 |
Bazı materyalist çevrelerce yıllar boyu desteklenmiş olan evrim teorisi, Charles Darwin tarafından 19. yüzyılın ilkel şartlarında yapılmış birtakım gözlemlere dayanarak ortaya atılmıştı. Ancak günümüz bilim dünyasının evrim teorisi hakkında gösterdiği gerçek, bu teorinin hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı; aksine evrim teorisinin iddialarının bilimsel bulgularla açıkça çatıştığıdır.
Evrim teorisi her yönden bilimle çatışıyordu. Evrim ağacı şeması da bunlardan biriydi. Darwin, yeryüzündeki yaşamın tarihinin ilk başta tek bir kökten çıkan, sonra giderek yavaş yavaş dallara ayrılan bir ağaç olarak şematize edilebileceğini düşünmüştü. Türlerin Kökeni adlı kitabında da bu görüşü yansıtan bir şema yer alıyordu. Bu şemayla birlikte insanların zihnine yerleşen hayali “evrim ağacı” kavramı zamanla Darwinizm’in en önemli efsanelerinden biri haline geldi. Binlerce ders kitabı, bilimsel kitap, dergi ve gazete, sözde “evrim ağacı”nın farklı versiyonlarını yayınladı. Böylelikle canlıların ortak bir kökenden küçük rastlantısal değişimlerle türedikleri fikri, “evrim ağacı” şemaları ile insanlara empoze edildi.
Oysa Gerçekler Çok Farklıydı…
Gerçeğin anlaşılması ise, en açık olarak “Kambriyen Patlaması”nın keşfedilmesiyle oldu. Bu keşif ve ardından yaşanan süreç oldukça dikkat çekicidir. 20. yüzyılın başlarında, 1909 yılında Charles D. Walcott adlı bir paleontolog, Kanada’nın Rocky Mountains (Kayalık Dağlar) bölgesinde araştırma yapmaya girişmişti. Walcott, Burgess Pass denen bölgede son derece iyi korunmuş kaya katmanlarına (İngilizce terimle “shale”) rastladı. Burgess Yatağı’nda (Burgess Shale) çok sayıda fosil bulunduğunu ve bunların Kambriyen Devre ait olduğunu fark etmekte gecikmedi. Bundan sonraki 4 yıl boyunca Burgess Shale bölgesinden 60 ila 80 bin fosili özenle topladı ve yaptığı bu detaylı çalışmayı en ince ayrıntılarına kadar defterlerine not etti.
Walcott’un topladığı fosillerin çok şaşırtıcı bir özelliği vardı: Karşısında, bugün yaşayan tüm filumlara ait canlıların kalıntıları duruyordu. (Filum, hayvanlar aleminde canlıları sınıflandırmak için kullanılan en büyük kategoridir. Hayvanlar 50’nin üzerinde filuma ayrılırlar ve bu filumların hepsinin kendine has vücut planları vardır. En çok bilinen filumlar arasında; omurgalıları da içeren kordata, tüm böcekleri içeren artropoda, tüm kabuklu yumuşak hayvanları içeren molluska sayılabilir.)
Walcott, topladığı fosillerin hangi filumlara ait olduğuna baktığında çok şaşırdı. Çünkü bulduğu fosil tabakası çok eskiydi ve bundan daha eski tabakalarda kayda değer bir yaşama rastlanmamıştı; ama bu tabakada bilinen filumların neredeyse tamamına ait canlılar vardı. Dahası hiç bilinmeyen filumlara ait fosiller de bulmuştu. Bu, hayvanlar alemindeki tüm vücut tasarımlarının aynı jeolojik devirde, birarada ortaya çıktıklarını gösteriyordu.
Bu bulgu ise Darwin’in teorisi için yıkıcı bir darbe oluşturuyordu. Çünkü Darwin canlıların yavaş yavaş dallanan bir ağacın kolları gibi geliştiğini ileri sürmüştü. Darwin’in kurguladığı sözde evrim ağacına göre, yeryüzünde ilk başta tek bir filum olmalı, sonra uzun zaman dilimleri içinde farklı filumlar yavaş yavaş ortaya çıkmalıydı. Oysa Walcott, tüm filumların aynı anda ve aniden ortaya çıktıklarını gösteren kanıtlarla yüzyüzeydi. Bu, “evrim ağacı”nın tamamen geçersiz olması anlamına geliyordu.
70 Yıl Gizlenen Gerçek
Evrim teorisine yönelik bu büyük darbenin açığa çıkması için 70 yıl beklemek gerekecekti. Çünkü Walcott, 4 yıl boyunca büyük bir titizlikle yürüttüğü çalışmanın sonucunda, elde ettiği fosilleri bilim dünyasına açmak yerine, gizlemeye karar verdi. Walcott, Washington D.C.’deki ünlü Smithsonian Müzesi’nin müdürüydü ve koyu bir Darwinistti. Elde ettiği fosillerin evrim teorisine büyük bir sorun oluşturacağını düşündüğü için, bunları açıklamak yerine, müzenin arşivlerine kaldırdı. Burgess Shale fosillerinin gün ışığına çıkması, ancak 1985 yılında, müzenin arşivlerinin yeniden incelenmesi sayesinde oldu. İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder bu konuda şu yorumu yapar:
Eğer Walcott isteseydi, fosiller üzerinde çalışmak üzere bir ordu dolusu öğrenciyi görevlendirebilirdi. Ama evrim gemisini batırmamayı tercih etti. Bugün Kambriyen Devri fosilleri Çin’de, Afrika’da, İngiliz Adaları’nda, İsveç’te ayrıca Grönland’da da bulunmuş durumdadır. (Kambriyen Devrindeki) Patlama, dünya çapında yaşanmış bir olaydır. Ama bu olağanüstü patlamanın doğasını tartışmak mümkün olmadan önce, bilgi gizlenmiştir. (Evolution: Rationality vs. Randomness)
Kambriyen Patlaması Yaratılışı İspatlıyor
70 yılı aşkın bir süre boyunca Smitsonian Müzesi’nde kapalı kapılar ardında duran fosilleri bulan ve yeniden analiz eden paleontologlar Harry Whittington, Derek Briggs ve Simon Conway Morris’ti. Bu bilim adamları, Walcott’un bulduğu fosillerin en eski jeolojik devirlerden biri olan Kambriyen Devrine ait olduğunu belirlediler. Bu devirde bu kadar farklı canlıların bir anda ortaya çıkışına da “Kambriyen Patlaması” adını verdiler.
1980’ler, Schroeder’in de belirttiği gibi, aynı zamanda Burgess Shale’e benzeyen iki yeni fosil bölgesinin daha keşfedildiği bir dönem oldu: Kuzey Grönland’da Sirius Passet ve Güney Çin’de Chengjiang. Tüm bu bölgelerde Kambriyen döneminde ortaya çıkan çok farklı canlıların fosilleri bulundu. Chengjiang fosilleri bunların arasında en eskileri ve en iyi korunmuşlarıydı ve ilk omurgalıları da içeriyordu. 1999 yılında bulunan 530 milyon yıllık iki balık fosili ise, Kambriyen’de omurgalılar dahil tüm vücut yapılarının var olduğunu kanıtlayacaktı. Araştırmalar, Kambriyen Patlaması’nın jeolojik olarak çok kısa bir dönemi ifade eden 10 milyon yıllık bir süre içinde gerçekleştiğini ortaya koydu. Ve bu süre içinde aniden ortaya çıkan canlıların hepsinde, daha önceleri var olan basit canlılarda hiç görülmeyen, son derece kompleks organlar ve sistemler olduğu belirlendi. Science dergisinde yayınlanan 2002 tarihli bir makalede bu konuda şu bilgiler verilir:
Fosil kayıtlarına göre yeryüzünde yaşam 3.5 milyar yıl önce küçük fotosentetik bakterilerle başladı. 3 milyar yıla yakın süre, gezegen bakteri, plankton ve mikroskobik deniz bitkilerinden daha büyük bir canlıya sahip değildi. Sonra birdenbire, 540 milyon yıl kadar önce, okyanusun karanlık derinliklerinde, çok zengin bir hayvanlar topluluğu var oldu. Uzun dikenli solucanlardan ağızları için yakalama kancaları bulunan beş gözlü yaratıklara kadar, 10 milyon yıllık bir süre için -ki bu evrimsel zaman açısından bir göz kırpması kadardır- okyanus zeminini tamamen değiştirdiler. Bunlar havyanların bilinen tüm büyük gruplarının ilk temsilcileriydiler ve hatta bazıları sonradan yok olacak daha başka gruplara dahildiler. (Richard A. Kerr, “A Trigger for the Cambrian Explosion?”, Science, 298, Nov 22 2002: 1547)
Bilimsel Gerçeklere Rağmen Evrimcilerin Çabaları
Evrimciler Kambriyen Patlaması’na karşı çeşitli açıklamalar yapmaya çalışmaktadırlar, fakat bunların hiçbiri ikna edici ve gerçek değildir. Evrimciler için büyük bir sorun olan Kambriyen Patlaması karşısında öne sürülen evrimci tezlerin hepsi çürüktür ve bu, evrimcilerin kendi içlerindeki tartışmalarda da açığa çıkmaktadır. Ünlü bilim dergisi Trends in Genetics (TIG), Şubat 1999 tarihli sayısında Burgess Shale’deki fosil bulgularının evrim teorisine göre bir türlü açıklanamadığını ve “ileri sürülen tezlerin ikna edici olmadığını” şöyle anlatır:
Küçük bir mekanda bulunmuş olan bu fosillerin, evrim biyolojisindeki bu büyük sorunla ilgili hararetli tartışmanın tam merkezinde yer alması oldukça garip gözükebilir. Fakat bu tartışmalara neden olan şey, Kambriyen Devrinde yaşayan hayvanların fosil kayıtlarında şaşırtıcı bir bollukta ve birdenbire belirmeleridir. Radyometrik tarihlendirmelerin daha kesin sonuçları ya da giderek artan yeni fosil bulguları ise, sadece bu biyolojik devrimin aniliğini ve alanını keskinleştirmiştir. Yeryüzünün yaşam potasındaki bu değişimin büyüklüğü bir açıklama gerektirmektedir. Şu ana kadar birçok tez ileri sürülmüş olsa da, genel fikir hiçbirinin ikna edici olmadığıdır. (Gregory A. Wray, “The Grand Scheme of Life”, Review of The Crucible Creation: The Burgess Shale and the Rise of Animals by Simon Conway Morris, Trends in Genetics, February 1999, vol. 15, no. 2)
Amerikalı biyolog Jonathan Wells ise, Icons of Evolution (Evrimin İkonları) adlı kitabında durumu şöyle özetlemektedir:
Evrimin tüm ikonları içerisinde hayat ağacı en yaygın olanıdır, çünkü ortak bir atadan türeme, Darwin’in teorisinin temelidir... Ama Darwin biliyordu ki -ve bilim adamları da yakın zaman önce kabul ettiler ki- erken zamanların fosil kayıtları evrim ağacını başaşağı çevirmektedir. On yıl kadar önce, moleküler kanıtların bu ağacı kurtarması umuluyordu, ama yeni bulgular bu umudu da yıkmıştır. Bunu ders kitaplarını okuyarak öğrenemezsiniz belki, ama Darwin’in hayat ağacı bugün tepetaklak olmuş durumdadır. (Gregory A. Wray, “The Grand Scheme of Life”, Review of The Crucible Creation: The Burgess Shale and the Rise of Animals by Simon Conway Morris, Trends in Genetics, February 1999, vol. 15, no. 2)
Bir zamanlar bazı kişiler, bu teorinin fosiller tarafından desteklendiğini zannediyordu. Oysa fosil kayıtları bunun tam tersini göstermektedir. Şimdi ise Darwinizm tamamen çökmüştür. Fosillerin, yeryüzünde yaşamın evrimle değil, aniden ortaya çıktığını gösterdiği anlaşılmıştır. Aniden ortaya çıkışın anlamı ise “yaratılış”tır. İlim bakımından her yeri kuşatan Yüce Rabbimiz, tüm canlıları eksiksiz bir şekilde yoktan yaratmıştır. Bu gerçek Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 09. sayı (Mart 2005) 20. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 1.159 kez incelendi.
|
 |
|