 |
"İşte bu (Kur’an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O’nun yalnızca bir tek İlah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurmadır." (İbrahim Suresi, 52)
Şükretmek
Şükretmek, verilen her türlü nimetten ötürü, dille ve kalple Allah'a olan minnet ve teşekkürünü ifade etmek, bu nimetleri Kuran'da bildirildiği şekilde kullanarak hakkını vermek demektir. Ancak yalnızca belli zamanlarda, büyük bir kazanç ya da fayda elde edildiğinde, güzel bir yemek yendiğinde ya da kötü bir olay sağ salim atlatıldığında "Elhamdülillah, Allah'a çok şükür" demek değildir. Kuşkusuz bu da güzel ve yerine getirilmesi gereken bir davranıştır. Ancak şükretmek kişinin her an tüm kalbiyle yaşaması gereken bir ruh halidir. Kalben ve dille olmasının yanı sıra şükrün fiilen yapılması da çok önemlidir. Bu da, verilen nimeti Allah yolunda, Allah'ın rızasının en fazla olduğu yönde değerlendirmekle olur. İnsan mal, mülk, zenginlik, makam, mevki, itibar, zeka, sağlık, kuvvet gibi nimetleri Allah yolunda, Allah'ın emrettiği biçimde kullanmazsa verilen nimetin şükrünü hakkıyla yapamamış olur. Bu yüzden, şükretmek Kuran'ın pek çok ayetinde tekrarlanan ve müminlerin çok titizlikle korumaları gereken bir ibadettir. Bu ayetlerden biri şöyledir:
"Hayır, artık (yalnızca) Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol." (Zümer Suresi, 66)
Mümin şükretmekle, Allah'ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır, O'na daha fazla yakınlaşır. Sebeplere, vasıtalara takılmaz, sahip olduğu herşeyi yalnızca Allah'tan bilir ve şirkten uzaklaşır. Bu şekilde, verilen nimetin maddi lezzetinden kat kat daha fazla olan manevi bir lezzeti tadar. En önemlisi de verilen bu nimetler vesilesiyle, Allah'ı her an yüceltmiş olur.
Getirdikleriyle Sevinip, Yapmadıklarıyla Övünmekten Kaçınmak
"Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. Onlar için acı bir azap vardır." (Al-i İmran Suresi, 188)
Yaptığı işlerle böbürlenmek ya da gerçekte kendisinin yapmadığı şeylerle övünmek, toplumdaki bazı insanlar için son derece olağandır. Oysa Kuran'da bu davranışın Yüce Allah Katında beğenilmeyen bir ahlak olduğu bildirilmiştir. Çünkü bu tür davranışların altında, yalnızca Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla gerçekleşen işleri insanın kendisinin yaptığını zannetmesi ve bu şekilde nefsini yüceltmesi yatar. Oysa insan bir işi kendisi yapsın ya da yapmasın, gerçekte o işi yaratan, sonsuz güç ve ilim sahibi olan Allah'tır. Hiçbir insanın kendisine ait müstakil bir gücü yoktur. Herşey ve her olay Allah'ın izni ve dilemesi ile gerçekleşir. Dolayısıyla kişinin müstakil olarak yapmaya güç yetiremeyeceği birşeyden dolayı böbürlenmesi ve övünmesi gerçekte o işi yaratan Allah'ı gereği gibi takdir edemediğini gösterir. Bu da insanın nefsine ilahlık vermesi ve nefsini Allah'a ortak koşması anlamına gelir. (Allah'ı tenzih ederiz.) Allah ayetlerinde Kendisi'ne şirk koşulmasının en büyük günah olduğunu ve vazgeçilmediği takdirde bunu yapanları bağışlamayacağını bildirmiştir. (Nisa Suresi, 48) İşte bu nedenledir ki Kuran'da, Rabbimiz'in sınırsız gücünü takdir etmek yerine kendi nefsini övüp yüceltmeye kalkışan kimseleri acı bir azabın beklediği bildirilmiştir.
Tevazulu Olmak
Alçak gönüllü, tevazulu olmak, Kuran'da Allah'ın övdüğü bir davranıştır. Tevazulu mümin diğer müminlere güven ve şevk verir. Gerçek anlamda alçak gönüllülük, insanın sahip olduğu bütün özellikleri Allah'a borçlu olduğunu bilmesi, Allah'ın dışında hiçbir güç olmadığını kabullenmesi ile olur. Bu bilince sahip insan ne kadar güzel, başarılı, zengin, akıllı veya güçlü olursa olsun, bütün bunların Allah'ın verdiği gelip geçici özellikler olduğunu, kendisi için bir imtihan vesilesi ve salih amel fırsatı olduğunu bilir. Sahip olduğu hiçbir özellik onun kibirlenmesine sebep olmaz. Bu üstün ahlakı, Allah'ın ruhunu taşıyan, O'nun yeryüzündeki halifesi olan müminlere karşı saygı ve tevazu şeklinde yansır. Ayetlerde, bu ahlaka sahip müminler övülmüş ve müjdelenmişlerdir:
"... Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver." (Hac Suresi, 34)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 45. sayı (Mart 2008) 32. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 509 kez incelendi.
|
 |
|