son devir âlimi olarak da Said Nursi Hazretleri mükemmel artı mükemmel artı mükemmel bir insandır. 30 yılını hapiste geçirmiştir. Efendilik sembolüdür. Nezaket, saygı sembolüdür. Akılcılık, tutarlılık eserlerinde baştan sona kadar görülür. Koyduğu her teşhis, söylediği her söz doğru çıkmıştır. O yönüyle bu devirdeki mürşidimdir. İnşaAllah.
MUHABİR: Bu konu ile ilgili başka bir sorum sizin de başınıza gelen bazı nahoş olaylar internet sitelerinde yapılan hakaretler geçtiğimiz günlerde Fethullah Gülen’in de başına geldi. Bir internet sitesinde Fethullah Gülen’e karşı hakaret içerikli bir animasyon yayınlandı. İslami kanaat önderleri bir sıkıntı karşısında genelde peygamberlerin çektiği zorluklar zamanında onlara yapılan saldırılardan bahsettiğinde bir grup insanlar hemen “aa bak kendini peygamber sanıyor, kendini peygamber ile kıyaslıyor” gibi tepkiler verebiliyor. Şimdi bu noktada art niyetli birileri olabilir. Hatta provakatör birileri olabilir. Fakat peygamberler tarihini iyi bilen ve peygamberlerin yaşantısını bize nasıl örnek olması gerektiğini iyi bilen birileri bunlara kapılmaz. Bu anlamda peygamberler tarihi ile ilgili işte bu oluşabilecek yanlış anlaşılmaları önlemek için bir çalışmanız var mı?
ADNAN OKTAR: Peygamberler tarihi ile ilgili tabi güzel bir çalışmam var. Çok kapsamlı gayet de güzel gidiyor. Fakat sürekli yeni belgeler geliyor. Yeni ilaveler yapıyorum. İhtisas çalışması yapıyorum. O yüzden biraz vakit uzadı. Ama sonuçta çok güzel bir şey olacak, İnşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah, onu da yakında
ADNAN OKTAR: Evet, İnşaAllah.
MUHABİR: Bugünkü dünya düzeninde birçok insan materyal kaygıları ile çok küçük şeyleri önemli bir dert haline getirebiliyor. Bir üniversite öğrencisi kaldığı bir dersten dolayı hayattan korkabiliyor. Bir çalışan tam olarak alamadığı bir ücretten dolayı dünya başına yıkılacak sanıyor. Her şeyin hayırlısı olur, felsefesine biraz uzak mı kalıyoruz. Bu söz sadece lafta mı kalıyor. Materyal kaygılardan uzak durmak için neler yapmalıyız? Tam İslam ahlakı ile bu mümkün müdür?
ADNAN OKTAR: İki şeye çok dikkat edilmesi gerekiyor. Bir, Allah’a derin iman, eğer bu zayıflık varsa maddenin hakikatini düşünerek Allah’ın kâinatta yarattıkları, her türlü güzelliği düşünerek kafasında bunu toparlayabilir insan. Maddenin hakikati, mesela maddenin mercimek kadar yerde görüntü olarak oluşması, insanın dev bir âlemi mercimek kadar bir yerde yaşaması ki birkaç mikronluk bir sinirden geçen elektriği ve çok çok çok zayıf bir elektrik akımını biz mükemmel bir görüntü olarak görüyoruz ve mükemmel bir hayat olarak görüyoruz. Teknik aletler, bardaklar, evler, arabalar olarak görüyoruz. Sırf bu çok güçlü bir iman için yeterlidir, çok derin bir iman için yeterlidir. Bu olduktan sonra aşkla imanında devam çok önemlidir. Yani çok derin imanı hiç aksatmadan devam ettirmek ama çok önemli bir şey vardır bunu devam ettirirken; imtihanın sırrı denen bir olay vardır. Mesela, insanın başı ağrır Allah’ı düşünürken, kafasını duvara çarpabilir. Mesela, kolu kırılabilir. Evi yanabilir, kanser olduğunu öğrenebilir. Üniversite imtihanını kaybediyor veyahut dışarıda tartaklanıyor yahut hakarete uğruyor. Basında aleyhine bir haber çıkıyor. Hapsediliyor. Bunlarda insanlar çok şiddetli sarsılıyorlar, sanki onu Allah yapmıyor, başka birisi yapıyor. Halbuki, ona ekmeği veren de onun şükrettiği olayları meydana getiren de Allah’tır. Onu meydana getiren de Allah’tır. Allah, ondaki derin imanı, samimi imanı ona göstermek için bu tip olaylar yapar. Bunun dışında insan bir düşünsün, başka türlü nasıl imtihan olabilir, mümkün değil başka türlü imtihan olması. İnsanlar ister ki Allah’a en yakın olayım, en takva olayım ister. Hatta Allah şeytandan Allah’a sığınırım, “takvada yarışın”, der ayette. Takvada hem yarışmak istiyor, hem de bu tip olaylarda şiddetli sarsılıyor, bu çok küçük düşürücü, çok aşağılayıcıdır, bir Müslüman için. Müslüman bir kere buna önden çok iyi hazırlıklı olacak. Allah beni yaralayabilir, hapsedebilir. Kolum kırılabilir, hastalanabilirim, her şey olabilir. Ben her halükarda aşkımı, Allah’a muhabbetimi kaybetmem diyecek ve bilakis daha da sevgim artar diyecek. Hatta mümini Allah cehenneme koyabilir. Mümin aşkını orada böyle bir kat kat artırır Allah’a karşı muhabbetini. Allah aşkı ile yanar orada ve hiçbir şekilde Allah’a olan sevgisinde sarsılma olmaz. Bu çok hayatidir. İnsanlardaki sorun, işte burada kaynaklanıyor. Allah’a imanı yine yapıyorlar, bir dereceye kadar imanı kafalarında oturtuyorlar. Ama imtihanın sırrına tahammül edemiyorlar. Yani orada götüremiyorlar. Mesela, güzel bir sofra olduğunda herkes Allah’a şükrediyor. Seviniyorlar. Misafir geldiğinde Allah’a hamdolsun ne kadar güzel ortam diyorlar. Ama mesela, avize tepesine düşüyor birisinin. Bir anda Allah’a inançlarını kaybediyorlar adeta. Halbuki bu imtihandır. Kim bilir ne hikmetle onun başına düşmüştür o. Belki aklını başına getirmek, belki Allah’ı düşündürmek, belki anormal bir insan Allah onu etkisiz hale getiriyor. Belki onu velayet derecesine çıkaracak. Allah, çok mükemmel hale getirecek. Hikmetini Allah bilir. O yüzden imtihanın özü ve esası olan bu imtihan sırrını insanların çok iyi bilmesi ve buna göre tavır alması gerekiyor. Bunu gece gündüz çok iyi düşünmek gerekiyor. Allah’ın varlığı ve bu konu.
MUHABİR: Hocam, fahri başkanı olduğunuz vakfın adı Bilim Araştırma Vakfı
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Fen Lisesi çıkışlı biri olarak ben de sayısal eğitim gördüm. Bu sayısal eğitimde birçok denklem öğrendim. Örneğin, Einstein sayesinde E = mc2’yi öğrendim. Fakat ne yazık ki Einstein’in bu formüle ulaşmak için günlerce çabalarken karısının ona çok yorulduğunu söylemesi üzerine “ben sadece Tanrı’nın bu evreni neden yarattığını anlamak istiyorum”, dediğini öğrenmedim veya Masaru Emoto adında birinin güzel sözcükler söyleyerek ve dua okuyarak suyun kristal yapısını belli bir düzene soktuğunu öğrenmedim. Ne yazık ki tanıdığım birçok mühendis doktor da uzun yıllar bilimsel eğitim aldığı halde bilimin manevi yanını hiçbir zaman aklına bile getirmedi. Yani bilim bizim için bir pizza gibi eve geliyor paket içinde. İşimizi görüp çöpe atıyoruz. Bazı insanlar böyle, kısacası materyal bir düzen olduğu sürece bizim için böyle oluyor. Siz bu noktada BAV fahri başkanı olarak büyük önem taşıyorsunuz. BAV’nın kuruluş amacı çektiği sıkıntılar, gelecek içindeki planları nelerdir?
ADNAN OKTAR: Gerçek bilimi, müspet bilimi insanlara tanıtmak, sahte bilimle mücadele etmek ki asrımızın en büyük aldatmacası biliyorsunuz Darwinizm’dir. Mesela, Dawkins isimli bir şahıs çıktı Avrupa’da, hem ateizmi hem Darwinizm’i yoğun olarak insanlara anlatmaya çalışıyor. Geçenlerde bir İngiliz gazeteci geldi. Ne diyorsunuz dedi, Dawkins’e. Onunla tartışmak istediğimi fakat tartışmadan kaçındığını söyledim. O da kendince onun da bu tartışmaya gelmek istemediğini belirtti. Ben onu zaten dedim, bir bilim adamı olarak çağırmıyorum, dedim. Onu bir pagan rahibi olarak çağırmak istiyorum, dedim. Çünkü bir pagan rahibidir o, bilim adamı değildir. Mesela, bir biyolog olsa ona ben hiçbir şey demem, yani biyolog bir adam. Ama zaten tartışmam da biyologla, saygı gösteririm ve istifade etmeye çalışırım. Mesela, bir paleontoloji uzmanı gelse saygı gösteririm. Mesela, bir fizikçi gelse dururum. Hürmetle dinlerim. Ben ona çok saygı gösteririm. Yani tartışmaya da girmem. Müspet bir bilim adamına ben ne diyeyim yani niçin öyle bir şeye gireyim. İstifade edilir bilim adamından. Ama ben bir pagan rahibi ile dini ve İslam’ı tartışmak isterim. Anlatmak isterim. Çünkü bilim adamı değil o. Bilim adına ortaya çıkmıyor. Ben hatta Şaman rahipleri ile de görüşmek istiyorum dedim. Onunla da görüşmek istiyorum. Şaman rahipleri ve pagan rahipleri, bu Darwinist pagan rahipleriyle, onların lideridir bu dedim, pagan rahiplerinin. Yahut ona benzer konuştum. Görüşmek istiyorum, dedim. Bu mantığı esas alan bir yapıdadır Bilim Araştırma Vakfı da. Sahte bilime karşı, mesela pagan rahiplerine karşı bilimi anlatır. Gerçeği, doğruyu, hakkı anlatır. Ama gerçek bilim adamlarına karşı da çok saygılıdır. Onların da bilimsel verilerinden istifade etmeye çalışır. Yani mesela ben, bir atom profesörü olsam buraya gelse ben gelin sizinle tartışacağım, demem. Tek yapacağım şey onun bilgisinden istifade etmektir. Ama bir pagan rahibi ile karşılaşırsam onunla tartışırım ben. Çünkü sapkın ve anormal bir şeyi savunuyordur. Yalan söylüyor, toplumu aldatıyordur. Mesela, Şamanistler de toplumu aldatırlar. Çok sapıkça ve delice şeyler savunurlar. Ağaçlara taparlar, hayvanlara taparlar. Dağa taparlar. Böyle garip şeylere taparlar. Garip inançları vardır. Bunlar da şuursuz atomların bir araya gelerek, görmeyen mesela atomların görür halde göz yaptığı, konuşamayan atomların konuşmayı bilmeyen atomların şuursuz atomların bir araya gelerek konuşmayı ve dili yaptığı, duymayı bilmeyen atomların sağır atomların bir araya gelerek şuursuzca ve tesadüfler sonucu işitmeyi yaptığını söylüyor. Tam bir pagan uydurmasıdır bu, pagan safsatası bu. Tabi ki ben buna karşı ilmi, akılcı, mantıklı, Kuran ahlakı ile Kuran’ın çizgisinde açıklamalarda bulunacağım. Bilim Araştırma Vakfı’nın çizgisi de budur.
MUHABİR: Şimdi hocam internet ile ilgili sorularıma geçmek istiyorum. Öncelikle internet projeleriniz ile ilgili kaç kişilik bir ekip ile çalıştığınızı soracağım. Onları da buradan tek tek tebrik etmek isterim. Çünkü her site için harika ve orijinal tasarımlar yapıyorlar. Yüzlerce saatini internet başında geçirmiş biri olarak rahatça onların aşkla çalıştığını ve büyük bir emek harcadığını görebiliyorum. Bu siteleri hazırlarken özel bir arkadaş grubunuz mu var yoksa bir bilişim şirketi ile mi çalışıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Var var. Bizim böyle samimi, candan, halisane gayret eden kardeşlerimiz var. Profesyonel de bazı arkadaşlarımız var ama çok az sayıda, birkaç kişidir. Fakat genelinde hep Allah rızası için samimi gayret eden kardeşlerimizin yaptığı güzel çalışmalar onlar.
MUHABİR: Hocam internet sizin için ne anlama geliyor. Bu soruma ne kadar detaylı cevap verirseniz o kadar sevinirim.
ADNAN OKTAR: İnternet Kuran’da bahsi geçen Dabbet’ül arz olması ihtimali çok yüksektir. Her şeyin doğrusunu Allah bilir. Çünkü yerden mamul olması yani silisyum, magnezyum, demir, bakır, çinko gibi her türlü madde kullanılıyor biliyorsunuz yerden mamuldür. Kuran 2 özelliğine dikkat çekmiştir zaten. Bir, yerden mamul olmasına bir de konuşmasına, insanlara hitap etmesine. Bilgisayarın yaptığı da budur. İnternette karşılaştığımız olay da budur. İnternet ahir zamanda Mehdi’nin zuhuru devrinde Hz. İsa’nın nüzulü devrinde Mehdi’ye ve İsa’ya, İslam’ı anlatmak, İslam’ı rahat tebliğ edebilmek, dünya hakimiyetini sağlamak için sunulmuş özel bir imkandır. Özel bir yöntemdir ve Dabbet-ül arz olarak ahir zamanda bunun zuhur edeceği zaten belirtiliyor. Zaman açısından da tam mutabıktır. Ahir zamanda zuhur etmiştir. Mehdi’ye yardımcı olarak ortaya çıkmıştır Dabbet-ül arz, yani internet, yani bilgisayarlar. Şu anda en mükemmel hizmet bilgisayarlar ve internet ile yapılıyor. Müslümanların ulaşamadığı hiçbir nokta kalmıyor. İslam çığ gibi yayılıyor Allah’a çok şükür. Yağmur gibi rahmet yağıyor. Allah’ın hidayeti her yeri kapladı. İngiltere’de şu an Darwinizm’e inanmayanların oranı %75, bu muazzam bir oran ama Darwinizm’i savunduğunu söyleyen bazı kişiler oluyor ve bazı anketler oluyor. Bu anketlere oy gönderen insanlar komünist parti üyeleri oluyor. Faşist parti üyeleri oluyor. Satanistler oluyor, Masonlar oluyor. Ateist Siyonistler oluyor. Bunların örgütlenmeleri de var mesela Masonların geniş örgütlenmeleri var. Masonlar kendi adamlarını kendi insanlarını bilgisayarın başına oturtturuyorlar. Sürekli oraya Darwinizm’i desteklediklerine dair yazı gönderiyorlar. Milyonlarca Darwinist var. Fakat milyarlarca da Allah’a inanan var. Yaratılışı savunan insan var. Dolayısı ile anketler samimi doğru olmuyor. Normalde Darwinistlerin oranı %2’yi geçmez, yani gerçek anket yapılmış olsa. Gidin Anadolu’ya sorun, İngiltere’de de sorun, hiç kimse kâinatın tesadüfen olduğunu söylemez. Tesadüfler sonucu oluştuğunu söylemez. Yani Paris’i, Londra’yı, İstanbul’u yapan insanların tesadüfler sonucu çamurlardan çıkmış varlıklar tarafından yapıldığını kimse iddia etmez. Belli ki şuurlu, sonsuz akla sahip bir Güç tarafından insanlar yaratılmıştır. Allah da insanları vesile ederek şehirleri meydana getirmiştir. Fakat bu tip örgütlerin, mesela terör örgütleri de destekliyor Darwinist anketleri, mesela PKK’nın elemanları destekliyorlar. Onun için sayıları bazen yüksek çıkıyor. Mesela, %25 %30 savunan varmış gibi görünüyor. Yahut hatta bazen %40 % 50 savunan varmış gibi göstertiliyor. Hepsi yalan ve uydurmadır. Çok çok düşüktür, %1 ve 2 gibidir, yani Darwinizm’i savunanlar.
MUHABİR: Hocam siteleriniz, kitaplarınızı bilgisayara indirme imkânı veriyor. Aynı zamanda satın alma imkânı da veriyor. Buna rağmen kendi çevremden de biliyorum, hem indiren hem de satın alan kitle çok fazla. Şimdi bu olay bana tasavvufi rap yapan bir şarkıcıyı Sagopa Kajmer’i getiriyor. Onunda son albümü çıktığında, önce internetten indirdi hayranları daha sonra gidip orijinal CD’sini aldılar. Daha sonra Sagopa Kajmer’de teşekkür etti böyle yapanlara da. Yani burada biraz Sagopa Kajmer’in şarkılarında emeğe saygıyı vurgulaması vardı. Aynı şey sizde de var, kitaplarınızın bu kadar çok hem indirilirken aynı zamanda maddi destek olmak amacıyla satın alınmasında sizin kitaplarınızda ahlaka, emeğe saygıyı vurgulamanızın payı var mı?
ADNAN OKTAR: Muhakkak onun da payı vardır ama kitaptan okumak ayrı bir zevktir.
MUHABİR: Çok kaliteli kitaplar da Hocam
ADNAN OKTAR: Yani, kahvesini içerken, çayını içerken bir insanın pırıl pırıl renkli bir kitapla karşılaşması, ona dokunması, harfleriyle tam muhatap olması bilgisayardan aldığı zevki pek vermeyebilir. Daha zevklidir kitap okumak, daha hoştur ve elinin altında bulunması ve bilgisayarı bilmeyen insanlar da olabilir. Kullanmayı bilmeyen insanlar da olabilir. Çocuklardan, yaşlılardan, diğer vatandaşlardan; onlar için de, kendi misafirleri için de bunu alıyordur. Ama mesela bilgisayarı kurmak açmak bazen o kadar kolay olmuyor, vakit alabiliyor. Ama kitap elinin altında oluyor, hemen aldığıyla açıp anında okuyor.
MUHABİR: Kuşe kağıda çok şık kitaplar
ADNAN OKTAR: Tabi, ve resimleri canlı ve pırıl pırıl, güzel olarak gördüğünde içi açılıyor. Ama ayrıca da tabi destek amacıyla da yapıyorlardır İnşaAllah.
MUHABİR: O ahlakı kitaplarınızda vermeniz de
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, o güzel huy, o güzel ahlak tabi ki bizim milletimizde var. Ama tabii benim istediğim hem kitaplarımın çok çok fazla satılması; ben çünkü zaten kâr almıyorum, biliyorsunuz telif hakkımı da, aynı şekilde yayın evine bıraktım onların. Ve ücretsiz de dağıtıyorlar; ilan, tanıtım olarak. O yönden çok güzel, vatandaşların ilgisi de çok şiddetli. Mesela 16 milyon satıldı bu sene, çok güzel bir sayı maşaAllah.
MUHABİR: Herkesin anlayabileceği sadelikte bu kadar derin mevzuları anlatmayı başarıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Çünkü birçok dini kitabı okuduğumda anlamadığım birçok şey oluyor arkadaşlarım gibi, benim de, tanıdıklarım gibi. Sizin buradaki sırrınız nedir, bu sadelikte insanlara bu kadar derin mevzuları anlatmanızdaki sırrınız?
ADNAN OKTAR: Allah konuşturuyor, Allah söyletiyor, zaman geldiği için, ahir zamanda olduğu için artık küfrün ölüm vakti, eceli geldi küfrün. İslam’ın da doğuş vakti, doğum sancıları bitti. Doğum oldu aslında, benim gördüğüm, anladığım, Said Nursi’nin anlatımlarından, hadislerden ve Kuran’ın işaretlerinden, sosyal olaylardan, tarih gelişmelerden, toplumun bütününde ve dünyada meydana gelen bütün çalkantılardan Mehdi’nin zuhur ettiği görülüyor. Hz. İsa’nın nüzulünün de çok yakın olduğu anlaşılıyor. Bu çok büyük bir sevinçtir, toplumun böyle güzel bir devre girmiş olması, böyle heyecanlı bir devre girmiş olması, bu yüzyılın İslam’ın hâkimiyet yüzyılı olması çok büyük bir nimettir.
MUHABİR: Sizin açtığınız www.yaratilismuzesi.com adresinde insanlar yaratılışa ait delilleri inceleyebiliyorlar. Bu projenin bir internet sitesi olması çok önemli, internet açısından; bu orada gösterilen fosillerle ilgili gelen eleştiriler oluyor mu? Çünkü internette bazı maket olduğuna dair iddia, sahte olduğuna dair iddialar var; bu iddialara cevabınız nasıl oluyor?
ADNAN OKTAR: Dün, o İngiliz yazar onu sordu: Dawkins dedi bu konuda dedi bir hatanızı bir eksiğinizi tespit etmiş dedi. Oltaya takılı bir böcek var; ben de dedim, Dawkins küçük bir balık gibi onu yuttu dedim. Yani, hatta küçük bir kuş gibi diyeyim, o böceği yuttu. Çünkü o böcek, aslının aynı orijinal plastik taklididir. Yani, biz ister aynısının canlısını koyarız, ister plastik maketini koyarız, istersek çizim koyarız. Mesela, ansiklopedilerde birçok hayvanın orijinal resmi olmaz, çoğu zaman çizimi konur. Çizim olarak görürüz değil mi ansiklopedilerde?
MUHABİR: İnternette de öyle.
ADNAN OKTAR: Mesela kuşların, böceklerin birçok şeyin çizimi olur. Ve zaman zaman da plastik modelleri konur, biz de orada plastik modelini kullandık hayvanın. Yani, plastik taklidini kullandık. Ama hayvanın aynısı şu an yaşıyor, tıpatıp aynısı, yani milimi milimine aynısıdır. Dolayısıyla koskoca eserde, 3 ciltlik kitapta, ki yüzlerce sayfalık bir eser, bula bula hata diye onu bulmuş olması kitabın mükemmelliğini, vuruculuğunu ve netliğini ortaya koyan apaçık delildir. Yani onunla bu adeta paraf olmuş oluyor. Ve Allah’ın ona öyle bir tuzak hazırlaması da çok manidar, çünkü onu çok gündem yaptı, herkes merak etti, kitabı daha çok okudular. Ki, plastik model kullanmaktan daha normal ne olabilir. Yahut çizim kullanmaktan daha normal ne olabilir.
MUHABİR: Size ait başka bir internet sitesi www.Atamizindeyiz.com adresi, bu adres ve birçok internet sitesi üzerinden gerçek Atatürkçülüğü vurguluyorsunuz. Atatürk ile ilgili kitap çalışmalarınız var, masonlarla ilgili çalışmalarda da belgesellerde Atatürk’ün mason localarını kapattırdığını, hatta huzurundan kovduğuna dair görüntüler var ama sadece gerçek Atatürkçülüğü anlatan bir belgesel şu an yok. İlk sorum, böyle bir belgesel çalışmanız var mı sitenizde? Bunun bir de başka bir yanı var internette Atatürk ile ilgili aşırı bir dezenformasyon var, yani Atatürk masondu diyenler, Atatürk ateistti diyenler var. Atatürk hakkında gerçek dışı ifadeler kullanan bazı internet siteleri kapatıldı. Bunda sizin şikâyetinizin bir payı oldu mu, bu dezenformasyonların önüne geçmek için Atatürk’le ilgili çalışmalarınıza hız vermeyi düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Atatürk’le ilgili birkaç tane video çalışmamız var devam ediyor. Birçok belgeyi bir araya getirdik, birçok eserden de istifade ederek buna devam ediyoruz. Fakat şuan ki Atatürk’le ilgili internetteki yayınlarımız, verilen bilgi çok çok yeterlidir. Hepsi doğru, kesin kaynaklara dayalıdır. Atatürk aleyhinde konuşan kişilerin sunduğu bilgiler sıhhatsiz bilgilerdir. Bizim anlatımlarımız net ve doğrudur, tam dindar bir Osmanlı evladıdır, bir Müslüman evladıdır Atatürk. Allah’a, dine son derece saygılı, Peygamberimiz (sav)’e hayran, her gece muntazam Kuran dinleyen, Buhari’yi tercüme ettiren, Elmalı tefsirini yaptıran, Diyanet İşleri Başkanlığını kurduran bir insandır Atatürk. Her yerde, her mecliste sürekli Allah’tan, dinden bahseden bir kişidir ve Kuran’a karşı da insanlarda çok nadir görülen bir muhabbeti vardır. Yani, Kuran dinlemediği bir gece yoktur aşağı yukarı.
MUHABİR: Meclisi de dualarla açtırdı.
ADNAN OKTAR: Tabi meclisi de dualarla açmıştır. Onun için Atatürk’ü kendi kafasında göstertmeye kalkanlar boşa çırpınıyorlar. Hani, ‘kişiyi nasıl bilirsin, kendim gibi derler’ ya, Atatürk’ü de kendileri gibi zannediyorlar gördüğüm kadarıyla. Bunu beceremezler, beceremediler de, boğazlarına tıkadık.
MUHABİR: MaşaAllah. İnternetten ücretsiz kitap dağıttığınızı biliyorum, bu proje nasıl gidiyor, belli bir hedefiniz var mı, bu hedefin neresindesiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, yayınevimizin güzel faaliyetlerinden birisi bu bildiğim kadarıyla. Devam ediyorlar, işin doğrusu kitapların satış rakamları benim çok hoşuma gidiyor. Mesela, bana şu kadar satıldı dendiğinde o kadar insanın imanına vesile olduğu için sevinç duyuyorum. Ama diğer o maddi, teknik yönleriyle ilgilenmiyorum, onlarla yayınevi ilgileniyor.
MUHABİR: Anladım, Hocam zamanında kendi tabirinizle psikolojik savaş mağduru oldunuz. Hakkınızda dezenformasyon yapıldı, masonlara karşı kitaplar yazdığınız için kokain komplosu düzenlendi, sizi yıpratabilecek belki her şeye başvuruldu. Yine sizin tabirinizle her seferinde komploları ellerine yüzlerine bulaştırdılar ve suçsuz olduğunuz anlaşıldı. Ama geride hakkınızda yapılmış bazı dezenformasyonlar kaldı. Gün geçtikçe bu dezenformasyonları kırıyorsunuz ama medyanın bir kısmı size karşı hala yanlı davranıyor. Sizde derdinizi anlatmak için bu konuda www.PsikolojikSavasYontemleri.com ve www.PsikolojikSavas.net adreslerinden yayın yapıyorsunuz. Televizyon kanalları ve gazeteler bu durumda iken internet üzerinden yayın yapmak belki de en uygulanabilir yol. Çünkü internette Google gibi DoubleClick gibi dünya reklam devleriyle siteler kendi gelirlerini sağlayabiliyorlar. Yani, bir locadan veya bir kurumdan maddi destek almadan özgür haber yapabiliyorlar. Bunu iyi gördüğümüzde, internet üzerinden bağımsız yapmaya çalışan haber sitelerine destek vermemiz, onların gelişmesi için çalışmalar yapmamız gerekli mi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, müspet faaliyet yapan her türlü internet sitesine bütün Müslümanların destek olması, benim gördüğüm farzdır. Yani, Allah yolunda mücadele ediyor, samimi mücadele ediyorlar. Her türlü desteğin, her türlü gayretin yapılması, güzel olan her şeye destek verilmesi gerektiğine göre, Müslüman doğru olan her şeye, iyi olan her şeye destek vermesi gerektiğine göre, bu farz olduğuna göre, bu insanların da Allah rızası için, İslam’ın, Kuran’ın güzelliğini anlatmak için yola çıktıklarına göre tabii ki az veya çok destek olmak, yardımcı olmak, tabi legal yöntemlerle, kanuni yöntemlerle yardımcı olmak farzdır. Yani, bunu mutlaka yapmamız gerekir.
MUHABİR: Hocam, 1999 yılında vizyona giren ve dünyada çok ses getiren, IMDB kayıtlarına göre dünyanın hala en iyi filmleri listesinde olan Matrix filmine ve onun felsefesine gelmek istiyorum. Matrix felsefesi nedir, hayatımıza nasıl yansıtmalıyız? Bu konuda belgesellerinize, kitaplarınıza olan ilgi nasıldır? Matrix filmini yazan ve yöneten Wachowski kardeşlerine kitabınızı ulaştırdınız, size teşekkür ettiklerini biliyorum. Bu olayın nasıl gerçekleştiği hakkında da bilgi verirseniz sevinirim.
ADNAN OKTAR: Evet, kitabımızı gönderdikten aylar sonra bu film gündeme geldi, bu filmi çekmeye başladılar. Bunu duyduk, hakikaten de değişik bir çalışmaydı. Ama bizim anlattığımıza yakın, yani bizim anlattığımız doğru olan izahı anımsatan bir yöntemle hazırlanmış film. Mesela ben sizinle şu an konuşuyorum, ben beynimin içinde sizin görüntünüzle görüşüyorum. Siz dışarıda varsınız, ama ben sizin beynimdeki görüntünüzle konuşuyorum. Sesiniz de beynimin içinde oluşuyor, kendi sesim de beynimin içinde oluşuyor. Mesela sizin orada bulunan bardakla benim burada bulunan bardağım aynı yerde oluşur. Eğer içersem ıhlamuru, siz meyve suyunuzu içerseniz, ben onu görüyorum, fakat o da benim beynimin içerisinde olmuş oluyor, dolayısıyla harika bir sistem. Bu kişi de geniş çapta tabi bu eserden etkilenmiş benim gördüğüm, bunu yansıtmış.
MUHABİR: Çok iyi bir yönetmen.
ADNAN OKTAR: Bizim anlattığımız konunun dünyaca anlaşılmasında da gerçekten çok büyük bir payı oldu, faydası oldu. Tabi tam bizim anlattığımız gibi değil ama o düşünceye kapı açan bir özellikte. Birçok şeyde tabi bu faydayı görüyoruz ama bunları yaparken tabi yanlış, Kuran’a uygun olmayan yönleri de çok iyi tespit etmek, bu ayrımı iyi yapmak gerekir.
MUHABİR: Bugün dünyanın en büyük arama motoru Google’a giren bir Türk kullanıcısı, Darwinizm yazdığında açılan 10 sayfanın 8’i, sizin internet siteleriniz. Geriye kalan 2 sayfada gelenekten dolayı, Google geleneklerinden dolayı Wikipedia. Siz, hep Darwinizm’in kökü kazınacak tabirini kullanırsınız. Google’da bunu somut olarak görüyor gibiyiz. Böyle bir çalışma yapmak zor oldu mu, internet üzerinden Darwinizm’in resmen kökünü kazımışsınız. Bunda çalışmalarınız nasıl etkili oldu?
ADNAN OKTAR: Allah bizi vesile ediyor; çoktan o Google’a yüklenmiş, çoktan onlar hazırlanmış. Ben daha yokken, daha babam yokken, dedem yokken o Google’da vardı o bilgiler. Allah beni yarattı, bizleri yarattı, vesileyi meydana getirmiş oldu. Biz de dedik ki, bu kişi vesile oldu. Halbuki beni yaratan da, Google’daki bilgileri yaratan da Allah’tır. Aynı anda yaratılır her şey, tek bir an içerisinde bütün kâinat yaratılmıştır. Sonsuz hayat yaratılmıştır ve bitmiştir Allah Katında. Allah, sonsuz önceyi de sonsuz sonrayı da bilir. Ve zamanı Kendi yaratmıştır, mekânı yaratmıştır. Dolayısıyla her şeye güç yetiren Allah, her şeyi kapsamlı yaratan Allah bu detaylı güzelliği de bize ahir zamanda sunmuştur. Meydana gelen bütün güzellik Allah’a aittir, bizler vesileyiz.
MUHABİR: Yurtdışında üç internet sitesinde köşe yazarlığı yapıyorum Hocam, Avusturya’da www.TurkOnline.at, Belçika’da Belçika www.Haber.be ve tüm gurbetçiler için www.Gurbetport.com. Bu sorum biraz yurtdışındaki okuyucularım için; Darwinizm ile mücadelenizin bir sonucu olarak aldığınız somut veriler olan internet sitelerindeki anketler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Anketler mükemmel MaşaAllah, biraz onlarla ilgili bilgi vereyim. Almanya’nın en ünlü gazetelerinden Die Welt internet sitesinde yaratılış konulu bir anket düzenledi. Ankette sorulan “Size göre yaşam nasıl oluştu?” sorusuna katılımcıların %86’sı Allah yarattı şeklinde cevap verdi. Normalde bu %99 çıkar. Ateistlerin, Marksistlerin, faşistlerin, satanistlerin, masonların, ateist Siyonistlerin ve terör örgütlerinin müdahaleleri olmasa çok çok yüksek çıkar. Belçika’da basılan De Morgen gazetesinin haberine göre yine 10 kişiden 6’dan fazlası maymundan geldiğini inanmıyormuş. Müslüman öğrencilerde ise 10 kişi arasında 8’inden fazlası ise evrim teorisinin tamamen bir saçmalık olduğunu düşünüyormuş. Mesela, Danimarka’nın yüksek tirajlı günlük yayınlarından Ekstra Bladet “insanların maymundan geldiğini düşünüyor musunuz?” sorusuna Danimarka halkının %88’i hayır cevabını verdi diyor. Yani, böyle her ankette bunu görüyoruz. İsviçre Factum dergisinde yer alan haberde, yine İsviçre halkının okullarda yaratılışın okutulmasını istediği bildirildi deniyor. Yani, yaratılış okutulsun okullarda demişler. Ünlü Blick gazetesinin anketinde ise yaratılışa inananların oranı %85, evrim teorisine inananların oranı da %8 olarak çıktı. Science Actualites, Fransa. Evrime inananların oranı %5, yaratılışa inananların oranı %92. Süddeutsche Zeitung adlı ünlü Alman gazetesinin yaptığı ankete göre, insanın bir yaratıcı eseri olduğuna inananların oranı %85, evrim teorisinin geçerli olduğunu düşünenlerin oranı ise sadece %9.
MUHABİR: Hocam, sizin Richard Dawkins ile olan olayı hatırlıyorum. Sizin tartışmaya çağırmanıza rağmen bunu kabul etmeyen; fakat size sitesi üzerinden hakaret yaptığı için sitesi kapatılan bir kişinin tutumu sizce dürüst müdür? Ayrıca evrim teorisini destekleyen tek ara fosil getirene 10 trilyon vereceğinizi vaat ediyorsunuz. Siz gerçekten böyle bir delilin hiçbir zaman bulunamayacağını mı düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Zaten, Darwin kendi zamanında da bu gerçeği görmüş adam söylüyor: Ara fosil yok diyor, neden bulamıyoruz diyor. Yok, yok da onun için, yani bunun sorusu olmaz. ‘Kâinat niye bu kadar mükemmel ve bu kadar düzgün?’ diyor, ‘Niye karmaşık değil, niye bozuk değil?’ diyor. Allah yarattığı için; eğer bir ara fosil bulunamazsa diyor, ara fosiller bulunamazsa, milyonlarca olması gerekiyor diyor, çok fazla sayıda olması gerekiyor diyor, benim teorim geçersiz diyor. Bir tane bile bulunamadı, bulunamaz da, çünkü yok. Bu zaten evrim teorisinin çöküşü demektir. Çünkü bu teoriyi kuran adam, teorisinin geçerli olması için bir şart koşmuş, ara fosil bulunması şartı. Ara fosil bulunmazsa benim teorim çöker diyor. Ara fosil de bulunamamıştır ve teori de çökmüştür, bu kadar, bunu zorla devam ettirmeye çalışmanın bir anlamı yok.
MUHABİR: Hocam, sizin Yahudilere değil ateist Siyonistlere karşı olduğunuzu biliyorum. Örneğin ben Türk Musevi cemaati onursal başkanı Bensiyon Pinto’nun konuşmalarını gördüğümde hayranlıkla izliyorum. Çünkü her zaman Türk milletinin ne kadar hoşgörülü, özel bir millet olduğunu anlatan, mahallesindeki imam değişikliğinden dolayı bir süre sabah namazı ezanını duyamaması durumunda İstanbul müftüsünü arayıp, ‘ben güzel sabah ezanını dinlemek istiyorum’ diyerek bu sorunun çözülmesine vesile olan bir Musevi. Fakat bazı radikal gruplar, Darwinizm kalıntısı felsefeler ile Musevi kökenli vatandaşlarımıza karşı ırkçılık yapabiliyor. Bunun önüne geçmek için çalışmalarınız var mı, Musevi cemaatinden görüştüğünüz insanlar var mı, kurunun yanında yaşın da yanmasının önüne nasıl geçeceğiz?
ADNAN OKTAR: Dindar Museviler Müslümanlar için bir nimettir. Allah’tan korkan, ahirete inanan, helale harama dikkat eden, bütün peygamberleri seven çok güzel insanlar. Dindar Hıristiyanlarda öyle, yani Allah’ın varlığına birliğine inanan, samimi dindar Hıristiyanlar Müslümanlar için bir nimettir, bir güzelliktir. Dolayısıyla onları koruyup kollamak da Müslümanlar üzerine bir görevdir. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da onlar tam bir güvenlik içindeydiler. Birinci sınıf vatandaştırlar, canımız ciğerimiz kardeşimizdir onlar. Türk İslam Birliği oluştuğunda onlar da adeta cennet hayatı gibi bir hayat yaşayacaklar. Son derece huzurlu ve güzel bir ortamda olacaklar. Can ve mal güvenliklerini, onurlarını, her türlü ihtiyaçlarını koruyup kollamakla görevli olacağız inşaAllah. Fakat tabi, Musevi düşmanlığı yapanlar var. Bunun kökeninde şeytani unsurlar var, çünkü bir Peygamber neslini yok etme arzusu vardır. Bu Hıristiyanlıkta da vardır, 144 bin Musevinin dışında bütün Musevilerin yok edileceği düşüncesi vardır. Birçok Hıristiyan’da bu böyle, yanlış saplantı vardır; bir Armageddon ile hepsinin yok edilmesi düşüncesi. Önce onların, Musevilerin Müslümanları yok edeceği, sonra da onların da Musevileri yok edeceği ve 144 bin Yahudinin dışında hepsini katledecekleri şeklinde bir inançları var. Mesela bu çok sapkın bir inanç, biz buna müsade etmeyeceğiz tabi. Bu oyunu bozacağız ve bozduk inşaAllah. Musevilere de dokundurtmayız, onlar Peygamber neslidir, bizim kardeşlerimizdir. Huzur içinde ibadetlerini yapmaları, huzur içinde yaşamaları bizim için bir dini görevdir. Aynı şekilde Hıristiyan kardeşlerimiz için de böyledir. Ama, tabi Müslümanlık, din aleyhinde çalışan, Hıristiyanlık aleyhinde çalışan, Musevilik aleyhinde çalışan ateist Siyonistler vardır ve Masonlar vardır. Bunlara karşı da net tavır konması gerekir ama o insanlarla birlikte bir tavır konması çok daha yerinde olur.
MUHABİR: Bu konuda Türk gençlerinin yapması gerekenler neler olmalıdır?
ADNAN OKTAR: Çok bilgilenmek, bilgi çok büyük bir silahtır. Çok imanlı olmak, Kuran’ı çok sevmek, çok samimi olmak, Allah’tan çok korkmak, Kuran ahlakını çok iyi yaşamak, bölünmeden kaçınmak, dini samimi anlayıp samimi uygulamak, dine bir şey karıştırmamak, eklememek, bir şey çıkartmamak, dini olduğu gibi sevmek, Allah’ı aşkla, tutkuyla sevmek, derin bağlantıyla Allah’la bağlantı halinde olmak çok önemlidir.
MUHABİR: Türk İslam Birliği sınırları içerisindeki insanlara ulaşabileceğimiz projelerimizi hızlandırmalı mıyız? Bir de Hocam bu kadar Türk İslam Birliği konusunda kesin konuşmanızda bu birliğin kurulmasının Hz. Mehdi’nin geliş alametlerinden biri olmasının payı var mıdır?
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi zamanında Türk İslam Birliği net kurulacaktır, Mehdi devrindeyiz zaten; 10 yıla kadar hatta 2014’lerde insanlar bu dediğimin doğru olduğunu görecekler inşaAllah. 2021’lerde de bu konu bitmiş olacak. Bu hem hadislere göre böyle hem Said Nursi’nin izahlarına göre böyle. Türk İslam Birliği, ahir zamanın büyük kurtuluşudur, yani Nuh’un gemisi gibidir. Türk İslam Birliğine girenler bu beladan, bu fitneden, bu ekonomik çöküntüden, ekonomik krizden, manevi krizden, manevi çöküntüden, bütün belalardan kurtulacaklar inşaAllah. Çünkü bir tufan var dünyada şu an hem ekonomik kriz, hem manevi kriz tarzında bir tufan var. Türk İslam Birliğine girenler Nuh’un gemisine binmiş gibi olacaklar ve bu beladan kurtulmuş olacaklar. Bu güzel birliğin oluşumunda Mehdi görevlidir. Hz. İsa aleyhisselam görevlidir. Hz. İsa aleyhisselam geldiğinde Hıristiyan âlemini de Türk İslam Birliğinin içine alacağız, Musevi âlemini de Türk İslam Birliğinin içine alacağız. Zaten Kuran’da Cenab-ı Allah söylüyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Sana inanmadık tek bir fert kalmayacak” diyor Ehli kitaptan diyor Allah; “O kıyamet için bir alamettir” diyor Hz. İsa’nın inişi için; “Ve sana inananları kıyamete kadar küfrün üstünde galip kılacağım” diyor. Bu zaten ancak dünya hâkimiyeti ile olur. Sana inanmayacak hiçbir fert kalmayacak ne demektir? Bu da dünya hâkimiyetidir. O, kıyamet için bir alamettir ne demektir? Kıyamet yakın, demek ki Mehdi ile birlikte ikisi de kıyamet alametidir gelişleri. Mehdi benim görüşüme göre, anladığıma göre, delillere göre çıkmıştır. Hz. İsa aleyhisselamın gelişi de çok çok yakındır. Bu güzel günleri bütün insanlar görecek, demiştiniz diyeceksiniz. İnternet sitelerindeki bilgileri insanlar saklasınlar. 2014’lerde açsınlar, gün gibi aynen dediklerimi görecekler İnşaAllah.
MUHABİR: Hocam, teröre gerçek çözüm için açtığınız internet siteleri var, bu sitelerin ana fikri yine bir röportajınızda kullandığınız ifadeyle, “Elimde olsa uçaklarla o insanlara kitap atardım” ifadesinde saklı.
ADNAN OKTAR: Doğru evet
MUHABİR: Aslında tıpkı Türk İslam Birliğinde olduğu gibi bu konuda da sizin dediğiniz çıkıyor gibi, devlet bir televizyon kanalı açtı ve kardeşlik duygusunu güçlendirmek için çalışmalar yapıyor. Youtube gibi video sitelerinden yaptığım analizlerde gördüğüm gerçekten bu samimi sevgi ve eğitim birçok insanın artık biji PKK yerine, biji Türkiye demesine vesile oldu. Bu kardeşlik için yapılan çalışmaların faydalı olacağına inanıyor musunuz? Teröre gerçek çözüm nasıl olmalıdır?
ADNAN OKTAR: Ben ne söylediysem mutlaka çıktı. Ne söylediysem sonradan insanlar tarafından savunuldu. Bu da Allah’ın bir harikası; Allah beni vesile ediyor, sonra da diğer insanları vesile ediyor. Bir nimet olarak, bir güzellik olarak bunu sunuyor. “Ne Demişti Ne Oldu” diye bir bölüm var bizim biliyorsunuz internet sitemizde. Hakikaten ispatlıdır, girenler bakabilirler. Ben bir şey söylüyorum, bir ay sonra aynısı, bir şey söylüyorum, bir hafta sonra aynısı; beni konuşturan da Allah, onları konuşturan da Allah. Ahir zamandayız Allah harikalar yaratıyor, çok güzel bir ortam meydana getiriyor. Kürtler çok mükemmel, çok nezih, bizim vatandaşlarımızdır, kardeşlerimizdir. Onlar da öz ve öz Türktür. Bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimizdir, çok efendi ve çok nezihtir Kürtler. Çok onurlu insanlardır, çok misafirperver ve fedakârdırlar ve sıcaklıkları, insancıllıkları çok mükemmeldir, dost canlısıdırlar. İnşaAllah bu mübarek kardeşlerimizi bu PKK illetinden, bu Stalinist, komünist örgütün dehşet kollarından alacağız. Bu ızdırap çemberinden onları çıkaracağız, bu bela çemberinden çıkaracağız. Onları tam bir kurtuluşa, ferahlığa ve esenliğe kavuşturacağız. Dağlar onların olacak inşaAllah, koyunlarını otlatacaklar, ineklerini otlatacaklar, kürt çadırlarını kuracaklar. Biz de oraya gidip onlarla beraber yemek yiyeceğiz, sohbet edeceğiz. Tam özgürlük ve hürriyet içinde olacaklar inşaAllah. Bu da Türk İslam Birliğiyle olacaktır. Türk İslam Birliğinin kurulduğu gün, PKK sessiz sedasız buhar olur. Yani, daha ortadan çıkın, kenardan kaçın dememize bile gerek kalmaz, konu biter.
MUHABİR: Hocam, yine internet siteleriniz birçok farklı dilde yayın yapıyor. Örneğin www.HarunYahya.com İngilizce yayın yapıyor. Ve Alexa kayıtlarına göre son zamanlarda Türkçe yayın yapan www.HarunYahya.org’un bile üzerinde bir tıklanma oranına erişti. Birçok farklı dilde siteleriniz var, bu benim Türk internet kullanıcılarından en çok yapmasını istediğim şey dünyaya açılmak, bizim sitelerimizi dünyaya açmak. Sormak istediğim geri dönüşler nasıl oluyor yurtdışından, yüksek kademelerden insanlardan dönüş oluyor mu? Bir de Sarkozy’nin size geri dönüşü olduğunu biliyorum, bu olayı da söylerseniz.
ADNAN OKTAR: Sarkozy klasik materyalist, Darwinist bir düşüncedeydi biliyorsunuz. Hayret edilecek şekilde değişti, tam anlamıyla değişti. Allah’a, dine hayran, dine, İslam’a muhabbeti olan, her yerde Allah inancını savunan bir insana dönüştü. Tony Blair da öyle, tam bir Kuran hayranı oldu. Yani, klasik Darwinist, sosyalistti, materyalist düşünceyi savunuyordu ve hiç alakası yoktu adeta, yani maneviyatla hiç alakası yoktu. Olağanüstü değişti ve çok iyi bir çizgiye geldi. Şarkıcı Bono’ya da Kuran hediye etmiş. O da işte onu anlatıyor, etkilendiğini her gece Kuran okuduğunu belirtiyor. Bunlar çok güzel gelişmeler.
MUHABİR: Masonlar, sizin de bahsettiğiniz gibi gizliliğe biraz önem veren bir oluşum. 1997 yılında gizli kamera görüntüleri Kanal 7 televizyonunda yayınlanmış ve büyük olay olmuştu.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bugün ise internet çok aktif durumda ve locadan değişik sebeplerle soğuyan, belki üst dereceye geçemeyen, herhangi bir sebeple locaya soğuyan biri internet üzerinden kimliği belirsiz bir şekilde, masonların gizli görüntülerini yayabilir ve masonluğa zarar verebilir. Yani, bu bilgi çağının gizliliği kaybetmesi, masonları telaşa düşürür mü? Bugünlerde masonlar telaşta mıdır biraz?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de masonların işi bitti, konu kapandı. Yani, sayıları hiçbir şekilde artmıyor; yıllar önce bizim onlara vurduğumuz ilmi darbe, bilimsel darbe onları adeta böyle felç etti. Beş bindi mason sayısı iki bin de gizli mason vardı; yine aynı sayıdalar. O, zayıf cılız bir muhafaza etme mantığı içerisindeler, şu an kendilerini muhafaza ediyorlar. Ama eskiden çığ gibi insanlar mason olurdu, masonluk çok makbul bilinirdi, önemli bilinirdi; yüksek noktalara çıkmak için mutlaka mason olması gerektiğine inanırdı insanlar. Şu an bilakis mason olmanın çok tehlikeli bir şey olduğunu, çok kötü bir şey olduğunu, mason olmanın ona çok şey kaybettireceğini düşünür hale geldiler. Ve masonluk Türkiye’de gücünü kaybetti. Ama İngiltere’de, Fransa’da ve Amerika’da masonluk çok güçlüdür şu an. Yani gücünü muhafaza ediyor. Ateist Siyonist gizli dünya devletini şu an bu güçler yönetiyorlar zaten. Yani üç ülkedeki mason teşkilatı; İngiliz, Fransız ve Amerikan mason localarının üçlü bağlantısıyla yönetiliyor. Onların yönlendirmesiyle Türkiye’de biliyorsunuz, PKK’yı kurdu ve güneydoğudaki dindar halkımızı yok etmeyi amaçladı masonluk, bu kafayla bu mantıkla. Ama tam ters döndü olay şu an. Güneydoğu halkı daha dindar oldu, daha İslam’a bağlı hale geldi, daha manevi değerlerin kıymetini bildiler. Onun için her şeyde bir hayır vardır.
MUHABİR: Hocam, sizin gibi bir fikir adamını böyle mahkemelerle ilgili konuşmak biraz üzücü bir durum...
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Fakat mahkemelerinizin geldiği aşama sizi ilk defa tanıyanlar ve hakkınızda bazı önyargıları olan insanlar için, sizin için yapılan komplolar hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, güzel bir kebap yaptırmışlardı, şiş kebap, pideyle şiş kebap. Yani zengindi çeşit, bayağı dolu doluydu. Ondan yemiştim, ben de iyi niyetle yaptılar zannettim, beni seviyorlar, dostlar zannettim. Meğer bol miktarda toz kokain varmış içerisinde, ben de yedim. Sonra adli tıp’a gittik çok yüksek kokain çıktı. Ama adli tıp; Allah’a çok şükür onu hesap edememişler; 72 saatten beri gözaltındaydım ben. Kokain normalde 24 saatte kandan atılan bir madde, benim kanımda çok yüksek miktarda çıktı. Yani, normalde hiç olmaması gerekiyordu benim kanımda ama tersine çok yüksek çıktı. Adli tıp da bunu anladı yiyeceğime karıştırılarak yapıldığını. Adli tıp rapor verdi, yiyeceğine içeceğine karıştırılıp emniyette verilmiştir diye. Mahkemede de beraat ettim. Bu oyun böyle sonuçlandı. Ebru Şimşek diye bir hanım çıkarttılar biliyorsunuz; onda da iki evin farklılığını, mahkemede iki ayrı televizyon sistemi oluşturttuk, orada gösterttik.
MUHABİR: Tavanların farklı olduğunu da
ADNAN OKTAR: Evet tavanlar farklıydı; benim bulunduğum evin tavanı düz, asmolen tavan, o bayanın bulunduğu evde kiriş aşağı doğru sarkıyor. Zaten ev tamamen yıkılıp yeniden yapılmadıktan sonra o mümkün değil öyle bir şeyin olması, evlerin farklılığı. Ayrıca pencerelerde farklı, tavandan tabana kadar benim bulunduğum evde pencereler, o bayanın bulunduğu evde pimapen küçük pencereler var, birde 60m2’lik küçük bir ev. Benim bulunduğum ev villaydı, çok büyük bir ev. Baktılar ki ne orada ben, silahlı adamlarımla oradayım, ne öyle dediği gibi uzun namlulu silahlar var ona doğrultulmuş, ne öyle bir tecavüz olayı var, ne bir şey var tamamının yalan olduğu görüldü. İki kişi var, bir o bayan bir de bir kişi daha var yanında. Böyle alakası olmayan bir olay olduğu ortaya çıktı. Mahkeme heyetinin kanaati geldi, ben beraat ettim bu konudan.
MUHABİR: Bir de Hocam arama normalde kaç polisle yapılıyor, sizin evinize kaç polisle geldiler? Evin her yerini aradılar mı?
ADNAN OKTAR: Mesela o da çok acayip, ben ona hala şaşırıyorum. 16 polisle geldiler, mahkeme heyeti de şaşırdı, hayatımızda böyle bir şey görmedik dediler, ilk defa görüyoruz böyle bir şey dediler. Bir de gelir gelmez kütüphanemin orta katından başladılar. 1, 2, 3. kitabı çekti adam açtı, bak dedi arasında bunun bir şey var dedi burada dedi. Benim de dikkatim başka yere dağılmıştı, öbür polislere, salondayız hepimiz. Ben de karbonat zannettim, meğer o kokainmiş. Ama tabii adli tıp olayın hepsini çözdü, yiyeceğime içeceğime karıştırılarak verildiği anlaşıldı. Olayın bir oyun olduğu anlaşıldı. Evin diğer bölümlerinde de arama yapmadılar zaten ondan sonra. Halbuki diğer bölümlerini de aramaları gerekiyordu o mantığa göre. Hâkim dedi, gelir gelmez nasıl buluyorsun dedi, daha ilk üç dakikanın içinde dedi. Hem de dedi, elinle koymuş gibi buluyorsunuz dedi daha üçüncü kitapta dedi. Koskoca kütüphane, binlerce kitap vardı.
MUHABİR: Galiba sesini de yükseltmiş hâkim onlara.
ADNAN OKTAR: Evet, bağırdı hâkim, çok yüksek sesle bağırdı. Onlar da başını önlerine eğdiler, hepsi başını öne eğdi. Ben ona şaşırdım, süklüm püklüm böyle yere bakıyorlardı. Yani tam bir suçlu görünümündeydiler. Hâkimin hemen anlaması da çok güzel oldu Elhamdülillah. Allah ondan da o şekilde kurtardı. Bu, biliyorsunuz bir de çete lideri diye dava açılmıştı. Onda da mahkeme 3 yıllık bir ceza verdi şu an Yargıtay aşamasında. Kız arkadaşlarıma da aynı şekilde çete lideri diye mahkeme hüküm verdi. Onlar da aynı durumdalar, fakat savcı şöyle dedi: “Mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır” dedi.CMK’nın 148/4 maddesi gereğince poliste alınan avukatsız ve işkence altında alınan ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceğini mahkeme de kabul etmiştir” dedi. Yani, delil yok dedi ama polis ifadeleri de zaten geçersizdir. Çünkü hem işkence altında alınmış hem de avukat yok yanlarında dedi. “Ve mahkemece daha önce yargılanan 6 kişi vardı, onlara da beraat verdiniz” dedi; aynı dosyadan, aynı delillerden ve aynı sevk maddelerinden beraat verdiniz bu kişilere dedi ve aynı çete lideri iddiasından. Dosya aynı, bu kişiler de aynı, bu kişilere de beraat vermeniz gerekir dedi. Çünkü hiçbir değişiklik yok, daha önce nasıl beraat verdiyseniz yine beraat vermeniz gerekir dedi. “Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar’ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların da örgüt yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından CMK 223/2e maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütaala olunur.” dedi. Mahkeme de ceza verdi, eğer Yargıtay onarsa gider aslan gibi yatarız. Allah’ın takdiri, bizim daha önce yapmadığımız bir şey de değil; cezaevleri de bizim, oranın betonları, havası, suyu her şey bizim kendi vatanımız. Hz. Yusuf’un geçtiği bir yoldur, daha önce de defalarca biz Medrese-i Yusufiye’ye girdik çıktık. Yine gider yatarız, bir şey olmaz inşaAllah.
MUHABİR: Hocam son olarak sormak istediğim: çalışmalar yapmak isteyen Türk gençleri bazı şeylerle karşılaşabilirler. Yani, bildiğim kadarıyla size de emniyette “topuğunla yer arasında ne kadar mesafe varsa yaşamınla ölüm arasında da o kadar mesafe var” şeklinde tehdit söylenmiş. Veya akıl hastanesindeyken size masonlar gelip para teklifinde bulunmuşlar.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Gel vazgeç, parayı al; yani bu tür şeyler bizim için de olabilir, çalışmalar yapmak isteyen Türk gençleri için. Bu Türk gençlerine vermek istediğiniz bir nasihat ve yani, güneş balçıkla sıvanır mı ve böyle çalışmaları böyle şeylerle önünü kesilebilirler mi?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Müslüman sadece Allah’tan korkacak, en fazla şehit ediliriz, bu da çok büyük bir nimet olur. Onun için bizi yıldıracak, durduracak hiçbir şey olmaz. Kanunlar, hukuklar çerçevesinde, hukuk anlayışımızın içerisinde, Kuran ahlakı içerisinde var gücümüzle gayret edeceğiz. Bizim karşımıza ne tür hayyula çıkarsa çıksın, ne kadar tehlike çıkarsa çıksın süratle yolumuza inşaAllah ilerleyeceğiz. Samimiyetle, Allah korkusuyla ve Allah sevgisiyle inşaAllah.
MUHABİR: Benim sormak istediklerin bu kadar, tekrar teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
Bu eser 26.138 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;