 |
Bediüzzaman'dan Hatırlatmalar
Hicri 13. asrın en büyük İslam alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi, bütün ömrünü insanları Allah’a iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek geçirmiştir. Bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı, Bediüzzaman’ın Allah’a olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah’ın dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan çok hikmetli öğütlerle doludur. Dergimizin bu bölümünde bu kıymetli insanın tüm Müslümanlara birer rehber niteliğindeki, hayatından bazı bölümlere ve bazı değerli tavsiyelerine yer vereceğiz.
Ahireti Amaç Edinmek
Bediüzzaman Said Nursi, insanın esas amacının ahiret olması durumunda dünyada ve ahiret hayatında mutluluğa ulaşılacağını, dünyayı amaç edinmenin ise dünyayı manen bir cehennem ortamı haline getireceğini şu hikmetli sözlerle ifade etmiştir:
Her kim hayat-ı faniyeyi (sonu olan hayatı) esâs amaç yapsa, zâhiren (görünüşe göre) bir cennet içinde olsa da mânen cehennemdedir ve her kim hayat-ı bâkiyeye (sonsuz olan hayata) ciddî müteveccih (yönelmiş) ise, saadet-i dâreyne (dünya ve ahiret saadetine) mazhardır (sahiptir). Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da; Dünyasını, Cennet'in intizar (bekleme) salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder... (Risale-i Nur Külliyatı , Sekizinci Söz, Sayfa:41)
Bediüzzaman Said Nursi; her yerin yaratılış delilleriyle dolu olduğuna dikkat çekerek, her şeyin, hatta en küçük bir çekirdeğin dahi kendi kendine var olduğunu düşünmenin boş, temelsiz ve asılsız olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir:
“Gel her tarafa bak, her şeye dikkat et! Bütün bu işler içinde gizli bir el işliyor. Çünkü, bak bir dirhem kadar kuvveti olmayan bir çekirdek küçüklüğünde bir şey, binler batman (üç gramlık ağırlık ölçüsü) yükü kaldırıyor. Zerre kadar şuuru olmayan, gayet hakimane (hikmetlice) işler görüyor. Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir kudret sahibi vardır. Eğer kendi başına olsa, bütün baştan başa bu gördüğümüz memlekette her iş mu’cize, her şey mu’cizekar bir harika olmak lazım gelir. Bu ise bir safsatadır.“ (Risale–i Nur Külliyatı, 22. Söz, Sayfa: 293)
“Gel bütün bu ovaları, bu meydanları, bu menzilleri (yerleri) süslendiren şeyler üstüne dikkat et. Her birisinde o gizli Zât'tan haber veren işler var. Âdeta her biri birer turra, birer sikke gibi, o gaybî Zât’dan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde: bak: Bir dirhem pamuktan (tohumdan) ne yapıyor? Bak kaç top çuha ve patiska ve çiçekli kumaş çıktı. Bak, ondan ne kadar şekerlemeler, yuvarlak tatlı köfteler yapılıyor ki, bizim gibi binler adam giyse ve yese, kâfi (yeterli) gelir. Hem de bak: Bu demiri, toprağı, suyu, kömürü, bakırı, gümüşü, altını, gaybî (görünmeyeni) avucuna aldı, bir et parçası yaptı; bak gör... İşte ey akılsız adam! Bu işler öyle bir Zât’a mahsustur ki; bütün bu memleket, bütün eczâsiyle (parçalarıyla) onun mu'cize-i kuvveti (mucizevi kuvveti) altında duruyor, her arzusuna râm (boyun eğiyor) oluyor.” (Risale-i Nur Külliyatı, 22.Söz, Sayfa: 294)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 29. sayı (Kasım 2006) 46. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 637 kez incelendi.
|
 |
|