Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 10617 tanesi Türkçe, toplam 13198 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Samsun AKS TV ve Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (25 Kasım 2009)
Kasım 2009
SUNUCU: İyi akşamlar. Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Bugün bizleri izleyeceğiniz Tv yayınlarımız; Tv Kayseri, Samsun Aks, Gaziantep Olay’dan bizleri rahatlıkla izleyebilirsiniz. Aynı zamanda bizleri dinleyebileceğiniz radyo frekans listemiz ise; Yıldız Fm Tekirdağ 87.7, Genç Fm Karaman 93.3, Mavi Karadeniz Radyosu 106.4, Radyo 37 Kastamonu 95.2, Radyo Star Aksaray 94.0, Emek Radyo Mardin 101.0, Radyo Enerji Ordu 90.0, Keyif Fm Nevşehir 92.7. Bu frekanslardan bizleri canlı olarak dinleyebilirsiniz. Aynı zamanda Hocamızın o güzel eserlerini ücretsiz indirmek için, vereceğim web sitesinden kolaylıkla indirebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net internet sitemizden kolaylıkla indirebilirsiniz. Bugün bir de bir konuğumuz var, onu sizlere tanıtmak isterim. Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş Bey. Hoşgeldiniz iyi akşamlar.
TARKAN YAVAŞ: Hoş bulduk. Teşekkür ederim.
SUNUCU: Hocam, programa nasıl başlayalım? Nasıl istersiniz? Sorularla mı? Yoksa bize anlatacağınız bir şeyler var mı?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir kere sen çok aşırı sevimlisin sen. Babanı tebrik ediyorum seni çok güzel yetiştirmiş, çok tatlı, iyi niyetli, güzel huylu, sevecen ve samimisin maşaAllah. Konulardan başlayabiliriz. İstersen bir şeyler sor.
SUNUCU: Muhammed Cabir Bey bir soru yollamış bize “Selamun aleyküm Hocam..”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Mehdi (as)’ın bir günde tevbesi kabul olacakmış. Bu neden olacak Hocam?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin bir günde tevbesi kabul olur diye bir şey yok. Bu yanlış hadis. Allah Mehdi’yi bir gecede ıslah eder şeklinde hadis. Yani, olağanüstü bir güç verir, olağanüstü imkanlar verir anlamındadır. Özel ilimlerle donatacak Allah onu. Batın ilmi verecek, ledün ilmi. Ve insanların, kimsenin bilmediği bir ilmin sahibi olacak diyor. Kimsenin bilmediği. Bu kastediliyor hadiste. Birkaç tane bu belirtilen hadis, Ehli Sünnet alimlerinin eserlerinde vardır.
SUNUCU: Bir de demiş ki: “Peygamberimiz (sav)’in ahlakını, sünnetini nasıl kendimizde yaşatabiliriz?”
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (sav)’in ahlakı samimiyet. Son derece samimi olacağız. Samimi olmak için de kendimizi kasmamamız lazım ve her şeyi Allah’ın yaptığını bilmemiz lazım. Eğer kendimizin yaptığını düşünmeye başlarsak, anormal hareketlere başlarız. Konuşma bozulur, bakışlar bozulur, hareketler bozulur. Bir uğursuzluktur gider. Ama, her yaptığımızı Allah’ın yarattığını bilirsek ve bundan emin olursak; Allah beni konuşturuyor, her hareketimi Allah yaptırıyor ve buna samimi inanırsak, Allah bize güzel bir hitabet, hikmetli konuşma, faydalı olma gücü verir. Bu tavırdan kaçınmamak lazım. Bir de, kaçınmamak değil de Allah affetsin, doğrudan bu şekilde olmak gerekiyor. Dua, samimi dua çok önemlidir.
SUNUCU: İçten gelen.
ADNAN OKTAR: Evet samimi dua edilmesi lazım. İnsanlar, dua ederken genellikle hemen ihtiyaçlarına yönelik dua ediyorlar. İşte, iş için, sağlığı için, kendi ihtiyaçları olan şey için. Halbuki duada, birinci derecede üstünde durulacak şey, Allah’la yakın bağlantıdır. Yarabbi diyecek şahıs, kim dua ediyorsa; Sana derin bir muhabbet ver bana, derin bir sevgi ver, derin iman ver. Ve çok keskin bağlantı sağla. Yani Sen’i hiç unutmayayım, rüyamda da unutmayayım, uyanıkken de unutmayayım, sürekli bağlantı halinde olayım. Ve her şeyde, her şeyi Sen’in yaptırdığını bileyim. Bana bunu unutturma Ya Rabbi demesi lazım. Ve Sen’den hakkıyla korkayım, Sen’i hakkıyla seveyim. Şanını ve kadrini yani yüceliğini, gücünü hakkıyla takdir etme gücü ver bana diyecek mümin. Çünkü Allah hakkıyla takdir edilmesi gerekirken, insanlar Allah’ı hakkıyla takdir edemiyorlar. Allah ayette bunu belirtiyor. “Onlar, Allah’ın şanını hakkıyla takdir edemediler” diyor. Yani mesela bir örnek vereyim, atom çok küçük diyoruz, mesela elektron onun bir parçası diyoruz. Elektronun içerisinde, mesela bütün bu bizim evrenimiz, içinde bulunduğumuz evren, bir elektronun içinde olabilir şu an. Mesela, Cennette bir ağacın yaprağının içindeki bir elektronun içinde şu an bütün evren olabilir. Allah’ın şanını, büyüklüğünü anlatmak için bunu örnek olarak veriyorum. Çok geniş ufuklu düşünmek lazım. Mesela geçenlerde bir kardeşimiz sormuş. Hep genellikle onu soruyorlar. Allah’tan önce ne vardı? Allah’tan önce, Allah’tan sonra denmesi için haşa, böyle zaten biz demeyiz de, zamanın dışında olan bir varlık anlayabilir. Allah zamanın dışındadır. Zaman sonradan yaratılmış. İnsanlar için yaratılmış bir kıyaslama metodu. Bakın daha önce de söylemiştim, bir ses vurduk değil mi? Şimdi, ikinci kere bir daha vuruyorum. İkisinin arasında bir kıyas yaptık, iki sesin arasında, kafamızda aklımızda bir inanç oluştu zaman diye. Bir algı oluştu yani. Onu ona kıyasladık; kafamızda, aklımızda kıyaslamadan kaynaklanan bir inanç. Bu kıyaslamadan kaynaklanan inancın adına zaman deniyor. Öyle bağımsız bir şey yok dışarıda zaman diye. Onun için Allah zamanın tamamen dışında. O zaman da tabi öncesinde ne vardı diyemezsin. Yani zaman olmayınca, önce sonra diye bir şey kalmıyor. İnşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz ise, Şenol Büyükdeniz yollamış. Nur Suresi 52. ayet, ‘Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.’ Yorumunuz nedir Hocam demiş.
ADNAN OKTAR: Nur Suresi.
SUNUCU: 52. ayet.
ADNAN OKTAR: “Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat eder,” Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Allah'tan korkar ve O'na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.” Şimdi Allah’a ve Resûlü'ne itaat etmek, Kuran’a tam tabi olunması, bir. Allah’tan korkmak, iki. O’na karşı gelmekten sakınmak yani helallere, haramlara titiz olmak, “işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.” Dünyada da, ahirette de başarılı oluyorlar. Yenilmezler yani, mutlaka hayır ve bereket oluyor. Ahirette de Cennete giderler. Bir sır, Allah’ın sırrı. Mucize.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz, Osman Derin yollamış. “Selamun aleyküm sayın Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Bir insan ‘Elhamdülillah Müslümanım’ demekte ve ahirete de inanıyorum demektedir. Ama ahiret için herhangi bir çaba harcamamakta ve dünyevi metalara tamamen kendisini kaptırmaktadır. Bu insanların durumu nedir? Selamlar demiş.
ADNAN OKTAR: Böyle insanlar hep olacak. Aleyküm selam. Kuran’da bu tarz insanların çeşitleri ayrı ayrı ayrı belirtilmiştir. Mesela bir kısmı diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “tereddüt içindedirler” diyor Allah. Yani 50’ye 50. Sürekli tereddüt içinde yaşıyorlar, “bir sizdendirler, bir onlardandırlar” diyor Allah ayette, karar veremiyor. Tereddütler içerisinde bocalıyor. Bir kısmı orta yolu tutturur diyor Allah, orta yoldadır. Bir kısmı ileri geçmiştir diyor Allah, bir kısmı küfür içinde yani Allah’ı inkar ediyor. Bir kısmı Müslüman görünüyor ama Müslüman değil, münafık. Bunların hepsini Allah insan çeşitleri olarak yaratıyor yani her halükarda dünyada bu tarz insanlar olur. Bundan tedirgin olacak bir şey yok. Ama biz samimi olursak, aklı başında olursak, inananlar mutlaka galip geliyorlar, ayet var. Bak; “üzülmeyin, gevşemeyin, inanmışsanız mutlaka başarılı olan siz olursunuz” diyor Cenab-ı Allah. Mucize bu bakın. Yani mutlaka başarılı oluyorlar. Mesela 12 kişi olsa, 313 kişi oluyor, dünya hakimi oluyor. İslam dünyaya hakim oluyor. 313 kişiyle. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Tahsin Tokaç yollamış Hatay’dan. “Hocam Cennette aile olacağına göre orada kıskançlık olacak mı? Kıskançlık varsa kötülüğün, kavgaların olmaması nasıl olabilir?” demiş.
ADNAN OKTAR: Cennette her kadın kocasına aşıktır. Başkasına istese de bağlanamayacak şekilde yaratılıyor ruhu.
SUNUCU: O zaman tanıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii yani Allah onları ya bu dünyadaki eşiyle veyahut orada evleniyor, Allah evlendiriyor.
SUNUCU: Hiç evlenmediyse..
ADNAN OKTAR: Hiç evlenmediyse orada evleniyor ve eşinin dışında bakın diyor ki Allah; “eşlerine tutkuyla bağlı” diyor Allah. Tutkuyla. Yani aşk, aşkın en gelişmişiyle tutkuyla yani güçlü bir duygu olarak, şiddetli bir duygu olarak, onu ona karşı hissedebiliyor sadece. Bakın “gözlerini sadece eşlerine çevirmiş” diyor Allah ayette. “Gözlerini sadece eşlerine çevirmiş.” Sadece ondan zevk alıyor yani istese de zaten istemiyor da, istese de başkasından zevk almıyor. Sadece ona; ayet var çok açık; “Gözlerini sadece eşlerine çevirmiş” diyor Cenab-ı Allah ve “tutkun” diyor, tutkuyla bağlı. Yani şiddetli bir aşkla bağlı. Hatta gözlerinin etkileyiciliği Kuran’da belirtiliyor. Ve yaşıttırlar diyor Allah ayette. Birbirleriyle yaşıt yani 33 yaşı çevresi Allahu alem yani dünya yaşına göre 33 yaş çevresi ve son derece genç, dinç ve diri oldukları Kuran ayetlerinden anlaşılıyor. Yani kadın tariflerinden, diğer civanların ve gılmanların tariflerinden bu anlaşılıyor. Cennette her şey pozitiftir. Mesela şu an biz burayı ısıtmak için bir şeylere, sebebe sarılıyoruz. Ama burayı da yine ısıtan Allah’tır. Mesela biz ısıtma için alete basıyoruz ya, düğmeye basıyoruz, o düğmeyi Allah vesile ediyor. Odayı Allah ısıtır. Mesela düğmeye bastığımızda ışık meydana geliyor, düğmeye basmadan ışık yandığında zaten çok acayip bir şey olur yani eğer özel bir teknoloji kullanılmıyorsa değil mi bu çok büyük bir mucize olur. Lambaya ihtiyaç var, kablolara ihtiyaç var ve düğmeye ihtiyaç var. Ama lamba olmadan, kablo olmadan, düğme olmadan ışık yanarsa insanların aklı atar. Bayağı bir insan çok korkarlar. Ama sebep olduğunda çok makul görüyorlar halbuki böyle bir şey yok yani ne lamba ışık sağlar ne elektrik kablosu ne de düğme. Hiçbiriyle alakası yoktur. Ne de elektrik. Hepsini Allah sebep olarak yaratır. Cennette sebep kalkıyor. Yani elektrik olmadan direkt aydınlıktır her yer. Yani güneş ışığı olmadan, lamba ışığı olmadan eşya kendinden aydınlıktır. Her yer ışıklıdır, Cennetin özelliğidir bu. Mesela bu fiziki açıdan açıklanamayacak bir konu. Çünkü yepyeni bir yaratılışla yaratacağım diyor Allah. Bütün cisimler akıllı yani mesela kaleme git karşıya git dersen gider, gel dersen geri gelir, yaz dersen yazar.
SUNUCU: Çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela bütün hayvanlar konuşur Cennette. Gayet şuurludurlar, gayet aklı başındadır.
SUNUCU: Herkes birbirini tanıyor mu peki orada?
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani eşleri zevcetin diyor Allah, zevcetin. Min zürriyetin diyor Allah. Zürriyetleri de yani çocukları da tanıyor. Zürriyet ve çocuklar. Eşleri diyor ve çocukları. “Pınar başlarındadır” diyor Allah ayette. Yani onun böyle tipik özellikleri, bir kısım tipik özelliklerinden anlaşılıyor onun o olduğu. Yoksa çok daha kıyaslanmayacak şekilde güzel oluyor tabii. Ama ana vasıflarını hemen tanıyor. Bir de insan bir çok bedene girebiliyor ahirette, Cennetin özelliğidir. Tek bir ruha sahip oluyorsun ama yüzlerce bedenin oluyor.
SUNUCU: O nasıl oluyor Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi mesela bak iki tane kolun var senin, ikisinde de senin ruhun var. İkisini de ayrı ayrı hissediyorsun ya onun gibi. Tabii mesela iki elin, mesela bunda ben kendim hissediyorum, bunda da hissediyorum aynısı. Çünkü tek bir ruha bağlı. Mesela insanın sekiz tane kolu olsa sekizini de hissetmez mi? Hisseder. Aynı şekilde işte yüzlerce bedeni olunca tek bir ruha bağlı olduğu için hepsinde aynı şekilde hissediyor. Evet hepsinde hissediyor.
SUNUCU: Hocam bir şey kafama takıldı. Bu iki eşli olanlar var son zamanlarda, çok da trend oldu bu. Onlar hangisini tanıyacak, hangi eşini alacak?
ADNAN OKTAR: Gözlerimin içine baka baka, böyle imalı imalı konuşman…
SUNUCU: Yok estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Şaka diyorum. İki eşli…
SUNUCU: Mesela evlenip ayrılmış, ikinciye evlenmiş ya da iki eşi olur.
ADNAN OKTAR: Bakın Allah’ın tek bir ölçüsü vardır. Takva. Mesela eşi burada eşkiya gibi heriftir. Zengindir, almıştır bir genç kız, gidip evlenir onunla, kapatır onu. Ahirette Allah onu alır Cehenneme kor, o kadını da takva bir müminle evlendirir. Yani eşi olması onu kurtarmaz. Yani eşiyse illa, o ikisi birden Cehenneme yahut da ikisi birden Cennete gidecek diye bir şey yok. Eşlerden biri Cehenneme biri Cennete gidebilir. Ayrı ayrı yerlere gidebilirler ve Allah ona ondan çok daha iyi, çok daha değerli bir müminle onu evlendirir. Yani aşık olacağı, tutkuyla bağlanacağı, gözünü ayırmayacağı başka bekar bir müminle evlendirir onu ahirette veyahut evli bir müminle. İki veya kaç tane eşi varsa o eşleri de eğer takvaysa birliktedirler, ahirette de birlikte olacaklar.
SUNUCU: Evlenip boşandıysa hangisini görecek?
ADNAN OKTAR: En takva kimse onunladır. Allah’ın ölçüsü odur. Allah diyor ki Cenab-ı Allah; “Allah Katı’nda en iyi olanınız”, şeytandan Allah’a sığınırım, bak net ölçü, “en takva olanınızdır.” Kim güzel ahlaklıysa o, kadına bırakılır Cennette. Kimi istiyorsa o onunla beraber olur. Kimi takva görüyorsa.
SUNUCU: Başka bir sorumuz, isimsizmiş. “TV haberlerinde Kabe’nin etrafındaki binaların daha da yükseleceğindan bahsediyor. 50 katlı oteller yapılacakmış. Sayın Hocam, bunlar ne yapmaya çalışıyor? Sayın Hocam ellerinizden öperim.” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi Kabe’de Osmanlı döneminden kalma çok güzel yapılar var, Kabe’nin çevresinde de, değil mi? Oradaki yönetim bunları yıkıp biz burayı genişleteceğiz, açacağız diyorlar. Şimdi eski olan daima güzeldir. Yani eski olan bir şeyi yıkmak, vicdana, akla uygun değil. Bir kere onlara ellememeleri lazım. Açacaksa ondan sonrası için yıksın, orada binalar var, apartmanlar, bilmemneler falan var, tesisler var. Onları yıkıp açsınlar ama Osmanlı döneminden kalma o nadide güzel eserleri yıkıp tahrip etmek çok büyük bir zulüm olur. Eğer yaparsalar bunu Mehdi geldiğinde o binaları yeniden yıkar, onların yaptıklarını, yeniden Osmanlı dönemindeki o güzelliği yeniden yapar. Yani boş yere emek vermiş olurlar onu söyleyeyim.
SUNUCU: Tarihimize de hiç saygı duymuyorlar.
ADNAN OKTAR: Boş yere yaparlar yani o kurtaracak bir şey değil o. Daha mükemmelini, yine aynı şekilde Mehdi geldiğinde yapar Allah’ın izniyle. Onun için ne böyle bir israf çıkartsınlar, ne de böyle bir konu çıkartsınlar, ne de kimsenin vaktini alsınlar. Oradaki bütün o gökdelenlerin onların hepsi aşağı inecek bir kere, ben söyleyeyim. tamamı inecek, o arazi tamamen bir açılacak ve şehir iyice aşağıya doğru kaydırılacak yani Mehdi döneminde oralar açık, bağlık, bahçelik olacak oralar, yeşillik, hadislerde de var. Yeşillenecek diyor. Betonun ne işi var orada. Yani Kabe ortada kalmış, küçük, kutu gibi kalmış, her yer dev binalarla dolu. Çok büyük bir zulüm bu. Çok münasebetsiz bir hareket. Ben Kral Efendi’den de istirham ediyorum yani illa ki kulağına gider, böyle bir olaya sakın tenezzül etmesin. Çok, çok, çok üzülür sonra, çok, çok pişman olur. Yani hem Müslümanların vaktini almış olacak, hem çok büyük tahribat olmuş olacak, Osmanlı döneminden kalmış olan o güzelim eserler; eski zaten başlı başına bir güzelliktir. Mesela İtalya’da, orada, burada falan hep eski binalar ısrarla tutulur.
SUNUCU: Bunlara sahip çıkmamız gerekirken, biz kendi ellerimizle yıkıyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabii, yık sen onun yerine beton yığını yap. Kardeşim biz beton istemiyoruz. Ecdadın elleri değmiş, ecdadın orada ruhu var. Onları yıkmak, yakmak falan çok anormal hareketler bunlar. Sakın, sakın, sakın yani inşaAllah biz yine mektup da yazacağız, uyaracağız da. Böyle bir zulme sakın kalkışılmasın. Ayrıca bak ben garanti veriyorum yani hepsi yıkılacak yani yaptıklarının, tamamı yıkılacak. Boş yere yapıyorlar. Yani oralar güzel bağlık, bahçelik olacağı için, ta aşağılara kadar genişletileceği için ve Osmanlı eserleri de, ecdadtan kalan güzellikler de yeniden mamur hale getirileceği için, yıkılan mescidler yeniden yapılacağı için boş yere hiç iş çıkartmasınlar. Şimdiden tavsiye diyorum inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz, Ahmet Bey yollamış. “Cübbeli geçen gün Hz. Mehdi daha doğmamış, doğacak, gelişecek, büyüyecek dedi. Hocam siz Mehdi’nin zuhurunun, Hz. İsa’nın nuzulünün hemen hemen bütün alametleri oluşmuşken Cübbeli neden ısrarla Hz. Mehdi’nin bu yüzyılda değil de ileriki zamanlarda geleceğini söylüyor?” Ahmet Bey sormuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi yeni bir şey daha söylüyor; doğmuş da olabilir dedi. Yani o Allahualem çok sıkıştı, bunaldı. O anladı Mehdi’nin zuhur ettiğini, farketti benim gördüğüm. Fakat şimdi şöyle bir şey var. Bir kısım medresede yetişen öğrenciler, yani medrese eğitimi alanlar için en büyük ideal bir tarikat şeyhi olmaktır. Daha da olmazsa bir müceddid ve müçtehid olmaktır. Onlar meslek olarak gördüğü için, mesleğin en yüksek noktası olarak görürler onu. Mehdilik de o tarz medrese öğrencileri için mesleğinin en yüksek noktasıdır. O mutlaka kaçırılmaması gereken, başkasına kaptırılmaması gereken önemli en yüksek noktadır onlar için. Dolayısıyla her yüzyılda bunun bir rekabeti olmuştur. Yani medrese öğrencileri içerisinde, şeyhler içerisinde, hocalar içerisinde hep bir rekabet olmuştur. Sen Mehdi olacaksın, ben Mehdi olacağım diye, 1400 yıldan beri. Halbuki Mehdilik Allah’ın seçmesiyledir ve Allah’ın takdiriyledir. Öyle rekabetle alakası yoktur. Hatta diyor Cübbeli, o kafadan kurtulamamış diyor ki; “göster bakalım bir keramet madem Mehdi’sin diyeceğiz” diyor. Yani tam medrese öğrencisi kafası. Bir kısım medrese öğrencilerinin kafası. Klasik yani ben bu mesleği kaptırmam, madem böyle bir yeteneğin var göster bakalım, havada uçan kuşu indirebilecek misin, işte başka ne keramet, deniz mesela, bir hadi bakalım kurut diyecek mesela, altın sütunlar çıkar diyecek. Adriyatik Denizi’ni kurutmuyorsa, gök bütün Meleklerle kaplanıp böyle herkes falanca kişi Mehdi’dir demiyorsa Cübbeli’yi ikna etmenin mümkünü yok zaten. O zaman o kaptırmamış oluyor mesleği. Yani öyle bir mantık geliştirmiş olabilir. Biraz tabii cahilce bir mantık. Pek okumuyor Allahualem, araştırmıyor da. Çünkü aynı konularda ısrar ediyor. Halbuki ben açıkladım. Dedim ki dünyanın ömrü 7 bin yıl, bunun 5600 yılı geçti. Çıkarttın mı 1400 yıl kalır dedik. Sanki biz Hicri 1500’de kıyamet kopacak demişiz gibi sürekli hicri 1500’e kadar diyor. Halbuki ümmetin galibane ömrü 1500’e kadar. 1506-1507, Said Nursi’nin dediğine göre. 1545 gibi diyor Said Nursi, kıyamet kopacak diyor. 1506’ya kadar İslam galibane yaşayacak diyor, açık galibane, açık galibane hakim olarak devam edecek diyor. Dolayısıyla bir kere bunu yanlış anlıyor, bir. Gökyüzü Meleklerle dolduğunda zaten imtihan kalkmış olur. Cübbeli bu konuda çok büyük cahillik yapıyor. Bütün Melekler bir kişiyi sürekli gösteriyor, gökyüzü 10 milyar mı oldu şu anda dünya, 10 milyar, 10 milyar Melek gökyüzünü dolduracak, diyecekler ki falanca kişi Mehdi’dir. O da, Mehdi de diyecek ki bütün Melekler yalan söylüyor, ben doğru söylüyorum, ben Mehdi değilim diyecek. Olacak iş mi şu? Ve tank mermisi, top mermisi etki etmez diyor, ona diyor. Yani tank mermisi çarpacakmış Mehdi’ye ama adama hiçbir şey olmayacak, böyle, gider diyor, bir şey olmaz diyor. Adam demeyeyim de Allah affetsin, o kişi. Buradan da çok cahil olduğu anlaşılıyor. Halbuki burası adetullahın hakim olduğu bir yerdir, Cenab-ı Allah’ın adetullah kanunları vardır. Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’in dişine darbe geldi. Dişi kırıldı. Değil mi? Mesela Hz. Yahya’yı şehit ettiler. Peygamberleri şehit ettiler. Burası imtihan meydanıdır. Öyle olağanüstü bir şey olmaz. Nedir bu hareketlilik böyle? Kameralara falan mı bakıyorsunuz? Bak bu ışığı da çıkartmışsınız oradan, şimdi anlayabilene aşk olsun. Kaç dakikamız var şimdi?
SUNUCU: 25 dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: Bak ya, neyse herhalde tamire gönderdiler.
SUNUCU: Diğer bir sorumuzu Gürkan Bey yollamış bizlere. “Değerli Hocam, size ve arkadaşlarınıza işkence yapmak suçundan yargılanan dönemin Organize Şube İşler Müdürü, şu an ise iddia edilen Ergenekon tutuklusu Adil Serdar Saçan hakkında işkence yaptığı gerekçesiyle yeni bir soruşturma daha açılmış. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Şimdi, zaten bir konuda bir bayana işkence yapmaları ile ilgili ceza aldılar. Net ceza aldı. Değil mi? Yargıtay da onadı bildiğim kadarıyla.
TARKAN YAVAŞ: Evet, onandı.
ADNAN OKTAR: Evet, Yargıtay onadı. Hatta o kız çocuğuna yaptıkları işkenceden elektrik verdikleri yerde yanık oluşmuş. Yani Adli Tıp tespiti bu. Bir tane, iki tane değil ki, yüzlerce kişi bize işkence yaptı diyor Adil Serdar Saçan için. Şu anda da bize zaten işkence yaptığı için 1000 küsur yıl…
TARKAN YAVAŞ: 2000 yıl.
ADNAN OKTAR: 2000 yıl, değil mi, 2000 yıl hapis cezasıyla yargılanıyorlar.
SUNUCU: 2000 yıl?
ADNAN OKTAR: Evet, 2000 yıl. Şu an dosya Adli Tıp’a gitti. 16 ayrı Adli Tıp raporu var, arkadaşlarımıza işkence yapıldığına dair, 16 adet, resmi rapor. Ama inşaAllah adalet yerini bulur. Fakat ben şikayetçi olmadım. Bana da işkence yaptığı halde ben şikayetçi olmadım ama arkadaşlarımın aileleri, arkadaşlar şikayetçi oldular. O da normal.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz, Zerrin Tandoğan yollamış. “Değerli Hocam, Anadolu’daki bazı kuruluşlar, bazı bağlı oldukları bir kurumun, siyasallaştığı iddiasında bulundular. Sözkonusu kuruluşlar bu kurumu iddia edilen Ergenekon terör örgütünü alkışlamakla eleştirdi. Bu kuruluşlardan birinin de başkanı, bağlı oldukları kurumun Ergenekon soruşturmasındaki dinleme iddialarındaki tavrı ve darbecilere destek veren görüntüsüyle kendilerini temsil etmekten uzak olduğunu ifade etti. Siz ne düşünüyorsunuz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bazı kuruluşlarda mesela bakkallar federasyonu diyelim veyahut herhangi bir şey, yahut herhangi bir meslek kuruluşu diyelim. Şimdi adamlar oraya üye olduklarında diyor ki o kuruluş, arkadaşlar diyor, biz yürüyüş yapacağız. Bütün üyelerimiz gelecek diyor. Adam eğer katılmazsa onu orada rahatsız edebilirler. O da sanki onlara inanmış gibi, onları kabul ediyor gibi o da gidip onlarla beraber yürüyor, arkadaşlarının etkisiyle, çevrenin etkisiyle, onları kabul ediyor gibi bir görünüm oluyor. Aslında bunlara fert fert sorulsa içlerinde belki en fazla 10 kişidir o fikri savunan. Bir kitle psikolojisi vardır. Kitle, topluluğu olduğu gibi etkiler, yani kalabalığın içine insanları soktun mu... Bunu mesela PKK’da da görüyoruz. Farzedin Mardin’de, bir köyünde 3 tane PKK’lı oluyor farzedelim. Köy 80 haneli. Adamlar korkudan ben de PKK’lıyım diyor. Herkes PKK’lıyım diyor. Hadi eylem yapacağız diyorlar. Tamam yapalım diyorlar. Yürüyüşe geçtiklerinde 80 haneli köyün tamamı yürüyüşe geçiyor. 3 kişi buna yetiyor. Komünist hareketlerde genelde öyledir. %5 ile komünistler iktidar olurlar genelde, kitleleri yönlendirerek, insanları korkutarak. Onun için çok tehlikeli bir hareket komünizm. Burada da yapılan odur. Yani, kitle hareketlerinde küçük bir azınlık, büyük çoğunluğa galip olur böyle. Yani onları yönlendirir, ürküterek, korkutarak.
SUNUCU: Bir nevi kışkırtıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, provake eder, korkutur, baskı yapar. Adamlar da ne olacak işte yürürüm, yürüyüşe katılmaktan ne kaybederim diyor. Zaten kalabalığın içinde kaybolur giderim. Kimse de beni farketmez. Bütün arkadaşlarım gidiyor. Niye gitmeyeyim diyor. O fikre katılmadığı halde olayın içindeymiş gibi oluyor. Yani, onların yaptıkları eylem de etkili gibi görünüyor. Aslında hiçbir şey yok. Yani, en fazla…
SUNUCU: Kuru gürültü.
ADNAN OKTAR: Kuru gürültü, evet.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz, Hayri Bey yollamış. “Sayın Hocam, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün amacı darbe mi?” demiş.
ADNAN OKTAR: O çok yanlış biliniyor. İddia edilen Ergenekon örgütü 150 yıllık bir örgüt ve klasik mafya örgütlenmesidir ve kan dökücü menfaat örgütüdür. Yani kimi zaman darbe yapar, kimi zaman savaş çıkartır, kimi zaman insanları korkutur, kimi zaman hükümetleri baskı altına alır. Yani, illa darbe değildir Ergenekon örgütünün özelliği, iddia edilen Ergenekon örgütü, bir mafya, kollektif bir mafya örgütüdür. Birçok mafya grubunun birleşmesiyle oluşmuş dev bir mafya grup örgütlenmesidir. Dolayısıyla menfaate dayalıdır. Mesela bir ihale olur, iddia edilen Ergenekon mensupları alır o ihaleyi veyahut bir yere bir adam tayin edilecektir, iddia edilen Ergenekon örgütünün adamı tayin edilir. Yani bir menfaat ve dayanışma örgütüdür aynı zamanda, çıkar örgütüdür. Mesela bu tipler bakarsın hemen parti kurmak istiyorlar mesela, farzedelim. Hemen iddia edilen Ergenekon örgütünün desteğini alırlar. Ama 150 yıllık bir geçmişi olduğu için; yahut siyasete atılacak, yahut milletvekili olmak istiyor, onlara dayandırdığında işleri çok daha kolay olmuş oluyor. Konu bu, yoksa sadece darbe değil.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz ise, Özge Tunçdağ, Kayseri’den yollamış. “İyi akşamlar Hocam, ünlü İngiliz gazetesinin bir haberinde ‘Türkiye, Ortadoğu, Osmanlı misyonu yüklendi’ diye bir haber vardı. Sevgili Hocam, gerçekten de Türkiye’nin çevre ülkelere gösterdiği sıcak dostluk, bir tür ülkeye ilişkilerimizi daha da iyileştirdi. Örneğin Libya, Türkiye’yi İslam alemlerinin lideri olarak görüyor. Bu adımlar sizin yıllardır attığınız Türk İslam Birliği’nin gerçekleşiyor olduğunu gösteriyor. MaşaAllah.” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın Ahmet Davutoğlu beyefendi ne diyor? Evet, yeni Osmanlıyız; haber7.com’da, Osmanlıdan kalan bir mirasımız var. Yeni Osmanlı diyorlar. Evet, yeni Osmanlıyız. Bölgedeki ülkelerle ilgilenmek zorundayız. Hatta Kuzey Afrika’ya açılıyoruz diyor. Ahmet Davutoğlu beyefendi, ben çok takdir ediyorum bu insanı, helal süt emmiş, tertemiz bir Türk evladı. Değil mi? MaşaAllah. Bakın ben bunu kaç yıldan beri söylüyorum. Ve 2009 yılındayız, ne diyor Ahmet Davutoğlu? Dışişleri Bakanı, devletin resmi ağzı, evet yeni Osmanlıyız diyor. Ben ne dedim? Osmanlı gibi dünyaya hakim olacağız demedim mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet, dediniz.
ADNAN OKTAR: Bakın, adı kondu şu an, adı kondu, evet, yeni Osmanlıyız diyor. Türk İslam Birliği’nin diğer adıdır yeni Osmanlı ve bu kısa süre sonra da net neticelerini verecektir. Bütün bölgeye hakim olacağız inşaAllah, 3 kıtaya, ondan sonra da bütün dünyaya. Dünya, sevgi neymiş, barış neymiş, kardeşlik neymiş, zenginlik, ihtişam, sanat, estetik, güzellik neymiş bir görecek, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Şu anda 70 tane ülke olmuş Hocam, Türkiye vatandaşlarının vizesiz gidebildiği.
ADNAN OKTAR: Bak bak bak, maşaAllah, maşaAllah, 70 ülke, şimdi bak 70. Bu ne demektir? Türk İslam Birliği’nin 70 üyesi belirlenmiş. Sayı gittikçe artacak şimdi. 71, 72, 73, gittikçe artacak onun sayısı inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir izleyicimiz yollamış. Meral Aslan, Ankara’dan. “Hocam saygılar” demiş. “Hocam izin verirseniz 2008 yılındaki röportajlarınızdan söylediğiniz birkaç cümleyi aktarmak istiyorum. Dünyanın yeni bir Osmanlıya, modern bir Osmanlıya ihtiyacı, insanın suya ihtiyacı gibi, yani Türk İslam Birliği, Türkiye’nin liderliğinde, Türk devletlerinin desteğinde büyük bir Türk İslam Birliği bu dünyanın adeta Cennet hayatına dönmesi demektir. Osmanlı döneminde bütün İslam alemlerindeki, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’deki rahatlığı herkes bilir, demiştiniz. Şimdilerde bahsettiğiniz bu Cennet hayatı Türkiye’nin çevre ülkelerinde diyaloğunun artmasıyla oluşmaya başladı. Nitekim Dışişleri Bakanı, Sayın Ahmet Davutoğlu da bu konuya vurgu yaparak şöyle dedi; Osmanlı’dan kalan bir mirasımız var. Yeni Osmanlı diyorlar. Evet, yeni Osmanlıyız. Bölgedeki ülkelerle ilgilenmek zorundayız. Hatta Kuzey Afrika’ya açılıyoruz. Umarız bu açılımlar Türk İslam Birliği’ni oluşturur.” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, işte demin anlattığım konu. Ahmet Davutoğlu beyefendinin çok büyük emeği geçiyor. Allah onu da vesile ediyor. Hükümeti, bu yönüyle tebrik ediyorum. Allah yollarını açık etsin. Bir hükümetin güzel yönlerini mutlaka desteklemek lazım. Hangi partiden olursanız olun. Yanlış gördüğü yönler varsa onları protesto eder, katılmaz, o ayrı mesele. Ama hayırlı ve güzel bir yönü olduğunda onu samimi desteklemek lazım. Mesela iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı hükümetin mücadelesi mükemmel. Destek. Türk İslam Birliği ile ilgili çalışmalarındaki faaliyetleri güzel gidiyor, o konuda da destek. Ama başka aklına yatmadıysa insanın, tamam ben ona katılmıyorum diyebilir. Neyse ona karşı tavır gösterebilir. Ama bu konuda çok samimi olmak lazım. Irak ordusunu da diyor, Türk Silahlı Kuvvetleri eğitecek. Hay maşaAllah, bakın işte Türk İslam Birliği’nin başka bir adı daha. Yani Irak ordusunu Türk Silahlı Kuvvetleri eğitiyorsa ne demektir bu? Irak bizim oldu demektir yani, bizim kontrolümüzdedir demektir artık. Afganistan’ı kim eğitiyor? Biz eğitiyoruz. Irak’ı kim eğitiyor? Biz eğitiyoruz. Her yerde eğitimi veren biziz. Gürcistan’ı biz eğitiyoruz. Azeri askerlerini biz eğitiyoruz, inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: Kosova’da var.
ADNAN OKTAR: Kosova’da biziz, her yerde biziz. Türk ordusu dünyanın en güzel ahlaklı, en yüksek seciyeli, en akıllı, en merhametli, en adil, en güzel ordusudur ve en kahraman ordusudur. Said Nursi diyor, kahraman ordu diyor, imanlı millet diyor değil mi? Hakikat hali göreceği bu dehşetli çetenin yani iddia edilen Ergenekon Örgütünü kast ediyor taaa 1920’lerde 30’larda değil mi? Bu dehşetli komitenin diyor, tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor, inşaAllah. Kuran ışığı ile diyor. Şu anda da olan budur. Ordumuz askerimiz milletimiz hepsi çok güzel bir faaliyet içindeler, elhamdülillah. Bayağı güzel gidiyor ama kendi içimizdeki birlik ve beraberliğin muhafazası çok önemli. Özellikle Alevi ve Kürt ayırımı yapanlara karşı çok akılcı davranacağız. Kürtler bizim başımızın tacı, mükemmel güzel ahlaklı asil ve efendi insanlardır, Aleviler de çok derin düşünen, sevgiden, şefkatten, merhametten çok zevk alan Hz. Ali’nin aslanlarıdır. Onları da canı gönülden çok seviyoruz, bölünmeyi akıllarının ucundan dahi geçirmesin hiç kimse.
SUNUCU: Sonuçta hepimizi yaradan bir, adil olmak lazım, merhametli olmak lazım, alçakgönüllü olmak lazım.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var, Abdullah Emiroğlu yollamış, Antalya’dan. “Selamun aleyküm Hocam, ben sizden Bediüzzaman Said Nursi hakkında bilgiler almak istiyorum.”
ADNAN OKTAR: Tamam o kadar mı?
SUNUCU: O kadar.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman, Peygamber Efendimiz (sav)’den bu yana kadar Mehdi vaktine kadar Mehdi’nin çıkışına kadar gelmiş geçmiş en büyük müceddiddir ve müçtehiddir. Samimi olarak eserlerini okuyanlar bu kanaate varırlar ben kendi Hocam olduğu için böyle tek yanlı bakıyor değilim, ben hepsini okudum; İmam Rabbani’yi de, İmam Gazali’yi de okudum bunlar çok çok değerli benim mürşitlerimdir. Çok sevdiğim büyüklerimdir ama gelmiş geçmiş en büyük müceddid ve müçtehiddir Said Nursi Hazretleri. Bakın böyle mübarek bir insan ne diyor, Ben Mehdi’nin diyor pişdar bir neferiyim, ona zemin hazırlıyorum diyor, öncü bir askeriyim diyor değil mi? Çok mübarek bir insan, hazırladığı Risale-i Nur Külliyatı diyor Allah bunu hazırlattı diyor Risale-i Nur Külliyatı’nı, gerçek sahibi Mehdi ve talebeleridir diyor Risale-i Nur Külliyatı’nın ve o geldiği vakit Mehdi, ileride gelecek o acip şahıs diyor Mehdi için, ileride gelecek acip şahıs diyor. Geldiği vakit diyor Risale-i Nur’u yani bu hazır meseleleri, hazır bir programı olarak neşr ve tatbik edecek yani Risale-i Nur’dan çok geniş çaplı istifade edecek, onu da her yerde eserlerinde kullanacak, sözlü olarak da ifade edecek, neşr demek yani radyo televizyon gazete hepsidir. Her şekilde Risale-i Nur Külliyatı’nı delil olarak kullanacak ve bu önemli eseri İslam’ın hakimiyetinde vesile olarak değerlendirecek diyor inşaAllah. Said Nursi Hazretleri hep ittihadi İslam’dan bahsetmiştir. İslam Birliği’nden, Türk İslam Birliği’nden fakat bir kısım insanlar asrımızda buna çok soğuk bakıyorlar halbuki Müslümanların hepsi ağız birliği etse, deseler ki “Biz Türk İslam Birliği’ni istiyoruz.” Sadece bunu söyleseler İslam Türk İslam Birliğinin oluşması için birkaç ay var demektir o zaman, sırf bunu söyleseler, başka bir şey yok, değil. Adam koltuğuna oturacak diyecek ki arkadaşım ben Türk İslam Birliği’ni istiyorum diyecek. Her Müslüman bunu söyledi mi bakın inanın en fazla birkaç ay içerisinde İslam hakim olur, o kadar başka bir şey yok. Hiçbir şey yapacak değiller bunu onlara şeytan dedirttirmiyor, diyemiyorlar. Bilakis bazı şom ağızlılar diyor ki İslam bu dünyaya hakim olmaz veyahut çok ileride hakim olabilir ama bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olmaz diyor halbuki Allah kafirler için söylüyor Allah “ancak kafirler Allah’ın rahmetinden ümit keserler” diyor. Bu şom ağızlılıktır ve şeytana böyle yardım etmiş oluyorlar. Halbuki bakın Allah’ın izniyle diyecekler İnşaAllah bu yüzyılda İslam, Türk İslam Birliği şeklinde, İslam dünyaya hakim olacak. Bu kadar, bunu diyecek. Bak şeytan bunu söyletmiyor bunlara, söyleyemiyorlar. Bunu söyleyemeyen adama ben alim de demem hoca da demem. Herkese de tavsiye ediyorum sorgulasınlar, niçin bunu ağzınıza almıyorsunuz, söylemiyorsunuz desinler yani bu çok şaşırtıcı bir şey. Hem alimim diyor hem de Kuran’ın, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyetini istemiyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Ve ümit kesmiş; sen ümit kestiysen o zaman nasıl Müslüman oluyorsun sen?
SUNUCU: Hiçbir zaman Rabbinden ümit kesmemek gerekir.
ADNAN OKTAR: Bu nasıl olur? Yani neye göre ümit kesiyorsun sen? Üstelik İslam’ın çığ gibi geliştiğini gördüğün halde; ama bakın böyle adamlara rağmen, böyle insanlara rağmen İslam eze eze dünyaya hakim olacak. En fazla 10 yılı kaldı, göreceksiniz. Ben de buradayım, herkes de burada. Bakın ağza alınmıyordu bu, daha konuşulmuyordu, yeni Osmanlı oldu diyor bak, devlet açıklıyor bunu. Resmi ağız, devletin ağzı söylüyor. Yeni Osmanlı’nın oluştuğunu söylüyor. Artık Yeni Osmanlıyız diyor. Konu bitmiş inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz; Balıkesir’den göndermiş, Gökhan Can Bey yollamış. “Değerli Hocama, Oktar Bey’e ve bayan sunucumuza selamlar” demiş. “Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin söylediklerinden anladığımıza göre Mehdi’nin 3 büyük vazifesi olacaktır. Mehdi ve talebeleri şu zamanda kaçıncı vazifesi üzerinde ağırlıklı duruyor? Değerli Hocam, Bediüzzaman Said Nursi’nin bahsettiği milyonlar fedakar seyyidlerin iltihakları ne zaman gerçekleşecektir? Allah yar ve yardımcınız olsun” demiş. Pek alışık olmadığım terimler...
ADNAN OKTAR: Sen olağanüstü tatlı bir şeysin sen. Çok müthiş sevimlisin sen, kocaman bir kedisin sen. Getir de bakayım. MaşaAllah, senin samimiyetin yeter, başka bir şeye gerek yok. Allah ayette diyor, “Allah’ın samimi kulları kurtulur” diyor. Sen de çok çok samimisin, maşaAllah. “Değerli Hocama ve Oktar Bey’e”, Oktar grip oldu yatıyor ama domuz gribi değil. “Bayan sunucumuza selamlar, Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin dediklerinden anladığımıza göre Mehdi’nin üç büyük vazifesi olacaktır”, doğru. “Mehdi’nin talebeleri şu zamanda kaçıncı vazifesi üzerinde ağırlıklı duruyor?” Şu an Mehdi’nin talebeleri birinci vazifeyi yapıyorlar, yani iman hakikatlerini anlatmak, darwinizmi ve materyalizmi yıkmak ve insanların imanını muhafaza. “En büyük görev budur” diyor Said Nursi birinci göreve. Bu 30-40 yıl vakit alacak bir görevdir. Zemin üzerinde İslam’ın tam anlamıyla mütekamil hakimiyeti, o birkaç sene içerisinde olacak bir şeydir. İnsanların olağanüstü görüp, çok zor zannettikleri şey, Mehdi’nin ortaya çıkmasıyla yıldırım hızıyla gelişecektir. Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde dediği o diğer, yani diyanet aleminin dışındaki siyaset ve saltanat alemindeki o çalışmaları bir iki yıl içerisinde bitirecektir. Ve mükemmel olarak İslam bütün coğrafyaya hakim olacaktır inşaAllah. Milyonlar fedakar seyyidlerin iltihakları da önümüzdeki yıllarda olacaktır. Mesela şimdi Doğu’da seyyidlerin toplantısı var, bugünlerde ya yapıldı, ya yapılmak üzere. Çok fazla sayıda seyyid katılacak, ki milyonlarcadır sayısı bunların. Çeşitli yerlerde örgütlenmişlerdir böyle gruplar halinde, seyyidlerin toplulukları vardır. Onlar katılacaktır, “ulema ve evliyanın iltihakları ve destekleriyle o vazifeyi yapmaya çalışır” diyor Mehdi. Ama daha vakit var, yani Mehdi daha birinci vazifeyi yapıyor şu an. Yani Said Nursi’nin demesine göre, Risale-i Nur Külliyatı’ndan anladığımız kadarıyla bu böyledir. Aksini söyleyenlerden de mutlaka arkadaşlar delil istesinler. Diyorlar ki; mesela 3 ayrı Mehdi vardır, her biri bir görevi yapacak, biri siyaset, biri diyanet Mehdi’si, biri saltanat Mehdi’si olacak. Yani çok büyük ayıp yapıyorlar, biraz da terbiyesizlik yapıyorlar. Yalan söylüyorlar çünkü, Said Nursi’ye de iftira atıyorlar. Bakın açtığım yerde çıktı hemen; “ve onun 3 büyük vazifesi olacak”, ayrı ayrı bir tane değil, o zaman derdi onun bir tane vazifesi olacak derdi. Bakın “ve onun”, O ne demektir, bir kişi, değil mi? “3 büyük vazifesi olacak”, yalan söylemesinler, günahtır yalan söylemek. Said Nursi’ye de iftira atmasınlar, o da günahtır, tabi. Evet, ne diyor başka; “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle”, şimdi bakın aklından zoru yoksa bir insanın bunu çok rahat anlar. Bakın, daha önce diyor birçok Mehdi geldi diyor, kendisi de bir Mehdi’dir Said Nursi’nin. Ama kendisi de dahil olmak üzere diyor ki bakın; “her biri üç vazifelerden birisini”, bir tanesi bak, üç vazifeden bir tanesi, üstelik bir cihette, bak bir vazifenin bir cihette “yapması itibariyle, ahir zamanın büyük Mehdi’si ünvanını alamamıştır”. Çünkü o gelecek zatın özelliği ne? Üç görevi birden mükemmel yapması. Bir cihette de yapmıyor bakın, her cihette yerine getiriyor. Onu anlamayacak gibi olmak biraz zor değil mi, evet. “1400 sene sonra gelecek bir hakikati” diyor. Mehdi’nin 1400 sene sonra geleceğini açık açık söylüyor Said Nursi. “Hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat”, bak kendisi Hicri 1300’de gelmiştir, hakiki beklenen bir asır sonra, yani Hicri 1400’de gelecek. O 1300 olduğuna göre, bir asır sonra ne diyor, 1400 oluyor. “Hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” diyor. Kastamonu Lahikası, sayfa 57. Bak “o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı, yardımcı kuvveti ve o büyük kumandanın”, Mehdi için diyor, “pişdar bir neferi, önde giden bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. O ileride gelecek acip, şaşılacak şahsın, Mehdi’nin. Yani bu kapalı mı bu kadar? Anlıyor musun sen bunu?
SUNUCU: Ben pek fazla anlamıyorum ama...
ADNAN OKTAR: Sen ne anladın bundan?
TARKAN YAVAŞ: Çok açık Hocam. Çok açık, tek bir Mehdi var, o üç görevi de o büyük Mehdi yapacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, “ bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor. “Sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. Bak, “sonra gelecek o mübarek zat”, bir şahıs gelecek değil mi, mübarek zat.
SUNUCU: Biz görebilecek miyiz Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Yani insan olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. “Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”, Risale-i Nur’u neşr ve tatbik edecek diyor Mehdi. Yani eserlerinde, konuşmalarında, yayınlarında Risale-i Nur’dan geniş çaplı istifade edecek, bunu söylüyor. Bakın, “ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, Risale-i Nur’un asıl sahipleri kimmiş?
TARKAN YAVAŞ: Mehdi ve talebeleri.
ADNAN OKTAR: Bak ben demiyorum bunu, Said Nursi söylüyor. “Ta ahir zamanda”, yani bu vaktimizi söylüyor. “Hayatın geniş dairesinde”, ki şu an hayatın geniş dairesi oluştu. “Asıl sahipleri”, yani Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, “yani Mehdi ve şakirtleri”, yani diyor bakın anlasınlar diye bir daha şerh yapıyor, “Mehdi ve şakirtleri, talebeleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. Ben o zaman ölü olmuş olacağım diyor, mezarda olacağım, fakat mezardan seyredeceğim ben bu gelişmeyi diyor. Mehdi’nin gelişini ve faaliyetleri, anlatıyor. Onun da bir harikasıdır, kerametidir. Yani evliyanın bir özelliğidir maşaAllah. Bakın, “büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var”. Hani bir taneydi vazifesi? “Çok vazifesi var” diyor. “Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihat aleminde” yani mücadele aleminde, “çok dairelerde icraatları olduğu gibi” diyor, demek ki bir tane değilmiş. Siyaset, diyanet, saltanat ve cihat aleminde yani mücadele aleminde icraatlar olacak diyor. Ve bunların hepsini tam anlamıyla yerine getirecek diyor, bir cihette değil. Daha önceki Mehdiler diyor, bu görevlerden bir tanesini, mesela siyaseti, bir tanesi mesela diyaneti, bir tanesi saltanat, bir tanesi cihat aleminde görev yapıyor ama onu da bir cihette yapmışlardır diyor, daha önceki Mehdiler. Ama ahir zamanın büyük Mehdi’si tamamını tam mükemmel yapacak diyor. Şualar sayfa 590. Onun için bu konuda yalan söyleyenler boşa yalan söylüyorlar. Bir de yakalarını bırakmam. Yani boş yere çırpınıyorlar. Gözümün içine baka baka, milletin gözünün içine baka baka milleti aldatmaya kalkmasınlar. Yalan söylemek ayıptır. Said Nursi yüzlerce sayfa yalan söylememiştir, hepsini doğru söylemiştir. Hiç yalana benziyor mu bu ifadeler, değil mi? Dürüst, samimi ifadesi. Bir de bunu daha önce öyle ağız kalabalığıyla, dini konuları tenzih ederim, öyle demeyeyim de Allah affetsin olmadı öyle. Yani bir nevi demogoji ile örtbas ediyorlardı. Ben açık açık söyleyince, artık bak kimsede demogoji yapacak hal kalmadı. Fakat şu tarz yalanlar söyleyebiliyorlar işte bir gün Üstad oturuyordu bana dedi ki; Mehdi gelmeyecek ileride ben yazdım ama bunların hepsi yalan, Mehdi de benim, boş yere de Mehdi de beklemeyin, İslam da dünyaya hakim olmayacak boş yere beklemeyin, Hz. İsa da zaten geldi gömüldü gömdü onu Nur talebeleri gömdüler. Dolayısıyla ben böyle bir yalan söyledim fakat siz bilin bunu sadece gibi konuştuğunu iddia ediyorlar yaklaşık. Bu çok ayıptır hem direkt ahlaksızlık. Hem günah hem ahlaksızlık. Said Nursi böyle bir şey demiyor, İslam Mehdi’nin zamanında dünyaya hakim olacak diyor. Mesih inecek insanlık onu görecek diyor Hıristiyanlık da Müslümanlığa dönüşecek Müslüman olacaklar. Iki din birleşecek Müslümanlık ve Hıristiyanlık birleşecek tek İslam dini kalacak diyor ve din bütün dünyada hakim olacak diyor değil mi. Milyonlar fedakar seyyidler iltihak edecek evliyalar, alimler, hocalar da bu işin içine girecek diyor, kahraman Türk milleti de bunun öncüsü olacak diyor. Dev bir Türk-İslam Birliği oluşucak diyor. Bu kadar bu henüz oluşma aşamasında bakın aynen dediği gibi Said Nursi’nin çıkıyor. Aşama aşama Said Nursi Mehdi’nin birinci görevi olarak Darwinizm, Materyalizm’i yıkması olarak gösteriyor. Açsın baksınlar Risale-i Nur külliyatı’nda maddiyun-tabiyyun taunu beşer içinde intişal etmesiyle diyor herşeyden evvel diyor hepsini bırakacak diyor, maddiyyun ve tabiyyun fikrini tam susturacak tarzda yani Darwinizm’i ve Materyalizm’i tam bitirecek tarzda imanı kurtarmaktır ve beşere imani konularda ders vermektir diyor. Ve kendisi Darwinizm ile ilgili hiçbir çalışma yapmamıştır Said Nursi tamamen Mehdi’ye bırakmıştır Mehdi bu görevi yapacaktır. Biz de Mehdi öncüsü olarak Mehdi talebesi olarak buna zemin hazırlıyoruz. Ortam hazırlıyoruz bir kenara çekilip Mehdi bu vazifeyi yapacak biz kenara çekilelim demiyoruz, bu da bir sahtekarlık olur yapanlar için. Vargücümüzle İslam’ın hakimiyeti için mücadele ediyoruz. Aşkla da şevkle de Mehdi’yi bekliyoruz. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam kısa bir reklam aramız varmış reklam aramızdan sonra Adnan Oktar’la Başbaşa programımız kaldığımız yerden devam edecek.
Adnan Oktar’la Başbaşa programımız kaldığı yerden devam ediyor. Soru okuyayım mı Hocam yoksa anlatmak istediğiniz bir şeyler var mı?
ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım sen aşırı sevimlisin. MaşaAllah. Tamam bir soru sor hadi.
SUNUCU: Kaya bey yollamış bu soruyu. “Hocam selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
SUNUCU: Sizin bir röportajınızda Müslümanın üzülmesinin haram olduğunu açıkladığınızı dinledim. Hocam hiç üzüntü duymamak için nasıl düşünmemiz gerekir?”
ADNAN OKTAR: Üzüntü duymamamız icin değil de Allah’ı sevdiğimiz için Allah’ı darıltmamamız için Allah’a olan sevgimize yakışacak şekilde yaşamamız icin şöyle yapacağız; her ne Allah bize gösteriyorsa onu mutlaka hayırla meydana getirir. Mesela yok bu şey artık olağanüstü bir olay oldu diyor. Mesela üniversite imtihanına giriyor kazanamıyor bu böyle değildir diyor. Mutlaka bunda bir hayırsızlık var, bir şer var bunda; değil mutlaka hayır vardır. Biz Allah’a kendimizi tamamen bırakacağız bu dünya imtihan meydanı sürekli zaten zikzaklarla yaratılmıştır dünya yani böyle düz gitmez. Bir hoşumuza gidecek bir hoşumuza gitmeyecek, bir nefsimize uygun bir nefsimize uygun olmayan olaylarla süslenmiştir dünya, ve imtihan bunun dışında da bir imtihan yok zaten, yani yürürken nasıl ayağımızı kaldırmadan adım atamıyoruz değil mi? Yani ayak durduk yere insan yürüyemiyor. Işte her adımımızda mutlaka bir negatif bir pozitif, bir negatif bir pozitif olaylar olur.
SUNUCU: Olacak ki güzelliklerin kıymetini bilelim.
ADNAN OKTAR: Tabii aferin maşaAllah elhamdüllüllah bu doğru, güzel söylüyorsun. Bizim zaten dünyaya geliş amacımız bu; acıyı bileceğiz, korkuyu bileceğiz, rahatsızlığı bileceğiz, huzursuzluğu bileceğiz ki huzurun kıymetini bilelim. Çirkini göreceğiz güzelin kıymetini bileceğiz. Mesela Hz. Adem Cennetteydi eşi de Cennetteydi; şeytan daha ilk konuşmasında ikna etti onları hemen. Yani hemen Allah’a verdikleri sözü bozmuş oldular ama şu an Cennette Hz. Adem ile eşi ama acıyı gördüler, korkuyu gördüler, sıkıntıyı gördüler, Cennetin kıymetini şu an eskisiyle kıyaslanmayacak şekilde biliyorlar. Mesela ilk başta o kadar anlamamışlardı, ama şimdi çok iyi anlamış durumdalar. Şu an onların Cennete olan sevgisini bir düşünün. Çünkü ilk başlangıçta Cennette ne doğal ihtiyaçları var, ne susama hissi duyuyor, ne üşüyor, ne sıcaktan bulanıyor, ne bir şey için çalışmasına, gayret etmesine gerek var. Kolu yanmaz, bacağı kırılmaz hiçbir şey bilmez, ama biz bütün acıları ve korkuları hepsini biliyoruz. Cennete gittigimizde derin derin bir nefesleneceğiz aman Allah’ım ne şahane yere geldik diyeceğiz.
SUNUCU: Herkes mutlaka bir gün Cennete gidecek mi?
ADNAN OKTAR: Herkes değil tabii ki sadece Allah’ın seçtikleri yani güzel ahlaklı ve samimi olanlar.
SUNUCU: Geri kalanlar hep yanacak mı Cehennemde? Geri kalanlar hep Cehennemde mi kalacak, yoksa günahları bittikten sonda Cennete girebilecekler mi?
ADNAN OKTAR: Mümin iseler yeni LailaheilallAllah Muhammeden Rasulullah diyenler, gerçekten Müslüman olanlar için Cehennemde ehli sünnet inancına göre; biz de ehli sünnet inancındayız biliyorsunuz bir süre sonra çıkıyorlar ve onlar da geliyorlar Cennete. Ama tabii bu konuma gelmemek çok önemli çünkü Allah’ın rızasını kazanmak önemli. Çünkü Allah bizden ne istiyor sadece samimi olmamızı istiyor ve kendine teslim olmamızı istiyor. İyi niyetli olmamızı istiyor sadece bir namaz var. O da bir güzellik ve huzur nedenidir. Ne kadar güzel insanın Allah’ın karşısında secdeye varması, rükuda durması, kıyamda durması Allah’ı çok sevmesi. O bir sevgiyi ifade etme şekli Allah’a yani Allah’a teşekkür şeklidir. Müslüman için o, çok büyük bir nimet ve güzellik. Hep Allah bizim lehimizde olan şeyleri ister bizden. Mesela domuz eti yemeyin diyor çok kolestrollü çok ağır, bak domuz gribi de çıktı şimdi domuzdan yayılıyor. Şimdi bak bir hikmeti daha Kuran’ın bir hikmetini daha insanlar gördü. Bakın dünyayı kırıp geçiriyor domuz gribi şuan ve kaynağı domuz. Mesela domuz trişini var, domuz tirişini çok tehlikelidir beyne yerleşiyor insanı ya felç eder, ya kör eder, ya delirtir; çok zararlı ve tehlikeli. Ve domuz yağı ve domuz eti kolesrolü muazzam yüksek bir et çeşidi. Mesala Kore savaşında Amerikan askerleri arasında araştırma yapılıyor hep enfaktüsten ölenler Amerikan askerleri, Türk askerlerinde öyle bir ölüme raslanmıyor araştırıyorlar sürekli domuz eti yiyor onlar, enfaktüsün nedeni anlaşılmış oluyor, örnek. Mesela Müslüman şarap içmiyor yani içki, alkolden kaçınıyor beyni tahrip eden bir müskilat, zararlı bir şey karaciğeri berbat ediyor, kansızlık yapar, insanı kırmızı renkte oluyor ama içi çürümüş oluyor insanın. Mesela diyor ki; içkiden nasıl sıhhat kazanmış adam halbuki alkolük olanlar müthiş üşürler bilakis kan kaybı çok yüksektir onlarda.
SUNUCU: Suni bir şişlik oluyor o zaman içkiden.
ADNAN OKTAR: Tabii kılcal damarları çatlıyor alkolün etkisiyle, cilt altı kanama oluyor. Onlar zannediyorlar ki adam sağlıklı halbuki normalde sapsarı o, kanamadan dolayı öyle görünüyor. Sağlık vermez o, bilakis insanı berbat eder. Karaciğeri tahribatı şiddetlidir, beyni tahribatı şiddetlidir ve diğer organları da çok müthiş tahrip eder. Alkol yani yaraya bile alkol sürdüğünde bembeyaz olur yara anında öldürür hücreleri yani canlıyı öldürme özelliği vardır ve ağır zehir olarak biliniyor. Tıp kitaplarına bakın, en ağır zehirler içersinde geçer alkol; zehir olarak belirtiliyor.
SUNUCU: Bunu bile bile tüketiliyor.
ADNAN OKTAR: Kuran, Cenab-ı Allah bunları yapmayın diyor. Mesela kumar oynamayın diyor Cenab-ı Allah. Kumar birçok aileyi yıkıyor. İnsanları perişan ediyor,kavgaya neden oluyor, cinayetlere neden oluyor. Sabahlara kadar vaktini alıyor, sinirlerini bozuyor, insanların sağlığını bozuyor ve hep kaybederler genelde yani perişan olurlar kumarda, herkes ondan yangındır. Kuran’da Cenab-ı Allah hep müminlerin hayrına iyiliğine bir sistem meydana getirmiştir. Kuran’a tam uyanlar çok sağlıklı olurlar mutlu olurlar Cennette de huzur içinde sonsuza kadar yaşıyorlar.
SUNUCU: İnşaAllah diğer bir sorumuz Nihal Aksoy, Niğde’den sormuş. “Hocam hayırlı akşamlar Hocam Cennete giden müminler dünyada yaptığı hataları hatırlayacak mı?”
ADNAN OKTAR : Dünyada yaptığı hatalar özellikle unutturulur, hiç birini hatırlayamaz. Yani ne kadar düşünürse düşünsün hiçbir şekilde aklına gelmez.
SUNUCU: Çok güzel.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani bütün, hatta bir tek o değil, onu bilen herkese de unutturuluyor. Hiçbiri hatırlıyamaz. Yani onunla ilgili olan olumsuz bilgiyi hiç kimse hatırlayamaz.
SUNUCU: Hep güzel şeyler hatırlanacak.
ADNAN OKTAR: Sadece güzel olanı hatırlıyabiliyor. Evet.
SUNUCU: Serkan Okumuş gönderdi. Gaziantep’ten yolluyor bunu bize. “Değerli Adnan Hocam Şeth Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Mehdiyet ile ilgili bir sözünü okudum. Bizim bulunduğumuz asır Mehdi (a.s.)’ın asrıdır diyor. Bu sözünü sizinle paylaşmak istedim Hocam.” demiş.
ADNAN OKTAR : Bakın, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri bu asrın büyük alimlerindendir, büyük bir müceddiddir, büyük bir mürşittir ve çok değerli bir insandır ve delildir yani aynı zamanda, onun hükmü senettir. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda çıktı diyor Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Said Nursi ne diyor? Bu yüzyılda çıktı diyor. Bütün ulema, mesela Abdül Hakim Arbasi Hazretleri’nin izahlarında da bu asra dikkat çekilmiştir. Mesela Necip Fazıl Kısakürek bu asra dikkat çekmiştir. Abdül Hakim Arbasi Hazretleri’nin seçkin talebelerindendir. O Büyük Doğu dediği, İslam’ın dünya hakimiyeti onu kastediyor inşaAllah. Türk İslam Birliği’dir. Bütün müceddidler, müçteidler hepsi ittifakla bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söylüyorlar yani bunu söylemeyen yoktur. Bir tek Cübbeli Ahmet var o da yeni doğdu diyor, yahut doğmuştur diyor. Yani biz de onu nasıl açıklayalım artık bilmiyorum yani, gele gele bu noktaya kadar geldi. Yani 2009’da Mehdi (a.s.), yani kaç yaşında şu an onu da söylemiyor. Ama sözünü geri aldığı anlaşılıyor. Halbuki daha önce zaten bu sözü söylemişti o. Dedi ki, Mehdi (a.s.) her an çıkabilir dedi şu an, her an. Daha önce bunu söylemişti. Sonradan ne olduysa oldu, bir şeyler sezdi herhalde, bir şeyler anladı birkaç yüzyıl sonrasına erteledi. Mehdi (a.s.) birkaç yüzyıl sonra gelebilir dedi. Şimdi her halde etrafındakiler baskı mı yapıyor ne yapıyor bilmiyorum bu sefer geri adım attı biraz daha, bu sefer de Mehdi (a.s.) doğmuş olabilir diyor. Tabi bu da pek makul bir şey değil çünkü, şimdi 1431’e girdik. Yani şimdi doğması için uygun bir tarih olmadı, izahı. Ama benim kanaatim, anlıyor o fakat hem gururuna ağır geliyor, herhalde kendine hüsnü zan ediyordu. Bir de etrafndakileri de rahatça ikna ediyordu zanediyorum. İnterneti o pek hesaba katmadı. Yahut böyle televizyon yayınlarını, yahut anlatımları pek hesaba katmadı. Çünkü bu ona buna sürekli böyle bir şeyler söyleyen bir tip. Yani şu şöyle bu böyle ve kimse de buna cevap vermiyor genelinde.
SUNUCU: Neden vermiyorlar Hocam?
ADNAN OKTAR: O da benim garibime gitti yani kaçınıyorlar ne hikmetse. Acaba olay böyle dallanıp budaklanır falan diye mi düşünüyorlar? Bilemiyorum yani tam da anlayamadım. Bir sebepten çekiniyorlar. Ama geldi dedi ki, işte Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek, bir de benimle ilgili de işte arkadaşları dağılsınlar o Mehdi (a.s.) değil; benim için, o Mehdi (a.s.) değil etrafındakiler dağılsınlar diyor bakın. Bana aileler geldi diyor, etrafındaki gençler de dağılsınlar diyor. Şimdi öyle deyince baktım iyi niyetli değil, yani çok anormal bir şey bu. Şimdi Mehdi (a.s.) gelmeyecek diyebilir, Mehdi (a.s.) hiç yok diyenler de var o beni ilgilendirmez ben ona zaten cevabını veriyorum. Onun demesiyle zaten Mehdi (a.s.) gelmemezlik etmez, Mehdi (a.s.) zaten geldi. Yani onun sözünün bir kıymeti yok. Fakat etrafındaki arkadaşlarımın dağılmasını neden istedi, bu onu kim direktif olarak verdi ve bunu ne karşılığında yaptı, bu ifadeyi, bu konuşmayı yaptı ve kimlerle bağlantısı var benim için sorun buydu. Biz de bunun üzerine gittik yani bu konunun üzerine gittik. Ben onunla ilgili işte kitap çıkarttım. Daha önce de göstertmiştim ama bir kere daha gösterebirim. Görünüyor mu, nasıl bak? Evet Cübbeli’ye cevap. Mesela bu Bukağılı’nın, Emre Bukağılı’nın. Yani bunu aslında çeşitli kişilerin yazıları, bunlar bir araya getirildi o anlamda ben çıkarttım derken arkadaşlarımız hazırladılar, işin doğrusu öyle. Fakat tabi benim de tasdikim olduğu için, ben de evet o şekilde söylemiş oldum.
TARKAN YAVAŞ : MaşaAllah.
ADNAN OKTAR : Mesela bundan herhangi bir sayfa, yahut sen aç bana herhangi bir sayfa ver bakalım.
SUNUCU: Tamam buyrun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sen uğurlu ellerinle bakalım nereyi açtın. Abdülhadi Çalık, Niğde’den. Hem bu üç vezayif, vazifeler birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması mükemmel olması, birbirini cerh etmemesi pek uzak adeta kabil görünmüyor. Diyor ki, benim zamanımda Mehdiyet ile ilgili bu 3 vazifenin birden bir şahısta bulunması veyahut bir cemaatte yahut da cemaatte bu zamanda bulunması, mükemmel olması imkansız diyor. Olacak gibi değil diyor. Ahir zamanda, yani bu yüzyılda Ali Beyt-i Nebevi’nin, Peygambereimiz (s.a.v.) soyunun cemaat-i Nuraniye’sini temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir. Ancak bu yüzyılda olabileceğini söylüyor.
TARKAN YAVAŞ : Evet.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s.) çıktı diyor. Mehdi (a.s.) olacak, talebeleri olacak ve onlardan oluşan bir şahs-ı manevi olacak diyor.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah Hocam, biraz önce izah ettiğiniz konu.
ADNAN OKTAR: Evet aynısı evet. Hem bu 3 vezayif vazifeleri birden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevilerle ancak içtima edebilir, toplanabilir. Demek ki neymiş diyor arkadaş ahir zamanda Mehdi (a.s.) zamanında 3 vazifenin üçü de aynı zamanda icra edilecek. Üçünü birden yapacak Mehdi (a.s.). Diyanet, saltanat, siyaset alemindeki vazifeler. Bu benim zamanımda Allahualem mümkün değil diyor Said Nursi, demek ki büyük Mehdi (a.s.) 2 vazifeyi yapmayacak, 1 vazife de yapmayacak kaç vazifeyi birden yapacakmış diyor arkadaş, 3 vazifeyi birden yapacak. Bunu kim diyor, Said Nursi diyor. Bu kutsi vazife ne zaman olacak, Said Nursi Hazretleri’nden sonra. Bediüzzaman’ın tabiriyle ahir zamanda yani günümüzde. Allah aşkı için bu konunun anlaşılmayacak bir yönü var mı diyor arkadaş. Neden bazı kişiler anlamazlıktan geliyor, ben anlamıyorum. Demek ki ahir zamanda bir kısım insanların basireti, feraseti kapanacak. Bence de öyle Allahualem. Ne bu konuyu anlayabilecekler ne de Hz. Mehdi (a.s.)’yi fark edebilecekler. Hz. Mehdi (a.s.) 313 kişilik talebesiyle o 3 vazifeyi yapmak için can siperane gayret edecek inşaAllah. Selamlar, hürmetler diyor. Güzel söylemiş. MaşaAllah.
TARKAN YAVAŞ: MaşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz, Mahmut Polat, İstanbul’dan yollamış. “Cübbeli Mehdi (a.s.)’nin alametleri için Medine’de doğacak diyor. Sonra da kerametleri olacak, Melekler buluttan nida edecek, kuşa işaret edecek kuş düşecek, odunu dikecek yerleştirecek gibi aklın ihtiyarini kaldıracak özellikler sayıyor. Hocam, siz bu hadis-i şerifin müteşabih olduğunu, Mehdi (a.s.)’nin aklın ihtiyarini kaldıracak bir mucizesi olacağını defalarca anlattınız. Ancak yakın zamanda...
ADNAN OKTAR: Olmayacağını
SUNUCU: “..yine tekrarladı. Ne demek istersiniz bu konuya?”
ADNAN OKTAR : Sen abartılı sevimlisin sen, ver bakayım şunu bana.
SUNUCU: Ne demek istersiniz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Mehdi (a.s.)’nin aklın ihtiyarini kaldıracak bir mucizesi olmayacağını defalarca anlattınız. Ancak yakın zamanda yine tekrarladı, ne demek istersiniz?” Yani tekrarlayabilir, hürriyet var. Biz de tekrar anlatacağız. O anlattıkça biz de anlatacağız doğrusunu. Ama hakikaten anlattıklarına benim kanaatim kendisi inanmıyor. Zaten üslubunda da bu anlaşılıyor. Etrafındakiler de inanmazlar, yani çünkü Adetullaha hiç uygun değil. Hiç bir Peygamber döneminde olmayan olaylar ve müteşabih olduğu çok açık. Said Nursi bunu söylüyor. Bir kısım cahil hocalar diyor, cahil ülema müteşabih hadisleri gerçek gibi düz anlatırlar diyor ve insanların imanlarını kaybetmesine sebep olurlar diyor. Cahil bazı ülema diyor. Benim gördüğüm aynı olay şu an tekrar ediyor. Aynı Said Nursi’nin de kerametidir bu, yani aynen dediği gibi çıkmıştır. Bir kısmı da diyor enaniyeti kavi olanlar, kendini büyük görenler de ve imanı zayıf olanlar da inkarı cihedine gitmişlerdir. Yani hiç yok demişlerdir diyor. Bir kısmı da böyle akıl almaz izahlarla avam-ı müminine zarar verirler diyor, imanlarına zarar verirler diyor. O haberi bile yok tahribat yaptığından haberi yok. Geçenlerde Habertürk’e çıkmıştı, yani müthiş tahribat meydana getirdi. Ama kendini kurtarıyor, ama dine yönelik izahlarındaki garip üslubuyla müthiş tahribat getirdi. Zaten oradaki kişiler yerlere yatıyorlar güleceğiz diye, yani inanılır gibi değil çok şaşılacak bir durum meydana geldi. Dün televizyonda değil mi, burada yayınladık.
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani bir Müslümanın hamiyet-i İslamiyesini çok sarsacak bir durum. Onun farkında bile değil, yani o kişilerin ona niçin güldüğünü bilmiyor o, farkında değil, yani eğleniyor hoşuna gidiyor. Hatta diyor gelin diyor eve gelin ben sizi daha da eğlendiririm diyor, daha da bende bir şeyler var diyor, daha da özellikler var diyor. O gülmeyi o eğlenmeyi yeterli görmemiş o. Yani neye güldüklerinin de farkında değil. Yani yaptığı tahribatın da farkında değil, kendisine verdiği ve Müslümanlığa verdiği zararın da farkında değil. Ama etrafındaki insanlar zanediyorum farkına varmaya başlamışlardır. Çünkü aklı başında insanlar, zeki insanlar. Her ne kadar o televizyon seyretmeyin, internete bakmayın dese de o insanlar televizyon seyrediyorlar benim gördüğüm, internete de bakıyorlar, okuyorlar da ve gerçekleri de görüyorlar, göreceklerdir de. Bakın Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, gitti elini öptü Cübbeli, müthiş saygı gösterdi ve kutub olduğu kanaatinde. Onu övüyor, falanca diyor sizin kutub olduğunuz kanaatinde diyor, bunu anlatıyor. Yani, çünkü kendi de kanaati olmasa öyle bir şey söyleyemez. Böyle bir insan ne diyor, Mehdi (a.s.) çıkmıştır diyor bu yüzyılda. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, bu yüzyıl Mehdi (a.s.)’nin yüzyılı diyor. Mesela Adıyaman’da mukim olan Muhammed Raşid Erol Hazretleri vardı rahmetli, o da Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda çıkacağını söylüyordu. Yani hangi alime baksak aynı şekilde. Rahmetli Esat Coşan Efendi de, onun hocası da, pek muhterem büyükler hepsi aynı kanaatteydiler. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, diğer bir sorumuza geçmeden önce küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hocamızın bütün eserlerine ücretsiz sahip olmak için www.harunyahya.org, www.harunyahya.net’ten ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Diğer bir sorumuzu Ayşe Yaman göndermiş Kayseri’den. “Adnan Hocam, bazı hakimlerimiz üzerinizdeki baskıyı dolaylı da olsa dile getiriyorlar. Hatta devlet büyüklerimiz bile Yargının üzerindeki baskı olduğunu ifade ediyor. Yargının tam olarak bağımsız olması için neler yapılmalı?”
ADNAN OKTAR: Yargıda baskının devam etmesinin nedeni iddia edilen ergenekon örgütüdür. Yani biz bunun canlı birçok örneğini gördük. Mesela bizim davamızın gittiği Yargıtaydaki ilgili savcı, Yargıtay Savcısı, arkadaşlarımız gitmiş evinde görüşmüşlerdi kız arkadaşlarımız. Evinde görüştüler. Onlara, dosyayı incelediğini, baktığını ve dosyada hiçbir şey olmadığını, suç unsuru olmadığını söylemiş. Ve ayrıca zamanaşımının da dolduğunu, zamanaşımına girdiğini, yani 313’den yargılanma yapılması gerektiğini söylemiş. Fakat üzerime baskı gelirse benim de çoluğum çocuğum ailem var, yani o zaman ben bir şey yapamam demiş. Yani aksini yaparım demek istemiş, yani doğru olduğunu bildiğim halde, beraat olduğunu gördüğüm halde ve 313’üncü maddeye göre de ayrıca zamanaşımına girdiğini gördüğüm halde o zaman aksini yapmak mecburiyetinde kalabilirim demiş. Üç kişinin yanında söylemiş bunu. Zaten kendisinin de inkar edeceğini zannetmiyorum. Mesela bu baskının ne kadar şiddetli olduğunu göstertiyor. Mesela çok acayip bir durum. Mesela bizim kendi mahkememizin kendi savcısı da zaten bu dosyada hiçbir suç unsuru yok dedi. Açıkça söyledi değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet.
ADNAN OKTAR: Yargıtay Savcısı da aynı kanaatte, hiçbir suç unsuru yok diyor dosyada ve zamanaşımına girdi. Ama diyor üzerime baskı gelirse bir şey diyemem diyor o zaman. Yani bu çok acı bir durumdur.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz. Dilek Özcan, Ankara’dan yollamış. “Hocam, günümüzde insanların başka insanları saptırması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Hiç kimse hiç kimseyi saptıramaz. İmanlı, akıllı bir insana kimse zarar veremez. Ben Ankara’da yani yetiştiğim yerlerde tektim. Benim ailem dindar değildi. Arkadaşlarım da dindar değildi. Okuduğum okul da normal Ankara’daki bir okuldu. Akademide de marksistlerin içinde okudum ben, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisinde. Felsefe bölümünde de okul, sınıf hemen hemen tamamı marksistlerden oluşuyordu. Bana hiçbir şey olmadı. Ben daha dindar oldum daha dine titiz oldum, anti-darwinist, anti-materyalist, anti-stalinist, anti-komünist, anti-PKK özellik aldım ve bu benim daha kararlı ve daha güçlü olmama neden oldu. Dolayısıyla bu bir kişilik, kültür ve iman meselesidir. Yani hepsinin üstüne iman meselesidir. İmanlı, akıllı bir insana hiç kimse olumsuz etki yapamaz Allah’ın izniyle. Bilakis olumsuz insanlar, insanın daha güçlenmesine neden olur.
SUNUCU: Evet. Diğer bir sorumuz. Lokman Bey yollamış, Samsun’dan. “Etrafımızda gördüğümüz genç bayanlara baktığımda çok sinirli, sürekli kavga etmeye hazır, ters cevap vermeye eğimli olduklarını görüyorum. Oysa genç bayanların fıtraten iffetli, kibar ve saygılı olması gerekir. Bu sizin tabirinizle Adamlık Dini bir gereği mi?”
ADNAN OKTAR: Ortaya rekabet ortamı meydana getiriyorlar, yani her tarafı kurtlar sardı sen de kendini koru diyorlar genç kıza. Onlar da genç kız da olsa kadın da olsa çok dişli ve saldırgan oluyorlar. Tabii hepsini tenzih ederim de bir kısmı. Mesela bir kısmı ileri yaşlarda daha da huysuz daha da saldırganlaşıyorlar. Böyle kokoşlarda görülüyor böyle, kokoş tipler, böyle oksit sarı saçlı klasik. Tırnakları böyle kartal tırnağı gibi tırnağı... Ne diyeyim artık yani onların tabiriyle. Lafa laf onun da üstü böyle kart bir sesleri de oluyor saldırgan yahut cırlak, yani akıl almaz bir saldırganlık, akıl almaz bir sevgisizlik ve her şeyden şüphe eden bir ruh. Yine geçenlerde o dediğim vatandaş, güya bunun işte demişler ki göğüs çatalını niye açmıyorsun. Zaten eprimişsin sen, adam senin ne yapsın senin göğüs çatalını, bıçağını, kaşığını yani. Yok baldırını, bacağını açmalarını istiyorlarmış, zaten her tarafını varis kaplamış yani öyle bir şeyde zaten onun kapatması zaten hem dinin gereğidir hem de estetiğin bir gereğidir. Kimse de onun meraklısı olamaz, böyle bir konuda. Olsa olsa, değil mi, boğulmuş karga gibi o cırtlak sesinden dolayı kovmuşlardır. Bakıyorum yani Türkiye’de sevdiği kimse yok. Herkese bir laf ediyor. Bir tane sevilmedik insan, yani bir tane sevilecek insan yok mu? Mesela şu insanı ben seviyorum de ya... Şu insan güzel de, şu güzel ahlaklı. Ancak çıkar sağladığı bir patronu var onu bir tek onu yağlamış kendince, o çok iyi diyor. Ki malum şahıs yani biz, herkes Türkiye bilir yani, herkesin yaka silktiği bir kişi. Ama benim ona karşı bir öfkem yok, yani ben insanlara karşı şefkat duyarım. Ama yani çıkara dayalı sadece bir kişiye karşı bir saygı göstertilmesi çok anormal bir şey. Bizim vatandaşlarımız çok güzel, Anadolumuz çok güzel, insanlarımız çok güzel. Milyonlarca güzel insan var Türkiye’de, sevgi dolu bakmak lazım. Mesela öbür kokoş da daha hala yine devam ediyor, Kürt kardeşlerimizin bölünmesi için, daha hala azgın üslubuna, baktım bugün yine yazısında yine kafayı takmış inşaAllah. Ki yani zannediyorum Cumhuriyet Savcıları da harekete geçecek, onun ağzının payını verecekler önümüzdeki günlerde tahmin ediyorum. Bölünmeye aklını takması; ve Kürt kardeşlerimizden haşa adeta, haşa ve haşa tiksiniyor adeta adam. Onlar bizim gözümüzün nuru, dünyanın en tatlı, en güzel insanları, en mübarek insanları, sen onlara nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin? Kürt çocukları ne kadar sevimli oluyorlar, ne kadar tatlılar değil mi, o Kürt dedeler ne kadar hoş insanlar. Kürt annelerimiz ne kadar hoş anneler. Said Nursi Hazretleri, Bediüzzaman benim mürşidim Kürttü. Selahaddin Eyyubi Hazretleri, o muhteşem insan Kürttü. Efendilikleriyle, misafirperverlikleriyle, temizlikleriyle, onurlu, haysiyetli, şerefli olmalarıyla çok asil ve değerli insanlardır Kürtler ve hepsi Türktür bana göre ve benim milletimdir onlar, kardeşimdir. Onlar, işte ben onlardan nefret ediyorum, öfkeleniyorum, bunları ayıralım diyor. Korkunç ahlaksız; sen o pis ağzınla, o pis, kokmuş bedeninle kendin gideceksen bir yerlere git. Benim vatandaşlarım hiçbir şekilde ayrılmayacak. O bölgeyi de Türkiye’den ayırtmayacağız, bilakis koskocaman Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız Allah’ın izniyle. İnşaAllah ama istiyorsa o pis, kokmuş bedeniyle alır gider kendisi nereye gidiyorsa gitsin, kimse ona bir şey demez hatta pis kokusundan kurtuluruz, iyi olur inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuzu Fırat yollamış. “Cennetle ilgili Tirmizi’ye ait bir hadiste “Cennette bir çarşı vardır ancak orada ne alışveriş ne de satış vardır, sadece erkek ve kadın suretleri vardır” şeklinde geçiyor. Bu hadisi açıklayabilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Evet, Cennette insanlar çeşitli böyle güzel insan resimleri olacaktır böyle 3 boyutlu çok güzel insan resimleri. Hani var ya böyle insanlar magazin dergilerine filan bakarlar, genç kızlar bakar: “ben de keşke şöyle güzel olsam” der. Mesela delikanlılar da işte bazı tiplere benzemek isterler. Beğendiği bir tipi gördüğünde, onu görür görmez beğendiğinde yani o tipin oluşmasını hemen o şekle girecek insan, Cennetin bir özelliğidir. Mesela genç kız da beğendiği bir genç kız görünümü gördüğünde, bakar bakmaz hemen onun şekline girecektir. Cennetin bir güzel gösterisi olarak, Allah’tan bir nimet olarak böyle bir hoşluk olacaktır inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz Antalya’dan geliyor. “Selamün aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Ben sizden Bediüzzaman Said Nursi hakkında bilgiler almak istiyorum.” Abdullah Emiroğlu yollamış.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Said Nursi, herkese tavsiye ederim, çok mübarek, çok muhterem bir insandır. Dili biraz ağır gibi görünüyor ama çok şahane, tatlı bir Osmanlıcadır. Yani o dilin özel bir zevki vardır; yani ruhu çok açan, ruhu çok besleyen, anlatımında çok güzel bir ihtişam vardır ve izahları son derece samimidir Said Nursi Hazretleri’nin. Bir de bakın çok önemli özelliğini söylüyorum, çok çok önemli bir özelliğini söylüyorum; her ne söylerse söylesin, doğru çıkıyor söyledikleri yani bu çok acayip bir şey bu. 1971’deki olaylardan tutun 81, 91, 2001, 2011, 2021’e kadar bütün olayları çok detaylı anlatmıştır ve aynen dediği gibi çıkmıştır. Mesela 28 Şubat’ta olacak olayları da anlatmıştır; Kuran ayetiyle açık açık izah etmiştir, aynen dediği gibi çıkmıştır.
SUNUCU: Diğer bir sorumuz Balıkesir’den geliyor, Gökhan Can Bey yollamış: “Değerli Hocama, Tarkan Bey’e ve bayan sunucunuza selamlar” demiş.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: “Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin söylediklerinden anladığımıza göre Mehdi’nin 3 büyük vazifesi olacaktır. Mehdi bu talepleri şu zamanda kaçıncı vazifesi üzerinde ağırlıklı duruyor? Değerli Hocam, Bediüzzaman Said Nursi’nin bahsettiği milyonlar fedakar seyyidlerin iltihakları ne zaman gerçekleşecektir? Allah yar ve yardımcınız olsun.” demiş.
ADNAN OKTAR: İkinize de selam söylemiş. Bir aleykümselam deyin.
TARKAN YAVAŞ: Aleykümselam.
ADNAN OKTAR: Sen de bir aleykümselam dersen.
SUNUCU: Aleykümselam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Demin bu soruya cevap verdik biz aslında.
TARKAN YAVAŞ: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi şu an birinci vazifeyi yapıyor yani darwinizme ve materyalizme karşı mücadele veriyor, iman hakikatlerini anlatıyor, o yani Said Nursi’nin izahlarına göre böyle olduğu anlaşılıyor. Birinci görevi yapıyor olması gerekiyor şu an, ki 30-40 yıl kadar sürecek, ilk görevi bu şekildedir inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir sorumuza geçelim. Mahmut Polat, İstanbul. “Cübbeli, Mehdi’nin alametleri için Medine’de doğacak” diyor, sonra da, sanırım okunmuş sorular.
ADNAN OKTAR: Tamam ben onu açıklayayım. O konuyu anladım ben, onu söyleyebilirim. Onunla ilgili hadis-i şerif var; Peygamber Efendimiz (sav)’e soruyorlar Mehdi ile ilgili olarak, hangi Medine’dir diyorlar, o açıklık getiriyor: İstanbul’dur diyor. Yani Medine demek şehir demektir. Yani herhangi bir şehir. Medine’de doğacak dendi mi herhangi büyük bir şehir anlamına gelir. Şimdi sana çok güzel konular anlatacağım inşaAllah. Önce bu kitapta da bu konular çok geniş olarak geçiliyor. “Mehdi diyor gerges kuşunun kanadıyla titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir. Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Nuayim Bin Hammad’dan geçiyor 91. sayfada. “Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki zamanında bir kimsenin bile burnu kanamayacaktır”. Hani kan akıtıyordu Mehdi? Kim diyor bunu: El-Kavlul Muhtasar fi alametil Mehdi Muntazar isimli eserde sayfa 42’de Resulullah (sav) söylüyor. “Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki zamanında bir kimsenin bile burnu kanamayacaktır. Yoksullara karşı çok merhametli olması Mehdi’nin alametlerindendir. Fevaide Fikri fi imam el Mehdi el Muntazar isimli eser, evet. “Mazlumlara karşı da çok merhametli olacaktır” diyor yine rivayette. “O benim ümmetimden tenezzül etmeyen, Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan bir adamdır.” Yani hiç kimseye tenezzül etmeyecektir. Yani bir çıkana diyor ya Cübbeli, “madem Mehdi’sin gel bir keramet göster bakalım” falan diye, Mehdi’nin böyle bir talebi olmayacak ki, böyle adamlar çıkıp küstahça bir üslupta bulunsunlar. Yani ne haddine öyle bir şey desinler, diyemezler. Hz. Hüseyin’e soruldu: imam Mehdi hangi alametleriyle bilinir? Şöyle cevap verdi: insanlar ona muhtaç olurlar. Bakın insanlar ona muhtaç olurlar. O ise insanlara ihtiyacını bildirmez. Yani söylemiyor inşaAllah. Her görevi üzerine alır ve zayıfa, düşküne yardım eder, Muhyiddin Arabi Fütüat el-Mekkiye. Hz. Hüseyin’e soruldu: imam Mehdi hangi alametle bilinir? Hüseyin Hz. Mehdi’nin ceddidir, Hz. Hüseyin. Şöyle cevap verdi; gönül rahatlığı, bak gönlü çok rahattır diyor Mehdi’nin, vakar, ağırbaşlı ve heybetli, heybet sahibi olması ile ve helal-haramı çok iyi bilmesiyle tanınır, diyor. Demek ki nasıl olacakmış? Gönül rahatlığı olacakmış Mehdi’de, vakarlı, ağırbaşlı ve heybetli, helal ve haramı çok iyi bilmesiyle tanınır, diyor. “Mehdi zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta zalim bir insanın azı dişinde olan haksız bir lokmayı bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir.” Yani bu teşbih yapılıyor, böyle bir şey olacağından değil tabii de en ince detaylara kadar dikkat edecek ve haksızlığa müsaade etmeyecek diyor Mehdi için. “Ahir zamanda bir halife olacak yani Mehdi malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. Ümmetimde Mehdi vardır, insanlar ona gelecek; ey Mehdi bana mal ihsan et diyecek. Mehdi de onun esvabının taşıyabildiği kadar dolduracaktır.” Yani arabasıysa arabasını dolduruyor, üstü başıysa üstü başını, çaka çaka malla dolup gidiyor inşaAllah. Ümmetimin arasından Mehdi çıkacak, Allah onu insanları zengin kılmak için gönderecektir. Herkes zengin olacak onun zamanında, zenginlik saçacak etrafına. Ümmet nimetlenecek, yani bütün insanlar nimetlenecek, hayvanlar bol bol yiyip içecek, hayvanlar da öyle bol bol yiyip içecek, arz nebatatını çıkaracak yani çok fazla bitki ve meyve, sebze oluşacak, mal sahah üzere, seviye üzere verilecektir yani müthiş bir sosyal adalet olacak diyor. Yani aşırı zenginler, aşırı fakirler olmayacak; sahah üzerine denge üzerine mal dağıtılacak insanlara diyor, sosyal adalet olacak diyor.
SUNUCU: Herkes çok zengin olursa kim çalışacak Hocam o zaman?
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin o güzel canını. Allah rızası için çalışılacak tabii, etrafı güzelleştirecekler, binaları güzelleştirecekler, çalışmanın sonu yok ki. Mesela biz ne yaptık buraya?
SUNUCU: Yani tarlayı kim ekecek, ekmeği kim yapacak?
ADNAN OKTAR: Aşkla, şevkle bütün Müslümanlar, herkes yapacak. Yani zengin olmak çalışmamayı gerektirmez ki, çalışma Allah rızası için yapılır zaten. Zengin olmak için çalışılmaz.
SUNUCU: Günümüzde çoğu insan para için yapıyor bunu.
ADNAN OKTAR: İşte o tam tersine dönecek, Allah rızası için olacak. Mesela çok zengin gidip gerekirse tarlada çalışacak, traktör kullanacak. Allah rızası için yapacak onu.
SUNUCU: Zevkle yapacak.
ADNAN OKTAR: İbadet olarak, tabii zevkle yapacak.
TARKAN YAVAŞ: Sağlık da getirir demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, daha zinde olacak insanlar, daha hareketli, daha canlı olacak insanlar. “Allah onun eliyle fakirliği giderir”, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Bunlar hep güvenilir hadis kitapları. “Muhammed ümmetinin gönlü zenginlikle dolacaktır”, yani gönlü zengin diyorlar ya, herkes cömert oluyor. Herkes birbirine hediye veriyor, herkes birbirine malları hediye ediyorlar. “O yeryüzünü adaletle ve nesafetle doldurur. Arz nebatatını çıkarır, gök de yağmurunu yağdırır. Ümmetim daha önce görülmemiş biçimde nimetlendirilir. Gök yağmurunu yağdırır”. Hani küresel ısınma vardı da, yağmurlar durmuştu? Mehdi zamanında değil mi, gürül gürül yağmur yağmaya başladı. Mehdi’nin bereketiyle, Allah’ın izniyle inşaAllah. “Mehdi bendendir”, yani benim soyumdandır diyor Peygamberimiz (sav). “Yeryüzü zulüm ve işkenceyle dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur”. Zulüm ve işkenceyi kaldıracak diyor, yerine ne gelecek diyor, doğruluk ve adalet gelecek diyor. “Zulüm ve fıskla dolu olan dünyayı”, her yerde zulüm var, değil mi, fısk var. Helale harama dikkat edilmemesi fısktır. “Fıskla dolu olan dünyayı, Hz. Mehdi geldikten sonra adaletle dolup taşıracaktır” diyor. Her yerde adalet olacaktır diyor. “Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış bir şey bile sahibine iade edilecektir”. Mesela bazen insanların borcunu ödeyemiyor, gelip elindeki mallarına el konuyor, götürülüyor. Bunların hepsini geri verdirecek Mehdi diyor. Yani zorla kimse kimseden mal almayacak. Yahut gasp ediyorlar malını, Mehdi istirham edecek, herkes götürüp verecek inşaAllah. “Yeryüzü emniyetle dolacak”, böyle anarşi, terör, kargaşa yok. “Hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın rahatlıkla Hacca gidecektir”. Bir rivayette de Şam’a gidecektir diyor. Rahatça, tek bir kadın. Hiç kimse diyor, dokunamayacak, hiç kimse söz atamayacak inşaAllah. “Adaleti o denli olur ki Mehdi’nin, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz”. Dikkat edin, kan dökücülere söylüyorum özellikle, “ve bir damla dahi kan akıtılmaz”, Mehdi devrinde. Hani kan akıtıyordu Mehdi? “Dünya adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner”, yani Peygamber Efendimiz (sav)’in zamanına geri döner diyor dünya inşaAllah. “Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak”, uyuyorsa, “aman elleme, uyusun” diyor. “Ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır”. Bunlar satırla doğramaktan bahsediyorlar, bakın burada bir kimsenin burnu dahi kanamaz diyor. Öbürü de, pırasa gibi doğramaktan bahsediyor, Cübbeli de. “Kap, su ile dolduğu gibi, yeryüzü barış ile dolacaktır”. Her yerde barış olacak diyor Resulullah (sav). “Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır.” Var ya insanlar, herkesin bir düşmanı oluyor, çoğu kimse. Hiç kalmayacak diyor, Mehdi herkesi barıştıracak. Herkes birbirine sarılıp, birbiriyle o küslüğünü, düşmanlığını kaldıracak. “Bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.” Mesela kızlar bazen birbirlerine haset eder, kıskanırlar, o da gidecek diyor inşaAllah. Mesela bak sen çok güzelsin, seni kıskananlar vardır, seni sevecekler o zaman, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen çok güzel huylusun, babanı yine tebrik ediyorum. Senin iki kardeşini de, diğer kardeşin de çok güzel huylu. O da çok efendi. Annen de çok efendi, çok güzel ailesiniz. Allah hepinize sağlık, iman, mutluluk versin, maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: “Savaş erbabı da ağırlıklarını, silah ve malzemelerini bırakacak”. Bütün silahlar kalkıyor. Herkes silahlarını bırakıyor, Peygamber (sav) söylüyor bunu; Ölüm Kıyamet ve Ahir Zaman Alametleri isimli kitabın 496. sayfasında “Harp erbabı ağırlıklarını, yani silah vesaire bırakır”. Onlar da eritiliyor metaller, faydalı aletlere çevrilecek. Hiçbir silah kalmıyor. “Düşmanlık ve kini kaldıracaktır”. Kimse kimseye düşman olmuyor, kin yok. “Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu elini yılanın ağzına sokacak, yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır”, Sünen-i İbni Mace, sahih hadis kitabı. Aynı zamanda Tevrat-ı Şerif’de de geçiyor. Tevrat’da da aynısıyla vardır. Bozulmamıştır Tevrat’taki bu kısım, aynıdır. “Onun zamanında kurtla koyun bir arada uyuyacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsanlar bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir”. Şimdi tohum ıslahı çalışmaları ahir zamanda başladı biliyorsunuz. Az bir tohum atılıyor, çok fazla netice alınıyor. Bizim zamanımızın özelliğidir. “Allah bizimle insanların nasıl şirk adavetinden kurtararak onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşliği yapmışsa”, benim zamanımda diyor Peygamber Efendimiz (sav), “nasıl kardeş oldunuz, ülfet ve muhabbet oluştuysa, Mehdi ile de diyor, “fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır”. Aynısı olacak diyor Resulullah (sav) inşaAllah. Teberani’den inşaAllah, Haysemi cilt verilmiş, Kitab-ül Burhan’da aynı şekilde. Yine aynı şekilde, “nasıl bizimle onlar arasındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerde ülfet ve muhabbet yerleşmişse, Mehdi’nin gelişiyle de yine aynı öyle olacaktır” diyor Peygamber Efendimiz (sav). “Onun zamanında ömürler uzayacak” Mehdi zamanında, “emanetler yerine teslim edilecek”. Mesela adamın bir borcu varsa, onu Mehdi kendisi karşılayıp verecek onun borcunu, ödeyecek. Emanetler yerine gelecek ve ömürler uzayacak diyor. Mesela 70 yaşına kadarsa insanlar, 100 yaşına 150 yaşına kadar yaşayacaklar, 120 yaşına kadar yaşayacaklar inşaAllah. “Onun zamanında ömürler uzayacak”, Mehdi’nin de ömrü uzundur inşaAllah. “Ve emanet zai olmayacaktır”. Bir yere emanet verdiysen zai olmuyor. Mutlaka emanet geri dönüyor. Şimdi bir yere emanet verdin mi, kusura bakma diyorlar bitti, haydi bakalım. “Kötüler helak olacak”, hiç kötü kalmayacak, “Peygamber Efendimiz (sav)’e buğz edecek kimse kalmayacaktır”. Peygamber (sav)’e haşa hakaret edenler falan oluyor ya, hepsinin ağzı böyle macunla kapanmış gibi olacak, bir daha konuşamayacaklar. El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar’da, “Peygamber Efendimiz (sav)’e buğz edecek kimse kalmayacak”. Bu çok manidar, çok fazla insan var şu an öyle buğz eden, kimse kalmayacak diyor. Peygamber Efendimiz (sav) söylüyor bunu.
SUNUCU: Çok güzel bir gelecek bizi bekliyor o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bak Libya’yla da bağlantı oluştu. Libya da diyor, İstanbul başkentti diyor eskiden diyor, değil mi Kaddafi?
TARKAN YAVAŞ: Bizim de başkentimizdi diyorlar.
ADNAN OKTAR: Bizim de başkentimizdi diyor, niye yine aynı şekilde olmuyor diyor. Demek istediği şu; Türk İslam aleminin siz liderisiniz, ben de size tabi oldum diyor. Özetle bunu anlatıyor. Tabii ki, başkentimiz Ankara, ama İslam aleminin manevi lider şehri İstanbul’dur. Manevi lider şehri.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bir de güçlerimizi de birleştirelim diyor. Siz söylemiştiniz, biz de petrol var, siz de su var şeklinde açıklaması olmuş.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani muhabbeti müthiş artmış. Niye? Çünkü Mehdi’nin çıktığının farkında da onun için. Daha önce Kaddafi çok huysuzdu. Herkesi tersliyordu, Türkiye’den gidenleri falan. Değil mi? Aksi tavırlar gösteriyordu. Şimdi Mehdi’nin çıktığını biliyor. Gönlü yumuşamış, müthiş bir sevgi içerisinde, İslam Birliği’ni var gücüyle istiyor. Gösterdiği muhabbeti görüyorsunuz. Türkiye ile birlik, ağzına almazdı o. Ama bak şu an, Mehdi’nin çıktığını bildiği için, şiddetle istiyor, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, muhabbetimiz yoğun. Şimdi çok seviyoruz, daha önce buğz ediyorduk bazı tavırlarına ama, şu an hakikaten çok seviyoruz.
SUNUCU: Hocam son sözlerimize geçerken...
ADNAN OKTAR: Ah seveceğim ben senin o güzel canını, o güzel ahlakını.
SUNUCU: Demek istediğiniz...
ADNAN OKTAR: Allah hepimize sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk versin. Bu güzel asrın, güzel yılların kıymetini iyi bilelim. Çok sevap alınacak yıllar bunlar. Bakın şimdi bir grayder kepçesiyle topluyorsak, sonra iğne ucuyla toplayabileceğiz sevabı söyleyeyim. Bu yılların kıymetini iyi bilmek lazım. Allah herkese, bütün milletime bereket, bolluk versin, Türk İslam Birliği’ni Allah en kısa zamanda oluştursun inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Yarın akşam bizleri tekrar izlemek istiyorsanız Çay TV, Aksu TV’den 22:00-24:00 saatleri arasında izleyebilirsiniz. İyi akşamlar.
Bu eser 373 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;