 |
Şüphesiz, Biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik. (Nuh Suresi,1)
Hz. Nuh, Mezopotamya'da yaşayan kavmini uyarmak üzere gönderilmiş kutlu bir peygamberdir. Tarihi kaynaklara göre MÖ 5000 - 4000 yıllarında yaşadığı düşünülen Hz. Nuh, Kuran'da belirtildiği üzere, dünyada 950 yıl kalmıştır.
Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. (Ankebut Suresi,14)
Hz. Nuh, Allah'ın büyüklüğünü ve sonsuz gücünü gerektiği gibi tanıyıp takdir etmeyerek din ahlakını yaşamaktan uzaklaşan kavmini uyarmak için her yolu denemiştir. Ancak kavmine defalarca öğüt verdiği ve onları Allah'ın azabına karşı birçok kez uyardığı halde, onlar Hz. Nuh'u dinlemeyip şirk koşmaya devam etmişlerdir. Rabbimiz, Kuran'da, Nuh Kavmi'nde gelişen olayları şöyle bildirmektedir:
Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: 'Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?' Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: 'Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz.' (Mü'minun Suresi, 23-25)
O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." (Nuh Suresi, 2-4)
Hz. Nuh, onları taptıkları sahte ilahlardan alıkoymak için çeşitli yöntemler denemiştir. Kuran'da Hz. Nuh'un yaptığı tebliği Yüce Rabbimiz şu şekilde bildirmektedir:
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." (Nuh Suresi, 5-9)
Ancak kavmi Hz. Nuh'un bu tebliğine karşılık, isyan ve itaatsizliklerinde direndiler, kibirli hayatlarını devam ettirmek istediler. Allah'ın gönderdiği peygamberlerine karşı takındıkları olumsuz tavırlarını bırakmadılar.
Nuh: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular. Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular" (dedi). (Nuh Suresi, 21-22)
Nuh "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar." (Nuh Suresi, 26-27)
Ayette de belirtildiği üzere, Allah, Hz. Nuh'un duasına karşılık olmak üzere isyanlarında direten topluluğa sel felaketi gönderdi. Tarihi kaynaklarca, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan Mezopotamya ovasında gerçekleştiği düşünülen tufan sırasında sular ovanın tamamını kaplayacak derecede yükselmiştir. Kuran'da belirtildiği üzere; yağan şiddetli yağmur, nehirlerin taşmasıyla birleşerek büyük bir tufana sebebiyet vermiştir.
Öncelikle burada önemli bir husus belirtmek gerekmektedir. Tufan; bazı kaynaklarda geçtiği gibi, tüm dünyayı kaplayan bir felaket değil, yalnızca Nuh Kavminin bulunduğu, yani Mezopotamya Ovası'nı etkisi altına alan, yöresel bir felakettir. Bugün elde edilen bütün arkeolojik bulgular da, tufan vakasının yöresel olduğunu işaret etmektedir.
O bölgede yapılan kazılar, su baskınının, bölgedeki uygarlığın bir süre duraksamasına neden olduğunu göstermektedir. İkinci önemli husus ise, yapılan çalışmalar sonucunda, olayın aynı Kuran'da anlatıldığı şekilde meydana geldiğidir. (Detaylı bilgi için: Kavimlerin Helakı, Harun Yahya, Araştırma Yayıncılık)
Gemi Cudi'ye Oturdu
Kuran'da, Hz Nuh'un yaptığı geminin, Tufan sonrası "Cudi"ye oturduğu bildirilmektedir. "Cudi" kelimesi kimi zaman özel bir dağ ismi olarak kullanılır, ancak kelime aynı zamanda Arapça'da "yüksekçe yer-tepe" anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla Kuran'da "Cudi"nin, özel bir dağ ismi olarak değil, sadece geminin yüksekçe bir mekana oturduğunu anlatmak için kullanılmış olabileceği de söz konusudur. Ayrıca "Cudi" kelimesinin "yüksekçe yer-tepe" anlamından, suların belirli bir yüksekliğe eriştiği ancak, çok büyük dağların seviyesine kadar yükselmemiş olduğu anlamı da çıkarılabilir. Yani Tufan, Muharref Tevrat'ta anlatıldığı gibi tüm yeryüzünü ve yeryüzündeki tüm dağları yutmamış, sadece belirli bir bölgeyi kaplamış olmalıdır. Ve büyük olasılıkla Cudi kelimesi, Kuran'da özel bir isim olarak kullanılmıştır. (En doğrusunu Yüce Allah bilir.)
Buna göre Cudi'nin neresi olduğunu araştırmak gerekir.
Ararat, Ağrı Dağı Mı?
Muharref Tevrat'ı ve İncil'i kaynak alan Yahudi ve Hıristiyan araştırmacıların büyük çoğunluğu, Hz Nuh'a ait geminin kalıntılarının Ağrı Dağı'nda olduğuna inanmaktadırlar. Bunun sebebi de, Kitab-ı Mukaddes'in tufandan bahseden bölümlerinde geminin oturduğu yerin "Ararat" olarak geçmesi ve Ararat'ın da, Ağrı Dağı ile aynı dağ olduğu sayılmasından kaynaklanmaktadır.
Ararat kelimesi Tevrat'ta sıradağ adının yanında başka pasajlarda krallık veya ülke adı olarak da yer almıştır.
Örneğin; 2. Krallar ve İşaya bölümlerinde Ararat kelimesi bir ülkenin adı olarak geçmektedir:
Bir gün Nisrok'un tapınağında tapınırken, oğullarından Adrammelek'le Şareser, onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. Yerine oğlu Esarhaddon kral oldu. (Tevrat, 2. krallar, 19/37) ve (Tevrat, İşaya, 37/38)
Yeremya bölümünde ise bir krallık olarak geçmektedir:
Ülkeye sancak dikin! Uluslar arasında boru çalın! Ulusları Babil'le savaşmaya hazırlayın. Ararat, Minni, Aşkenaz krallıklarını Ona karşı toplayın. Ona karşı bir komutan atayın, Çekirge sürüsü kadar at gönderin üzerine. (Tevrat, Yeremya, 51/27)
Tekvin bölümünde ise dağ silsilesinin adı olarak geçmektedir:
Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Yüz elli gün geçtikten sonra sular azaldı. Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu. (Tevrat, Tekvin, 8/4)
Arkelojik araştırmaların sonucunda, Tevrat'ta geçen Ararat, tarihte Urartu olarak bilinen topluluğun MÖ 1000 yıllarında Van şehri civarında kurdukları devletin adı olduğu anlaşılmıştır.
Asur dilinde aslı "Uruatri" olan "Urartu" kelimesi, İbranice Kitab-ı Mukaddes'te "Ararat" şeklini almıştır. Uruatri kelimesi "dağlık bölge, yüksek memleket" demektir. Bu isme ilk defa MÖ 1274 yılına ait Asur Kralı 1. Salmanasar'ın kayıtlarında rastlanmıştır. Buradan ortaya çıkan sonuç ise, Van gölünün güneydoğusundaki bölge ve o bölgede yaşayan topluluğa verilen addır. (Oktay Belli, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, 1-149)
Tevrat'ta "Ararat Dağları" ifadesini, bugünkü Ağrı Dağı yerine, Van Gölü'nün güneydoğusundaki dağlar olarak anlamak daha doğrudur. Çünkü, Urartular bu bölgede yaşıyorlardı ve bu bölge de Cudi Dağı'nın bulunduğu Cordyean bölgesiydi.
Tevrat'ın Tekvin 8/4 bölümünün Aramice ve Süryanice tercümeleri geminin indiği dağı Türe Kardu Dağı olarak zikreder. Bu dağlar da Van Gölü'nün güneydoğusundaki dağlardır.
Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi. (Hud Suresi, 44)
Süryani yorumculara göre Türe Kardu, Kuran'da geminin indiği yer olan Cudi Dağı'dır. Ayrıca Süryani Rahip Horiepiskopos Aziz Günel, Nuh'un Gemisinin Türe Kardu Dağı'na oturduğunu teyit ediyor ve bu dağın da Cudi Dağı olduğunu söylüyor. (Aziz Günel, Türkiye Süryaniler Tarihi, 29 Bekir Aksoy, 91)
Yapılan arkeolojik kazılar ve jeolojik çalışmalar, geminin Cudi Dağı üzerinde oturmuş olabileceğine işaret etmektedir. Sonuç olarak; eski çağlarda yaşamış birçok uygarlığa ait tabletlerde ve elde edilen birçok tarihi belgede; tufan olayı, kişi ve yer isimleri farklılık gösterse de, çok büyük benzerliklerle anlatılmış ve "sapkın bir kavmin başına gelenler" bir ibret kaynağı olarak çağdaşlarına sunulmuştur.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 03. sayı (Eylül 2004) 38. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 29.819 kez incelendi.
|
 |
|