 |
Saddam'ın Irak halkı üzerinde kurduğu otorite tamamen sindirme, korkutma,yıldırma ve işkenceye dayalıdır. Irak halkı Saddam'ın kendi isteklerini tatmin etmek için izlediği saldırgan ve çatışmacı dış politika nedeniyle aç, işsiz ve sefil bir halde yaşıyor. Küçücük bebekler açlıktan ve ilaç bulamamaktan ötürü ölüyor, tüm doğal zenginliklerine rağmen koskoca bir millet ölüme ve yok olmaya doğru gidiyor.
21. yüzyılın başında olduğumuz bugünlerde, 60-70'li yılların çeşitli faşist diktatörleri de artık tarihe karışmış durumdadır. Ancak faşizm, her an yeni bir coğrafyada yeni şartlar altında yeniden kök salabilmektedir. Ortadoğu da faşist rejim ve örgütlerin vahşetinden çok yara almış bir coğrafyadır. Ve şu anda halen faşist bir diktatör Ortadoğu'yu tehdit etmektedir: Saddam Hüseyin.
Saddam'ın Kanlı Bilançosu
Irak'ta 1979'da devlet başkanlığını ele geçiren Saddam Hüseyin, o günden bu yana ülke içinde dindarların siyasal ve sosyal yaşamda faaliyette bulunmalarına izin vermemektedir. 5.000 Müslümanın kimyasal silahlarla katledildiği Halepçe katliamının mimarı olan, 1980 yılında İran-Irak savaşını başlatarak hem komşu ülkenin hem de kendi ülkesinin insanlarına büyük acılar çektiren, 1990'da ise Kuveyt'i işgale kalkan Saddam'ın, çeşitli dönemlerde İslami konuşmalar yaparak Müslümanların desteğini tekrar kazanmaya çalışması ise iki yüzlü bir politik söylemden başka bir şey ifade etmemektedir.
Saddam'ın kurduğu rejim, çok sayıda Iraklı'nın kanının dökülmesine neden olmuştur. İran'a karşı başlattığı savaşın sonunda Irak'ın 17 milyonluk nüfusundan 1 milyonu ölmüş veya yaralanmıştır. Halkın 1 milyonundan fazlası da ülkeyi politik ve ekonomik sebeplerle terk etmişlerdir. Saddam Hüseyin, 1988 yılında Halepçe'de yaptığı katliam ile farklı etnik kökene sahip halka karşı faşist tavrını göstermiştir. Halepçe'deki sivil yerleşimcilerin üzerinde sinir gazı kullanarak birçok masum insanın, bebek, yaşlı, kadın, erkek ayırmaksızın can çekişerek ölümlerine sebep olmuştur. Uluslararası İnsan Hakları Örgütü Amnesty International, bu katliamda 5.000 kişinin öldüğünü ve birkaç bin kişinin de ülkede yapılan benzer saldırılarda kaybolduğunu açıklamıştır.
Faşist Diktatörün Zalimlikleri
Irak'ta sokaklar ve caddeler yıllardır Saddam'ın dev posterleri ile donatılmaktadır. Bu dev posterlerde Saddam hep farklı kimliklerle insanların karşısına çıkmaktadır; kırlık alanlarda bir çiftçi, fabrikalarda işçi, kışlada asker olarak "halkına" varlığını hissettirmekte, "herşeyi gören ve bilen" bir varlık izlenimi vermeye çalışmakta, bir başka deyişle kendisini kutsal göstermeye çabalamaktadır.
Saddam'ın zalimliklerinden bugüne dek ailesi ve yakın çevresi de payını almıştır. Irak lideri Saddam Hüseyin'in üvey kardeşi Barzan Tıkriti, Saddam'ın ve oğlu Uday'ın kendisini öldürtme ihtimalinden dolayı Birleşik Arap Emirlikleri'ne kaçmıştır. Saddam'ın iki damadı Hüseyin ve Saddam Kamil de 1995 yılında Saddam'dan korkarak Ürdün'e kaçmışlardır. Bunun üzerine Saddam onlara can güvenliği garantisi vermiş ve ülkeye geri dönmelerini istemiştir. Ancak can güvenliklerinin korunacağına dair söz alan iki kardeş Bağdat'a döner dönmez babalarıyla birlikte öldürülmüşlerdir. Daha sonra da annelerinin cesedi paramparça edilmiş olarak bulunmuş, bu olaylar tüm dünya kamuoyunun gözü önünde meydana gelmiştir.
Irak lideri, ülkeden kaçan muhaliflere ise alçakça yöntemlerle gözdağı vermektedir. Örneğin 1995 yılında Ürdün'e kaçan General Necib Selahi, aile yakınlarına tecavüz edilerek, tecavüz kasetlerinin kendisine gönderildiğini ve bunun sadece kendisine değil, birçok muhalife yapıldığını açıklamıştır.
Bu örneklerde görüldüğü gibi, Saddam'ın Irak halkı üzerinde kurduğu otorite tamamen sindirme, korkutma, yıldırma ve işkence üzerinedir. Saddam Hüseyin'in faşist rejimiyle yönetilen halk ise aç, işsiz ve sefil haldedir. Küçücük bebekler açlıktan ve ilaç bulamamaktan dolayı ölmekte, koskoca bir millet sürekli ölüme ve yok olmaya doğru gitmektedir.
21. Yüzyılda Nebukadnezar
Saddam'ı incelediğimizde, onda faşist karakterin diğer özelliklerini de bulmak mümkündür. Bunun bir örneği, Saddam'ın, aynen Naziler ve diğer faşistler gibi kendini tarihte yaşamış pagan (putperest) diktatörlere benzetmesidir. Saddam'ın kendisi için seçtiği "Sparta", Ortadoğu'nun pagan imparatorluklarından biri olan Babil'dir. Saddam kendisini, "ufuktan göğe kadar rakib"i olmadığı söylenen Babil Kralı Nebukadnezar'ın varisçisi olarak görmekte ve göstermektedir. (Ray Wilkinson, "Irak ' ın Kara Şövalyesi", Newsweek, 9 Nisan 1990, s.10-11)
Irak'ta, Nazilerin pagan (putperest) törenlerini andırır şekilde, Babil İmparatorluğu'nun yeniden canlanmasını tasvir eden törenler ve ayinler yapılmıştır. Süleyman Mabedi'ni yıkan ve İsrailoğulları'nı Babil'e süren Nebukadnezar, tarihte iki özelliği ile bilinir; acımasız bir kumandan ve büyük bir mimar olması. Psikopatlık derecesinde kibirli olan Nebukadnezar'ın yaptırdığı binaların tuğlalarının üzerine tek tek kendi adını yazdırdığı bilinmektedir. Saddam, Nebukadnezar'ın bu özelliğini de taklit etmekte ve halkının tüm sefalet ve yoksulluğuna rağmen büyük bir müsriflikle yaptırdığı saraylarında kullanılan tuğlaların üzerine kendi adını yazdırmaktadır.
Irak halkının önemli bir bölümü ise, faşizmin meydana getirdiği yoğun duygusal tahrik ve adeta bir kitle hipnozu etkisiyle, bu sarayları kendisine yapılmış bir haksızlık ve adaletsizlik olarak görmemektedir. Aksine Saddam'ın sefahat içinde yaşadığı bu saraylar milli bir onur meselesi haline gelmiş, yabancılara karşı Irak'ın bir gururu olarak kabul edilmiştir.
Saddam'ın faşist karakterinin bir diğer örneği ise, dinle hiçbir ilgisi olmamasına karşın, kimi zaman sahte bir dindarlık maskesi takması ve dini siyaseten kullanmaya çalışmasıdır. Saddam'ın uygulamalarına baktığımızda; bunların (zulüm, şiddet, masum insanların ölmesine sebep olma, haksız yere işgalde bulunup yeryüzünde fitne çıkarma gibi...) Allah'ın Kuran ayetleriyle bildirdiği ahlak özelliklerini içermediğini görürüz.
Bu noktada, Irak halkına ve faşizmle karşılaşan herkese düşen görev, bu gibi basit propaganda ve aldatmaca yöntemlerine kanmamak, gerçek bir dindar ile dindar rolü yapan bir faşisti ayırt etmek ve ona göre davranmaktır. Bunu ayırt etmek ise zor değildir, çünkü bir faşistin hiçbir şekilde dindar olamayacağı aşikardır.
Irak Müslümanlarının Kurtuluşu
Irak Müslümanları, Kuran'da anlatılan Müslüman ahlakından tamamen uzak, bunun yerine kabile ve ırk taassubu içinde olan, kendi tatmini için yüz binlerce insanı ölüme göndermekten çekinmeyen, zulüm ve işkenceyi zevk haline getirmiş bir diktatörün zulmü altında ezilmektedirler.
Bu savunmasız halkın Saddam'ın -veya onun ardından Bağdat'a hükmedebilecek bir başka diktatörün zulmünden kurtulmaları, İslam Dünyasının fikren ve maddeten güçlenmesiyle yakından ilgilidir. Kurtuluş, Kuran ahlakına tam sarılmakta ve sözde "İslami bir görünüm" altında sinsice faaliyet gösteren faşist ideolojilerin yerini, İslam Dininin getirdiği gerçek ahlakın almasındadır.
Bu makale, Araştırma Dergisi 04. sayı (Şubat 2002) 8. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 284 kez incelendi.
|
 |
|