Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7820 tanesi Türkçe, toplam 9221 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Makaleler /  Peygamberimiz (sav)’in En Büyük Mucizesi Kuran-ı Kerim
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (266)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (182)
Belgeseller (253)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (157)
Makaleler (6639)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 284 download
Kuran Mucizeleri 4 - Belgesel - 229 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 157 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 122 download
Matrix Felsefesi - Belgesel - 97 download
Makale : Peygamberimiz (sav)’in En Büyük Mucizesi Kuran-ı Kerim - TÜRKÇE
Nisan 2005
Peygamberimiz (sav)’in En Büyük Mucizesi Kuran-ı KerimPeygamberimiz (sav)'in en büyük mucizesi, bir öğüt ve hidayet rehberi olan Kuran-ı Kerim’dir. Yüce Allah, bundan 14 asır önce, insanlara yol gösterici bir kitap olan Kuran-ı Kerim'i indirmiş ve tüm insanlığı ona uyarak kurtuluşa ermeye davet etmiştir. İndirildiği günden bu yana tüm çağlarda yaşayan her insan grubunun anlayabileceği, kolay ve anlaşılır bir dile sahip olan Kuran, benzersiz üslup özellikleri ve içerdiği hikmet ile Allah’ın alemlere indirilmiş sözüdür.

İnsanlara rahmet olarak gönderilen Kuran’ı Kerim, Rabbimiz’in, “Oysa o (Kuran) alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.” (Kalem Suresi, 52) ayetiyle bildirdiği üzere insanlar için hikmetli bir hatırlatma ve yol gösterici bir kitaptır. Kuran’ı Kerim’in hikmetlerinin en önemlilerinden biri sahip olduğu sade ve etkileyici üsluptur.

Allah, Kuran’ın bu üslubunu, “Andolsun Biz Kuran’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık...” (Kamer Suresi, 22) ayetiyle haber vermiştir. Kuran’ın, edebi dilinin mükemmelliği, benzersiz üslup özellikleri ve içerdiği üstün hikmet, onun Allah’ın sözü olduğunun delillerindendir.

Kuran’ın bu özelliklerinin yanı sıra, Allah’ın sözü olduğunu tasdik eden pek çok mucizevi özelliği de vardır. Bu özelliklerden biri, ancak 20. ve 21. yüzyıl teknolojisiyle eriştiğimiz bazı bilimsel gerçeklerin, yaklaşık 1400 yıl önce Kuran’da bildirilmiş olmasıdır. Kuran’ın çeşitli ayetlerinde, son derece özlü ve hikmetli bir anlatım içinde aktarılan bazı bilimsel gerçekler, ancak son yüzyılların teknolojisi ile keşfedilmiştir. Kuran’ın indirildiği dönemde bilimsel olarak saptanması mümkün olmayan bu bilgiler, insanlara Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.

Kuran’ın indirildiği 7. yüzyılda, Arap toplumu bilimsel konular hakkında sayısız hurafeye ve batıl inanca sahipti. Evreni ve doğayı inceleyecek teknolojiye sahip olmayan Araplar, nesilden nesile aktarılan efsanelere inanıyorlardı. Örneğin, gökyüzünün dağlar sayesinde tepede durduğu sanılıyordu. Bu inanışa göre Dünya düzdü ve iki uçtaki yüksek dağlar birer direk gibi gök kubbeyi ayakta tutmaktaydı. Ancak Arap toplumunun tüm bu batıl inanışları Kuran’la birlikte ortadan kaldırıldı. Örneğin, “Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti...” (Ra’d Suresi, 2) ayeti göğün dağlar sayesinde tepede durduğu inancını geçersiz kıldı. Bunun gibi daha pek çok konuda, o dönemde bilinmeyen önemli bilgiler Kuran’da insanlara haber verildi. İnsanların astronomi, fizik ya da biyoloji hakkında çok az şey bildikleri bir dönemde indirilen Kuran, evrenin yaratılışından insanın oluşumuna, atmosferin yapısından, yeryüzündeki dengelere kadar pek çok konuda çok önemli bilgiler içermektedir. (Detaylı bilgi için Bkz.: Kuran Mucizeleri, Harun Yahya, 7. baskı, mayıs 2006)

Kuran'ın Hikmetleri

Kuran tüm kainatı yoktan var eden, herşeyin en doğrusunu bilen Allah’ın sözüdür. Her insanın anlayabileceği, sade ve anlaşılır bir üsluba ve eşsiz hikmete sahiptir. Allah Kuran’ı, insanların okuyup anlamaları, içinde yazılanları öğrenmeleri, tüm kainatı yoktan var eden Rabbimiz’i tanımaları, O’na nasıl kulluk edeceklerini bilip, sakınmaları için göndermiştir. Türlü örnek ve kıssalarla ayetlerini birer birer ve çeşitli biçimlerde açıklamıştır. Allah’ın, “... Biz Kitap’ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık...” (Enam Suresi, 38) ayetiyle de bildirdiği gibi Kuran eksiksizdir. Gerek dünya hayatı, gerekse ahiret hayatıyla ilgili pek çok detay, Kuran’da en hikmetli şekilde açıklanmıştır. Allah, “Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya Suresi, 10) ayetiyle de bu gerçeği bildirmektedir.

Kuran’ın en önemli özelliklerinden biri, günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan, Peygamberimiz (sav)’e vahyedildiği hali ile bizlere ulaşmış olmasıdır. Allah, bu gerçeği Kuran’da, “Hiç şüphesiz, zikri (Kuran’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” (Hicr Suresi, 9) ayetiyle haber vermiştir.

Bilindiği gibi, Kuran’dan önceki hak kitaplar orijinal halleri ile korunamamışlar, tahrif edilmişlerdir. Bu kitapların içlerine insanlar tarafından bazı eklemeler yapılmış, bazı bölümleri değiştirilmiş ya da tamamen çıkarılmıştır.

Peygamberimiz (sav) ise, kendisine her vahiy geldiğinde, vahiy Rabbimiz’in bir mucizesi olarak kendisine ezberletilmiştir. Peygamberimiz (sav) hemen sonra sahabeler içinde “vahiy katipleri” denilen mübarek şahıslara Kuran’ı yazdırmıştır. Böylece Kuran yazılı olarak muhafaza edilmiştir. Hz. Ebu Bekir zamanında Kuran tek bir nüsha haline getirilmiş, Hz. Osman döneminde ise Kuran nüshaları çoğaltılarak, önemli İslam kentlerine gönderilmiştir.

Kuran Tüm İnsanlar İçin Bir Öğüttür

Kuran-ı Kerim, Allah’ın tüm alemlere öğüt olarak indirdiği ve hükmü kıyamete kadar geçerli olan son hak kitaptır. Kuran’ın hükümleri indirildiği günden itibaren tüm zamanlar ve tüm insanlar için geçerlidir ve bu hükümlerin geçerliliği kıyamete kadar devam edecektir. Kuran, insanlara öğüt verilen ve sonsuz yaşamları için onların uyarıldığı ve yine onlara doğru yolun gösterildiği bir zikirdir. Allah’ın Kuran’da, “Ve şüphesiz o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız” (Zuhruf Suresi, 44) ayetinde bildirdiği gibi insanlar ahirette Kuran’da yazılı olan tüm hükümlerden eksiksiz bir şekilde sorguya çekileceklerdir.

Kuran, içerdiği üstün hikmet, geçmişten ve gelecekten verdiği gerçek bilgiler, gafleti dağıtan, insanlardaki alışkanlık perdesini kaldıran üslubuyla benzersizdir. Kuran’ın bu mucizevi etkisi ise, vahyedildiği günden kıyamete kadar yaratılmış ve yaratılacak olan tüm insanlar için geçerlidir.

Dünyadaki her insanın sorumluluğu, Allah’a olan kulluk vazifesini tam olarak yerine getirmektir. Bu ise ancak Allah’a samimi bir kalple iman edip, Kuran’ı ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetini rehber edinmekle mümkündür. Her insan bu sorumluluğu yerine getirmeli ve kıyamete kadar geçerliliğini koruyacak olan Kuran’a kuvvetle sarılmalıdır. Allah Haşr Suresi’nde, Kuran’ın ne kadar üstün bir Kitap olduğunu ve onu rehber edinmenin büyük bir sorumluluk olduğunu şu örnekle bildirmiştir:

“Şayet Biz bu Kuran’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz.”
(Haşr Suresi, 21)

Kuran’da Herşey Açıklanmıştır

Yüce Allah Kuran’da doğrularla yanlışları, haram ve helalleri çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bu nedenle de vicdanlarının sesini dinleyip, nefislerinin bencil arzularından uzak duran, Allah’ın hükümlerini uygulamada kesin kararlı olan hidayet ehli kişiler için doğruyu bulmak çok kolaydır. Allah Kuran’ın bu özelliğini Bakara Suresi’nde, “...İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran...” (Bakara Suresi, 185) ayetiyle bildirmektedir.

Ancak sadece Allah’tan korkup sakınanlar, O’na gönülden teslim olanlar, ahiret hayatını dünya hayatına tercih edenler Kuran’dan öğüt alıp düşünürler. Allah başka ayetlerde de şöyle buyurmaktadır:

“Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik, içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).” (Taha Suresi, 2-3)

Bu konu aynı zamanda Kuran’ın önemli bir sırrıdır. Kuran her yaştan, her eğitim seviyesinden insanın rahatlıkla anlayabileceği, öğütlerini kavrayabileceği hikmet dolu bir kitaptır. Kuran’ı anlamak için yüksek bir zekaya, engin bir kültüre ya da yeteneğe değil, samimiyete sahip olmak gerekmektedir. Çünkü Allah samimi kullarına doğruyu gösterir, onların kurtuluşa ermelerini sağlar. Kuran bütün insanlara gönderilmiş bir kitaptır, ancak yalnızca Allah’tan korkan ve ahiret gününe iman eden müminler için bir hidayet vesilesi olur. Bu konuyla ilgili bir ayet şöyledir:

“Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yunus Suresi, 57)

Ayetlerde de bildirildiği gibi Kuran tüm insanlık alemi için bir öğüt, sakınan ve muhsin olan Müslümanlar için de bir hidayet rehberidir. Büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi de “Kuran-ı Hakim şuurlu insanlara imamdır, cin ve insan topluluğuna mürşiddir (yol gösterendir), ehl-i kemale (kamil insanlara) rehberdir, ehl-i hakikate (doğru yolda olanlara) öğretmendir...” (Sözler, s. 185) sözleriyle Kuran’ın salih kullar için bir doğruluk rehberi olduğunu ifade eder. Allah tüm insanların karanlıklardan nura çıkmaları için vicdanen cevabını aradıkları her konunun açıklamasını ve çözümünü Kuran’da bildirmiştir. Nahl Suresi’nde Rabbimiz Kuran için şöyle buyurmaktadır:

“... Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” (Nahl Suresi, 89)

Allah’ın Sözleri “Tastamam”dır

Kuran’da, insanların niçin ve nasıl yaratıldıkları, nasıl bir hayat sürerlerse Allah’ın rızasını kazanabilecekleri, kıyamet günü, cennet, cehennem, ibadet şekilleri, güzel ahlakın tarifi, beden ve ruh olarak sağlıklı olmanın yolları, zor anlarda ve beklenmedik durumlarda alınması gereken önlemler ve çeşitli insan karakterleri detaylı olarak açıklanmıştır. Ayrıca bilimsel gerçeklere işaret eden ayetler, günlük hayata ve toplumsal sorunların çözümlerine dair bilgiler ve daha pek çok konu hakkında bilgiler verilmiştir.

Kuran’da insana, Allah’ın hükümlerini kayıtsız şartsız kabul etmesi, sadece Allah’ı dost ve vekil edinmesi, hayattaki tek amacının Allah’ın rızası, rahmeti ve cenneti olması gerektiği bildirilir. Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi bir hayat süren insan için tek ölçü Kuran, izlenecek tek yol da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in yoludur.

Allah Kendisi’ne kulluk edenlere din olarak İslam’ı seçip beğenmiş, başvuracakları rehber olarak Kuran’ı indirmiş, Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatını da örnek kılmıştır. Tek doğru ve hak yol, Allah’ın yoludur. Allah’ın Kuran’da bildirdiği yollar dışındaki tüm yollar batıldır, yanlıştır ve yalnızca hurafelere, bidatlara (dine sonradan eklenmiş hüküm ve inançlar) ve zanlara dayalıdır. Dolayısıyla insan ancak Kuran ayetlerini ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetini kendisine tek ölçü olarak aldığı, Allah’ın buyruklarını titizlikle yerine getirdiği, her an O’nun rızasını kazanacak salih amellerde bulunduğu ve kendisine Peygamber Efendimiz (sav)’in ahlakını örnek aldığı takdirde Allah Katından güzel bir karşılık umabilir.

Kuran’da bildirildiği gibi Allah’ın sözleri “tastamamdır” ve ancak Kuran’ı ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetini kendisine rehber edinen bir insanın en doğru ve en gerçek bilgilere ulaşması mümkündür. Allah’tan başka bir “hakem” olmadığı Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

“Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.” (Enam Suresi, 114-115)

Kuran’ın Edebi Yönden Üstünlüğü Allah’ın Bir Mucizesidir

Allah bir ayette, Kuran hakkında şöyle buyurur:

“Andolsun Biz Kuran’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık...” (Kamer Suresi, 22)

Bu kadar kolay anlaşılır bir üsluba sahip olmasına rağmen, Rabbimiz’in büyük mucizelerinden biri olarak, hiçbir yönden Kuran’ın taklidi mümkün olmamıştır. Apaçık delillere rağmen şüpheye düşüp Peygamberimiz (sav)’e iftira atanlara Allah bunun karşılığında, “eğer kendi dediklerinde doğru iseler, Peygamberimiz (sav)’e gelen ayetlerin bir benzerini getirmelerini” buyurmuştur:

“Yoksa: “Bunu kendisi yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın.” (Yunus Suresi, 38)

Bu kesinlikle mümkün olmasa da, iman etmeyenler kendi düşük akıllarına göre bunu kolay görebilirlerdi. Zira Arabistan’da şiir ve edebiyat çok gelişmişti. Halkın içinde şairler ve Arap dilini çok iyi kullanan fasih (iyi söz söyleme kabiliyeti olan kimse) ve beliğ (düzgün ve sanatlı olarak meramını anlatan) kişiler vardı. Bediüzzaman’ın da anlattığı gibi, kabilenin edibi (güzel sanatlı söz söyleyen) kendilerince en büyük milli kahraman gibi görülmekteydi. Edebiyat ve belagata (güzel söz) verdikleri önemden dolayı “Muallakat-ı Seb’a” (Yedi Askı) adıyla, yedi edibin yedi kasidesini altın harflerle yazıp Kabe’nin duvarına asıyorlardı (Yrd. Doç. Dr. Mehmed Kileci, Risale-i Nur’da Kuran Mucizesi, İz Yayıncılık, İstanbul, 1998, s. 60). Bir kısmı da Ukaz’daki panayır gibi büyük topluluklarda insanlara hutbeler okurlardı. Bedevi denen köylüler dahi şehirdeki şairler derecesinde şiirler söyler ve hutbeler verirlerdi. Vezinli vezinsiz söyledikleri şiir ve hutbelerle insanları etki altına alabilirlerdi. (Ahmet Cevdet Pa.a, Muallim Mahir iz, Peygamber Efendimiz (sav), Hediye Kitaplar, s. 55-56)

İşte böyle fasahatın (bir dilin doğru olarak, kolay ve düzgün söylenişi ve yazılışı, yabancı ve az kullanılan kelimeler bulunmaması) ve belagatın (düşüncenin düzgün olarak süslü sözlerle anlatılmasının) ileri olduğu bir zamanda Allah Kuran’ı, Peygamber Efendimiz (sav)’in kalbine indirdi. Edebi yönü gelişmiş bu kişilerin Kuran’daki edebi mucizeyi anlamaları -içlerinde kibir ve azametlerinden dolayı inkar etmekte direnenler olsa da- elbette çok kısa sürede oldu.

Kuran, insanlara hidayet vesilesi olacak tüm olayları kapsayan, onlara kendi nefislerini tanıtan, geçmiş ve geleceğe dair hiçbir insan veya cinin bilemeyeceği bilgileri veren, içinde bildirilen sayıların, tarihlerin hepsi doğru olan Yüce Allah’ın vahyidir. Bunların yanı sıra eşi benzeri olmayan edebi zenginliğe sahiptir. Kuran’ın mucizesi o kadar büyüktür ki, Allah, Peygamberimiz (sav)’e Kuran’ı dinlemeyenlere ve büyüklenenlere şöyle söylemesini emretmiştir:

“De ki: “Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler.”

“Andolsun, bu Kur’an’da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.” (İsra Suresi, 88-89)

İman etmeyenler Kuran’ın mükemmelliği karşısında her zaman aciz ve çaresiz kalmaya mahkumdurlar. Hiçbir insan Kuran’ın bir benzerini asla getirememiştir ve kıyamete kadar da bunun olması mümkün değildir. Peygamberimiz (sav)’i kendilerince haksız çıkarmak ve Kuran’ın tebliğini durdurabilmek için başvurdukları tüm hile ve tuzaklar, Rabbimiz’in bir nimeti olarak başarısızlıkla neticelenmiştir.

Bediüzzaman’ın Dikkat Çektiği Gerçek

Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde Kuran’ın edebi üstünlüğüne ve iman etmeyenlerin bu üstünlük karşısında düştükleri acizliğe dikkat çekmiştir. Daha önce de vurgulandığı gibi Peygamber Efendimiz (sav) Arapların edebi yönden, dili en güzel ve süslü şekilde kullanan en güçlü hatiplerine, en ünlü şairlerine, en iyi konuşanlarına karşı Kuran-ı Kerim’le en hikmetli cevapları vermiştir. Hem de tek başına pek çok edibe karşı Rabbimiz’in rahmetiyle üstün gelmiştir. Hiç şüphesiz bu, Rabbimiz’in Kuran-ı Kerim’de tecelli ettirdiği eşsiz edebi güzellikten, hikmetten, etkileyiciliktendir ve Yüce Allah’ın müminlere yardımıdır. Peygamberimiz (sav)’in onlara okuduğu Kuran ayetleri karşısında Mekkeli müşrikler büyük hayranlık yaşamışlar, ancak içlerinden bazıları vicdanları kabul ettiği halde gururları nedeniyle inkar etmişlerdir. Bakara Suresi’nin 23. ve 24. ayetlerinde şöyle buyrulmaktadır:

“Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)’dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. Ama yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız- bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının.” (Bakara Suresi, 23-24)

Büyük alim Bediüzzaman ise bu ayetleri şu şekilde tefsir etmektedir:
“... o belagat ve fasahatın (güzel söz söyleme sanatının) imamları olan Arap edipleri bir kelime ile dahi karşılık veremediler. Halbuki kibir ve azametleri, enaniyet ve gururları gereği, gece gündüz çalışıp Kuran’a bir nazire yapmalı (karşılık vermeli) idiler ki, aleme karşı rezil olmasınlar. Kuran’ın bir benzerini yapmaktan aciz kaldıklarından, susmaya mecbur oldular. Kolay yolu bırakıp zor ve tehlikeli yolu tercih ettiler. Eğer muaraza (sözle mücadele) mümkün olsaydı, bir-iki satırla muaraza edip, Kuran’ın davasını iptal etmek gibi rahat bir çare varken, en müşkilatlı (zorlu) ve en tehlikeli savaş yolunu tercih ederler miydi? Demek Cahız’ın ifadesiyle harf ile muaraza mümkün olmadığı için kılıçla muarazaya mecbur oldular ve kılıca sarıldılar. Diğer insaflı kısım ise Kuran’ın karşısında hürmetle eğilerek imana geldi. Belagatla uğraşan bu insaflı edipler diz çöküp hayret içinde Kuran’ı dinlediler. Şair ve hatipler Kuran’a hayran olup altın ile yazılıp Kabe’nin duvarlarına asılan şiirlerini indirdiler. Kuran, gaipten (bilinmezlikten) haber veren kahinleri ve sihirbazları da susturdu. Onların gayba ait haberlerini onlara unutturdu, cinlerini kovdu, kahinliğe söz verdi. Geçmiş kavim ve ümmetlerin haberlerine vakıf olanları hurafelerden ve yalanlardan kurtarıp, onlara gerçek haber ve hadiseleri ve dünyaya ait bilgileri öğretti. Bu dört tabaka Kuran’a karşı hayret ve hürmetle diz çökerek ona talebe oldular. Hiçbirisi, hiçbir vakit bir tek sureyle muarazaya kalkışamadı. (Said Nursi, Mektubat, s: 166-169)

Peygamberimiz (sav)’in Yüksek Ahlakının Çevresi Üzerindeki Etkisi

Kendi içlerinden olan, yıllarca beraber yaşadıkları Peygamberimiz (sav)’e olağanüstü bir kitabın indirilmesi, kibirli inkarcıları şaşkına düşürüp ardından haksız nefret duygularına sebep olmuştur. Bu yüzden zalimce ve akılsızca Peygamber Efendimiz (sav)’e kendilerince maddi manevi zarar vermek için mücadeleye giriştiler. Peygamberimiz (sav)’in tüm hayatına, güzel ahlakına şahit oldukları halde aleyhinde birleştiler. Allah Kuran’da onların bu zalimliklerini şöyle haber vermiştir:

“İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: “Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür.” (Sad Suresi, 4)

Peygamberimiz (sav) gibi mübarek, Allah Katında seçkin ve güzel ahlaklı bir insana çeşitli iftiralar atanlar, gerçekte onun üstün ahlakına bizzat şahittiler. Hz. Muhammed (sav)’in, verdiği sözlere sadakati, vefası, adaleti, dürüstlüğü, doğru sözlülüğü, düşküne ve yetime iyilik etmesi, yardımseverliği, ilgisi hep gözlerinin önünde gerçekleşmişti. Kişiliğindeki üstün yönleri ve ahlaki güzellikleri kavminin dikkatini her zaman çekmiş, herkesin en güvendiği, en sevdiği ve en saydığı insan olmuştur. İmam Gazali, Peygamber Efendimiz (sav)’i görenlerin onun asil ve üstün ahlakına, derin imanına nasıl şahit olduklarını şöyle anlatmıştır:

“Bil ki Resullulah (sav)’in durumunu gören, onun ahlakını, fiillerini ve hallerini belirten haberlere kulak veren, adetlerinin, seciyesini (güzel ahlakını), bütün halka karşı güttüğü doğru siyasetini, insanların zaptına (idaresine) yararlı olan hidayetini, halk sınıflarını bir araya getirmesini ve nihayet hepsini birden kendi itaatine ram etmesini (teslim olmak, itaat etmek) dinleyen bir kimse, evet bunlarla beraber suallerin darlıklarına rağmen vermiş olduğu şaşırtıcı cevaplara, halkın maslahatında (faydasına) kullanmış olduğu tedbir ve metodlara, fakih (derin ve ince anlayış) ve akıllıların uzun yaşamalarına rağmen başlangıcının inceliklerinden aciz kaldıkları, İlahi nizamı zahiri tefsirindeki (Allah’ın düzeninde, dıştan görünen anlamlarını anlatan) güzel işaretlerini hikaye eden ibarelere (delillere) bakan bir kimsenin, şek (şüphe, zan) ve şüphesi kalmaz ki, bütün bunlar beşeri kuvvetin gücüyle meydana gelmiş şeyler değildir. Belki bunlar ancak İlahi bir kuvvet ve semavi bir desteğin (Allah’tan gelen desteğin) yardımıyla tasavvur edilecek hususlardır.

Çölde yaşayan ve onu tanımayan Araplar dahi, onun sadece yüzündeki nura bakarak onun şerefli ahlakına, onun doğruluğuna şahitlik ederdi. Madem ki onu tanımayan ve onunla ihtilat etmeyen (karışmayan, görüşmeyen) bir kimse sadece onun dış görünüşüne bakarak bu biçim bir şahitlikte bulunuyor, acaba kendisini ve mübarek ahlakını gören, çıkış ve varışlarında onun bütün durumlarını izleyen bir kimsenin ona karşı hali nasıl olabilir? (İmam-ı Gazali, İhya-ı Ulum’id-din, Tercüme eden: Ali Arslan, Arslan Yayınları, İstanbul, cilt: 5, s:564)

İslami kaynaklara göre, Peygamber Efendimiz (sav)’e kendince diliyle eza etmeye kalkışan kişilerden olan Nadr b. el-Haris ise yaptığı kendini bilmez davranışlardan sonra müşriklerin ileri gelenlerini bir gün toplamış, Allah’ın bu mübarek elçisini onlara şöyle anlatmıştır:

“Ey Kureyş topluluğu, yemin ederim ki bugüne kadar başınıza gelmeyen bir işle karşılaştınız. Muhammed (sav), aranızda küçük bir çocukken dahi en çok sevdiğiniz, en doğru konuşanınız ve emanete en çok riayet edeninizdi. Saçlarına ak düşüp de (Allah’ın) Kitabı’nı getirdiğinde kalkıp sihirbaz dediniz. Yemin ederim ki o sihirbaz değildir. Biz çok sihirbazlar gördük. Onların düğümlere nasıl üflediğini de gördük. Sonra kahin dediniz. Yemin ederim ki kahin de değildir. Nice kahinler gördük, durumlarına vakıf olup konuşmalarını dinledik. Onun için şair dediniz. Yemin ederim ki şair de değildi. Nice şiirler ezberledik, şiirin hezecini (aruz vezninde bir ölçü), recezini (aruz vezninde bir bölüm) hülasa (özetle) her türlüsünü de gördük. Mecnun dediniz. Yemin ederim ki o mecnun da değildir. Onda hiç baygınlık, saçmalama ve cinnet alameti var mı? Ey Kureyş topluluğu, bunu iyi düşünün ve öyle karar verin...” (İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz (sav) el-Hasaisü’l-Kübra, Çeviri: Naim Erdoğan İz Yayıncılık, İstanbul, 2003, s:286)

Sonuç

Buraya kadar verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakı hiçbir insanın inkar edemeyeceği, görmezlikten gelemeyeceği kadar üstündür. İslam’a karşı en azılı düşman olan kişiler dahi onun yüksek ahlakı karşısında etkilenmiş ve bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmıştır. Peygamber Efendimiz (sav) Yüce Rabbimiz’in kendisine bahşettiği kutlu göreve layık ve ehil kişiliği ile bugün de Müslümanlar için en güzel örnektir. Kuran’da bildirilen, Allah’ın beğendiği ahlaka tam olarak sahip olan Peygamberimiz (sav) tüm alemlere örnek ve rehberdir. Kendisinin en büyük mucizesi olan Kuran-ı Kerim’in hükmü ise kıyamete kadar sürecektir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu şöyle belirtmiştir:

“Kuran, Allah Azze ve Celle’nin kelamıdır. Öyle ise Kuran sahibi, Rabbinin, yasak ettiklerini yapmamak sureti ile ona tazim (hürmet) etsin.” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 227/10)

Hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ın sözü olan Kuran insanları aydınlığa çıkaran hidayet vesilesi Hak kitaptır. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

“... Bu bir Kitap’tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.” (İbrahim Suresi, 1)

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 10. sayı (Nisan 2005) 38. sayfada yayınlanmıştır.

Bu eser 2.044 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Peygamberimiz (s.a.v)'in Tüm İnsanlığa Örnek Adaleti - Makale
Hazreti Muhammed'in Üstün Ahlakı -1- - Makale
Peygamberimiz (sav)'in Mucizeleri - Kitap
Hazreti Muhammed (sav) - Kitap
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN MAKALELER
Atatürk’ün Türk Diline ve Türk Tarihine Verdiği Önem
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Geçmişten Günümüze İslam Alimleri ve Hz. Mehdi
Hazreti Muhammed'in Üstün Ahlakı -1-
ÇOK İNDİRİLEN MAKALELER
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 3067 download
Doğada Yaratılan Güzellik Ölçüsü Altın Oran - 2342 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1938 download
Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak - 1630 download
CNNTurk'ün Evrim Yanılgıları - 1385 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.