Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7783 tanesi Türkçe, toplam 9181 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Makaleler /  Osmanlı'nın Hoşgörüsü ve Ermeni Sorununun Perde Arkası
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (266)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (180)
Belgeseller (253)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (157)
Makaleler (6609)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 237 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 123 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 118 download
Matrix Felsefesi - Belgesel - 82 download
İlmi Mercek Sayı 52 - Dergi - 72 download
Makale : Osmanlı'nın Hoşgörüsü ve Ermeni Sorununun Perde Arkası - TÜRKÇE
Ağustos 2005
Osmanlı'nın Hoşgörüsü ve Ermeni Sorununun Perde ArkasıTürk-Ermeni ilişkileri hakkında dönem dönem tırmandırılmaya çalışılan asılsız iddialar, Türk-İslam Birliği’nin meydana gelmesini ve Kuran ahlakının yaygınlaşmasını istemeyen belli kesimlerin zorlamalarla gündeme getirmeye çalıştığı iftiralardır. Tarih boyunca diğer tüm azınlıklar ve gayrimüslimler gibi Ermeniler de Osmanlı İmparatorluğu’nun bir tebası olarak her zaman hoşgörü, ibadet, inanç ve ticaret özgürlüğü içinde yaşamışlardır. Ermeniler iddia edildiği gibi bir soykırıma uğramamış, aksine devletin her kademesinde, her meslek grubunda önemli görevlere getirilmiş bir topluluktur.

“Ermeni Sorunu”, hemen herkesin medyada veya günlük hayatta sık sık karşılaştığı bir ifadedir ve bu ifadeyle, sözde 19. yüzyılın sonlarından itibaren gelişen bazı olaylar gündeme getirilmektedir. Gerçekte ise, yüzyıllar boyunca Türkler ile Ermeniler arasındaki ilişkiler dostluk, beraberlik, barış, yardımlaşma, hoşgörü, saygı, işbirliği, din, inanç ve ibadet özgürlüğü esasları çerçevesinde gelişmiştir. Ermeniler ve Türkler ilk defa 11. yüzyılda biraraya gelmiş, daha sonra ise asırlar boyunca örnek bir “birlikte yaşama modeli” sergilemişlerdir. Türklerin Ermenileri “millet-i sadıka” (güvenilir millet) şeklinde nitelendirmeleri, onlara duydukları güvenin bir göstergesidir. Tarihi kaynakların ortaya koyduğu gibi, Ermeni milletinin Altınçağı, Anadolu’da aynı topraklar üzerinde Türklerle yan yana yaşadıkları döneme rastlamaktadır. Ermeniler, Türklerin adil ve hoşgörülü yönetimi altında tarihlerinin hiçbir döneminde olmadığı kadar huzurlu ve refah içinde hayatlarını sürdürmüşlerdir. Türklerin gösterdiği yakın ilgi ve tanıdığı geniş imkanlar Ermeniler arasında şu şekilde ifade edilmiştir:

“Türk’ün itimat ve teveccühünü bir kere dahi olsa kazanacak olursan, kafidir. O sana bütün varlığı ile bağlanır, çünkü takdir kudreti onda mevcuttur.”

Bizans Zulmünden, Selçuklu Adaletine Sığınan Ermeni Topluluklar

11. yüzyılın başlarında, Ermeniler Doğu Anadolu ve Kafkasya’da azınlık bir halk olarak, Bizans zulmü altında yaşıyorlardı. Dönemin Bizans imparatorları Ermenilerin milli kimliklerini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar; onları Ortodoksluğu kabul etmeye zorlamak için acımasız tedbirler alıyorlardı. Bu amaçla Ermenilerin kendi dinlerini yaşamaları engelleniyor, Ermeni din adamları hapsediliyor veya öldürülüyordu. Ağır vergileri ödeyemeyenlerin tüm gelir ve mal varlıkları gasp ediliyordu. Baskı politikasına direnenlerin köyleri yıkılıp yakılıyordu.

Ermenilerin esaretten ve Bizans zulmünden kurtulması, Türkler sayesinde gerçekleşti. 1064’te büyük Türk Sultanı Alparslan’ın önderliğinde Selçuklu orduları, Bizans İmparatorluğu’nun stratejik bir kalesi olan Anı’yı fethettiler. Bu tarih, aynı zamanda Ermeniler ile Türklerin tanıştıkları, 19. yüzyılın sonlarına kadar devam edecek bir dostluk döneminin başlangıcı oldu. Yine bu tarih, bazı tarihçilerce ifade edildiği gibi, Ermenilerin altınçağının başlangıç noktası oldu.

Ermeni tarihçi Asoghik, Ermenilerin Bizans’a karşı duydukları düşmanlık yüzünden, Türklerin Anadolu’ya gelişlerini memnuniyetle karşıladıklarını ve onlara yardım ettiklerini yazar. Urfalı Ermeni tarihçi Mateos ise, Urfa Türkler tarafından fethedildiğinde, Ermenilerin sevindiklerini ve bunu kutladıklarını belirtir. Ermeniler, Türklerin mal ve can güvenliğine dokunmadıklarını, kendilerine din ve vicdan hürriyeti verdiklerini, refah ve huzur içinde yaşamalarına imkan tanıdıklarını, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, köprüler, saraylar yaparak şehirlerini imar ve inşa ettiklerini açıkça gördüler. Anadolu ve Çukurova’da yaşayan Ermeniler, Türkleri tanıdıkça daha da çok sevdiler ve her gittikleri yerde onları adeta bir kurtarıcı gibi karşıladılar.

Ermeniler En Refah Dönemlerini Türklerin Yanında Yaşamışlardır

Bizans idaresi altında yaşarken siyasi, ekonomik ve dini yönden büyük baskı gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya ayak basmasıyla birlikte rahat bir nefes aldılar. Türklerin adaletli yönetimi ve engin hoşgörüsünü fark ettiklerinde hemen onlara destek olmaya başladılar. Nitekim 1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans kuvvetlerindeki Ermenilerin savaş alanını terk etmeleri, Diogenes’i zor durumda bıraktı ve Türklerin savaşı kazanmasında önemli rol oynadı. Ermeniler ne kadar doğru hareket ettiklerini Türklerin Anadolu’yu fethetmelerinin ardından daha iyi anladılar. Alparslan ve Melikşah onlara topraklarını, haklarını ve özgürlüklerini iade etti.

Tarihteki Ermeni-Türk yakınlığının temelleri Selçuklular döneminde atılmıştır denilebilir. Ermeni-Türk ilişkilerinin en parlak dönemi ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş yıllarına rastlar.

Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş yıllarında bazı küçük devlet ve beyliklere bağlı bir şekilde hayatlarını devam ettirmişlerdir. Osmanlılarla ilk ilişkileri ise Osman Gazi döneminde başlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında Bursa’yı merkez yaptıktan sonra, Kütahya’da yaşayan Ermenileri ve ruhani reislerini buraya nakletmiştir. Bu güçlü ilişki Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar hiçbir kesintiye uğramadan devam etmiştir. Özellikle de Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u almasıyla başlayan dönem, Ermeniler için adeta bir altınçağ olmuştur.

Fatih Sultan Mehmet’in Ermenilere Özgürlük Tanıyan Örnek Yönetimi

Fatih Sultan Mehmet kendi talebi ile Ermenilerin Bursa’daki ruhani reisi Hovakim’i İstanbul’a getirtmiş, Rum Patrikliği’nin yanında, bir de Ermeni Patrikliği’ni 1461’de kurdurmuştur. Patrik, padişahın fermanıyla Ermeni cemaatinin lideri ilan edilmiş ve Ermeniler tamamen onun yönetimine bırakılmıştır. Bu dönemden sonra çeşitli ülkelerden İstanbul’a büyük bir Ermeni göçü yaşanmış, İstanbul’da güçlü bir Ermeni topluluğu oluşmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu’yu fethetmesiyle birlikte, buradaki Ermeniler de İstanbul’daki cemaatin bünyesine dahil olmuş, İstanbul Patrikliği’ne bağlanmışlardır. Osmanlı yönetimi boyunca Ermeniler dinsel, siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan çok büyük bir özgürlük yaşamışlardır.

Osmanlı Devleti’ne sadakatleri, güvenilir olmaları, iyi niyetli tavırları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Ermenilerin Osmanlı yönetiminden memnuniyetleri, İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin 538. doğum günü kutlanırken de çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Türkiye Ermenilerinin 84. Patriği II. Mesrob bu törenler çerçevesinde 22 Mayıs 1999 tarihinde yapılan bir törende duygularını şu şekilde ifade etmişti:

“… Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sekiz yıl sonra, 1461’de Batı Anadolu’daki Ermeni Piskoposluğu’nu çıkardığı bir fermanla İstanbul Patrikliği’ne dönüştürmesi Fatih’in ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir. Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih’ten önce, ne de sonra görüldü… Yeni bir binyıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle yakın çevremizdeki savaş ortamını göz önünde bulunduracak olursak, 538 yıl önce gerçekleşen bu olayın değerini, dinler ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz…”

Bu büyük hoşgörü ve iyi niyet Fatih Sultan Mehmet’ten sonra da devam etmiştir. Diğer gayrimüslim toplulukların olduğu gibi, Ermenilerin de dini ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır. Ermeniler gerek yönetimde, gerek sanat alanında, gerekse ticari hayatta çok önemli bir yer edinmişler ve toplumun en müreffeh sınıflarından biri haline gelmişlerdir.

Ermenilerin Osmanlı Topraklarındaki Vazifeleri

Türkler, Ermeni cemaati için sadece dinsel alanda değil, sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik yönden de hızla gelişmenin kapılarını açtılar. Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın girişimleri sonucunda İstanbul, Ermeniler için de bir merkez haline geldi. İran, Kafkasya, Anadolu, Balkanlar ve Kırım’dan binlerce Ermeni İstanbul’a akın etti. Bunlar İstanbul’un çeşitli semtlerine yerleştirildiler ve kendilerine sağlanan imkanlardan faydalandılar. Böylelikle Türklerin koruyucu kanatlarının altında, bir huzur ortamında yaşamaya başladılar.

Osmanlı’da kasaba ve köylerde yaşayan Ermeniler çiftçilikle geçiniyorlar; şehirdekiler ise ticaret, kuyumculuk, mimarlık ve el ustalığı isteyen çeşitli işler yapıyorlardı. Çoğu bu işlerde başarılı oldular; çalışkanlıkları, sadakatleri ve üretkenlikleri ile yükseldiler. Kimileri zengin bankacılar ve tüccarlar, kimileriyse dünyaca tanınmış sanatçılar arasında yerlerini aldılar. Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmaya özen gösterdiler ve kısa zamanda Türk milletiyle kaynaştılar. Özellikle 1800’lerden sonra devlet kademelerinde önemli mevkilerde görev aldılar; Osmanlı Devleti adına kaymakam, vali, müfettiş, paşa, elçi ve bakan olarak hizmet ettiler. Enver Ziya Karal’ın belirttiği gibi, kendilerine tanınan hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla geliştiler, refaha kavuştular; ayrıca Osmanlı kültür, hayat tarzı ve yönetim biçimini benimseyerek Türklerin güvenine layık oldular ve “millet-i sadıka” (güvenilir millet) ünvanına hak kazandılar.

1835-1839 yılları arasında Osmanlı ordusunda görev alan ünlü Alman Generali Helmuth von Moltke de benzer bir yargıda bulunmaktadır:

“Bu Ermenilere aslında Hıristiyan Türkler demek mümkün, bu hakim milletin adetlerinden, hatta lisanından o kadar çok şey almışlardır...”

Ermenilere Tanınan İmtiyazlar

Osmanlı yönetimindeki Ermenilerden istenilen, Devlet’e ve Padişah’a sadık kalmaları, kanunnamelere uymaları ve makul oranlardaki vergilerini ödemeleriydi. Ermeniler, diğer azınlıklar gibi, Müslümanlara dahi tanınmayan bazı özel imtiyazlara sahiptiler. (Örneğin, askerlikten ve gümrük vergisinden muaf tutulmak gibi…) Adet, gelenek ve göreneklerini devam ettirmelerine müdahale edilmez; dillerine, dinlerine ve hayat biçimlerine karışılmazdı. Dini, kültürel veya eğitimle ilgili faaliyetleri için vakıflar, kurumlar kurabilirlerdi. Patrikhane Ermenilerin dinsel ve sosyal işlerini yürütür, adli sorunlarını çözüme bağlar ve vergileri toplardı. Gerçek şu ki, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki konumları, o tarihlerde Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşayan soydaşlarına kıyasla çok daha iyiydi. Üstelik, bu imkanlar Ermeni toplumuna, henüz onlarla hiçbir devlet ilgilenmezken, ortada Ermeni Sorunu diye bir konu yokken Babıali tarafından kendiliğinden verilmişti.

19. yüzyıl İngilteresi Dış İşleri Bakanlarından Lord Granville, Ermenilerin özgün kimliklerini Türkler sayesinde koruduklarını şu sözlerle ifade etmiştir:

“Ermeniler Türklere, dinlerini ve kültürlerini idame ettirmiş olmayı borçludurlar.”

Ermenilerin Osmanlı Topraklarında Yaşadığı Huzurun Kaynağı İslam Ahlakıdır

Şüphesiz bu gerçekler, tarih boyunca Osmanlı yönetiminde hakim olan İslam ahlakının bir sonucudur. Bundan 1400 yıl önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) aracılığıyla insanlara bir rahmet olarak gönderilen Yüce Kuran’da, tüm insanların, rengi, ırkı, dili ne olursa olsun eşit olduğu bildirilmiştir. İslam dininin gerektirdiği adalet, hoşgörü, merhamet, şefkat gibi tüm üstün ahlak özelliklerini yerine getiren Müslüman Türkler, bu doğrultuda Ermeniler de dahil olmak üzere yönetimleri altında bulunan tüm azınlıklara hangi dine mensup olurlarsa olsunlar adil bir yaklaşımda bulunmuşlardır. Osmanlı’nın tüm dünyaya nam salan ve günümüzde dahi örnek gösterilen bu yönetim anlayışının kaynağı olan üstün ahlak Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)

Görülmektedir ki; tüm tarihi kaynaklar son günlerde tırmandırılmaya çalışılan asılsız iddiaları yani, Türklerin Ermenilere kötü davrandıkları iddiasını kesinlikle yalanlamaktadır. Sadece ülkemiz arşivlerinden değil, farklı ülkelerin farklı kaynaklarından edinilen tüm belgelerin açıkça ortaya koyduğu gerçek şudur: Türkler ile Ermeniler beraber yaşadıkları her dönemde, hoşgörü, barış, saygı, iş birliği, yardımlaşma, din, inanç ve ibadet özgürlüğü esaslarına dayalı iyi ilişkilere sahip olmuşlardır, yani geçmişte herhangi bir şekilde yaşanmış bir “Ermeni Sorunu” mevcut değildir. Bunlar 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi, Türk-İslam Birliği’nin meydana gelmesini ve bu vesile ile Kuran ahlakının yaygınlaşmasını istemeyen belli kesimlerin zorlamalarla gündeme getirmeye çalıştığı asılsız iddialardır.

Kısa Kısa…

  • Türkler ve Ermeniler 1000 yıllık bir tarih boyunca örnek bir birliktelik sergilemişlerdir.

  • Türkler sanayinin pek çok dalını Ermenilere bırakmıştır.

  • Osmanlı topraklarında görev alan Ermeniler arasında; 1 ‘i doktor olmak üzere 20 general, 22 bakan, 33 mebus, 7 büyükelçi, 11 konsolos, 11 üniversite öğretim görevlisi ve 41 yüksek dereceli memur bulunmaktadır.

  • 16. yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlardır. 19. yüzyılda, Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni dış işleri görevlileri ve bakanlar bulunmaktadır. Ayrıca birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.

  • Ünlü Ermeni tarihçisi ve aynı zamanda Urfalı olan Mateos, Selçukluların Ermenilere karşı tavrını “Melikşah’ın kalbi Hıristiyanlara karşı şefkat ve iyilikle doluydu. İsa’nın evlatlarına çok iyi davrandı. Ermeni halkına refah, barış ve mutluluk getirdi” sözleriyle ifade eder.

  • Avrupa Konseyi’nin Türkiye’deki azınlıklara baskı yapıldığı yolundaki kararı üzerine 1982 Şubatında Ermeni Patrikliğince yapılan açıklamada, “Türkiye Ermenilerinin birer Türk vatandaşı olarak Türkiye’de huzur içinde yaşadıkları ve her türlü inanç hürriyetinden yararlanarak ayinlerini serbestçe yaptıkları” vurgulanmıştır.

  • Ermeni soykırım iddiası İngilizlerin İstanbul’u işgal etmelerinden sonra Hürriyet ve ihtilaf cephesi iktidarı döneminde yapılmış, bir mahkeme kurularak Türk aydınları yargılanmıştır. Yargılama Malta’da yapılmış ve İngiliz kraliyet savcısı soykırım iddiaları hakkında bir kanıt bulamamıştır.8 ABD arşiv raporları arasında bulunan ve Washington’daki İngiliz Büyükelçisi R.C Craigie tarafından Lord Curzon’a 13 Temmuz 1921’de çekilen mesajda şöyle denmektedir:

    “Malta’da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum... Yeterli delil oluşturabilecek hiçbir vakit sorun mevcut değildir. Söz konusu raporlar, hiçbir şiddetle, Türkler hakkında Majesteleri Hükümeti’nin halen elinde bulunan bilgilerin takviyesinde yararlı olabilecek delilleri bile ihtiva eder görünmemektedir. ”


Bav'ın "Osmanlı Vizyonu ile Ermeni Sorununa Gerçek Çözüm" Konulu Konferansından

Ülkemizin milli menfaatleri konusunda yoğun çalışmalar yürüten Bilim Araştırma Vakfı (BAV), bu amaç doğrultusunda geçen ay İstanbul Sepetçiler Kasrı’nda “Osmanli Vizyonu ile Ermeni Sorununa Gerçek Çözüm” ismiyle geniş katılımlı bir konferans düzenledi. Konferansa, ülkemizin önde gelen akademisyenleri, gazete sahipleri ve köşe yazarları, emekli paşalar, bürokratlar, iş adamları, çeşitli sivil toplum örgüt temsilcileri, yabancı ülke büyükelçilik ve konsolosluk görevlileriyle birlikte son derece geniş bir izleyici kitlesi katıldı. Konferansın sonuç konuşmasını yapan Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Altuğ M. Berker’in, suni bir şekilde yeniden gündeme getirildiğini belirttiği sözde Ermeni sorununun, nasıl çözüleceği konusundaki sözleri aynı zamanda konferansın ana fikrini de ortaya koyuyordu:

Türkiyemiz’in Kıbrıs konusu, Ermeni meselesi gibi önemli sorunlarının “gerçek çözümü, Türkiye’nin öncülüğünde Türk-İslam Birliği’nin kurulmasından geçmektedir.”

Tarkan Yavaş

(Bilim Araştırma Vakfı Başkanı):

“Bugün birden bire, birçok ülkenin parlamentosunda Ermeni soykırımı oylanarak kabul ediliyor. Türkiye’ye karşı psikolojik harekat metodlarıyla bir mücadele sürüyor… Bu propagandalara karşı Türkiye’nin elbette etkin bir şekilde tarihi gerçekleri ortaya koyması ve uluslar arası alanda yanlış yönlendirmelerin önüne geçecek aydınlatma faaliyetleri yapması gerekir.“

Prof. Dr. Nurşen Mazıcı

(Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi):

“… Ermeni meselesi emperyalist ülkelerin yapay olarak çıkarttıkları kendiliğinden çözülmüş bir sorundur… Türklerin tarih boyunca Ermenilere özel bir sempatisi vardır. Yükselme dönemlerinde bile Ermenilere karşı en ufak aleyhte bir operasyon yapılmamıştır… Böyle kritik ve hayati konulara BAV gibi MDKV gibi, hükümetlerin yanında sivil toplum kuruluşlarının da sahip çıkması gerçekten önemlidir."

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

(Uluslararası İlişkiler Uzmanı, Ermeni Meselesiyle İlgili 76 Kitabın Yazarı):

“… Ermeni ileri gelenlerine soruyorum; 1913’de Osmanlı nüfus sayım dairesinin başında kim vardı: cevap veremiyorlar..."

“Bir Ermeni...”

1913’de Osmanlı Devleti’nin Dış İşleri Bakanı kimdi?

“Bir Ermeni...”

Nazi Almanyasında bir Yahudinin Dış İşleri Bakanı olması mümkün mü? Bunu nasıl karşılaştırıyorsunuz? İki olay iki uygulama birbirine benziyor mu? Bu tez doğru bir tez değildir. Terk edilmesi gerekir…”


Güray Değerli

(TV Programcısı, Belgesel Yapımcısı, Military Science and Intelligence Strateji Editörü):

“… Bazı Ermenilerin temel amacı sözde soykırımı uluslararası platformda kabul ettirerek Türkiye’yi zor duruma sokmaktır. Bu sürecin son aşaması toprak ve tazminat talepleri olacaktır.”

Altuğ Müştak Berker

(Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı):

“… Türkiyemiz’in Kıbrıs konusu, Ermeni meselesi gibi önemli sorunlarının “gerçek çözümü, Türkiye’nin öncülüğünde Türk-İslam Birliği’nin kurulmasından geçmektedir.””

Toplantıya katılan konuklar;

Adalet Eski Bakanı İsmail Müftüoğlu, Önce Vatan Gazetesi sahibi Abdullah Akosman, Güven Hareketi Başkanı Samim Uygun, Emekli Tuğgeneral Mehdi Sungur, Emekli Kurmay Albay Tahir Tümer Kumkale, Emekli Kurmay Albay İlhan Çiloğlu, Vakit Gazetesi Genel Koordinatörü Sami Özey, Todav Başkanı Ahmet Beyatlı, Prof. Dr. Cemal Anadol, Marmara Grubun dan Ogan Soysal, Kıbrıs Milli Komitesi Başkanı Yakan Cumalıoğlu, Vakit Gazetesi yazarı Ali Eren, Avrasya Bir Vakfı Genel Müdürü Orhan Kiverlioğlu, Prof. Dr. İlhan Özay, Vakit Gazetesi Yazarı Metin Hasırcı, Prof. Dr. Niyazi Eruslu, Türkiye Gazetesi yazarı Resul İzmirli, Ortadoğu Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kenan Akın, Ortadoğu Gazetesi yazarı Süleyman Doğan, Gazeteci yazar Nazife Abbaslı, Gazeteci yazar Levon Panos Dabağyan.

Kaynaklar:

Ermeni Sorunu, Yabancılar Tarafından Yapılan İncelemeler ve Varılan Sonuçlar Nelerdir?
Osmanlı Vizyonu ile Ermeni Sorununa Gerçek Çözüm
Ermeni Soykırımı Masalı ve Türk - Ermeni Dostluğu

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 14. sayı (Ağustos 2005) 18. sayfada yayınlanmıştır.

Bu eser 1.122 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - Haber
Osmanlı Vizyonu ile Türk-İslam Dünyası'na Türkiye Öncülüğü - Kitap
Ermeni Soykırımı Masalı ve Türk Ermeni Dostluğu - Makale
Dünya Yeni Bir Osmanlı'ya Muhtaç - Belgesel
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN MAKALELER
Atatürk’ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Geçmişten Günümüze İslam Alimleri ve Hz. Mehdi
Hazreti Muhammed'in Üstün Ahlakı -1-
ÇOK İNDİRİLEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 3062 download
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 2331 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1937 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1623 download
CNNTurk'ün Evrim Yanılgıları - 1382 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.