Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7084 tanesi Türkçe, toplam 8281 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Makaleler /  Hz. Musa Kıssasından Asrımıza Dersler
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (267)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (174)
Belgeseller (202)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (88)
Makaleler (6042)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 235 download
Kıyamet Günü - Belgesel - 104 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 103 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 102 download
Kıyamet Alametleri - Belgesel - 100 download
Makale : Hz. Musa Kıssasından Asrımıza Dersler - TÜRKÇE
Kasım 2005
Hz. Musa Kıssasından Asrımıza DerslerSonsuz şefkat sahibi Yüce Rabbimiz her dönemde kullarını doğru yola davet etmesi için elçiler göndermiştir. Kuran'da bu elçilerin tebliğ görevlerini yerine getirirken gösterdikleri kararlılık ve sergiledikleri güzel ahlak anlatılmakta, bunlarda müminler için güzel örnekler olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle bu kutlu elçileri görmemiş olsak bile tebliğde kullandıkları yöntemlerin, zorluklar karşısında gösterdikleri sabır ve tevekkülün, sahip oldukları güzel ahlakın anlatıldığı kıssalardan günümüze bakan birçok ders çıkartabiliriz.

Gösterdiği üstün ahlakı ve samimi imanı ile zamanımıza ışık tutan peygamberlerden biri de Hz. Musa'dır. Allah Hz. Musa'yı seçmiş, onunla konuşmuş, sözlerini insanlara ulaştırması için bir elçi olarak görevlendirmiştir. Hz. Musa'nın çocukluğu, gençliği, Firavun'la olan mücadelesi, kavmini esaretten kurtarma çabası, buna karşılık kavminin kendisine itaat etmeyip zorluk çıkarması, yine de Hz. Musa'nın sabırla öğüt vermeye devam etmesi, Kuran'da detaylı bir şekilde haber verilmiştir:

"Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ikisi, Bizim mü'min olan kullarımızdandılar."
(Saffat Suresi, 119-122)

Kuran'da bildirilen diğer bütün peygamberler gibi, Hz. Musa'nın hayatı da ders alınması gereken hikmetlerle doludur.

Hz. Musa'nın Doğumu

Hz. Musa'nın doğduğu dönemde Mısır'ın hükümdarı olan Firavun, İsrailoğulları'nın yeni doğan erkek çocuklarını öldürtüyor, kız çocukları ise sağ bırakıyordu. Hz. Musa böyle bir tehlike içinde köle haline getirilmiş kavminin arasında, öldürülme tehdidiyle dünyaya geldi. Her an fark edilip öldürülebilirdi. Allah endişe içindeki Hz. Musa'nın annesine böyle bir durumda ne yapması gerektiğini şöyle bildirdi:

"Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik)." (Kasas Suresi, 7)

Hz. Musa'nın annesi, ayette bildirildiği üzere endişe ettiğinde onu sandığın içine koyacak ve suya bırakacaktı. Bu vahiy doğrultusunda hareket eden annesi, Hz. Musa'yı bir sandığa koydu ve Nil'in sularına bıraktı. Akıntının onu nasıl ve nereye götüreceğini bilmiyordu. Fakat Allah'ın ilhamı ile, sonunda oğlunun tekrar kendisine geri döneceğini ve peygamber olacağını biliyordu. Herşeyi bir kader ile yaratan Rabbimiz, Hz. Musa için de böyle bir kader takdir etmişti. Allah daha sonra bu gerçeği Hz. Musa'ya şöyle bildirmiştir:

"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır..."
(Taha Suresi, 38-39)

Burada üzerinde durulması gereken önemli konu, Rabbimiz'in bizler için hazırladığı kadere teslimiyettir. Ayette, Allah Hz. Musa'nın annesine oğlunu suya bırakmasını söylemiş ve sonunda onu Firavun'un alacağını ve onun kendisine geri dönüp elçilerden olacağını bildirmişti. Yani Hz. Musa doğduğunda onun bir sandık içinde suya bırakılacağı, Firavun'un onu bulacağı, sonunda ise Hz. Musa'nın bir peygamber olacağı belliydi. Çünkü Allah Hz. Musa'nın kaderini öyle belirlemişti.

Burada Hz. Musa'nın hayatındaki tüm detayların en ince ayrıntısına kadar Allah Katında kaderde takdir edildiği ve aynen takdir edildiği gibi gerçekleştiği açık bir şekilde görülmektedir. Allah'ın Hz. Musa'nın annesine ilettiği vahyin gerçekleşmesi, sayısız şartın tam kaderde tespit edildiği şekilde meydana gelmesi ile olmuştur.

Hz. Musa'nın Firavun'un adamlarından kurtularak, suda boğulmadan Firavun'un sarayına kadar gitmesi için:

  1. Bebek yaştaki Hz. Musa'nın konduğu sandık su almamalıdır. Bunun için sandık ustasının, sandığı suda yüzebilecek uygun ölçülerde yapmış olması gereklidir.
  2. Sandığı sürükleyen akıntı ne daha hızlı ne de daha yavaş olmalı, devrilmemesi için nehrin suları tam gerekli hızda ilerlemelidir. Yani Nil Nehri'nin debisini oluşturan yağışlar da tam bu şekilde Allah'ın yarattığı kader ölçüsünde belirli bir hesap ile olmuştur.
  3. Esen rüzgarlar da sandığı yine tam gerektiği şekilde etkilemelidir. Rüzgar da bir kader doğrultusunda esmektedir. Ne çok esip sandığı sürüklemeli, ne ters esip yönünü değiştirmeli ne de yavaş esip hızını azaltmalıdır.
  4. Nil boyunca başka kimse bu sandığı bulmamalıdır. Sakıncalı hiç kimse oradan geçmemeli, oradan geçmekte olan hiç kimse de ona rastlamamalıdır. Dolayısıyla Nil çevresinde yaşayan herkes bir kader doğrultusunda oradan geçmeyecek veya sandığı görmeyecektir. Nitekim bu şart da Allah'ın tespit ettiği kadere göre gerçekleşmiştir.
  5. Hz. Musa'nın hayatı gibi Firavun ve ailesinin hayatı da bir kader doğrultusundadır. Onlar da tam olmaları gereken saatte ve olmaları gereken yerde olmalı ve Hz. Musa'yı bulmalıdırlar.

Bunların hepsi Firavun'un ailesinin Hz. Musa'yı bulmasını sağlayan sebeplerden birkaçıdır. Hepsi de Allah'ın Hz. Musa'nın annesine daha önceden vahyettiği söze uygun olarak tam gerektiği şekilde gerçekleşmiştir. Gerçekte Allah'ın Hz. Musa'nın annesine verdiği söz de ve gerçekleşen tüm diğer olaylar da, Allah'ın ezelde tespit ettiği kadere göre olup bitmiştir.

Allah, Hz. Musa kıssasında, zor gibi gözüken olayları kolaylıkla yarattığını ve şer gibi görünen olayları kolaylıkla hayra çevirdiğini insanlara göstermektedir. Bir annenin, bebeğinin zalim askerler tarafından öldürülmemesi ve bebeği kurtarmak için onu nehre yapayalnız bırakması, Mısır'daki diğer erkek çocukları öldürülürken Hz. Musa'nın ülkeyi yöneten kişiler tarafından bulunup evlat edinilmesi… Bu olayların hepsi ayrı birer mucizedir. Bizlere Allah'ın takdir ettiği kaderdeki kusursuzluğu göstermektedir. Kaderde gerçekleşeceği belli olan olaylar müminler için daima hayırla sonuçlanır. Bu örnekte gördüğümüz gibi Allah kimi zaman bu hayrı hiç umulmadık sebepleri vesile kılarak gerçekleştirmektedir.

Müminlerin İnce Düşünceli Ahlakı

Firavun'un yanında belli bir yaşa eriştikten sonra Mısır'dan ayrılan Hz. Musa, Medyen'e doğru yönelmişti. (Medyen, Mısır'ın doğusunda, Sina çölünün ardında yer alan bir bölgedir. Günümüzde coğrafi konum olarak Ürdün'ün güney ucuna karşılık gelmektedir.)

Medyen suyunda hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa'nın ayetlerde bildirildiği üzere, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Hz. Musa'ya, babaları yaşlı bir kişi olduğu için hayvanları sulamaya kendilerinin gitmek zorunda kaldığını, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı. Kadınların durumu ve Hz. Musa'nın örnek davranışı ayetlerde şöyle bildirilmiştir:

"Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı..." (Kasas Suresi, 23-24)

Burada Hz. Musa'nın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneği görülmektedir. Hz. Musa, tanımadığı bu kişilerin yanına giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve güvenlerini kazanmıştır. Öte yandan ayette "çobanlar" olarak tanımlanan kişilerin ise tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)

Nitekim kadınlardan biri, Hz. Musa'nın güçlü ve güvenilir olmasından söz ederek onun ücretle tutulması için babasına istekte bulunmuştu. Bu konuşma Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir." (Kasas Suresi, 26)

Kadın bu ifadesiyle, Hz. Musa'yı güvenilir bir insan olarak gördüğünü babasına da açıkça ifade etmişti. Anlaşıldığı üzere bir Müslümana yakışan tavır, ayette "çobanlar" olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa'yı örnek alarak nezaketli, ince düşünceli, nezih, ilk gören bir kişinin hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.

Hz. Musa'nın Yardımcı Olarak Kardeşi Hz. Harun'u Yanında İstemesi

Hz. Musa, Allah'tan aldığı ilk vahyin ardından tebliğ görevini eksiksiz olarak yerine getirmek için Rabbimiz'den yardım dilemiştir. Firavun'a hitap ederken yardımcı olması için konuşması daha akıcı olan kardeşi Hz. Harun'un da kendisine yardımcı olarak verilmesini istemiştir:

"Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum."(Kasas Suresi, 34)

Hz. Musa'nın Hz. Harun'u yardımcı olarak istemesindeki bir diğer neden de, Allah'ı çokça zikredebilmektir. Hz. Musa, eğer iki kişi olurlarsa Allah'ı daha çok anacaklarını düşünmüştür. Gerçekten de inananların beraber olmaları, birbirlerini manen desteklemeleri ve gafletten korumaları açısından çok önemlidir. Bu nedenle Kuran'da inananların beraber olmaları gerektiği pek çok ayette buyrulmaktadır. Hz. Musa ile ilgili bu kıssadan müminlerin kendilerine çıkarmaları gereken derslerden biri de budur.

Allah, Hz. Musa'nın isteğini kabul etmiştir. Ona Firavun'a ve İsrailoğulları'na yapacağı tebliğde destek olması için kardeşi Hz. Harun'u yardımcı olarak verdiğini bildirmiştir:

(Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız." (Kasas Suresi, 35)

Tebliğ Yaparken Kullanılması Gereken Üslup

Allah, Hz. Harun'u Hz. Musa'ya yardımcı kıldıktan sonra onlara Mısır'ın hakimi olan Firavun'a gitmelerini emretmiştir. Firavun'un kibir ve inkarında çok ileri gittiğini bildirmiş, fakat yine de ona din ahlakını tebliğ ederlerken yumuşak bir üslupla konuşmalarını emretmiştir:

"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."
(Taha Suresi, 43-44)

Bu ayetle de dikkat çekildiği gibi yumuşak söz söylemek, din ahlakının tebliğ edilmesinde oldukça önemlidir. Birçok ayette de müminlerin gerek kendi aralarında gerekse yaptıkları tebliğlerde sözün en güzel olanını seçmeleri emredilir. Burada ise karşıdaki kişinin azgın olmasına rağmen yumuşak söz söylenmesi emredilmektedir ki bu durum, güzel bir üslubun din ahlakının tebliğ edilmesinde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterir.

Münafıklar ve Sapkın Tavırları

Allah'ın vahyi geldiğinde, Hz. Musa'nın ve kavminin Mısır'ı terk etmesinin ve yolculukları sırasında Firavun ve askerlerinin suda boğulmasının ardından, Hz. Musa kavmiyle beraber güvenlik içinde yaşayacakları yere doğru yola çıktı.

Hz. Musa ve kavmi Tur Dağı'na doğru yöneldiler. Çünkü Kuran'da bildirildiğine göre Allah Hz. Musa ile "sözleşmişti". Bu sözleşme kırk günlük bir süre için yapılmıştı. (Bakara Suresi, 51) Yerine kardeşi Hz. Harun'u bıraktı. Bu sırada İsrailoğulları içindeki münafıklar Hz. Musa'nın kavminden ayrılmasını bir fırsat bildiler. Hz. Harun'un emirlerini de dinlemeyen kavim kendilerine eski sapkın dinlerindeki gibi bir put yaptılar. Kavmin bu sapkınlığı Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"(Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler..." (Araf Suresi, 148)

Hz. Musa kavminin içine düştüğü durumu bilmiyordu. Allah ona, kavminin saptığını, kavmi saptıran Samiri isimli münafığın konumunu ve kendilerine buzağıdan bir put yaptığını bildirdi:

"Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."" (Taha Suresi, 85)

Bunun ardından Hz. Musa aşağıdaki ayetlerde bildirildiği gibi, Rabbimiz'in verdiği levhaları alarak kavmine geri döndü:

"Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbiniz'den üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."

Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin ve ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler."
(Taha Suresi, 86-88)

Bu kıssada bir münafığın, kalbinde hastalık olan insanları nasıl saptırabileceği çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Münafıklar daima fitne ve karışıklık için uygun ortamları kollarlar. Burada da zaten sapmaya eğilimli olan bir kavim için en uygun ortam, Hz. Musa'nın içlerinde bulunmadığı zamandır. Samiri de böyle bir ortamda ortaya çıkmıştır. Puta tapmaya eğilimli olan ve Hz. Musa'dan kendileri için böyle bir put yapmasını isteyen kavmin bu zaafını Samiri de bilmektedir. Tam onların isteği olan ve sapmalarını sağlayacak bir yöntem bulmuştur. Bunu kullanarak onlara buzağı heykelini yapmıştır. Bu yaptığının doğru olduğunu göstermek için heykelin sözde Hz. Musa'nın da ilahı olduğunu (Allah'ı tenzih ederiz) ve Hz. Musa'nın onu unuttuğunu iddia etmiştir.

Hz. Musa, denizin kenarında Firavun ve askerleri geldiğinde tek başına Allah'a olan imanını ayakta tutup kavmine nasıl hidayette yol göstermişse, Samiri de tek başına aynı kavme sapkınlıkta yol göstermişti. Burada, imanlı bir kişinin bir topluma ne kadar hayırlı etkisi olabileceği görülürken, aynı zamanda münafık bir kişinin de ne kadar zarar verebileceği anlaşılmaktadır.

Samiri'nin fitne çıkarmasının ardındaki en büyük neden, kendisinin diğer herkesten çok daha akıllı ve ileri görüşlü olduğuna inanmasıdır. Bu kibir, ayette bildirilen "ben onların görmediklerini gördüm" (Taha Suresi, 96) şeklindeki cümlesinden açıkça anlaşılmaktadır. Bu büyüklük ve gurur hissi, Samiri'nin kolayca nefsinin ve şeytanın emrine girmesine ve inkara sapıp fitne çıkarmasına neden olmuştur. Oysa bir Müslüman asla diğer Müslümanlara göre kendisinin en akıllı ve en üstün olduğu zannıyla hareket etmez. Her zaman için kendisinde bir hata payı olabileceğini düşünür, kibirden Allah'a sığınır. Eğer gerçekten kimsenin fark etmediği ve görmediği bir hususu görmüşse bile, bunun Allah'ın bir lütfu ve imtihanı olduğunu bilir ve ona göre davranır.

Tüm bu olayların ardından Hz. Musa, Samiri'nin başlattığı fitneye karşı iki tane önemli tedbir almıştır. Birincisi, fitnenin kaynağı olan ve insanların sapmasına sebep olan Samiri'yi kavminin içinden kovmaktır. Böylece Samiri, bir daha fitne çıkaramayacaktır. İkincisi ise onun oluşturduğu putu tamamen yok etmektir. Kavmin put olarak benimsediği buzağı heykeli tamamen yakılacak ve külleri de bir daha bulunmamak üzere denize serpilecektir.

Hz. Musa'nın bu kararlı müdahaleleri ve sözleri, kavminde etkili olmuştur. İsrailoğulları, Hz. Musa'nın uyarılarına uyarak Rabbimiz'e tevbe etmişlerdir.

Ancak bu, İsrailoğulları'nın eski kötü ahlak özelliklerini terk ederek tamamıyla din ahlakını yaşamaya başladıkları anlamına gelmiyordu. Çünkü İsrailoğulları, bundan sonra da bazı hatalar yapmaya devam etmişlerdir.

Dünya Hayatının ve Mülkün Geçiciliği

Hz. Musa devrinde Firavun'un ve askerlerinin dışında helak edildiği bildirilen bir başka kişi ise Karun'dur. Kuran'da, Karun'un hem Hz. Musa'nın kavminden (yani İsrail soyundan) olduğu hem de Mısır'da büyük bir mülke sahip olduğu haber verilir:

"Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu...” (Kasas Suresi, 76)

Karun'un, Firavun yanında edindiği konum ve zenginlik, onu kendi kavmine karşı azgın ve küstah yapmıştır. Hz. Musa'yı inkar ettiği gibi, İsrailoğulları'na gösteriş yaparak onları dünya hayatına özendirmeye çalışmıştır. Karun'un sapmasının temel nedenlerinden biri de, "kendisinde bir bilgi bulunduğuna" inanması, yani kendisinin diğer insanlardan üstün olduğunu düşünerek kibirlenmesidir. Bu durum Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz." (Kasas Suresi, 78)

Ancak Karun'un büyüklenmesi kendisine yarar değil zarar getirmiştir. Allah'a başkaldırıp nankörlük ettiği, sahip olduklarını kendinden bilerek büyük bir kibir içinde azgınlık yaptığı için kendi kendini azaba sürüklemiş, Allah'ın karşısında yapayalnız ve aciz bir kul olduğunu anlamıştır. Çünkü Karun'un kibirlenmesine ve cahillerin de ona özenmesine neden olan malını ve mülkünü, Allah helak etmiştir:

"Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi." (Kasas Suresi, 81)

Bu helakla birlikte Karun, çevresindekiler ve aynı zamanda kendinden sonra gelenler için bir ibret konusu haline gelmiştir. Karun kıssası, mal ve mülk dolayısıyla kibirlenmenin veya kendisini diğer insanlardan daha bilgili veya akıllı görerek büyüklenmenin, Allah'ın kesinlikle razı olmayacağı bir kötü ahlak özelliği olduğunu göstermektedir.

Yine Karun kıssasında bildirilen bir diğer husus, dünyanın geçici süsüne ve bu süse sahip olan insanlara imrenmemektir. Asıl imrenilecek insanlar, Allah yolunda sıkıntılara göğüs geren, mallarını ve canlarını O'nun yolunda kullanıp harcayan, mal değil iman, akıl ve takva yönünden zengin olan insanlardır. Dünyada çok büyük rahatlık ve ihtişam içinde yaşıyor gibi görünen kibirli kişiler ise, gerçekte manevi azaplar içinde yaşayan ve her gün cehenneme doğru sürüklenen kimselerdir. Allah bu durumu şöyle bildirir:

"Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister." (Tevbe Suresi, 55)

Unutulmamalıdır ki, Allah insanları mallarıyla da imtihan etmektedir. Bu mallar Allah'ın rızası için kullanıldığı ölçüde insana fayda getirir. Karun'a bu denli büyük bir malın kontrolü verilmesine rağmen bunlar ona hiçbir yarar sağlamamıştır.

Buzağı Kıssası ve Din Ahlakından Uzak Kişilerin Aklı Örten Detaycı Karakteri

Bakara Suresi'nde bir kıssada bildirildiği üzere Allah, İsrailoğulları'na bir buzağı kesmelerini emretmiştir. İstenen, sadece bir buzağının kurban edilmesidir ve Hz. Musa da bunu kavmine bildirir. İsrailoğulları ise bu çok açık ve kolayca yapılabilecek emri zorlaştırırlar. Allah onlardan sadece sığır kesmelerini ister, onlarsa kendilerince din ahlakının zor ve karmaşık olması gerektiğini düşünerek kendilerinden istenmediği halde teferruata dalarlar. Kavmin, önemi olmayan detaylara dalarken, aynı zamanda içlerinde bulunan Allah'ın elçisine, "Bizi alaya mı alıyorsun?" diyecek kadar kötü bir ahlak sergilediği Kuran'da şu şekilde haber verilmiştir:

"Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.

"Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi.

(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi.

(Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler.

(Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı."
(Bakara Suresi, 67-71)

Yukarıdaki ayetlerde bildirildiği üzere Hz. Musa'nın kavmi, Allah'ın emrini yerine getirme konusunda sürekli zorluk çıkarmıştır. Detaylara dalmaları nedeniyle bu emri ancak "neredeyse" yapılamaz hale gelince uygulamayı kabul etmişlerdir.

İsrailoğulları'nın bu tavrı gerçekte şeytanın Kuran ahlakına göre yaşamayan insanları da sık sık içine soktuğu bir durumdur. Din ahlakının kolay, açık ve yalın haline rağmen bazı insanlar onu zorlaştırmaya, detaya boğmaya, asıl önemli olan noktalarından uzaklaştırmaya çalışırlar. Oysa Allah, hak dinin Hz. İbrahim'in dini gibi kolay olduğunu bildirir. (Hac Suresi, 78) Buzağı kıssasında da bu karakterin yanlışlığı, detaycılığın aslında insanları zora soktuğu ve onların Allah'ın istediklerini yapmaya engel olabileceği vurgulanmaktadır.

Samimi İmanın ve Gerçek Huzurun Kaynağı Tevekküldür

Hz. Musa'nın yaşamı boyunca karşılaştığı olumsuz gibi görünen olaylarda da tevekkül etmesi ve Allah'a yönelmesi, her ortamda ve şartta Allah'ın kendisiyle birlikte olduğunu bildiğinin en açık göstergesidir. Hz. Musa gibi Allah'a güvenmek, O'na tevekkül etmek için Allah'ı iyice tanımak ve O'nun şanını gereği gibi takdir etmek gerekir. Unutulmamalıdır ki zorluğu da kolaylığı da yaratan Allah'tır. Allah tüm bunları -belirli hikmetler doğrultusunda- insanları denemek, kimin Rabbimiz'e bağlılıkta kararlılık göstereceğini ortaya çıkarmak için yaratmaktadır. En zor anda bile asla ümitsizliğe kapılmayan, Allah'a güvenen, sabır ve kararlılık gösteren iman sahipleri için Allah mutlaka kolay bir çıkış yolu yaratır. Allah Kuran'da bu yardımını şöyle müjdelemektedir:

"Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et."(İnşirah Suresi, 5-8)

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 17. sayı (Kasım 2005) 24. sayfada yayınlanmıştır.

Bu eser 1.253 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Hazreti Musa'nın Kızıldeniz'i Geçmesinin Sırrı - Makale
Hazreti Musa - Belgesel
Yeni Bir Kuran Mucizesi: Hz. Musa Döneminde Bir Firavun Yaşadı - Makale
Bilim ve Teknolojiye Örnek Yaklaşım: Hz. Süleyman Devri - Makale
Hazreti Musa - Kitap
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Geçmişten Günümüze İslam Alimleri ve Hz. Mehdi
Atatürk’ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
Hazreti Muhammed'in Üstün Ahlakı -1-
ÇOK İNDİRİLEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 3007 download
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 2276 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1874 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1580 download
CNNTurk'ün Evrim Yanılgıları - 1338 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.