 |
Yüce Allah’a gönülden teslim olan müminlerin yaşamları boyunca rehber edindikleri Kuran’da tarif edilen güzel ahlak özellikleri birçok hikmet içermektedir. Bu hikmetlerden biri de “kötülüğe iyilikle karşılık vermek”tir. İman etmeyen insanların anlayışına son derece aykırı olan bu tutum, İslam ahlakında barış, hoşgörü ve tevazunun önemini ve müminlerin yüksek ahlakını gözler önüne sermektedir.
Kibirlenen birine tevazu göstermek, onu onore etmek, haksızca öfkelenen birini sakinleştirmek ve alttan almak, tartışmak isteyen birine güzel söz söylemek... Kuran ahlakı, bu ahlakı yaşamayan toplumların kavramakta zorlanacağı bunlar gibi pek çok yüksek ahlaki değere sahiptir. “Kötülüğe iyilikle karşılık vermek” olarak genelleyebileceğimiz bu güzel üslup, Kuran’da bildirilen bir hikmeti de içermektedir. Bu hikmet, iyilikle karşılık verilen kişinin, düşman dahi olsa yumuşayarak sıcak bir dost haline gelmesidir. Yüce Allah bu durumu Kuran’da şöyle bildirmektedir:
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.” (Fussilet Suresi, 34)
Bunun yanı sıra Kuran ahlakında, daima en güzel davranış tercih edilir. Örneğin konuşurken, Allah’ın “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle…” (İsra Suresi, 53) ayeti gereği sözün en güzeli kullanılır. Yüce Allah, kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi, güzelliğe ise daha güzeliyle karşılık vermeyi güzel ahlak özelliği olarak bildirmiştir. Örneğin Kuran’da bir selama öncelikle daha güzeliyle ya da aynıyla karşılık verilmesi gerektiği şöyle bildirilmiştir:
“Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin...” (Nisa Suresi, 86)
Tüm insanları güzel ahlaka çağırarak, din ahlakını anlatan, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran müminler, çevrelerindeki insanlara karşı kesinlikle dışlayıcı davranışlar sergilemezler. Hiçbir durumda hoşgörü ve tevazularından ödün vermezler. Bu, onların Allah korkuları ve güzel ahlaklarının önemli bir göstergesidir. Allah bu gerçeği müminlere şöyle bildirmektedir:
“Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen mü'min değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet, Allah Katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 94)
Ayette bildirildiği üzere, müminler kendileriyle mücadele etmeyenleri güzel sözle doğru yola davet ederler. Hoşgörü ve adaletle hükmederler, sert üsluptan kaçınırlar. Sadece Allah rızası için yaşamlarını sürdüren müminler, bu tip bir davranıştan Allah’ın hoşnut olmayacağını bilirler.
Sert ve Aksi Bir Üslubun Kuran Ahlakında Yeri Yoktur
Sert bir üslup, Allah'ın müminlere emrettiği üslupla hiçbir şekilde uyuşmaz. Allah Kuran'da mümin ahlakını; yumuşak sözlü, kavga ve çatışmadan kaçınan, en aleyhte görünen insanlara karşı dahi ılımlı ve dostça yaklaşan, tevazulu, sabırlı, merhametli, sevecen bir karakter olarak bildirmektedir. Kuran ayetleri incelendiğinde, ılımlı, yumuşak, hoşgörülü bir üslubun tüm peygamberlerin ortak özelliği olduğu görülmektedir. Yüce Allah, Hz. İbrahim'in üstün ahlakını "... Doğrusu İbrahim, çok içli, yumuşak huyluydu." (Tevbe Suresi, 114) ayetiyle bildirmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in ahlakını bildiren bir ayet ise şöyledir:
“Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi...” (Al-i İmran Suresi, 159)
Müslümanlar, sadece din ahlakını yaşamak ve anlatmakla sorumlu olan, insanların üzerinde hiçbir şekilde zorba ve zorlayıcı olmayan, en zalim insanlara bile –onları bu durumlarından vazgeçirip adaleti sağlamak için- "yumuşak söz" söylemekle sorumlu tutulan kimselerdir. Bu üstün ahlaka sahip olan müminlerin uzlaşmacı olmayan, sert ve olayları tırmandıran bir politika izlemeleri kesinlikle mümkün değildir.
Günümüzde hangi gruba veya inanca ait olursa olsun radikal eğilimler, dünya barışını ve güvenliğini tehdit eden unsurların başında gelmektedir. Radikaller sert, sivri, hatta kimi zaman saldırgan bir üslup kullanan kimseler olarak bilinmektedir. Radikalizmin en belirgin özelliği "öfkeli üslup"tur. Radikal kimselerin konuşmalarında, yazılarında ve gösterilerinde belirgin biçimde ortaya çıkan bu üslup, İslam ahlakında hiçbir yeri olmayan "öfkeli soy koruyuculuğu"nun (Fetih Suresi, 26) bir ifadesidir. Kuran'da Müslümanlar öfkelendikleri zaman bunu yenen, akılcı, itidalli ve ılımlı insanlar olarak bildirilmektedir. Her zaman uzlaşmayı, çatışmaları karşılıklı hoşgörü çerçevesinde çözüme kavuşturmayı ve olayların olumlu yönlerini görmeyi tercih ederler. Karşılaştıkları her olayda, barışçıl ve sakinleştirici bir tavır gösterirler. Bir ayette Müslümanların bu özellikleri şöyle bildirilir:
“Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran Suresi, 134)
Müslümanlar kendileriyle aynı düşünce ve inanca sahip olmayan kişilerle konuşurken ve onlara İslam ahlakını anlatırken de son derece nezaketli ve saygılı bir üslup kullanmalıdırlar. Amaçları hiçbir zaman karşılarındaki insanı zorlamak değildir. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, "dinde zorlama (ve baskı) yoktur." (Bakara Suresi, 256) Müslümanların sorumluluğu, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlakı en güzel şekliyle insanlara anlatmak ve seçimi karşılarındaki insanın vicdanına bırakmaktır. Yüce Allah, bir Müslümanın diğer insanlara karşı kullanacağı üslubun nasıl olması gerektiğini bir ayette açıkça bildirmektedir:
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi, 125)
Bu konuda müminlere yol gösteren örneklerden bir diğeri de, hüküm ve hikmet sahibi Allah'ın Hz. Musa'ya ve Hz. Harun'a Firavun'a gitmelerini ve ona "yumuşak söz" söylemelerini bildirmesidir:
“İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.” (Taha Suresi, 43-44)
Firavun kendi devrinin zulüm ve Allah’ın varlığını kabul etmek istememe konusunda en ileri gitmiş kişilerinden biridir. Kendini putlaştırarak (Allah’ı tenzih ederiz), iman edenlere (devrin İsrailoğulları'na) korkunç zulümler ve katliamlar uygulamış zorba bir kişidir. Buna rağmen, Firavun'a giderken dahi Allah, peygamberlerine "ona yumuşak söz söyleyin" şeklinde buyurmaktadır. Dikkat edilirse Yüce Allah'ın bildirdiği yöntem, ılımlı bir üslupla diyalog kurmaktır. İğneleyici sözler, öfkeli sloganlar, heyecanlı protesto gösterileri ile çatışmak, Allah'ın bildirdiği ahlaka ve tebliğ üslubuna uygun değildir.
Dolayısıyla tüm Müslümanların, Kuran ahlakının ruhuna ve özüne aykırı olan her türlü sert, öfkeli, çatışmacı üsluptan tamamen uzak durmaları, bunun yerine sonsuz rahmet sahibi Allah'ın Kuran'da bildirdiği ılımlı, hoşgörülü, sakin ve akılcı üslubu benimsemeleri gerekir. Müslümanlar; olgunlukları, hoşgörüleri, insancıllıkları, itidal, tevazu ve sükunetleri ile tüm dünyaya örnek olmalı ve Kuran ahlakının yayılmasına vesile olmalıdırlar. Yüce Allah bu güzel ahlakı gösteren kullarını şöyle müjdelemektedir:
“İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Kasas Suresi, 54)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 10. sayı (Nisan 2005) 16. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 1.156 kez incelendi.
|
 |
|