Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7820 tanesi Türkçe, toplam 9221 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Emre tatil için gittikleri kampta sabah erkenden kalkar ve yakındaki akarsuya gider. Suyun kenarında daha önceden resimlerini dergilerde gördüğü kunduzları çalışıyorken görür. Bir müddet ne yaptıklarını merakla seyreder. Sonra bütün cesaretini toplar ve kunduzların yanlarına gidip onlarla konuşmaya başlar.
Emre: Merhaba, benim adım Emre. Sizinle arkadaş olabilir miyim?
Kunduz: Tabii. Benim adım Bay Kunduz, yanımdaki de eşim Bayan Kunduz, tanıştığımıza çok memnum oldum.
Emre: Sizi bir süredir merakla izliyorum. Sormak istediğim o kadar çok soru var ki... Önce şu ağaç kütükleri ile başlayalım. Ağaç kütüklerini neden suya taşıyıp üst üste koyuyorsunuz Bay Kunduz?
Kunduz: Emreciğim, bizim gibi bütün kunduz çiftleri kendilerine yeni yuva yapmak için göç ederler. Biz de bir süre önce buraya göç ettik yani bu akarsuya yeni taşındık. Şimdi kendimize bir yuva inşa ediyoruz. Ancak bunu yapabilmemiz için durgun bir suya ihtiyacımız var. Bu yüzden öncelikle akarsuyun önünü kesmemiz gerekiyor. Biz de bunun için ağaçları üst üste koyup suyu keserek gördüğün suni gölü oluşturduk.
Emre: Yani siz bir baraj mı yapıyorsunuz? Bu müthiş bir şey. Biliyor musunuz, biz insanlar da suyun akışını kesmek için çok eskilerden beri aynı şekilde barajlar yapıyoruz. Geçen gün coğrafya dersinde öğretmenim bize ülkemizdeki barajları ve yapılışlarını anlatmıştı. Ben çok şaşırmıştım. Çünkü o kadar güçlü akan suyun önüne bir inşaat yapılması çok zor diye düşünmüştüm. Ama sizin yaptığınız bizimkinden çok daha şaşırtıcı ve zor. Böylesine güçlü akan bir suyu durdurmayı nasıl başarıyorsunuz? Bu nereden aklınıza geldi? İnsanların yaptıkları barajlara bakıp mı karar verdiniz?…
Emre heyecan içinde sorularını arka arkaya sıralarken Bay Kunduz, Emre'nin sözlerine ve şaşkınlığına bir süre güler. Çünkü yaptıkları iş onlar için çok kolaydır, hiç zorlanmadan yapmaktadırlar.
Kunduz: Dur Emre dur, biraz soluk al. Bütün sorularına sırasıyla cevap vereceğim. Hiç merak etme, herşeyi öğreneceksin. Biz baraj yapmayı da, böyle bir yuva yapmayı da doğar doğmaz biliriz. Tabi ki bu kendiliğinden bizim aklımıza gelmedi. Durup dururken bir gün "hadi gelin baraj kurup, suyun ortasına bir yuva yapalım" demedik. Bütün bunları biz zaten biliyorduk. Daha doğmadan bütün bunlar bize öğretilmişti. Bu yüzden biz işimizi bu kadar iyi yapıyoruz. Nerede nasıl davranacağımızı çok iyi biliyoruz. Koca ağaçları nasıl devireceğimizi, nasıl suya taşıyacağımızı da bu sayede biliyoruz.
Emre, Bay Kunduz'u şaşkınlık içinde dinlerken birdenbire arkasında bir ses duyarak irkilir:
Abisi: Ben sana bütün bu sorularının cevabını verebilirim Emre. Ama önce bana bir açıklama yapman gerekiyor. Neden kamptan tek başına ayrıldın? Bıraktığın notu görmeseydim seni çok merak edebilirdik.
Emre: Abiciğim, ben, şey... Çok özür dilerim o kadar heyecanlıydım ki, kendimi buraya gelmekten alıkoyamadım. Ama notumu göreceğini bildiğim için böyle yaptım. Lütfen bana bütün bunları kunduzlara kimin öğrettiğini söyler misin?
Abisi: Peki tamam. Bak Emre, geçen hafta seninle Kuran okumuştuk. Hatırlarsan okuduğumuz ayetlerden pek çoğunda gökleri, yeri ve ikisi arasındaki herşeyi yaratanın Allah olduğu yazıyordu. Bunun üzerine seninle teker teker bildiğimiz hayvanları ve yaptıkları olağanüstü işleri düşünmüştük ve bütün bunları kendiliklerinden yapamayacakları sonucuna varmıştık. Onlara nasıl davranacaklarını öğreten birinin olduğunu anlamıştık.
Emre: Evet çok iyi hatırlıyorum.
Abisi: İşte Emreciğim, bütün canlılar kendilerine Allah'ın öğrettiği şekilde davranırlar. Daha doğdukları andan itibaren hepsi nasıl davranacaklarını çok iyi bilir. Biz insanlar, hayvanların yaptıklarını çözmek için yıllarca çalışırız. Teknolojik aletler kullanırız, kitaplar okuruz, deneyler yaparız. Ama hayvanlar bizim anlamak için çalışıp çabaladığımız işleri büyük bir kolaylıkla yaparlar. Örneğin uzman insanların yapamayacağı hesaplamaları bile hiç zorlanmadan yaparlar. Bay Kunduz ve Bayan Kunduz da kendilerine Rabbimizin öğrettiklerini yapıyorlar. Şimdi Bay Kunduz neler yaptıklarını anlatırsa, o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın.
Kunduz: Evet, Emre. Biraz sonra sana yapacağımız yuvanın detaylarını anlatacağım. Bizim kendi aklımızı kullanarak böyle bir şey yapmamızın mümkün olmadığını kendin göreceksin.
Emre, Bay Kunduz'un ve abisinin anlattıklarını büyük bir dikkatle dinlemektedir. Ne kadar önemli bir konuşma yaptıklarının farkındadır. Bu yüzden bütün dikkatini toplayıp, aklına takılan bütün soruları sormaya karar verir.
Emre: Bay Kunduz gördüğüm kadarıyla bu gölü oluşturmak için ağaç keserken ellerinizi ve dişlerinizi kullanıyorsunuz. Peki sizin dişleriniz nasıl bu kadar dayanıklı? Mesela ben bir dalı ısırmaya kalksam benim dişlerim hemen kırılır. Ben sizin yaptıklarınızı kesinlikle yapamam.
Bay kunduz: Çok güzel bir soru. Eşim ve ben 1 sene içinde 400'e yakın ağacı devirebiliriz. Üstelik bu işlemlerin hepsini de dişlerimizle kemirerek yaparız. Ağaç dallarını kemirirken dört tane ön dişimizi kullanırız. Seninkiler kadar olmasa da bizim de dişlerimiz zaman içinde aşınır ve zaman zaman da kırılır. Ancak bu bizi hiç etkilemez çünkü kesici ön dişlerimiz çok kısa bir sürede uzar. Bu hayatımız boyunca hep böyle devam eder.
Emre: Yani tıpkı bizim tırnaklarımızın uzaması gibi sizin de dişleriniz mi sürekli uzuyor?
Bayan kunduz: Bu soruna da ben cevap vereyim Emre. Evet öyle de diyebiliriz. Allah bizim diş yapımızı diğer bütün canlılardan farklı bir özellikte yaratmıştır. Eğer böyle olmasaydı, hem beslenemezdik hem de yuva yapamazdık. Bu da bizim için çok kötü olurdu. Hatta açlıktan öleceğimiz için soyumuz tükenirdi, yani bugün biz burada olamazdık. Ancak gördüğün gibi ben ve Bay Kunduz da dahil bütün kunduzların dişleri çok çabuk uzar.
Emre: Peki yüzmeyi nasıl öğrendiniz?
Bayan kunduz: Vücudumuz yüzmeye çok uygundur. Bir kere ayaklarımız perdelidir, bu yüzden suyu kolayca iteriz. Arka kuyruklarımızsa dev bir palet gibidir, bu sayede suyun içinde çok rahat hareket ederiz. Suyun altındayken kulaklarımız ve burun deliklerimiz suyun içeri girmesini engelleyecek şekilde kapanarak korunur. Ve gözlerimizde de yarı saydam olan üçüncü bir göz kapağı vardır. Bu da bizi deniz gözlüğü gibi suyun etkilerinden korur.
Emre: Küçük dostlarım biliyor musunuz, ben de ayağıma palet takıp çok rahat ve hızlı bir şekilde yüzebiliyorum. Bay Kunduz, biraz da yaptığınız barajdan bahseder misiniz?
Kunduz: Baraj için ilk iş olarak kalın dalları dere yatağının içine doğru iteriz. Ardından daha ince dalları, daha ağır olanların üzerine yığarız. Ancak bunları akarsu yatağına sağlam bir şekilde yerleştirmemiz gerekir. Yoksa akan su yaptıklarımızı alır götürür. Bunun için önce büyük kazıkları taşlarla ağırlaştırarak akarsuyun içinde iyice sabitleriz. Ama böyle bırakırsak kolayca dağılacağı için başka bir destek daha yapmamız gerekir. Bu yüzden yığdığımız dalları, kil ve yapraklardan yaptığımız özel bir harçla birbirlerine yapıştırırız. Bu harç su geçirmez ve suyun aşındırıcı gücüne karşı da çok dayanıklıdır.
Emre: Zaten böyle olmasaydı, suyun içinde kuru bir yuva üretemezdiniz ki, bütün çabalarınız boşa gidebilirdi.
Bayan kunduz: Doğru söylüyorsun Emre. Yaptığımız bu set son derece dayanıklıdır ve her geçen gün biraz daha büyür ve daha sağlam olur. Set büyüdükçe önünde oluşan su birikintisi de yükselir. Birkaç aylık çalışmamız sonunda gördüğün gibi bir baraj göleti oluşur. Ancak gölet büyüdükçe barajı da sağlamlaştırmamız ve bir yandan da çatlaklarını onarmamız gerekir. Biraz önce Bay Kunduz'un da söylediği gibi kuyruğumuzla ağaçların aralarını hem çamurla doldururuz hem de çalılarla kapatırız.
Bay kunduz: Bize bütün bu bildiklerimizi, herşeyi bilen ve üstün akıl sahibi olan yaratıcımız Allah ilham etmektedir.
Emre: Çok haklısınız Bay Kunduz. Bütün bunların size çok üstün akla sahip biri tarafından öğretildiği çok belli. Annem Allah'ın sonsuz akıl sahibi olduğunu söylemişti. Aynı anda hem size hem diğer kunduzlara hem de şimdiye kadar yaşamış bütün kunduzlara bunu öğretmiş olması, Rabbimizin benzersiz aklını bize gösteren kanıtlardandır. Üstelik tek size değil, bütün canlılara, yaptıklarını Allah'ın öğrettiğini de ben biliyorum.
Abisi: Evet Emre. Allah herşeye güç yetirendir ve tüm canlıları yaratandır. Bununla ilgili sana Kuran'dan bir ayet hatırlatacağım ve sonra da kunduzlara veda ederek kampımıza dönmemiz gerekiyor.
"Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir." (Nur Suresi, 45)
Sonra Emre ve abisi kunduz ailesine verdikleri bilgiler ve hoş sohbetleri için teşekkür edip, kampa dönmek için oradan ayrıldılar.
Bu makale, Düşünen Çocuk Dergisi03. sayı (Haziran 2002) 4. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 704 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Makale ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;