 |
Geçen ay ilk bölümünü yayınladığımız "Kavimlerin Helakı" başlıklı yazımızda, Ad ve Semud kavimlerini incelemiştik. Yazımızın bu ayki ikinci bölmünde de, Sebe ve Medyen kavimlerinin nerede yaşadıklarını, elçilerinin onlara tebliğini, neden ve nasıl helak edildiklerini ele alacağız.
Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, tarih boyunca yaşamış olan kavimlere, onları doğru yola davet eden, din ahlakına yönelten üstün ahlak sahibi elçiler göndermiştir. Ancak kavimlerin bir bölümü, Allah Katında yasaklanan kötü ahlak özelliklerini sergileyerek şuursuzca elçilere karşı çıkmışlardır. Yüce Allah, iman etmeyip büyüklenen bu kavimleri ise, Kuran'da bildirildiği üzere ahiret azabından önce dünyada da büyük bir azap ile cezanlandırmış ve helak etmiştir. Tüm insanların yapması gereken, bu kavimlerin karşılaştıkları bu ibret verici olaylar hakkında düşünmek ve "öğüt" almaktır:
"Bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmişteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmış, (hala izleri var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerle bir edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir.
Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' artırmaktan başka bir işe yaramadı." (Hud Suresi, 100-101)
Tarihte 'Sebe Kavmi'
Sebe Halkı Ne Zaman Yaşamıştır?
Sebe Halkı, Güney Arabistan'da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan biridir. Bu kavmin yaşadığı tarihler hakkındaki tahminler MÖ 1000-750 seneleri arasında değişir, kurdukları medeniyetin yok oluşu da MS 550'li yıllarda İranlıların ve Arapların iki yüzyıl süren saldırılarıyla olmuştur.
Sebe Halkının Nasıl Bir Yaşamı Vardı?
Sebe Kavminin anlatıldığı tarihi kaynaklarda, Fenikeliler gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan bir devlet olduğu geçmektedir. Buna göre Kuzey Arabistan ticaret yollarının bir kısmı, bu kavmin elindeydi. Sebeli tüccarların, Kuzey Arabistan yoluyla Akdeniz'e ve Gazze'ye mal götürebilmeleri için bütün o bölgelerin yeni hakimi olan II. Sargon'dan izin almaları veya ona vergi vermeleri gerekiyordu. Asur Krallığı'na vergi vermeye başlamalarıyla beraber isimleri de bu devletin yıllıklarına işlenmeye başladı.
Sebeliler, bulundukları dönemdeki medeniyetler arasında gelişmiş bir kavim olarak bilinmişlerdir. Sebe hükümdarlarının yazıtlarında "onarma", "vakfetme", "inşa etme" gibi kelimeler ağırlıktadır. Bu kavmin en önemli eserlerinden olan Marib Barajı da, ulaştıkları teknolojik seviyenin önemli göstergelerindendir.
Sebe Halkı Nerede Yaşamıştır?
Tarihi kaynaklarda Sebe Halkının yaşadığı yerin Güney Yemen olduğu geçmektedir. Sebe ülkesinin başkenti, bulunduğu coğrafyanın avantajlı konumu sebebiyle oldukça zenginleşmiş olan Marib idi. Başkent, bölgede bulunan Adhana Irmağı'nın çok yakınındaydı. Bu nehrin Cebel Balak'a ulaştığı nokta, baraj yapımına çok uygundu; bundan yararlanan Sebeliler de daha uygarlıklarını kurma aşamasındayken buraya bir baraj inşa etmişler ve sulama yapmaya başlamışlardı. Bu baraj sayesinde de çok ileri bir refah seviyesine kavuşmuşlardı.
Sebe Kavmi Neden Helak Oldu?
Marib'deki bu barajın yüksekliği 16 metre, genişliği 60 metre ve uzunluğu da 620 metreydi. Hesaplara göre baraj aracılığıyla sulanabilen toplam alan 9.600 hektardı ki, bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı ise kuzey ovasına aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen "Marib ve iki ova" diye anılırdı. ("Marib", İslam Ansiklopedisi: İslam Alemi, Tarihi, Coğrafya, Etnoğrafya ve Bibliyografya Lugati, Cilt 7, s. 323-339.) İşte Kuran'daki "sağdan ve soldan iki bahçe" ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ ve bahçelere işaret eder. (En doğrusunu Allah bilir.) Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde bölge, Yemen'in en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak ün yapmıştı.
Sebe Halkı, estetik yönüyle çarpıcı, bereketli bağ ve bahçeleri olan bir toprakta yaşıyordu. Ticaret yolları üzerinde bulunan ve bu nedenle de refah düzeyi oldukça yüksek olan Sebe ülkesi, dönemin en gözde beldelerinden biriydi.
Hayat şartlarının ve ortamın böylesi olumlu olduğu ülkede Sebe Halkının yapması gereken, Allah'ın emri üzerine "Rablerinin rızkından yemek ve O'na şükretmek"ti. Ancak nankörlükleri nedeniyle bunun yerine büyüklenerek içinde bulundukları refahı sahiplendiler. O ülkenin kendilerine ait olduğunu, içinde bulundukları olağanüstü ortamı kendi kendilerine elde ettiklerini sandılar. Şükretmek yerine kibirlenmeyi seçtiler. Allah'tan, ayetlerde buyrulduğu gibi "yüz çevirdiler"... (Allah'ı tenzih ederiz)
İçinde bulundukları refahı sahiplenmeye kalkmaları nedeniyle de onu kaybettiler. Ayette bildirildiği gibi, Sebe Halkının büyüklenmesi sebebiyle Arim Seli bütün ülkeyi yerle bir etti. Ayetlerde Sebe Halkının kibirli tutumları şu şekilde bildirilmiştir:
"Andolsun, Sebe' (Halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) "Rabbiniz'in rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var)." Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece Biz de onlara Arim Seli'ni gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?" (Sebe Suresi, 15-17)
Sebe Kavmi Nasıl Helak Oldu?
Kuran'da Sebe Kavmine gönderilen azaptan "Seyl-ül Arim" yani "Arim Seli" olarak bahsedilmektedir. Kuran'da geçen bu ifade, aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini göstermektedir. Zira "Arim" kelimesinin anlamı, baraj ya da settir. "Seyl-ül Arim" kelimesi de, setin yıkılması sonucunda meydana gelen bir seli anlatmaktadır. Bu konuyla ilgili uzmanlar da Kuran'da Arim Seli ile ilgili olarak kullanılan terimlerden yola çıkarak, konuyla ilgili tutarlı yer ve zaman tespitlerinde bulunmuşlardır. Mevdudi, tefsirinde şöyle yazar:
"Metindeki (Seyl-ül Arim) ifadesinde kullanıldığı gibi "arim" kelimesi "baraj, set" anlamına gelen ve Güney Arapçasında kullanılan "arimen" kelimesinden türemiştir. Yemen'de yapılan kazılarda ortaya çıkarılan harabelerde bu kelime sık sık bu anlamda kullanılmıştır. Mesela Yemen'in Habeşli hükümdarı Ebrehe'nin büyük Marib Seddi'nin tamirinden sonra yazdırdığı MS 542 ve 543 tarihli bir kitabede, bu kelime tekrar baraj (set) anlamında kullanılmıştır. O halde Seyl-ül Arim, "bir set yıkıldığında meydana gelen sel felaketi" anlamına gelir.
"... Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük"" (Sebe Suresi,16).
Yani setin (barajın) yıkılmasından sonra meydana gelen sel sonucu bütün ülke harab oldu. Sebelilerin dağların arasına setler inşa ederek kazdıkları kanallar yıkıldı ve bütün sulama sistemi bozuldu. Bunun sonucu daha önceden bir bahçe gibi olan ülke yabani otların yetiştiği bir cangıl haline geldi ve küçük bodur ağaçların kiraza benzer yemişi dışında yenebilecek hiçbir meyve kalmadı." (Mevdudi, Tefhimül Kuran, Cilt 4, İstanbil: İnsan Yayınları, s. 517)
"Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi" (Und Die Bibel Hat Doch Recht) kitabının yazarı Hristiyan arkeolog Werner Keller de, Arim Seli'nin Kuran'a uygun olarak gerçekleştiğini kabul ederek şöyle yazar:
"Böyle bir barajın olması ve yıkılarak şehri tamamen harap etmesi, Kuran'daki bahçe sahipleriyle ilgili verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor." (Werner Keller, Und die Bibel hat doch recht (The Bible as History; a Confirmation of the Book of Books), New York: William Morrow, 1956, s. 230.)
Arim Seli ile beraber gelen felaketten sonra bölgede çölleşme başlamış ve tarım alanlarının yok olmasıyla Sebe Kavminin en önemli gelir kaynağı da ellerinden çıkmıştı. Allah'ın kendilerini iman etmeye ve şükretmeye çağırmasına kulak asmayan halk, sonunda böylesine bir felaketle cezalandırıldı. Selin verdiği büyük tahribattan sonra kavim çözülme sürecine girdi. Halk, evlerini terk ediyor ve Kuzey Arabistan'a, Mekke'ye ya da Suriye'ye göç ediyordu. (New Traveller's Guide to Yemen, s. 43.)
Sebe Halkının yaşadığı ve artık tümüyle ıssız bir harabe konumuna gelmiş olan Marib, şüphesiz, Sebe Halkı ile aynı hatayı işleyen herkes için bir ibrettir.
Tarihte Medyen Kavmi
Medyen Kavmi Nerede Yaşamıştır?
Kavmine Hz. İbrahim'e bildirilen hak dinin emir ve yasaklarını tebliğ eden Hz. Şuayb, Medyen bölgesinde doğup büyümüştür. Medyen toprakları, Hicaz'ın kuzey batısında, oradan Kızıldeniz'in doğu sahiline, güney Filistin'e, Akabe Körfezi'ne ve Sina Yarımadası'nın bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alır.
Peygamber Olarak Hz. Şuayb Gönderilmiştir
"Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, Ondan başka İlahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir bolluk ve refah (hayır) içinde görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum." (Hud Suresi, 84)
Medyen Kavmi Neden Helak Oldu?
Allah'ın haram kıldığı yollardan kazanılan para ve mal, sahibine hiçbir zaman fayda getirmez. Bu kişi kazandıkları ile hiçbir zaman tatmin olamaz, istediği gibi bir fayda da sağlayamaz. Daha da önemlisi, Kuran'da bildirildiği üzere, Allah'ın rızasını gözardı ederek sınırlarını çiğneyen ve bu şekilde haksız kazanç elde eden kişi, tevbe etmemesi durumunda ahirette de bundan sorumlu tutulacaktır.
Medyen Kavminin en dikkat çeken özelliklerinden biri, bu gerçekleri göz ardı etmeleri ve pek çok farklı yöntem kullanarak ticarette hile yapmalarıdır. Hz. Şuayb'ın hileli düzenlerle kazanç elde eden kavmini bu konuda uyardığı Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. Eğer müminseniz, Allah'ın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim." (Hud Suresi, 85-86)
Ancak Medyen Kavmi, güzel ahlakını ve üstün kişiliğini bildikleri halde kendilerini iman etmeye ve doğruluğa çağıran Hz. Şuayb'ın bu çağrısını kabul etmemiş, inkar eden diğer kavimler gibi kendilerince çeşitli gerekçeler göstererek ona karşı çıkmışlardır. Medyen Kavminin bu akılsız davranışları bir ayette şöyle bildirilmiştir:
"Ey Şuayb dediler. Senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin." (Hud Suresi, 91)
Din ahlakını yaşamamakta ve ticarette hile yapmakta direnen Medyen Halkının, yaptıkları zulümlerin yanı sıra çirkin bir cesaretle Hz. Şuayb'ı yaptığı tebliğden vazgeçmesi için tehdit etmelerinin ardından Rabbimiz, Medyen Kavmini helak etmiştir.
Medyen Kavmi Nasıl Helak Oldu?
Hz. Şuayb'ın Allah'tan gelecek azapla uyarmasına rağmen sapkın yollarını terk etmeyen Medyen Kavmi de, tarih boyunca Allah'ın elçisini ve ayetlerini inkarda direnen tüm kavimler gibi daha dünyada iken Allah Katından gönderilen azapla karşılık bulmuştur. Ayetlerde Medyen Kavminin uğradığı son şöyle haber verilmiştir:
"Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud'a nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen (Halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık (verildi)." (Hud Suresi, 94-95)
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 19. sayı (Ocak 2006) 36. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 2.459 kez incelendi.
|
 |
|