 |
Peygamberimiz (sav) Döneminde Düşmanlık Gösteren Kişiler
"İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık." (Furkan Suresi, 31) ayetiyle de haber verildiği üzere, kavimlerine Allahın varlığını anlatan tüm peygamberler din anlakının tebliğ edilmesine engel olmaya çalışan kimselerle karşılaşmışlardır. Bu, Allah'ın sünnetidir. Söz konusu düşmanlar çoğunlukla, elçilerin gönderildiği toplumların önde gelen, nüfuz sahibi kişilerinden oluşmuştur. Peygamberimiz (sav)'e de tebliğine başladığı Mekke'de, Arap toplumunun o dönemdeki en güçlü topluluğu olan Kureyş kabilesinin önde gelenleri düşmanca tavırlarda bulunmuşlardır. Hz. Muhammed (sav)'e en çok düşmanlık yapan bazı kimseler şunlardır:
1- Ebu Leheb: Peygamberimiz (sav)'in öz amcası olmasına rağmen İslam'ın en büyük düşmanı olmuştur. Tebliğin başladığı ilk günden itibaren karısı ile birlikte Peygamberimiz (sav)'e karşı çıkmış, ona eziyet etmeye çalışmışlardır. Kuran-ı Kerim'in Messed Suresi bu iki kişi hakkındadır. Allah, bu surede Ebu Leheb ve karısının bu düşmanlıklarının cezası olarak alevli olan bir ateşe gireceklerini bildirmiştir.
2 - Ebu Cehil: Peygamberimiz (sav)'e en çok düşmanlık edenlerin başında gelir. Müslümanlara çok çeşitli eziyetlerde bulunmuştur. Ammar b. Yasir'in annesini inancından dolayı öldürmüştür.
3- As b. Vail: Peygamberimiz (sav)'in oğlu Kasım öldüğü zaman, "Muhammed'in soyu kesildi" diyerek Hz. Muhammed (sav)'i incitmeye çalışan As b. Vail hakkında Kevser Suresi'ndeki, "Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır." (Kevser Suresi, 3) ayeti nazil olmuştur. As b. Vail, Mekke civarında bir dağ geçidinden geçerken bindiği hayvan onu yere düşürerek bacağını ısırmış ve bu yaradan ölmüştür.
4- Velid b.Muğire,
5- Ümeyye İbni Halef,
6- Utbe b. Rebia da Peygamberimiz (sav)'e düşmanlık yapanların başında gelenlerdendir.
Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlanmıştır. (Ahzab Suresi, 57)
İslami Terimler Sözlüğü
Sünnetullah; Allah’ın sünneti, kanunu.
Kelime anlamı olarak "yol" manasına gelen sünnet, "Allah" adıyla birlikte kullanıldığında, Allah'ın kainatı idare ederken koyduğu kurallar; Cenab-ı Allah'ın yarattıkları hakkındaki hüküm ve adetleri anlamına gelir. "Adetullah" olarak da kullanılır.
Ecir; dünyevi ve uhrevi karşılık, büyük sevap anlamına gelmektedir.
Müslüman Bilim Adamları
Mirim Çelebi
Mirim Çelebi, asıl adı Mahmud b. Mehmed olan ve 16. yüzyıl Osmanlısının en ileri gelen astronom ve matematikçilerindendir. İstanbul'da doğmuş, medreselerde okumuş ve Beyazıd'ın şehzadeliği zamanında hocalık yapmış ve önemli makamlarda görev almıştır.
Kadızade-i Rumi ve Ali Kuşçu'nun torunu olan Çelebi'nin en önemli eserlerinden biri Uluğ Bey'in Zic'ine Farsça olarak Düstürü'l-amel ve tashihü'l-cedvel adında yazdığı bir şerhdir. Çelebi, eserde konuları çok çeşitli şekillerde anlatmış, örneğin bir derecelik yayın sinüsünü hesaplamak için gayet anlaşılır biçimde 5 ayrı çözüm yolu göstermiştir.
Mirim Çelebi aynı zamanda kendisini çok seven Yavuz Sultan Selim'in ısrarları sonucunda dedesi Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili Fethiye eserini de şerh etmiştir. Matematik ve astronomi ile ilgili 7-8 risalesi bulunmaktadır. Mirim Çelebi, Osmanlı ülkesinde astronomi ve matematik ilimlerinin ilerlemesi için kuşkusuz en çok çalışan Müslüman bilim insanlarındandır.
Müslüman Hükümdarlar
Hz. Ömer
İkinci İslam halifesi olan Hz. Ömer 634-644 yılları arasında halifelik yapmıştır. Kuran'daki ahlak ve adalet anlayışının uygulanması konusundaki çabalarıyla tanınır. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu hissederim" sözü meşhurdur. Zamanında ülke, yönetim birimlerine ayrılmıştır. Hicri takvimin uygulamaya konulması, devletin önemli sorunlarının görüşüldüğü bir meclisin ve devlet hazinesinin oluşturulması da onun halifeliği döneminde gerçekleşmiştir. Arabistan dışında büyük fetih hareketleri yapılarak Irak, İran, Horasan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam topraklarına dahil edilmiştir. Devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması, yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda örgütlenmeyi zorunlu hale getirmiştir. Hz. Ömer, bu gereksinimi karşılamak üzere kurumsal bir İslam Devleti'nin temellerini atmıştır. Hz. Ömer sahip olduğu Kuran ahlakı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim uygulamış ve İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 31. sayı (Ocak 2007) 46. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 788 kez incelendi.
|
 |
|