 |
“Kuran Ahlakında Konuşma Adabı” yazıdizimizin geçtiğimiz ay yayınladığımız ilk bölümünde hikmet kavramını ele almış ve müminlerin titizlikle kaçınmaları gereken hikmetsiz konuşmalara örnekler vermiştik. Yazı dizimizin bu ay yayınladığımız son bölümünde ise Peygamber Efendimiz (sav)’in ve diğer kıymetli peygamberlerimizin hikmetli konuşma örneklerine yer vererek, Kuran ahlakında hikmetli konuşmanın önemini vurgulayacağız.
Yüce Allah müminleri, yaşadıkları hak dini ve güzel ahlakı başkalarına da anlatmakla sorumlu kılmıştır. Bu nedenle insanlara Allah'ın varlığını, birliğini ve yüceliğini anlatarak, onları Kuran ahlakına çağırmakla görevli olan müminler için konuşmak hem büyük bir nimet hem de önemli bir ibadettir. Din ahlakını yaşayan ve Allah'ın büyüklüğünü kavrayan kimselerin, din ahlakından uzak yaşayan bilgisiz insanlara hissettiklerini ve düşündüklerini samimi bir şekilde ifade edebilmeleri, birçok insanın İslam ahlakına ısınmasına ve kalbinde Allah sevgisinin ve korkusunun artmasına vesile olabilir. Bu ise Allah Katında çok hayırlı olduğu umulan bir ameldir. Dolayısıyla iman edenler için akıl, hikmet ve hayır dolu konuşmalar yapabilmek büyük önem taşır. Bu doğrultuda Allah'ı zikreder, insanlara sözün en güzelini söyler, onlara din ahlakını tebliğ eder, iyiliği emreder kötülükten men ederler. Böylece konuşmak müminler için hayatlarının sonuna kadar ecir kazanabilecekleri bir ibadete dönüşür.
Hikmetli konuşmanın en güzel örneklerini ise peygamberlerimizin hayatlarında görmemiz mümkündür. Kuran'da hayatları hakkında detaylı bilgi verilen değerli peygamberlerimizin tebliğ yaptıkları insanlara karşı verdikleri örnekler, sordukları düşündürücü sorular, yaptıkları kısa ama akılda kalıcı anlatımlar, inkar eden kimselerle olan diyalogları tüm Müslümanlar için birer hikmet örneği niteliğindedir. Allah, "Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269) ayetiyle, tüm peygamberlerin hikmet verilerek ödüllendirildiğini bildirmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav)’in Konuşmalarındaki Hikmet
Kuran’ın “Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21) ayetiyle bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav)'in hayatında müminler için her konuda hikmet dolu örnekler vardır. Konuşma adabı hakkında hadislerde aktarılan bilgilere bakıldığında, Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konuda da üstün bir kaliteye sahip olduğu görülür.
Sevgili Peygamberimiz (sav) insanlar arasında, etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir kimsedir. Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturmuş, Allah onun konuşmalarındaki üstünlüğü pek çok insanın imanına ve İslam ahlakını benimsemesine vesile kılmıştır. Peygamberimiz (sav)'in konuşmaları, sohbetleri, yüksek vicdan ve ahlak anlayışı nedeniyle çok büyük bir zevk ve hayranlıkla dinlenmiştir. Konuşmalarında daima Kuran ahlakını uygun, hayra yönelik, insanları iyiye ve güzele davet eden üsluplar kullanması, insanların ondaki hikmetleri görüp örnek almalarına vesile olmuştur. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli rivayetler Peygamberimiz (sav)'in bu özelliğini ortaya koymaktadır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
“Allah Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan. Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı! O, şöyle diyordu:"Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan).” (Taberani, Hakim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800)
Hz. Aifle (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini şöyle tarif eder:
“O, sizlerin konuştuğunuz gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri az ve özdü. Halbuki sizler cümleleri birbirine ekleyip duruyorsunuz.” (El Fevaid, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800)
“Allah Resülü çok veciz (kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu. Böyle konuşmasını kendisine Allah Katından Cebrail getirmişti. Kısa cümleler içinde bütün maksadını yansıtırdı. Veciz sözlü cümleler söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu. Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip ezberlerlerdi. Sesi gürdü ve tatlıydı. Gerektiğinde konuşurdu, kötü laflar etmezdi, hep hakkı söylerdi.” (Ebu Davud, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800)
“Güzel olmayan laflar edenlerden yüz çevirirdi. Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade buyururdu.” (Buhari, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800)
“Kendisi sustuğunda huzur-dakiler konuşurdu. Katında tartıflma yapılmazdı.” (Tirmizi; Huccetü'l İslam imam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800)
“Sahabelerinin yüzlerine karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı.” (a.g.e.)
Hz. Ebu Umame (ra)'den:
“İnsanların en güleç yüzlüsü ve hoş canlısı idiler.” (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/4)
Hz. Enes (ra) şunu bildirmiştir:
“Efendimiz (sav) halkın en latifecisi (hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi.” (a.g.e.)
Peygamber Efendimiz (sav)’in Hikmetli Tebliğine Bir Örnek
Rabbimiz bir ayette, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin, hatırlatma ve uyarılarının inananlar için "hayat verecek şeyler" olduğunu bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri herhangi bir insanın çağrısı gibi değildir. Bu çağrılara uymak, insanın dünyada ve ahirette kurtuluşuna vesiledir. Peygamberimiz (sav)'in her çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden, karamsarlıktan, azaptan kurtaracak hikmetler vardır. Peygamberimiz (sav)'in her öğüdünde Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için, samimi bir Müslüman bu öğütlere gönülden teslim olarak hidayet bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun müminlere verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği öğütlerdir. Sevgili Peygamberimiz (sav)'in Muaz'a şöyle söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni, sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, imana sarılmanı, Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye ederim.Muaz! Seni hikmet sahiplerine kötü söz söylemekten, doğru söyleyene yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan men ederim. Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah'tan korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim." (Ebu Nuyam el-Ilye, Beyhaki, ez-Zühd'de açıklamışlardır; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 793)
Hz Yusuf’un Tebliğindeki Hikmetli Üslup
Müminlerin sahip olmaları gereken hikmetli konuşma üslubunun en güzel örneklerinden biri de Hz. Yusuf’un zindan arkadaşlarına yaptığı konuşmada görülmektedir. Kendisine rüyalarının yorumunu soran zindan arkadaşlarının sorularına cevap vermeden önce kendi istediklerini anlatmış dikkatlerinin açık olduğu anda onlara tebliğ yaparak çok akıllıca bir yol izlemiştir. Konuşmanın seyrini kendi istediği gibi yönlendirmiş, onların merak ettikleri konulardan önce daha acil ve önemli gördüğü konulardan bahsetmiştir. Ayetlerde Hz. Yusuf’un hikmetli tebliği şöyle bildirilmiştir:
“Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim." "Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler." "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?" "Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler."” (Yusuf Suresi, 37-40)
Ayetlerde bildirildiği üzere Hz. Yusuf:
- Allah’a şirk koşmanın büyük bir yanılgı olduğunu ve tevhid inancını anlatmıştır.
- İçinde bulundukları din ahlakından uzak toplumda yaşanan çarpıklıkları anlatmış ve onlara yalnızca Allah’a kul olmalarını öğütlemiştir.
- Geçmiş peygamberlerden de örnekler vermiş tüm peygamberlerin aynı hak din üzerinde olduğunu hatırlatmıştır.
- "Bir sürü Rabler mi yoksa kahhar olan Allah mı?" diye sorarak aynı zamanda Allah'ın cezalandıran, azaplandıran ve kahreden sıfatlarını onlara hatırlatmıştır. Böylece hem düşünmelerini hem de Allah'tan korkmalarını sağlamaya çalışmıştır.
- Onlara taptıkları ilahları hatırlatmış, bunların batıl olduklarını, gerçekliliklerine dair haklarında hiçbir delil bulunmayan, atalarından kalan sahte ilahlar olduklarını bildirmiştir. Sadece Allah'a kulluk etmek gerektiğini açıklamış, ancak insanların çoğunun bunları bilmediğini söylemiş ve onları dosdoğru din ahlakına davet etmiştir.
Hz. Yusuf’un zindan arkadaşlarına verdiği bu öğütler, tebliğindeki hikmeti gözler önüne sermektedir. Hz. Yusuf'un uyguladığı bu yol, Müslümanların din ahlakını insanlara anlatırken kullanabilecekleri önemli bir yöntemdir.
Hz. İbrahim’in İnkarcı Bir Kişiye Verdiği Hikmetli Cevap
Kuran'da peygamberlerin hikmetli konuşmalarına pek çok örnek verilmiştir. Bu örneklerden birinde sırf varlıklı ve zengin olduğu için büyüklük taslayan ve Yüce Allah hakkında tartışmaya girişen (Allah’ı tenzih ederiz.) bir kimsenin, Hz. İbrahim'in vermiş olduğu hikmetli cevap karşısında kendi samimiyetsizliğini hemen fark ettiği şöyle haber verilmiştir:
“Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara Suresi, 258)
Allah'ın varlığını ve kudretini insanlara anlatan peygamberler, her zaman bu örnekteki gibi hikmetli ve akılcı anlatımlar kullanmışlardır. Allah'a olan samimi imanları onların tebliğlerini etkili kılmış, inkarcıların sapkın bakış açıları bu şekilde geçersiz hale gelmiştir. Kendilerini doğru yolda zanneden, mallarına, güçlerine ve şirk koştukları putlarına güvenen inkarcılar ise, iman edenler karşısında her açıdan çok çaresiz kalmışlardır. Çünkü Allah'ın mükemmel yaratışını ve sonsuz gücünü hikmetle anlatan iman sahipleri karşısında batıl inançlarının savunmasını yapabilmeleri mümkün değildir. Onlar Allah’ın izniyle her zaman yenilmeye, cevapsız kalmaya mahkumdurlar.
Hz. Lokman’ın Oğluna Verdiği Hikmetli Öğütler
Allah'ın verdiği ilimle, hikmet ve yüksek hitabet gücüne sahip elçilerden biri de Hz. Lokman'dır. Kuran'da bildirilen "Andolsun, Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik..." (Lokman Suresi, 12) ayetinde, Hz. Lokman'ın bu ilmi haber verilmektedir.
Hz. Lokman, Allah’ın haber verdiği sınırları koruyan samimi bir mümin olarak, oğluna yaptığı tebliğ ile de Allah’ın izniyle tüm insanlara yol göstermektedir.
Allah, "Gerçekten, Allah, Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur." (Nisa Suresi, 48) ayetiyle şirkin çok büyük bir günah olduğunu bildirmiştir. Şirkin ne denli büyük bir zulüm (yalan, iftira, haksızlık) olduğunun bilincinde olan Hz. Lokman da oğluna öğüt verirken öncelikle şirkten kaçınmasını söylemiştir. Hz. Lokman’ın bu öğüdü bir ayette şöyle bildirilmiştir:
"Hani Lukman oğluna -öğüt vererek- demişti ki; "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." (Lokman Suresi, 13)
Hz. Lokman oğluna öğüt verirken, ona büyüklüğe kapılmanın büyük bir yanılgı olduğu konusunda da hatırlatmada bulunmuştur. Çünkü bütün güç ve kudret Allah'a aittir. Aklın, bilginin gerçek sahibi de Allah’tır. Her şeyde Allah'a muhtaç olan insan gibi aciz bir varlığın, -kendinde bir güç ve üstünlük varmış gibi- büyüklenmeye kalkışması, yürüyüşüyle, konuşmasıyla kibirli bir tavra girmesi son derece kötü bir ahlak özelliğidir. Hz. Lokman'ın büyüklenme konusunda oğluna yaptığı hatırlatma Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
“İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Lokman Suresi, 18)
Hz. Lokman'ın oğluna öğütte bulunduğu konulardan biri de insanların bir kısmının göz ardı ettikleri Allah'ın her an her şeyi görmekte ve bilmekte olduğu gerçeğidir. İnsan zaman ve mekanla sınırlı bir varlıktır. Başka bir kişi tarafından aktarılmadıkça, ancak kendi bulunduğu yerde, zamanda gelişen olaylardan haberdar olabilir. Bulunduğu zaman ve mekanın dışına çıkarak olayları değerlendirmesi asla mümkün değildir. Bu da insanın en büyük acizliklerinden biridir.
Oysa insanı yaratan Rabbimiz, zaman ve mekanın da Yaratıcısı'dır; dolayısıyla bu kavramlara bağımlı değildir. Zamanın ve mekanın kapsadığı yani kainatta gerçekleşen her olaydan haberdardır. Bu nedenle ahiret günü Rabbimiz dünya hayatında işlenen her amelin karşılığını eksiksizce verecektir. Hz. Lokman'ın bu konudaki öğüdü Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (her şeyden) haberdardır." (Lokman Suresi, 16)
İkinci Kez Dünyaya Gelişinde Hz. İsa Yüksek Hikmet ve Hitabet Gücü ile Tanınacaktır
Hz. İsa'nın Allah'ın bir elçisi olarak hikmetle ödüllendirildiğine ve bunu kendi kavmine de bildirdiğine Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:
"Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı,hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim..." (Maide Suresi, 110)
Bu ayetler doğrultusunda ikinci kez dünyaya gelişinde Hz. İsa'yı tanımaya vesile olacak en önemli işaretlerden birinin, onun yapacağı "hikmetli, isabetli ve çok etkili konuşmalar" olduğu anlaşılmaktadır. Diğer tüm konularda olduğu gibi hikmetli konuşma da, peygamberlere has çok dikkat çekici bir özelliktir. Kuran'ı kendilerine rehber edinmiş olan müminler, Hz. İsa'nın konuşmalarının diğer bir ayette de belirtildiği gibi "özü kapsayan bir bilgi" (Kehf Suresi, 91) içerdiğini ve bunun ancak Allah'ın seçtiği elçilere has olduğunu anlarlar.
Gösterdiği üstün akıl, yaptığı kusursuz teşhisler, getirdiği çözümler her zaman çok isabetli olup Allah'tan özel olarak verilmiş bir hikmetin en açık alametlerini oluşturacaktır. Böylece üstün şahsiyeti ve aklı açıkça göze çarpacaktır.
Kuran Ahlakına Hikmetle Çağırmanın Önemi
Sonsuz rahmet sahibi olan Allah, Kuran'da iman edenlerin en önemli ibadetlerinden birinin tebliğ, yani Kuran'da bildirilen gerçekleri insanlara anlatmak ve onları iman etmeye davet etmek olduğunu bildirmiştir. Öyle ki bu ibadet, hayatın her alanını kapsar. Bu nedenle tüm müminler, değerli peygamberlerimizin elçilik göreviyle şereflendirildikleri andan itibaren büyük bir kararlılıkla yaptıkları gibi, sözleriyle ve tavırlarıyla yaşamlarının her anında Allah’ın bildirdiği ahlakı diğer insanlara anlatmakla ve İslam ahlakını temsil etmekle yükümlüdür. İnsanları hak yola davet etmenin önemi, Kuran'da şöyle bildirilir:
“Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” (Asr Suresi, 2-3)
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir… (Bakara Suresi, 269)
Hz. Aifle (ra) anlatıyor: Mübarek kelamları seçkindi. Her işiten onu anlardı.
Hikmetli konuşmak, önemli bir iman alametidir. Hikmetli konuşan müminlerle karşılaşan kimseler, büyük bir hayranlık duygusuna kapılırlar. Müslümanların samimiyetlerinden, yüksek kişiliklerinden ve üstün ahlak kalitelerinden ciddi şekilde etkilenirler. Böylece iman sahipleri gösterdikleri tavırlar ve yaptıkları konuşmalarla Allah’ın dilemesiyle pek çok insanın “kalplerinin imana ısınmasına ve imana yaklaşmalarına” vesile olurlar.
Peygamberlerimize Verilen Konuşma İlmi
"Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir..." (Enam Suresi, 89)
Hikmetli bir anlatım, isabetli konuşmalar, doğruya davet edici ve kötülükten men edici tavırlar tüm peygamberlerin ortak özellikleridir. Nitekim Kuran'ın daha pek çok ayetinde tek tek peygamberlere verilen hikmete de dikkat çekilir. Örneğin, Hz. Davud için "... ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik." (Sad Suresi, 20); Hz. Yahya için, "... daha çocuk iken ona hikmet verdik." (Meryem Suresi, 12); Hz. Musa için, "O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik..." (Kasas Suresi,14); Hz. İbrahim için, "... Doğrusu Biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik..." (Nisa Suresi, 54) diye bildirilmiştir.
Hikmetli Konuşmak Kişinin Yaşıyla Bağlantılı Değildir
Allah samimiyeti ve imanı oranında dilediği insana dilediği yaşta hikmet verebilmektedir. Kuran'da bu durumun en güzel örneklerini Hz. Yahya ve Hz. Musa'da görmek mümkündür. "(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik." (Meryem Suresi, 12) ayetiyle Hz. Yahya'ya çocuk yaşta hikmet verildiği bildirilmiştir. Ayrıca, "O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz." (Kasas Suresi, 14) ayetiyle de Hz. Musa'ya erginlik çağında bu nimetin lütfedildiği haber verilmiştir.
‘‘Andolsun Lokman’a ‘‘Allah’ a şükret’’ diye hikmet verdik…’’ (Lokman Suresi,12)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 31. sayı (Ocak 2007) 26. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 1.316 kez incelendi.
|
 |
|