 |
Müslümanların heyecanı, Allah’ın üstün yaratışına karşı duydukları hayranlık, O'nun insanlara verdiği sınırsız nimetler ile sonsuz cennet hayatını umarak yaşadıkları coşku hissidir. Kuran ahlakından uzak toplumlarda ise “heyecan” kavramı, bazı olaylar karşısında yaşanan stres, panik, iç sıkıntısı gibi duyguları ifade eder. Bu heyecan insana haz değil aksine sıkıntı veren, zorluk çektiren bir duygudur.
Allah’a tevekkül eden bir mümin, sıkıntı verici duygulardan tümüyle arınmıştır. Çünkü yaşadığı her olayın ve gördüğü her görüntünün bir hikmet üzerine yaratıldığını bilir ve bu hikmetleri görebilmek için bunların üzerinde derin derin düşünür.
Bir mümin vicdanını en güzel şekilde kullanarak düşündüğü için, en ince ayrıntılarda gizlenen hikmetleri dahi kolaylıkla görebilir. Bundan dolayı da aynı olaya karşı iman etmeyen bir insandan çok daha fazla duyarlılık gösterir, güzelliklerden daha büyük bir zevk alır ve çok daha derin bir heyecan hisseder. İman eden bir insanın gördükleri karşısında duyduğu bu heyecanı, hiç yoktan yaratıldığını ve böylesine renkli, yüz binlerce, milyonlarca yaratılış mucizesinin olduğu bir dünyaya geldiğini bilmesinden kaynaklanır. Her baktığı yerde Allah’ın eşsiz sanatını görmektedir; evren, yıldızlar, gökyüzü, Güneş, Ay, kelebekler, kuşlar, milyonlarca canlı, bitkiler, meyveler... Mümin bütün bunlar karşısında heyecan duyar.
Allah’ın büyüklüğünü kavrayıp takdir edemeyen bir insan ise içinde Allah’a karşı tam bir güven ve kararlı bir teslimiyet yaşayamaz. Allah’ı vekil edinmek yerine kendisine hiçbir yarar sağlamayacak şeylerden medet umar. Bu nedenle de korkularından ve olumsuz bir şekilde yaşadığı “heyecan”larından -iman etmediği sürece- hayatı boyunca kurtulamaz.
Allah’ın Yaratma Sanatına Karşı Duyulan Heyecan...
İnsan, biraz dikkatle baktığında evrende mükemmel bir sistemin var olduğunu hemen fark eder. Gözünü çevirip baktığı her yerde Allah’ın üstün sanatının hayranlık uyandırıcı delilleriyle karşılaşır. Mümin bir kimse, Allah’ın evrenin her noktasında yarattığı bu düzenin mükemmelliği karşısında büyük bir heyecan duyar. Çünkü bu harikalıkların ardındaki aklı, kudreti ve benzersiz sanatı fark eder. Müminlerin Allah’ın yaratışındaki mükemmelliği düşündüklerinde üzerlerinde meydana gelen etki bir ayette şöyle bildirilmiştir:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 191)
Müminler çevrelerinde yaratılan sanatı ve ihtişamı düşündükçe, kendilerini yaratmış olan, tek dost ve vekilleri olan Allah’ın kudretini, gücünü ve büyüklüğünü çok daha iyi anlarlar. Allah’ı tesbih ederek O’nun şanını saygıyla yüceltir ve yandaki ayette geçen “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.” sözleriyle de ifade edildiği gibi, azabından sakındırması için Allah’a sığınırlar.
Nimetlere ve Güzelliklere Karşı Duyulan Heyecan...
Nimetlerden ve güzelliklerden en çok etkilenen ve en fazla zevk alabilen kimseler müminlerdir. Çünkü bir mümin, bu güzelliklerin bir Yaratıcısı olduğunu bilmekte ve bunları Allah’tan kendisine ulaşan birer nimet olarak görmektedir. Bu nedenle de aynı güzellik, onun için iman etmeyen kişilere oranla çok daha büyük bir anlam ifade etmektedir.
Müminlerin güzelliklerden diğer insanlardan daha fazla etkileniyor olmalarının bir diğer sebebi de şudur: Allah’a karşı büyüklenen bir insan O’nun yaratmış olduğu güzellikleri ya da harikalıkları göremez. Çünkü Allah’ın gücünü takdir ettiği anda kendi aczini de kabul etmek durumunda kalacaktır. Bu durumu kabul etmediği için de güzellikleri fark etse de bunlardan etkilenmemek için mutlaka bir açıklama bulmaya ve heyecanını bastırmaya çalışır. Salih bir mümin ise kibirden ve büyüklenmeden tamamen arınmıştır. Ayrıca, Allah’a muhtaç olduğunun bilincindedir; bu nedenle güzellikleri takdir etmekten ve Allah’ın ihtişamlı yaratışına şahitlik etmekten çekinmez. Güzellikler karşısında içinden gelen en doğal tepkiyi verir ve büyük bir coşku ve heyecan duyar. Pek çok insanın manevi bir körlük içinde olduğu için güzelliklerden haz duyamadığını, ama Allah’ın kendisini seçip imanı sevdirmiş olmasından dolayı güzellikleri görüp zevk alabiliyor olmasının neşesini hisseder. Dünyadaki güzellikleri gördükçe cenneti ve oradaki güzelliklerin ne kadar kusursuz ve mükemmel olduğunu düşünür ve bu güzelliklere kavuşma umudunu taşımanın derin heyecanını yaşar.
İbadetleri Yerine Getirmenin Verdiği Heyecan...
Allah’ı razı edebilmek ve sevgisini kazanabilmek müminler için her şeyden önemlidir. Bu nedenle hayatları boyunca Allah’a daha da yakınlaşabilmenin yollarını ararlar. Allah’ın Kuran’da buyurduğu bu emir şu şekildedir:
“Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakının ve (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın...” (Maide Suresi, 35)
Müslümanlar, Kuran’da bildirilen ibadetleri yerine getirmeyi kendilerini Allah’a yakınlaştıracak önemli bir yol olarak görürler. Ancak bunun için ibadetlerin sadece fiili olarak yerine getirilmesi yeterli değildir; Allah Katında asıl makbul olan, tüm bunları samimiyet ve coşku ile yapmaktır. Zira Allah bir ayette, müminlerin Allah için kestikleri kurbanların ne etlerinin ne de kanlarının Allah’a ulaşacağını, asıl ulaşacak olanın kalplerindeki takva olduğunu bildirmiştir:
“Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz, ancak O’na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O’nun size hidayet vermesine karşılık Allah’ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver.” (Hac Suresi, 37)
Bu gerçeğin farkında olan müminler, ibadetlerinin Allah’a yakınlaşmalarına vesile olacağını ve ahirette karşılığını fazlasıyla alacaklarını bilmenin coşku ve heyecanı içerisinde olurlar.
Kuran-ı Kerim Okunduğunda Duyulan Heyecan...
Allah müminlerin Kur’an’ı dinlediklerinde gösterdikleri tavrı şöyle bildirmiştir:
“Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.” (Secde Suresi, 15)
Müminlerin, Kuran ayetleri okunduğunda gösterdikleri saygı, bunların hak olduğunu kesin olarak anlamış olmanın verdiği coşku ve heyecandan kaynaklanır.
İnananların Allah’ın ayetleri karşısında duydukları coşku ve heyecan dolayısıyla ağlayarak secdeye kapandıkları başka ayetlerde de şu şekilde bildirilmiştir:
De ki: “İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.”“Ve derler ki: “Rabbimiz Yücedir, Rabbimiz'in va’di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor.” Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur’an) onların huşu (saygı dolu korku)larını artırıyor.” (İsra Suresi, 107-109)
Bir başka ayette ise müminlerin Kuran ayetleri karşısında derilerinin ürperdiği anlatılmaktadır:
“Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.” (Zümer Suresi, 23)
Dua'nın Coşkusu
“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186)
Yukarıdaki ayet çok önemli bir sır içermektedir: Allah bu ayetle tüm insanlara dua ettiklerinde dualarına karşılık vereceğini müjdelemiştir. Bu Rahman ve Rahim olan Rabbimiz’in biz kullarına vermiş olduğu çok büyük bir nimettir. Böyle büyük bir nimetin farkında olan mümin büyük bir şevk ve heyecan içerisinde Allah’a dua eder, her an her konuda O’ndan yardım diler.
Mümine bu konuda heyecan veren şeylerden biri de Allah’tan isteyebileceği konuların hiçbir sınırının olmamasıdır. Her insan Allah’tan ihtiyaç duyduğu her şeyi isteyebilme imkanına sahiptir. Allah kullarının dualarına, onlar için en hayırlı olacak şekilde mutlaka karşılık vermektedir.
Kuran Ahlakına Çağırmanın Verdiği Heyecan...
Allah müminler arasında insanları iyiye, hayra ve güzel olana çağıran bir topluluk bulunmasını emretmiştir:
“Sizden; hayra çağıran, (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran Suresi, 104)
Salih müminler bu ayette bildirildiği üzere, insanlara Kuran ahlakının güzelliğini ve din ahlakının hayata geçirilmediği sistemlerdeki kötülükleri anlatırlar. Onları, Allah’ın bildirdiği ahlakı yaşamaya davet ederler. Daha da önemlisi, cehennemin ne kadar kötü bir son olduğunu bildikleri için insanları böyle bir sona karşı uyarmak isterler.
Kuran’da Peygamberimiz (sav) gibi diğer tüm peygamberlerin de tebliğ konusunda büyük bir şevk ve heyecan ile hareket ettiklerine dikkat çekilmiştir. Her biri bu uğurda çeşitli zorluklarla karşılaştıkları halde asla yılgınlığa kapılmamışlardır. Aksine kavimlerine doğruyu gösterebilmek için her yolu denemişlerdir. Kuran’da Hz. Nuh’un bu konudaki çabasına şöyle dikkat çekilmiştir:
“Dedi ki: “Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum.” “Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.”
“Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.’
“Sonra onları açıktan açığa davet ettim.” “Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.” “Bundan böyle” dedim. “Rabbiniz’den mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.” (Nuh Suresi, 5-10)
İnsanın dünyada yaptıklarına karşılık olarak sonsuz cennet ya da cehennem hayatı vardır. Bu nedenle iman eden kişiler, tek bir insanın dahi cehennemden kurtulup Allah’ın rahmetine kavuşabilmesi için her türlü fedakarlığı seve seve göze alırlar. İnsanların Kuran ahlakını benimsemesi için bütün imkanlarını kullanırlar.
Sonuç
Verilen bu örnekler, müminlerin imanlarından kaynaklanan heyecanı hissettikleri konuların yalnızca bir bölümüdür. Müminlerin sahip oldukları güçlü iman, onların daha pek çok konuda coşku ve heyecan duymalarına neden olur. Sürekli olarak yaşadıkları bu heyecan, onları cennete gitmelerine vesile olacak salih ameller yapmaya yöneltir. Zira Yüce Allah iman edip salih amellerde bulunanları şu şekilde müjdelemiştir:
“(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: “Bu daha önce de rızıklandığımızdır” derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara Suresi, 25)
Allah bu nimetleri onların dünya hayatında hissettikleri heyecana ve coşku ile yaptıkları ihlaslı davranışlara karşılık vermektedir. Çünkü Allah’ın cennetle müjdelediği Müslümanlar, “Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.” (Al-i İmran Suresi, 133) ayetini en güzel şekilde hayatlarına geçirmeye çalışmış ve Allah’ın rızasını kazanabilmek için bir ömür boyu heyecan ve şevkle yarışmışlardır. Allah, “... Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir.” (Bakara Suresi, 158) ayetinde de bildirdiği gibi gönülden, diğer bir ifadeyle coşku ve heyecan ile yapılan hayırların karşılığını verendir. Bu nedenle müminler dünya hayatında yaptıkları zerre kadar iyiliğin bile karşılığını Allah’ın izniyle fazlasıyla alacak ve Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı olacaklardır:
”Allah dedi ki: “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Maide Suresi, 119)
Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 13. sayı (Temmuz 2005) 42. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 825 kez incelendi.
|
 |
|