 |
Evrim teorisi yaklaşık bir buçuk yüzyıl boyunca o dönemdeki bilim dünyasının ilkel koşulları içinde kabul görmüş, ancak günümüzde bilimsel bulgular doğrultusunda tüm iddiaları çökmüş olan bir aldatmacadır. Evrim aldatmacasının en az iddiaları kadar sahte ve gerçek dışı olan delilleri de bilim dünyasını onlarca yıl oyalamış fakat günümüzde hepsinin asılsızlığı deşifre olmuştur. Bilimsel gerçeklerden tamamen uzak olarak ortaya atılan delillerden atların evrimi masalının da, günümüz gelişmeleri ışığında bir aldatmacadan ibaret olduğu ortaya çıkmış ve evrimcilerin kendilerini dahi itirafa yöneltmiştir.
Canlıların sözde, cansız maddelerden kendiliğinden ve tesadüfler sonucunda oluştuğunu iddia eden evrim teorisi, günümüzde Allah’ın varlığını ve yaratılışı kabul etmek istemeyen bilim adamları tarafından ısrarla ayakta tutulmaya çalışılsa da artık çökmüştür ve bilimsel bulgular da tüm bu gerçekleri gözler önüne sermektedir. Özellikle son 20 yıl içinde paleontoloji, biyokimya, popülasyon genetiği, karşılaştırmalı anatomi, biyofizik gibi pek çok bilim dalında yapılan çalışmalar, canlılığın evrim teorisinin öne sürdüğü gibi doğal süreçler ve kör tesadüflerle açıklanamayacağını göstermektedir.
Canlılık, evrimcilerin öne sürdükleri gibi bir raslantısal olaylar zincirinin sonucunda meydana gelmemiştir. Bilimin bugün gösterdiği gerçek de her şeyin kusursuz bir plan üzerine yaratılmış olduğudur. Canlıların birbirlerinden nasıl türediklerini açıklamak şöyle dursun, evrim teorisi daha ilk hücrenin nasıl meydana geldiği sorusuna bile cevap verememektedir. Yapılan her yeni araştırma, bulunan her yeni fosil evrim teorisine yeni bir darbe indirmektedir. Bilim, evrim teorisini tarihe gömerken, Allah’ın kusursuz tasarımının ve benzersiz yaratmasının delillerini gözler önüne sermektedir.
Evrimci bilim adamlarının bilimsel gerçekler sonucunda ortaya çıkan sahtekarlıklarından biri de atın evrimi efsanesidir. Bu bir efsanedir, çünkü bilimsel bulgulara değil, hayal gücüne dayanır. Bir zamanlar “evrimin büyük delili” olarak gösterilen atın evrimi senaryosu, günümüzde evrimci kaynaklar tarafından dahi reddedilmektedir.
Atın Sözde Kökeni
Darwin, teorisini ortaya attığı dönemde fosil kayıtlarında teorisine destek olabilecek ara geçiş formlarının eksikliğini görmüş, ancak bunların gelecekte bulunacağını ummuştu. Bu eksikliği bilen ve Darwin’e inanan paleontologlar da, bu önemli eksikliği gidermek için bir arayışa girdiler. Bunun sonuçlarından biri, Kuzey Amerika kıtasında çıkarılmış bazı fosillerin bir seri oluşturacak şekilde dizilmesi oldu. Darwinistler, görünürde, fosil kayıtlarındaki ara geçiş formu eksikliğine rağmen sözde istisnai bir başarı elde ettiklerini zannetmişlerdi. Serisi oluşturulan bu canlı, attı.
1879 yılında dönemin ünlü evrimcileri arasında iki isim, Darwinistlerin uzun yıllar gündemde tutacakları at serisini oluşturdular. Amerikalı fosil araştırmacısı Othniel Charles Marsh ile Thomas Huxley (Darwin’in buldogu olarak da tanınır), bazı toynaklı fosilleri, arka ve ön ayaklarındaki tırnak sayılarına ve diş yapılarına göre dizerek bir şema oluşturdular. Bu serinin aşamaları olarak gösterilen önemli kategoriler Eohippus, Orohippus, Miohippus, Hipparion ve nihayet günümüz atı, Equus’tu ve sonraki yüzyıl boyunca atın sözde evrimine kanıt olarak gösterildi.
“Atın evrimi”ni sembolize ettiği iddia edilen bu şemalar, yakın bir zamana kadar, evrim teorisine kanıt olarak gösterilen fosil sıralamalarının en başında gelmekteydi. Oysa bugün pek çok evrimci, atın evrimi senaryosunun geçersizliğini açıkça kabul etmektedir. Atın evrimi şemalarının sergilendiği “İngiltere Doğa Tarihi Müzesi”nin yöneticilerinden ünlü evrimci paleontolog Colin Patterson, hala müzenin alt katında duran bu şema hakkında şunları söyler:
“Hayatın doğası hakkında her biri birbirinden hayali bir sürü kötü hikaye vardır. Bunun en ünlü örneğiyse, belki 50 yıl önce hazırlanmış olan ve hala alt katta duran atın evrimi sergisidir. Atın evrimi, birbirini izleyen yüzlerce bilimsel kaynak tarafından büyük bir gerçek gibi sunulmuştur. Ancak şimdi, bu tip iddiaları ortaya atan kişilerin yaptıkları tahminlerin yalnızca spekülasyon olduklarını düşünüyorum.” (Colin Patterson, Harper’s, February 1984, p.60)
Evrimcilerin İlham Kaynağı: Hayal Gücü
Patterson’ın itirafından da anlaşılacağı gibi atın sözde evrimine dayanak gösterilen bu seri, bilimsel kanıttan yoksun, tutarsızlıklarla dolu bir seriden ibarettir. Peki ama at serisi kanıta dayanmıyorsa neye dayanmaktadır?
Bunun cevabı kolaydır. Darwinizm’in diğer tüm senaryolarında olduğu gibi, atın evrimi senaryosu da hayal gücüne dayandırılmış, evrimciler buldukları bazı fosilleri kendi önyargılarına uygun şekilde dizerek, topluma bunların sözde birbirinden evrimleşen canlılar olduğu izlenimini vermişlerdir.
At serisinin mimarı denebilecek kişi olan Marsh’ın, bu izlenimi oluşturmadaki rolü tartışılmazdır. Marsh’ın “tekniği” neredeyse yüzyıl sonra evrimci Robert Milner’ın şu kelimelerinde ortaya çıkmaktadır:
“...Marsh, fosillerini modern at türüne ulaşacak şekilde ‘sıraladı’. Bunu yaparken kendinden memnun bir şekilde çok sayıda tutarsızlığı ve aykırı kanıtı göz ardı etti.” (Milner, The Encyclopedia of Evolution, 1993, s. 222)
Kısacası Marsh kendi zihninde bir senaryo oluşturmuş ve sonra, sanki bir alet çantasındaki tornavidaları boylarına göre dizermişcesine, fosilleri bu senaryoya göre dizmişti. Oysa beklenenin aksine, yeni fosiller, Marsh’ın senaryosunu karmaşık bir hale soktu. Ekolog Garret Hardin’in ifadesiyle:
“Bir zamanlar atların mevcut fosillerinin küçükten büyüğe uzanan, doğrusal bir evrim çizgisi izlenimi oluşturduğu bir dönem vardı… Daha fazla fosil ortaya çıkarıldıkça ... doğrusal bir çizgide evrimin olmadığı açıkça ortaya çıktı” (Garret Hardin, Nature and Man’s Fate, (New York, Mentor, 1961), ss. 225-226.)
Günümüzde at serisi evrimciler açısından tamamen umutsuz bir durumdadır. Çünkü atın sözde evrimsel atalarının aynı dönemde, hatta yan yana yaşadığı ortaya çıkmış, böylece ortaya doğrusal ata-soy ilişkisiyle açıklanması mümkün olmayan bir durum çıkarmıştır. Ayrıca atların diş ve kemik yapılarında bu seriyi geçersiz kılan birçok özellik belirlenmiştir. Tüm bunların ortaya koyduğu açık bir gerçek vardır: Atlar, ilk var oldukları günden bu yana aynıdırlar. Kusursuz bir anatomiyle yaratılmışlar ve yaratıldıklarından bu yana da hiçbir “evrim” geçirmemişlerdir. At serisi de evrim teorisinin tüm delilleri gibi bir hurafeden ibarettir.
Tüm bu gerçekler de göstermektedir ki; her geçen gün yeni bilimsel bulgularla daha da çöken evrim teorisinin bundan sonra insanları aldatamayacağı açıktır. Allah Hakkın batıl karşısındaki üstünlüğünü bir ayette şöyle bildirmiştir:
“Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir…” (Enbiya Suresi, 18)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 13. sayı (Temmuz 2005) 34. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 715 kez incelendi.
|
 |
|