 |
Pek çok insanda çoğu zaman haksızlığa uğradığına dair bir psikoloji oluşur. Bu, kimi zaman yaşanan günlük olaylar sırasında, kimi zaman da geçmişte yaşanmış bir olayın ara ara kişinin aklına gelerek onu içten içe rahatsız etmesiyle ortaya çıkabilir. Her iki türlüsü de insana hem bedenen hem de ruhen zarar verir. En önemlisi de bu hisse kapılan kişi, şeytanın her türlü tuzağına açık hale gelir. Farkına varılıp vazgeçilmediği takdirde bu, insanı Allah'ın razı olmayacağı düşünce ve davranışlara yönlendirecek olan şeytani bir mantıktır.
İnsanlara Haksızlığa Uğradıklarını Düşündüren Nedenler Nelerdir?
Bu sorunun cevabını, çok karmaşık nedenler oluşturmaz. Ne var ki insanların çok büyük bir kısmı, bu psikolojiye yol açan özelliklerin ahlaki zaaflarından kaynaklandığını anlamak istemez. Oysa bu gerçekten kaçmanın kişiye hiçbir faydası yoktur. Yapılması gereken, ön yargısız bir şekilde değerlendirme yapıp çözüme ulaşmaya niyet etmektir. Bunu yapan kişi en kısa sürede yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulacaktır. Şimdi bu nedenleri sırasıyla inceleyelim.
Enaniyet
İnsanı, haksızlığa uğradığını düşünmeye yönelten en önemli nedenlerden biri, kendini beğenmesi ve herkesten üstün görmesi anlamına gelen "enaniyet"tir. Kendisinin, kimsenin erişemeyeceği herhangi bir tür üstünlüğe sahip olduğunu düşünen bir kimse, enaniyet hastalığına yakalanmış demektir. Enaniyet bir tür hastalıktır ve daha en başında önüne geçilmesi gerekir. Çünkü ilerlemesi halinde, samimi olarak Allah (cc)'a sığınılmadığı sürece, geri dönüşü de aynı oranda zorlaşır.
Bu hastalığa yakalanan biri, çevresindekilerin kendisinden üstün, hatta onunla aynı seviyede bile olamayacağına inanır. Bu nedenle herşeyin en iyisine kendisinin sahip olması gerektiği gibi yanlış bir inanca sahip olur. Böyle bir kişinin, sürekli olarak çevresindeki insanların hatalarını araması, bir açıklarını bulduğunda sevinmesi de yine aynı sebeptendir. Eğer kendisinden daha düşük seviyede gördüğü bir insana bir makam, zenginlik veya daha üstün bir konum verilirse, büyük bir kıskançlık hissine kapılarak tüm bunları asıl kendisinin hak ettiğini düşünür ve haksızlığa uğradığını gizli ve açık olarak ifade eder. Çoğu insanın haksızlığa uğradığını düşündüğünün gizli göstergesi, kalbinde yaşadığı kıskançlıktır. Bu davranış bozukluğu kişinin bakışlarına kimi zaman mat ve donuk bir ifadeyle, tavırlarına ise ilgilenmiyormuş gibi bir görünüm vermesiyle yansır. Bu ahlaki bozukluğun açık göstergelerinden biri de söz konusu kişilerin kendilerini üstün olduklarına çok inandırmaları, dolayısıyla çevrelerindeki kişilere de haksızlığa uğradıklarını yakınarak anlatmakta bir sakınca görmemeleridir.
Oysa Yüce Allah Kuran'da "... Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yusuf Suresi, 76) ayetiyle, insanların sahip oldukları üstünlüklerin O'nun takdiriyle olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle insan, çevresindeki insanların her zaman için kendisinden daha üstün bir ahlaka, daha derin bir bilgiye sahip olabileceğini bilen tevazulu bir ahlak sergilemelidir.
Herşeyin Yüce Allah’ın Kontrolünde Olduğunun Unutulması
Kainatta var olan herşey, sonsuz akıl ve ilim sahibi Yüce Allah'ın belirlediği kadere tabidir. 'Ol' kelimesi ile herşeyi bir anda var eden Allah, sadece insanların değil, bütün varlıkların kaderini de belirlemiştir. Gerçekten iman etmiş bir kimse, bu mutlak gerçeği bilerek, kadere gönülden teslim olarak yaşar.
Her olay ve durumun bir kader üzerine ve Allah'ın emriyle yaratıldığının unutulması ya da göz ardı edilmesi ise insanın kendisine yapabileceği en büyük zulümlerden biridir; çünkü insan bu unutmanın neticesinde amansız bir sıkıntı içine girer. Haksızlığa uğradığını, hakkının yendiğini veya yanlış yere suçlandığını düşünen bir kişinin içine düştüğü yanılgı da bu gerçeği kabul etmemesidir. Oysa ister iman edip kadere teslim olsun, isterse teslim olmasın her iş, Allah'ın herkes için tek tek belirlediği kader doğrultusunda ve Allah’ın kontrolü dahilinde işlemektedir. Bu nedenle istediğini elde edemeyen veya yapmadığı bir şey için suçlanan bir kişi tüm bunları Yüce Allah’ın belirlediği kaderde olduğu için yaşar. Bu durumda kaderi unutarak haksızlığa uğradığını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Böyle bir inanç bozukluğunun sonu, şeytanın kışkırtmalarıyla ahirette sonsuz cehennem azabı olabilir.
Allah’ın İnsanları İmtihan Ettiğinin Unutulması
“Böylece: "Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?" demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik… (Enam Suresi, 53)
Yukarıdaki ayette bildirildiği üzere Yüce Allah insanları çeşitli olaylarla dener. Bazı insanlara daha yüksek dereceler, makamlar, mal, mülk ve zenginlik verilmiş olabilir, bu kişiler işlerinde daha çabuk yükselebilirler; benzer daha pek çok örnek sayılabilir. Hepsi tamamen Yüce Allah’ın takdiridir. Allah yarattığı olaylarla, ayette bildirildiği gibi, insanları imtihan etmektedir. Haksızlığa uğradığını düşünüp karamsarlığa kapılan ve olayların Allah’ın takdiri olduğunu unutan kişi, bunun farkına varıp içinde bulunduğu durumdan çıkmaya çalışmazsa bu imtihanı kaybedebilir. Yaşadığı herşeyin Yüce Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmek için bir sınama olduğunu düşünen, sabreden ve tevekkül eden bir kişi ise elbette dünyada ve ahirette kazançlı çıkacaktır.
Sonuç: Herşey Allah’ın Dilemesiyle Gerçekleşir
Gerçekten iman eden, Allah’ın kadrini, kuvvetini kavrayan bir insanın, haksızlığa uğradığını düşünebilmesi mümkün değildir. Nitekim peygamberlerin ve tarih boyunca yaşamış olan müminlerin Allah korkuları, Allah'a karşı duydukları derin sevgi, içli bağlılık ve sadakatleri çok yoğundur. İşte bu nedenle kendilerine iftiralar atılsa, hapse düşseler, yapmadıkları şeylerle suçlansalar dahi, Allah'ın kendileri için en güzelini, en hayırlısını yarattığını, sabırla beklemeleri durumunda, daima en adaletli, en merhametli şekilde karşılık alacaklarını bilirler. Allah Kuran’da, üstün adaleti ile insanları en küçük bir haksızlığa dahi uğratmayacağını, "Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa Suresi, 40) ayetiyle bildirmiştir. Bunu bilen bir mümin, Rabbimiz'in adaletinin dünyada ve ahirette tecelli edeceğinin verdiği huzuru ve mutluluğu yaşar.
Mümin, Yüce Allah’ın Adaletinden Asla Kuşkuya Kapılmaz
Kuran'da peygamberlerin ve onlara uyan müminlerin, din ahlakını tebliğ ederken inkar edenlerin iftiralarına maruz kaldıkları, suçsuz yere hapse girdikleri, yurtlarından çıkarıldıkları ve hatta öldürüldükleri haber verilmektedir. Kuran’da bu konuyla ilgili pek çok örnek vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabelerin hayatı, bu büyük mücadelenin en önemli örneklerindendir. Mekkeli müşrikleri, Bir ve Tek olan Allah'a iman etmeye davet eden Peygamberimiz (sav), müşrikler tarafından ölümle tehdit edilmiş, müşriklerin akıl almaz suçlamalarıyla karşılaşmış ve tüm bu baskıların neticesinde yanındaki müminlerle birlikte Medine'ye hicret etmiştir. Hz. Yusuf da masum olduğu halde, uzun yıllar hapiste tutulmuştur. Ancak Peygamberler ve beraberindeki müminler, bütün bu yaşadıkları olayları yaratanın Yüce Allah olduğunu bildiklerinden, O'nun adaletinin tecelli edeceğinden asla şüpheye düşmemişler, bu imtihanı tüm takva sahibi müminlere örnek olacak biçimde tevekkül, sadakat ve sabırla geçmişlerdir.
İnsanların yaşamları boyunca işledikleri tüm fiiller muhakkak Allah'ın adaletine göre değerlendirilecektir. Zulüm yapanların zulümlerinin elbette karşılıksız kalmayacağını, iyi tek bir sözün bile mükafatının verileceğini, Allah Kuran'da bize haber vermektedir. Dünya hayatında yaşanan her olay Allah’ın izniyle ahirette Rabbimiz'in sonsuz adaletiyle karşılık bulacaktır. Kuran'da bu gerçek insanlara şöyle haber verilmiştir:
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye)getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz. (Enbiya Suresi,47)
Allah’ı tüm üstün sıfatları ile bilip tanıyan, O'na samimi iman eden bir insan, Allah’ın kendisini daima yardımı, sevgisi ve ihsanı ile destekleyeceğinden emindir. Bu nedenle Yüce Allah’ın adaletinden yana tam bir güven içindedir. Çünkü Yüce Allah Kuran'da, insanları haksızlığa uğratmayacağını bildirmiştir.
"... Siz 'bir hurma çekirdeğindeki ipince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız." (Nisa Suresi, 77)
Bediüzzaman Said Nursi, haksız yere sıkıntı, işkence ve zulme maruz kalan İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed, İbn-i Hanbel gibi İslam büyüklerinin haksızlığa uğradıklarını asla düşünmediklerini; tam tersine, Yüce Allah’tan gelen bu imtihana, ahirette kazanmayı umdukları sevap nedeniyle büyük bir sevinçle sabır gösterdiklerini şöyle hikmetli bir anlatımla özetler:
"Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A'zam gibi en büyük müçtehidler hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel gibi bir büyük mücahide, Kur'an'ın bir tek mes'elesi için hapiste pek çok azap verilmiş. Ve şikayet etmeyerek tam bir sabır ile sebat edip o mes'elelerde sükut etmemiş. Ve pek çok imamlar ve alimler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, tam bir sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kuran'ın birçok hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur." (Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Yirmialtıncı Lema, s. 265)
Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir. (Nur Suresi, 50)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 41. sayı (Kasım 2007) 24. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 362 kez incelendi.
|
 |
|