<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>HarunYahya.net RSS</title>
<description>HarunYahya.net İçeriği</description>
<link>http://www.harunyahya.net</link>
<language>tr</language>
<category>harunyahya</category>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>İşitme Sistemi Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Ses, hayatımıza anlam katan en önemli unsurlardan biridir. Bir an için düşünün: sessiz bir dünyada yaşamak nasıl olurdu? <br><br>Hemen arkamızdan yaklaşan büyük bir tehlikeyi fark edemezdik. Etrafımızdaki gelişmelerden haberdar olamaz, müzik gibi bir nimeti bilemezdik. Sevdiklerimiz ile iletişim kuramaz, düşüncelerimizi ifade edemez, bildiklerimizi anlatamazdık. <br><br>İşitme duyumuzun temeli olan iç kulak ve beyindeki işitme merkezimiz bir santimetre küpten yani bir kesme şekerden bile daha az yer kaplar. Çevremizdeki sesleri duymamızı sağlayan kulağımız son derece karmaşık mekanik, hidrolik ve elektronik yapıları barındıran minyatür bir mühendislik tasarımı gibidir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/3471</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-26</pubDate>
<title>İnsanın Yaratılışı</title>
<description><![CDATA[Şimdi küçük bir zaman yolculuğu yapalım ve bir süreliğine geçmişe gidelim. Ve mucizelerle dolu bir hikayeyi birlikte inceleyelim: <br><br>Ve bir zamanlar insanın ne halde olduğunu görelim...<br><br>Anne karnındaki tek bir hücre. Aciz ve korunmaya muhtaç bir varlık. Bir tuz tanesinden daha küçük. İşte siz de bir zamanlar bu küçük hücreden ibarettiniz. Tıpkı yeryüzündeki diğer insanlar gibi. <br><br>Derken bu hücre bölündü, iki hücre oldu. Sonra tekrar bölündü dört hücre oldu. Sonra sekiz, onaltı hücre oldu.<br><br>Hücreler çoğalmaya devam etti. Ortaya önce bir et parçası çıktı. Sonra bu et parçası şekillendi. Kolları, bacakları, gözleri oldu. Başlangıçtaki hücre 100 milyar kat büyüdü, altı milyar kat kilo aldı. <br><br>Önce yalnızca bir su damlası iken, Allah bir dizi mucize gerçekleştirdi ve bu yazıyı okumakta olan insanı yarattı...]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/648</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-24</pubDate>
<title>Beyin Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Çağımız teknoloji ve iletişim çağı...<br><br>Bilgisayarlar ve telefonlar tüm dünyayı birbirine bağlıyor. Bugün yaklaşık 6 milyar insan teknolojinin yardımıyla birbirine ulaşabiliyor... Bilim adamları iletişim teknolojilerini bir adım daha ileriye taşıyabilmek için yeni projeler geliştiriyor... Ancak şu anda yeryüzünde öyle bir iletişim ağı kurulu ki yaklaşık 100 milyar kullanıcı bu iletişim ağı üzerinden sürekli haberleşiyor... Bu kullanıcılar iletişimi kolaylaştırmak için trilyonlarca yeni bağlantı kuruyor... Burada, bilgisayarınızdaki gibi bağlantı sorunları pek yaşanmıyor. Kullanıcılar hiç dinlenmiyor. Burada elektrik kesilmiyor. Burası beyin!..<br><br>Sahip olduğunuz bu mükemmel iletişim ağı daha hiçkimse varlığınızdan haberdar değilken kurulmaya başladı... Doğumunuzla birlikte sistem gelişimi hızlandı ve o günden beri kurulan ağların sayısı her geçen gün artıyor... Yaşınız ilerledikçe deneyimleriniz beyninizi, beyniniz de sizi şekillendiriyor. Çevrenizle kurduğunuz ve gelecekte sürdüreceğiniz o güçlü bağı mümkün kılıyor.<br><br>Bu belgeselde, insan hayatının en önemli unsurlarından biri olan beynin içindeki o kusursuz ve ilâhî tasarıma, işleyişe tanık olacaksınız...<br><br><a href="http://www.insaninyaratilisi.com" class="SidesTableText" target="_blank">www.insaninyaratilisi.com</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/1290</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-19</pubDate>
<title>Vücudumuzda Hiç Ağrı Hissetmeseydik</title>
<description><![CDATA[<b>``… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz``</b> (Bakara Suresi, 216)<br><br>Ağrı vücudun savunma sisteminin bir parçasıdır. Bu his vücutta sağlığı olumsuz yönde etkileyecek bir durum oluştuğunu işaret eder ve buna karşı önlem alınmasını sağlayarak, vücutta oluşabilecek fiziksel zararın asgariye indirilmesine yardımcı olur. Nitekim bir kişi herhangi bir durumda ağrı duyuyorsa ağrıyı ortadan kaldıracak bir önlem alır ve bu şekilde vücuda verilen zararı ortadan kaldırır. Örneğin eli sıcak suda yanan kişi yanma hissinin oluşturduğu acı ile elini hemen sudan çekerek derisinin zarar görmesini engeller, oluşan acı hissinin devam etmesi durumunda tıbbi yöntemlerle, koruyucu tedbirler alır. Ya da vücudunun herhangi bir yerinde oluşan ani bir ağrı sonucunda doktora giderek ileride ciddi rahatsızlıklara neden olabilecek bir hastalığı henüz tam gelişmemişken tedavi ettirebilir. <br><br>Ağrı ve acı hissi insanı çok rahatsız eden duygular olmasına karşın, eğer Yüce Allah bu hissi vermemiş olsaydı vücut acı ve ağrı oluşturan durumlara tepki vermez ve çok daha büyük sağlık sorunları oluşabilirdi. Bu hissin büyük bir rahmet olduğunu hatırlatan gerçek ise ``konjenital analjezi`` adı verilen ve ağrıya karşı duyarsızlık olarak tanımlanan bir rahatsızlıktır. Yüce Allah`ın <b>``… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz``</b> (Bakara Suresi, 216) ayetinde haber verdiği gibi şer gibi görünen ve insanlar için rahatsız edici bir duygu olan ağrı hissi, gerçekte sanılanın tam aksine insan için büyük bir hayırdır. <br><br>Ağrı, her insan için son derece rahatsız edici bir duygudur. Çünkü bu his oluştuğunda günlük işlerimizi yapmakta zorlanabilir veya çalışamaz hale gelebiliriz. Ancak Yüce Allah bu duyguyu çok özel bir nimet olarak vermiştir. Çünkü ağrının görevi bizi rahatsız ederek ağrının olduğu bölgeye dikkatimizi çekmek ve vücudumuzda bir şeylerin yolunda gitmediği yönünde bizi uyarmaktır. Bu nedenle ``konjenital analjezi`` denilen ve doğuştan ağrıya karşı duyarsız olmaya neden olan rahatsızlık, birçok kişi tarafından zannedildiği gibi kişiye avantaj sağlayan değil, aslında birçok konuda kişi için risk oluşturan bir hastalıktır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17935</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-18</pubDate>
<title>Tiroksin Hormonunun Hücre Yenileme Çalışması</title>
<description><![CDATA[Tiroksin hormonu hangi aşamalar sonucunda salgılanır?<br>Tiroksin hormonunun az salgılanması, hangi hastalığa sebep olur?<br>Tiroksin hormonunun üretim miktarı nasıl belirlenir?<br>Bu hormonun büyüme hormonuyla ortak çalışması neden önemlidir?<br><br>Bu yazıyı okumanızı sağlayan göz hücrelerinizin beslenmek için glikoza ihtiyaçları vardır. Bunun için kanınızda ne kadar şeker bulunacağını hesaplayan ve şeker miktarını sabit tutan bir sistem kurulmuş ve vücudunuza yerleştirilmiştir. Kalbinizin dakikada kaç kez atması gerektiği, kemiklerinizde depolanan kalsiyum oranı, böbreklerinizin dakikada süzdüğü kan miktarı ve bunlara benzer binlerce detay büyük bir planlama ve hücreler arasındaki iletişim ağı sayesinde hesaplanmakta ve organize edilmektedir. 100 trilyon hücrenin birbirleri ile uyum içinde çalışmalarını sağlayan bu kimyasal iletişim sistemine ise hormon sistemi adı verilmektedir. Hormon sisteminin içinde görev yapan birçok hormon vardır. Bunlardan biri de tiroksin hormonudur. <br><br>İnsan vücudunu oluşturan dokular sürekli yenilenir. Bunu sağlamak için vücutta her dakika 200 milyon hücre doğar ve ölmüş hücrelerle yer değiştirir. Bu mükemmel olayın denetimi ise, Yüce Allah`ın dilemesiyle, tiroksin adı verilen bu hormona verilmiştir. Tiroksin hormonu bedeni denetler, ömrünü tamamlayan hücreleri belirler ve buna göre yeni bir üretim yapılması emrini ilgili birimlere iletir. Yani bedenin yenilenmesi asıl olarak bu hormonun faaliyetine bağlıdır.<br><br><b>Tiroksin Hormonunun Mucizevi Özellikleri</b><br><br>Tiroksin hormonunun önemini anlamak için aynaya bakmanız yeterlidir. Doğuştan bir hastalığı olmadığı sürece her insanın ağzı, burnu, gözleri, kısaca yüzünün ve vücudunun tamamı bir orantıya sahiptir. İşte vücudunuzun bu orana sahip olmasını, Yüce Allah`ın kusursuz bir işlev ile yarattığı tiroksin hormonuna borçlusunuz. Eğer bundan yıllar önce yani vücudunuz henüz gelişmekte iken, tiroksin molekülleri teker teker hücrelerinize gidip, hangi hızda bölünmeleri gerektiğini bildirmeseydi, vücut organlarınız son derece orantısız gelişirdi. Hatta bu durum zeka geriliğine bile neden olabilirdi. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17934</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-17</pubDate>
<title>İnsan Mucizesi</title>
<description><![CDATA[<b>``Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.``</b> (Asr Suresi, 2-3) <br><br>Allah bu ayetlerinde Allah rızasını kazanmak için yaşayanların, hakkı ve sabrı birbirine tavsiye edenlerin dışındaki insanların tümünün dünyada ve ahirette büyük bir kayıp içinde olduklarını bildirmiştir. <br><br>İnsanı doğru yola ulaştıracak ve ona ahirette büyük nimetler kazandıracak olan, iman etmesinin yanında, o imana uygun salih ameller işlemesidir. Çünkü salih amel, kişinin, yalnızca Allah rızasını gözettiğinin, samimi iman ettiğinin bir göstergesidir. Salih amel, insanın Allah rızasını kazanmak için dünyada gösterdiği çabadır. İslam ahlakının tebliğ edilmesi bu ahlakın yaşanması için çalışılması, Kuran'ın iyi anlaşılması için gayret gösterilmesi, Müslümanların her türlü sosyal ve kişisel problemlerinin çözümü gibi konuların hepsi; namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerin yanı sıra gerçekleştirilmesi gereken salih amellerdir. Gösterilen her salihane tavır, Müslümanların sabırlarını, kararlılıklarını, sadakatlerini, kısacası imandaki dirayetlerini ortaya çıkarır.	]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17942</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-16</pubDate>
<title>Savunma Sistemi Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Ülkelerin, en önem verdikleri konulardan biri, "savunma"dır. İçten ve dıştan gelebilecek her türlü tehdite karşı daima hazırlıklı olmalıdırlar. Bir ülkenin ayakta kalabilmesi için düzenli bir orduya sahip olması şarttır. Ülkenin bütünlüğü esastır. Bu amaçla askeri eğitime büyük özen gösterilir ve ordular en modern teçhizatlarla donatılır. <br><br>Aynı durum insanlar için de geçerlidir. İnsanların da düşmanları vardır. Ancak bu düşmanları göremeyiz, hatta onların farkında bile olmayız. Fakat hep onlar hep oradalar. Soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz yemekte... Kısacası hayatın sürdüğü her yerde... <br><br>Doğduğumuz andan itibaren etrafımız görünmeyen sinsi ve saldırgan bir topluluk tarafından kuşatılır. Bunlar mikroplardır: Bakteriler, mantarlar ve virüsler... Yerler, ürerler, avlarlar ve avlanırlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/10277</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-25</pubDate>
<title>Vücudumuzdaki Fosfor Mucizesi</title>
<description><![CDATA[<b>Fosforun vücut içindeki görevleri nelerdir?<br><br>Vücut içindeki fosfor oranı azaldığında alarm veren sistem nasıl çalışır?<br><br>Bu alarmın ardından vücutta ne gibi önlemler alınır?</b><br><br>Bir yapı veya eserdeki harikalığı anlayabilmek ve takdir edebilmek için, çoğu zaman o yapı veya eser hakkında detaylı bilgi edinmek, onun hakkında düşünmek gerekir. <br><br>Birçok harika özelliğe sahip olan insan vücudu için de aynı durum söz konusudur. İnsan eğer detayları öğrenmez ve bunlar üzerinde düşünmezse, her an iç içe yaşadığı mucizelerin farkına varamaz. Oysa karşıdan gelen arabanın kendisine çarpacağını zannedip korktuğunda, gribe yakalandığında, kan basıncı yükseldiğinde ya da bir arkadaşı ile karşılaşıp selamlaştığında, her insanın vücudunda olağanüstü olaylar gerçekleşir. Saniyeler, hatta saliseler içinde gözle görülemeyecek kadar küçük moleküller, insanın içinde arı gibi çalışarak, insanın kendisinin anlamakta dahi güçlük çekeceği kadar kompleks olan ve çok fazla bilgi ve uzmanlık gerektiren işler yaparlar. Vücudumuzda bulunan çok değerli bir hammadde de hücrelerimiz içinde böyle muazzam bir görev üstlenmiştir. Bu hammadde fosfordur. Hücrede fosforun bulunması, ortamdan sökülüp alınması, hücreye taşınması, işlenmesi ve depo edilmesi için hayranlık uyandıran çok çeşitli sistemler yaratılmıştır. Bu sistemlerin her biri canlılığın devamı için zorunludur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17580</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-21</pubDate>
<title>Kendi Kendini Onarabilen Tek Organ: Karaciğer</title>
<description><![CDATA[<b>Karaciğerin vücudumuzdaki görevi nedir?</b><br><br><b>Süngerimsi yapıya sahip olması, karaciğerin hangi fonksiyonu için gereklidir?</b><br><br><b>500 tane farklı işlemi aynı anda gerçekleştirebilen karaciğer hücreleri, enerji için ihtiyaç duydukları şeker olmadığında hangi yönteme başvururlar?</b><br><br>İnsan bedeni, kendi içinde apayrı bir ``alem``, apayrı bir ``şehir`` gibidir. Bu şehrin içinde ulaşım yolları, binalar, fabrikalar, alt yapı sistemi, en üstün teknolojilerden daha üstün teknolojiye sahip cihazlar, kendisinden hiç beklenmeyecek şekilde şuur gösteren, konusunda uzmanlaşmış elemanlar (hücreler, hormonlar, salgı bezleri), tam teçhizatlı askerler ve daha birçoğu mevcuttur. Üstelik bu ``alem`` yalnızca sizin bedeninizin içinde değildir. Çevrenizde gördüğünüz her insan, anneniz, babanız, kardeşiniz, dostlarınız, çalışma arkadaşlarınız, sokakta yanlarından geçtiğiniz insanlar, televizyonda izlediğiniz oyuncular kısacası yeryüzünde şu anda yaşamakta olan milyarlarca insan, bu mucizevi ``alem``e sahiptir. Bu kusursuz yaratılmış alem içinde Yüce Allah birbirinden mucizevi yüzlerce sistem ve onlarca organ yaratmıştır. Sağlıklı bir bedene sahip olmamıza vesile olan bu organlardan biri de karaciğerdir.<br><br><b>``Göklerde ve yerde her ne varsa O`nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır.``</b> (Hac Suresi, 64)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17535</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-28</pubDate>
<title>Vücudumuzdaki Elektrik Tesisatı</title>
<description><![CDATA[İnsan vücudunun anne karnındaki gelişimi tıpkı bir binanın inşası gibi bir plan doğrultusunda gerçekleşir. Ancak bu plan bildiğimiz tüm planlardan çok daha kapsamlıdır. Bu plana, kullanılacak tüm malzemelerin yapısı, hangi malzemenin ne kadar miktarla, ne zaman, nerede, hangi sıra ile kullanılacakları da dahildir. Nasıl ki bir binanın inşaatında elektrik, su tesisatını önceden hesaba katmanız gerekirse, insan bedeninin oluşumu sırasında da altyapıyı  oluşturacak sistemlerin önceden düşünülmesi, her aşamanın bu detaylara göre gerçekleştirilmesi gerekir. İşte bu sistemlerden biri de vücudumuzdaki elektrik tesisatıdır.<br><br>Vücudunuz her gün düzenli bakım yapmanız gereken, elektrikle çalışan teknoloji ürünü bir makine gibidir. Bir kasınız hareket ettiği zaman elektriksel yük boşalmaları meydana gelir. Beynin emirlerini taşıyan sinyaller elektrikseldir. Ayrıca vücut boyunca beyne doğru ilerleyen tüm duyu sinyalleri elektrikseldir. Hücre bölünmesi, kalp atışı da elektrikseldir. Aslında tüm kimyasal değişiklikler elektriksel temele dayanmaktadır; çünkü moleküler seviyede elektronlar transfer edilir, paylaşılır ya da değişikliğe uğrar. İnsan vücudunda elektriksel olmayan bir durum, neredeyse yok gibidir. Siz dinlenmek üzere uzansanız bile, enerji üretimiyle ilgili zor görevler iradeniz dışında meydana gelmeye devam eder: Kalp atışınız, akciğerlerinize oksijen gitmesi ve sayılamayacak kadar çok hücresel faaliyet... Kısacası insan vücudu hayatta kalmak için elektrokimyasal bir enerji sistemi kullanır.<br><br>Vücudumuzdaki tüm bu işlemlerin hiçbir yanlışlık ve aksaklık olmadan yürütülebilmesi içinse elektrik tesisatının tam gerektiği gibi yerleşmiş olması gerekir. Elektrik tesisatının oluşumu sırasında, sistemin yapı taşları olan nöronların vücudun her noktasına ulaşacak şekilde sinir lifleri oluşturması, bu liflerin tüm vücuda yayılması, yine bu sinir liflerinin komuta merkezi olan beyinle bağlantısının kurulması, omurga boşluğunun omuriliğin geçeceği şekilde açılması, nöronlardan bir kısmının beynin fonksiyonlarını yerine getirecek şekilde organize olması ve daha bunlar gibi sayısız detay göz önünde bulundurulmalıdır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17270</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-27</pubDate>
<title>Kulaktaki Altın Oran Duyma İşlemini Nasıl Kolaylaştırır</title>
<description><![CDATA[<b>`` O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir…``</b> (Müminun Suresi, 78)<br><br>Kulağın yapısındaki altın oran, duyma işlemini nasıl mükemmel hale getirir? Sesin kaynağını her durumda nasıl tayin edebiliriz? 	<br>Salyangoz adlı organın duyma işlemindeki rolü nedir?<br><br>Sanatçılar, bilim adamları ve tasarımcılar, araştırmalarını yaparken ya da ürünlerini ortaya koyarlarken orantıları altın orana göre belirlenmiş insan bedenini ölçü olarak alırlar. Leonardo da Vinci ve Corbusier tasarımlarını yaparken altın orana göre belirlenmiş insan vücudunu ölçü almışlardır. Ancak insan vücudunun yapısını günümüze kadar birçok farklı bilim dalı altında inceleyen uzmanlar, yaptıkları matematiksel incelemeler sonucunda kulağın yapısı ile ilgili bu önemli sorulara yanıt buldular.<br><br> Son yıllarda yapılan biyolojik araştırmalar göstermiştir ki; insan vücudundaki altın oran sadece insanın fiziksel görünümünde bulunmaz. İnsan beyninin, sinir sisteminin, duyu organlarının, akciğer sisteminin ve DNA`sının gerekli fonksiyonlarını yapabilmesi için de altın oranın gerekli olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle günümüzde insan vücudunda yer alan pek çok organın ve sistemin birbirleriyle uyum içinde çalışabilmesinin altın oranla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17255</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-23</pubDate>
<title>İnkarcıların Allah'a Karşı Mücadele İçin Çaba Harcamları Allah'ın Yarattığı Bir Mucizedir</title>
<description><![CDATA[Dünya hayatından mümkün olduğunca faydalanmaya çalışan iman etmeyen kişiler, neden imkanlarını dünya zevkleri için değil de, Müslümanlarla mücadele etmek için seferber ederler?<br>İman etmeyenler bu dünya hayatına dair geçici zevklerden neden asla zevk alamazlar?<br>Bu kişiler, kendilerine mutluluk vereceğine inandıkları her şeye karşı neden bir süre sonra öfke duymaya başlarlar?<br><br>Eğer bir insan (Allah`ı tenzih ederiz) Allah`ı inkar ediyor, Yaratılış`a inanmıyor, bu dünyanın bir sonunun olacağına ve ölüm ile birlikte yepyeni bir yaratılışla yaratılıp sonsuza dek var olacağı gerçeğine inanmak istemiyorsa o zaman bu insan, dehşetli ve ürkütücü bir bekleyiş içindedir. Ancak bu batıl inançtaki biri çoğunlukla bu durumun farkında değilmiş gibi görünmeye çalışır. Amacının dünyanın tadını çıkarmak olduğunu iddia eder. Yarını düşünmediğini, yalnızca anı yaşadığını savunur. Oysa bilinçaltında daima ``yok olma``nın endişesi vardır. Mutlak varlığına inandığı bu dünya hayatı, gitgide kendisini terk etmektedir. Ölüm yaklaşmaktadır. Ölümün sonrasında ise, kendi batıl inancına göre, yalnızca bir yok oluş vardır. Bu, o kişi için gerçek anlamda dehşete düşürücüdür.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17234</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-07</pubDate>
<title>Usta Bir Kameraman Gibi Hareket Eden Beyindeki Hedef Takip Sisteminin Özellikleri </title>
<description><![CDATA[Yoldan geçen bir arabaya baktığımızda, arabanın hareketi ile birlikte gözümüz otomatik olarak hareket eder. Bu sırada beynimizin ve gözümüzün farklı bölgelerinde pek çok işlem yapılır. Bu farklı işlemlerin hepsi de aynı hedefe yöneliktir, hareket eden cismi takip etmek. <br><br>Gözümüzü hareket eden bir cisim olmadan yavaş yavaş hareket ettirmeye çalıştığımızda ise birkaç istisna dışında bunu asla başaramayız. Ne var ki hareket eden cisim görüş alanımıza girdiğinde Yüce Allah`ın bizim için özel olarak yarattığı hedef takip sistemi devreye girer. <br><br>İnsanın doğumundan itibaren gördüğü her görüntü beynin içinde, karanlık ve ıslak bir ortamda bulunan görme merkezinde meydana gelir. Görme merkezinin toplam büyüklüğü ise 1.5 cm2'dir. İnsan hayatına ait herşey, çocukluğu, okuduğu okullar, evi, işi, ailesi, oturduğu semt, vatandaşı olduğu ülke, üzerinde yaşadığı dünya ve içinde bulunduğu evren, aynada gördüğü kendi vücuduna ait görüntü, hayat boyu gördüğü her ayrıntı, kısacası tüm hayatı, 1.5 cm2'lik et parçası üzerinde oluşur. Elbette kapkaranlık bir yerdeki 1.5 cm2`lik bu parçanın tüm bunları algılayabilmesi mantıken imkansızdır. O halde tüm bunları algılayan kimdir? Gören, duyan, hisseden, koklayan, tat alan beyin değilse nedir? <br><br>İşte bu noktada karşımıza çıkan gerçek apaçıktır: İnsan bilinç sahibi, görebilen, hissedebilen, düşünebilen, muhakeme edebilen bir varlık olarak maddeyi oluşturan atomlardan, moleküllerden çok öte bir varlıktır. İnsanı insan yapan Yüce Allah'ın ona verdiği "ruh"tur. Aksi takdirde insanın bilincini ve diğer tüm insani yeteneklerini yaklaşık 1.5 kiloluk, üstelik de algıdan ibaret olan bir et parçasına vermek son derece akıl dışı olacaktır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16841</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-06</pubDate>
<title>Vücut İçinde Sağ-Sol Ayrımı Yapan Kirpikli Hücreler</title>
<description><![CDATA[Karşımızda duran bir insana veya aynaya baktığımızda kusursuz bir simetri hemen dikkatimizi çekerken, kirpikli hücrelerin iç organlarımızı asimetrik olarak yerleştirmesindeki hikmetler nelerdir?<br>Aklı ve şuuru olmayan bu hücreler, nasıl olur da embriyoda henüz beyin dahi oluşmamışken sağı ve solu ayırt eder ve tüm insanlarda organları nereye yerleştirmeleri gerektiğini bilirler?<br>Bu işlemler sırasında kirpikli hücrelerin oluşturdukları kabarcıkların işlevi nedir?<br><br>Vücudumuzdaki iç organların birer tane olmasında ve bu organların gövdemizdeki dağılışında kusursuz bir denge söz konusudur. Akciğerin sağ tarafının üç lob ve sol tarafının iki lob olmasında kalbin solda yer almasının etkisi vardır. Mide, dalak ve pankreasın solda, karaciğer ve safra kesesinin sağda olması, ortadan yana doğru bir kare biçiminde uzanan dışta kalın içeride ince bağırsakların bulunması aslında bu asimetriye rağmen iç organların kusursuz bir düzen içinde sıralandığını göstermektedir. Yüce Allah her şeyde olduğu gibi vücudumuzu da hikmetle dolu çok ince detaylarla birlikte yaratmıştır.<br><br>İç organlarımızdaki bu asimetrinin kaynağının ne olduğu konusunda bilim adamları uzun yıllardan beri araştırmalar yapmaktadır. Bu bilim adamlarından biri de Nice-Sophia Üniversitesi Gelişim Biyolojisi ve Kanser Araştırma Enstitüsü Başkanı Stephane Noselli`dir. Stephane Noselli araştırmalarının sonucunda embriyonun birkaç hücresinin yüzeyindeki küçük kirpiklerin bu organizasyonu gerçekleştirdiği sonucuna varmıştır.<br><br>Peki kirpikli hücreler bebeğin gelişiminin hangi aşamasında ve nasıl devreye girerler?]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16839</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-05</pubDate>
<title>Laktik Asit Spor Yaparken Nasıl Enerji Verir?</title>
<description><![CDATA[Yakın zamana kadar laktik asidin vücutta birikmesinin yorgunluğa sebep olduğu zannediliyordu. Bu nedenle sporcular ve antrenörler laktik asidin yorgunluğa, performansın azalmasına ve acıya sebep olan, kaslarda geliştirilen bir atık ürün, başka bir deyişle zehir olduğunu düşünüyorlardı. Ancak daha sonra bu düşüncenin yanlış olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya kondu. Bu araştırmalar, laktik asidin zararlı bir madde olmadığını, aksine insan sağlığı için pek çok hikmet üzerine yaratıldığını göstermektedir. <br><br><ul><li>Sporcuların diğer insanlardan daha güçlü olmalarının ve daha uzun süreli performans gösterebilmelerinin nedeni nedir?<br><li>Kaslar, laktik asidi nasıl enerji olarak kullanırlar?<br><li>Laktik asit, fazla kilo almayı nasıl engeller?<br><li>Organların çalışması için neden laktik aside ihtiyaç vardır?</ul><br>Kilometrelerce koşan atletler, dakikalarca kulaç atan yüzücüler, günlerce tırmanan dağcılar... Bu tür spor dallarıyla ilgilenen kişilerin harcadığı enerji göz ardı edilemez boyuttadır. Üstelik bu sporcular, sadece katıldıkları yarışmalarda değil, antrenmanlar sırasında da yüksek performans göstermektedirler. Çoğu insan için çok zor görünen bu performansların kaynaklarından biri ise uzun yıllar bilim adamları ve sporcular tarafından zararlı olduğu zannedilen laktik asittir.<br><br>Peki, çoğu insan için çok zor gibi görünen bu performansı sporcular nasıl kazanmaktadır? ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16838</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-03</pubDate>
<title>Bebeğin Cinsiyeti Nasıl Belirleniyor?</title>
<description><![CDATA[Yakın bir zamana kadar, insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne hücreleri tarafından belirlendiğini sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve babadan gelen hücrelerin birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Ancak Allah Kuran'da bu konuda farklı bir bilgi vermiş ve erkeklik ve dişiliğin, "rahime dökülen meniden" yaratıldığını bildirmiştir: <br><br><b>``Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.``</b> (Necm Suresi, 45-46) <br><br>Kuran'da verilen bu bilginin doğruluğu, genetik ve mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle birlikte bilimsel olarak da ispatlanmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda; cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri tarafından belirlendiği, kadının ise bu işte hiçbir rolünün olmadığı anlaşıldı. <br><br>Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır. İnsan yapısını belirleyen 46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki kromozom erkekte XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Bunun sebebi söz konusu kromozomların bu harflere benzemesidir. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise kadınlık genlerini taşır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16843</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-03</pubDate>
<title>Vücudumuz Gece İle Gündüzü Nasıl Ayırt Eder?</title>
<description><![CDATA[Vücudumuzdaki saat sistemi nasıl çalışır?<br>Bu sistem gün ışığından nasıl faydalanır?<br>Vucudumuzdaki saatlerin ayarı nasıl yapılır?<br><br>Her sabah kalkmaya o kadar alışmışızdır ki, uyanmamız esnasında bedenimizde olup bitenleri genellikle pek düşünmeyiz. Oysa bu sırada bedenimizde mucizevi bir alarm sistemi harekete geçmiş ve bizi uyandırmıştır. Çünkü Allah, bedenlerimizi adeta zamanı algılayan bir saatle birlikte yaratmıştır. Bu uyku, beslenme, kan basıncı ve vücut ısısının ayarlanması gibi bedensel faaliyetlerin gün içinde düzenlenmesini sağlayan bir beden saatidir. Bedenimizin derinliklerinde saklı bu saati bilim adamları ``biyolojik saat`` olarak isimlendirmektedirler. Biyolojik saatimiz mükemmel bir şekilde ayarlanmıştır ve mükemmel bir şekilde işlemektedir. Biyolojik saatimizle kolumuzdaki saat arasındaki paralellik de hayranlık uyandırıcıdır. Çünkü her ikisi de günlük ritimlerini 24 saatte tamamlar.<br><br><b>Vücudumuzdaki Saat Sistemi 24 Saate Göre Ayarlanmıştır</b><br><br>Yüce Allah`ın üstün aklının ve detay sanatının delillerinden biri olan saat sistemi, hücre içinde yer alan moleküllerden yapılmış birçok saati bünyesinde barındırır. Bu saat sistemi gözümüze, beynimize kısacası vücudumuzun tamamına yayılmıştır. Bilim adamları beynimizde SCN (Suprachiasmatic nucleus) adı verilen bölümün bu saat sisteminin merkezi olduğunu düşünmektedirler. SCN sayısız saat hücresinden oluşur. Bu saat, bir günlük zaman dilimi olan 24 saat boyunca eş zamanlı olarak çalışmak için gün ışığındaki bilgiyi kullanır. <br><br>Ancak bu noktada Yüce Allah`ın üstün yaratışı mükemmel bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Çünkü beynimizin içindeki SCN bölgesi kapkaranlık bir bölgededir ve gün ışığı ile direkt hiçbir teması yoktur. Hatta buradaki hücreler güneşin ve ışığın ne olduğunu bile bilmezler. Ancak beynimizdeki hücreler arasındaki organizasyon sayesinde bu sistem kusursuz bir biçimde çalışır. <br><br><b>Biyolojik Saat Gün Işığından Nasıl Faydalanır? </b><br><br>Gözümüzün ağ tabakasında melanopsin-pozitif gangliyon hücreleri adında ışığa duyarlı olan hücreler vardır. Bu hücrelere gün ışığı düştüğünde elektrik üretilir ve bu elektrik sinyali RHT adında bir hat boyunca beynimizde bulunan SCN`ye iletilir. Böylece SCN için gerekli olan ``kendini güneş ışığına göre ayarla`` emri alınmış olur. Bu tıpkı, kronometrenin tuşuna bastığınızda saatini sıfırlaması gibidir. Elbette ki SCN`deki merkezi saati 24 saatlik güne ayarlayan gangliyon hücreleri ve RHT kanalı Yüce Allah`ın vücudumuza yerleştirdiği üstün yaratılış örneklerinden yalnızca birkaçıdır.<br><br><b>İnsan Vücudundaki Çevresel Saatlerin Görevi Nedir?</b><br><br> Vücudumuzdaki SCN adı verilen ve gün ışığına duyarlı olan bu sistem dışında, daha pek çok hücrede de saat yapıları tespit edilmiştir. Bu saatlere de çevresel saatler denmektedir. Bu saatçikler sayesinde hücredeki üretim kusursuz bir şekilde devam eder. Vücudumuzda trilyonlarca hücre olduğu göz önünde bulundurulursa bu muazzam sayıdaki saatin koordineli çalışmasının çok mükemmel bir organizasyonu gerektirdiği daha kolay anlaşılacaktır. Çünkü saatlerin hızındaki ufak farklılıklar bile çok ciddi problemlere sebep olabilir. Örneğin normal büyümenin sağlanması ve tümör oluşumundan kaçınmak için hücre bölünmesinin çok iyi bir biçimde kontrol altında tutulması, bu sistem sayesinde gerçekleşir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16835</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-04-04</pubDate>
<title>Vücudumuzda Acil Durumlarda Devreye Giren Savunma Yöntemleri</title>
<description><![CDATA[İnsan bedeni kusursuz bir savunma sistemiyle yaratılmıştır. Bayılmak, hapşırmak, ateşimizin yükselmesi, bronzlaşmak, hıçkırmak gibi, günlük hayatta bize olağan gelen vücut reaksiyonlarımız, aslında Allah`ın bedenimizde yarattığı koruma kalkanlarından birkaçıdır.<br><br>Hapşırığın tutulmaya çalışılması, doktorlar tarafından neden tavsiye edilmez?<br>Hapşırırken gözlerimizi açık tutmak, neden mümkün değildir?<br>Çoğu zaman öyle düşünülse de ateşlenmek, hastalıkların bir yan etkisi değildir. Peki niçin hastalandığımız zaman ateşleniriz?<br>Hıçkırmak sindirim sistemimize nasıl yardımcı olur?<br><br>İnsan vücudunda her detayı planlanmış ve çok hassas dengeler üzerine oturtulmuş bir sistem vardır. Biz farkında olmadan her saniye vücudumuzda milyonlarca işlem gerçekleşir, reaksiyonlar meydana gelir, hücreler ölür yerine yenileri yaratılır. Vücudumuzdaki bu hareketlilik, biz uyurken bile devam eder. Vücudu, içinde bulunduğu olağandışı durumdan korumak için devreye giren reaksiyonlardan biri de özel savunma mekanizmalarıdır. <br><br>Vücudumuzdaki her organın, her hücrenin, her sistemin belli bir görevi vardır. Bu sistemde en ufak bir aksama olduğunda düzen bozulur. Bu nedenle insan farkında olsa da olmasa da bu özel savunma mekanizmaları acil durumlarda tıpkı bir ordu gibi insan vücudunu korurlar. "Savunma sistemi" olarak bilinen bu mekanizma, dünyanın en disiplinli, en kompleks ve en başarılı ordusudur. Piyadelerden, ağır zırhlılardan, istihbarat birimlerinden oluşan ve hatta düşmanları fişleyen bir "bilgi işlem" merkezi bulunan savunma sistemi, yaşamımız boyunca mikroplarla savaşır, vücuttaki aksamaları onarır.<br><br>Bu durumda insan bedeni bir anlamda "kuşatılmış bir kale" konumundadır. Kuşkusuz etrafı sayısız düşmanla sarılmış bir kalenin korunması da eksiksiz ve planlı olmalıdır. İnsan, ihtiyacı olan bu mükemmel korumayla beraber yaratılmıştır, yani söz konusu düşmanlara karşı savunmasız değildir. <br><br>Her insan, vücudu içindeki sistemlerde var olan düzeni, her noktada sergilenen üstün yaratılışı gördüğünde; benzeri olmayan bir güç sahibinin ve üstün bir aklın bedenini yarattığını açıkça görecektir. Her biri Yüce Allah'ın yaratışının delilidir. Bu gerçeği Allah, Kuran' da şöyle bildirmiştir: <br><br><b>``Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir``.</b> (En'am Suresi, 102)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16695</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-04-02</pubDate>
<title>Bedenimizi Koruyan  Proteinler Nasıl Olup da Kendi Hücrelerimize Zarar Vermez?</title>
<description><![CDATA[Vücutta, her an bedeni korumakta olan bir sistem bulunmaktadır. Bu sistemin bir parçası olan kompleman proteinleri, vücuttaki ``her hücreye`` saldırmaya programlanmıştır. Bu gerçekten de şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü bedeni savunmak için var olmalarına rağmen, bedeni oluşturan tüm hücreleri düşman olarak görürler. <br><br>Kompleman proteinleri karaciğerde üretilir ve dolaşım sistemine oradan katılırlar. Normal şartlarda kanın içinde gelişigüzel ve etkisizce dolaşan hücrelerdir. Ancak uyarıldıklarında, aniden gördükleri bütün hücreleri yok etme kararı alırlar. Aldıkları bu uyarı tek bir kompleman proteini kanalı ile vücuttaki sistemin tümüne yayılır. <br><br>Uyarı ile vücutta dost düşman ayrımı yapmazlar. Ancak vücuda ait zararsız hücreler, kompleman proteinlerine karşı savunma yapabilecek şekilde yaratılmışlardır. Kompleman proteinleri bedene ait hücrelere değer değmez, bu zararsız hücreler kompleman proteinlerini etkisiz hale getirir. Vücuda girmiş olan yabancı organizmalar ise, hiç beklemedikleri bu koruma görevlilerinin saldırısına uğrayarak yok olurlar. Şüphesiz bu, Rabbimiz`in üstün yaratma ilminin tecellilerinden biridir. En küçüğünden en büyüğüne kadar evrendeki tüm varlıkların Allah`ın kontrolü ve emri altında olduğu bir ayette şöyle haber verilir:]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16700</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-03-06</pubDate>
<title>Kemiklerimizin Mucizevi Yapısındaki Sırlar</title>
<description><![CDATA[İnsan vücudunun her noktası gibi, iskelet sistemimiz ve kemiklerimiz de  Yüce Allah`ın üstün yaratma gücünün bir eseridir. Başlı başına sanat eseri niteliğinde olan iskeletimiz, hayatımız boyunca yaptığımız her hareketi hatasız ve mükemmel bir şekilde yerine getirmemizi sağlayacak şekilde yaratılmıştır. <br><br><b>...Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?...</b> (Bakara Suresi, 259) <br><br>Kusursuz bir dizilime sahip olan kemikler, dışarıdan gelen darbeleri emebilecek esneklikte çok özel bir malzemeden oluşurlar. Bu nedenle insan bedeninde hayati öneme sahip olan tüm organlar, özel sistemlerle koruma altındadırlar.<br><br><b>Kemikler Organlarımızı Nasıl Korur? </b><br><br>Sözgelimi kafatası kemiği, insanın hayati organı olan beynini, olabilecek en özenli şekilde korur. Nitekim anne karnındayken birbirinden bağımsız olan kafatası parçaları, zamanla büyüyerek adeta bir bulmacanın parçalarının biraraya getirilmesi gibi, birbirlerine monte olurlar. Doğumdan bir süre sonra ise, insan beynini koruyacak en mükemmel yapıya kavuşurlar. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16387</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-02-05</pubDate>
<title>İnsülin Hormonundaki Hassas Denge</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16139" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 5 Şubat 2010 Tarihli Tempo TV Röportajından</b></a><br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> İnsülin hormonu ile ilgili, insülin hormonu vücudumuzdaki şeker düzeyini dengeliyor. Herkesin bildiği gibi, eksikliğinde de diyabet hastalığı denen hastalık ortaya çıkıyor. Yani son derece hayati bir fonksiyonu var, insülin hormonun. İnsülin hormonu protein yapısında. Yani sağlıklı olarak çalışması için birçok gereken hormonlardan, enzimlerden bir tanesi insülin hormonu. Yediğimiz yiyecekler daha kolay sindirmeleri için bakın burada gördüğünüz gibi küçük parçalara ayrılıyor, sindirim sistemine, mideye geliyor şimdi. Oradan bağırsaklara geçiyor. Karbonhidratlar parçalandığı zaman, glikoz adı verilen bir şeker oluşuyor. İşte bunun düzenlenmesinde rol alıyor, şekerin düzenlenmesinde, insülin hormonu. Şekerde vücut hücrelerimiz için ana enerji kaynağı. Yani enerji edinen kaslarımızdaki enerjiler, beynimizde hep glikoz kullanılıyor. Kalp kası. <br><br>Şeker, insülin olmadan hücreler tarafından kullanılamıyor. Şundan dolayı birazdan göreceğiz. İnsülin de vücudumuzda pankreas denilen bir organdan salgılanıyor. Pankreasın son derece hassas bir kontrol mekanizması var vücudumuzdaki şeker düzeyine göre. Milyonlarca molekül arasından şeker moleküllerini tanıyor ve sadece gerektiği kadar bu hormonu salgılıyor. Tabii pankreas bütün laboratuarlardan gelişmiş bir teknolojiye sahip. Çünkü böyle an an insülini kontrol edecek bir teknoloji yeryüzünde mevcut değil. Şeker miktarı fazla ise, bu depolanmaya başlıyor. Burada görüldüğü gibi.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Nerede depolanıyor?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Kas hücrelerine giriyor, ondan sonra beyinde kullanılabiliyor bu şekilde. Karaciğer de asıl depolama yeri. İşte pankreas, insülin hormonuyla bu depolama emrini veriyor insülin vasıtasıyla. İnsülin hormonunun nasıl üretileceği de DNA`mızda kayıtlı. Pankreastaki DNA`da insülin hormonu yapılıyor bu nedenle. Dolayısıyla insülin bir çeşit protein ve insülin üretiminde de yüzlerce protein görev alıyor. Dolayısıyla insülin olması için mutlaka başka proteinler gerekiyor. İşte kan yolu ile insülin, burada kan dolaşımını görüyoruz. Damarların içinde akan kan vücudumuza yayılıyor. İnsülinin reseptörleri, yani alıcıları var. Bu çok önemli. Hormonlar zaten bu sistemde çalışıyor. Alıcıları var. Bakın bağlanma anını görüyoruz burada. Alıcısına bağlandı, alıcısına bağlandıktan sonra şeker taşıyıcıları uyarılıyor ve hücre yüzeyine geliyorlar. Yani proteinler yapılıyor hücre içerisinde. Bakın bunlar şeker taşıyıcıları. Şekerin girişi kolaylaşıyor hücre içerisine ve bu taşıyıcılarla rahatlıkla girmeye başlıyor. Bunlar hep şeker molekülleri, görüldüğü gibi. Bunu insülin sağlıyor işte alıcısına bağlandığı için. Bakın şeker rahatlıkla hücre içerisine giriyor. Dolayısıyla şeker hücre içerisine girdiği için kandaki miktarı da o oranda düşüyor. O kadar hassas ayarlanıyor ki, fazla değil. Çünkü fazlası bu sefer hipoglisemi denilen şekerin aşırı düşmesine sebep olur. O da baygınlık ve koma ve ölümle neticelenirdi. Son derece hassas olarak kontrol ediliyor. İşte bu Allah`ın yaratma sanatının bir tecellisi. Hücreler enzimlerle kendilerine gönderilen emirleri, hata yapmadan tam uyguluyorlar. Dolayısıyla tabii bu hücrenin aklı değil Allah`ın sonsuz aklının tecellisi olmuş oluyor. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16505</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2010-01-17</pubDate>
<title>insaninyaratilisi.com</title>
<description><![CDATA[Bu sitede yeryüzünde her insan ile birlikte hiç durmaksızın yaşanan "insanın yaratılış mucizesi"nin detayları anlatılmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki, burada anlatılan olaylar, insanın yaratılışındaki detayların yalnızca bir bölümüdür. Öyle ki bu sitede anlatıldığı kadarı bile, insana, Yaratıcısı'nın sonsuz kudretini, tüm evreni sarıp kuşatan sınırsız ilmini ve aklını bir kez daha göstermektedir. Ve Yüce Allah'ın, "yaratıcıların en güzeli" olduğunu tüm insanlara tekrar hatırlatmaktadır:<br><br><b>Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.<br>Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.<br>Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.</b> (Müminun Suresi, 12-14)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15652</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Gözdeki Mükemmel Sistem Tek Başına Darwinizm'i Yıkmaktadır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15444" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 5 Ocak 2010 Tarihli Mavi Karadeniz TV ve Kocaeli TV'deki Canlı Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Çünkü sen dün mesela görmeyi anlattın, yani akıl alacak gibi değil o olay. Anlat onu bir daha. Zor mu onu bulman?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> İnşaAllah Hocam. Hazır Hocam inşaAllah, ben şu anda hazırlıyorum.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Sırf şu konu, yani aklını peynir ekmekle yemiş olsa bir insan kesin iman eder. O kadar karmaşık, o kadar ince, o kadar nazik bir sistem üzerine kurulmuş ki yani hiçbir açıklaması yok. Yani kafa tamamen iptal olmadıktan sonra, başka türlü bir açıklaması olmaz.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Charles Darwin diyor ki:</b> Bir organın oluşumu aşama aşama, mesela gözün aşama aşama oluşamayacağı ispatlanırsa diyor, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır diyor. Haklı. Hakikaten tam da böyle, bakın görüyorsunuz gözün, birçok parçasından oluşuyor göz.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Yani Darwin bunların hepsinin aynı anda olması gerektiğini söylüyor değil mi? Aynı anda olursa diyor, Allah vardır. Eğer aynı anda değilse, teker teker yaratılmışsa Allah yoktur diyor haşa. Tamam. Ama göz de olurken toptan hepsinin bir anda olması gerekiyor. Değil mi? Öbür türlü göz çalışmıyor.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Bir parçası bile eksik olsa göz mümkün değil çalışmıyor. Mesela gözün her şeyi var, sadece merceği yok, olmuyor, görmüyor. Gözün her şeyi var, korneası yok yine olmuyor.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Şimdi mesela gözün merceği olması, onların dediğine göre, körelen organ olmuş oluyor, yok olması lazım değil mi bunun? Mesela gözyaşı bezi yoksa göz zaten kör olup göz bitmiş oluyor konu kapanıyor. Dolayısıyla işlemiyor o sistem. Hepsinin aynı anda olması gerekiyor.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Evet. Hatta sinir hücrelerindeki proteinlerin bir tanesinin bile eksikliğinde olmuyor. Bakın şöyle ben size hemen örnek vereyim. Göze fotonlar geliyor. Fotonlar ışığı oluşturan küçücük parçacıklar, enerji yüklü parçacıklar. Bunlar o kadar ufak ki trilyonlarcası aynı anda göze her saniye geliyor.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Foton. Işık fotonlardan oluşuyor. Daha onun ne olduğu da bilinmiyor, değil mi?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Evet.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Küçük parçacıklar, tamam.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Evet. Bakın bir tane foton geldiği zaman, bu rodopsin diye bir protein molekülü var sinir hücrelerinde, bunun şeklini değiştiriyor. Bunlar tabii temsili şekiller. Bu şekilden başka şekile geçince rodopsin o zaman ikinci proteine bağlanabiliyor bu yeni şekliyle.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Önce bak yuvarlakken, sonra dörtgen şekil alıyor. Ne çarpınca?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Foton çarpınca. Fotonun etkisiyle ikisi birleşince bunların, transusin ile rodopsin birleşince üçüncü bir proteine bağlanabiliyorlar. Ondan önce bağlanamıyorlar ancak ikisi birleştiği zaman bağlanabiliyorlar.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Sonra ikinci aşama olarak birbirlerine bağlanıyor bunlar. Sırf fotonun çarpmasıyla. Evet.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Ondan sonra üç protein birbirine bağlandığı zaman, üçü birlikte dördüncü bir proteine bağlanabiliyor.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Zincirleme reaksiyonlar meydana geliyor.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Tıpkı evet birbirini tetikliyor. Domino gibi böyle, domino taşları hani nasıl böyle düşürür?<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> O ona oturuyor kalıp gibi, o ona oturuyor, o ona oturuyor, ihtiyaçları var hepsinin birbirine ihtiyacı var, evet.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Daha sonra bunların hepsi birlikte suyun içindeki tuz molekülleri var, hücrenin içerisinde tuzların sayısını azaltıyor.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Nerede bu su?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Sinir hücresi, gözün sinir hücresi bu.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Nerede ama? Gözün içinde mi, dışında mı?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Arkasında, arka kısmında. Göz yuvarlağının arkasında sinir hücreleri var, retina deniyor oraya.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Orada bu tuzlu su dediğin şey.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Evet, o hücrenin içerisinde bu tuzların oranını düşürdükleri anda elektrik sinyali oluşuyor. Şimdi bunun animasyonu.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Tuzun?<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Tuzun seviyesi düşünce. Tuz iyonları var atomları, onların seviyesini düşürüyor, hücrenin dışına çıkartıyor.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Bu protein evet. Tamam evet.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Bu tuzların oranı düşünce de elektrik sinyali oluşuyor ve biz görebiliyoruz. Bunun animasyonunu hep birlikte görelim. Bakın bir tane foton geldi, şeklini değiştirdi rodopsin isimli, yeni şekliyle ikinci bir proteine bağlanabiliyor. O zaman onlarda da bir takım değişiklikler oluyor, böylece ikisi birlikte üçüncü proteine bağlanabiliyor. Böylece hepsi birlikte bağlandığı zaman bakın, hücrenin içerisindeki tuzların sayısı azaldı. Bunlar böyle bu şekilde gidiyor. Peki bu reaksiyonlar, bu gördüğümüz bu zincirleme reaksiyonlar ne kadar zamanda oluşuyor dersek bakın piko saniye. Bir piko saniye, saniyenin trilyonda biri. Bakın bu 1 saniye, trilyonda biri bunun üç piko saniyede oluşuyormuş. Yani 1 saniyede bu reaksiyonlar üç yüz milyar kere oluşuyor bu reaksiyonlar.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Darwinist kardeşlerime ben buradan hitap ediyorum. Etmeyin, çatmayın yani değil mi yani artık ne diyeyim? Bunu görüyorsunuz böyle bir sistemi. Bu tesadüfen nasıl olsun böyle bir şey? Bakın sadece gözün çok küçük bir bölümü bu. Ondan sonraki safhalar apayrı.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16009</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-04</pubDate>
<title>Gözün Kompleks Yapısı Evrim Teorisini Yıkmaktadır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15442" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 4 Ocak 2010 Tarihli Kral Karadeniz, Adıyaman Asu ve Ekin TV Röportajından</b></a><br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Darwin`in teorisini yalanlayacak en önemli kriterleri, Darwin kendisi veriyor zaten. Mesela diyor ki kitabının içerisinde, Türlerin Kökeninde, ``Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır``. Darwin kesinlikle haklı, bakın şunu söylüyor Darwin, bir organ diyor kompleks bir organ basamak basamak oluşamaz. Yani bir parçası olucak, sonra ikinci parçası eklenecek sonra üçüncü, bu gösterilirse diyor olamayacağı diyor, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Tam da böyle dediği gibi. Göz mesela, göz görüyorsunuz burada insan gözü yeryüzündeki en iyi kameralardan çok daha mükemmel. Yani mükemmel bir netlikte görüyoruz. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Mükemmeliklerini anlat. <br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Evet, baktığımız anda net görüyoruz. Üç boyutlu, her kameradan, her görüntüden çok daha net bir görüntü görüyoruz. Renkler pırıl pırıl aynı şekilde nereye baksak anında odaklanabiliyor. Dünyada teknolojik olarak hiçbir alette bu özellik yok ve 40 parçadan oluşuyor. Yani gözün merceği, korneası, kirpiklerimiz, gözyaşı bezleri hepsinin tamam olması gerekiyor. Bunların bir tanesi bile eksik olduğu zaman... Mesela bütün göz var. Sadece gözyaşı bezi yok, olmuyor. Göz görmüyor. Hepsi var, mercek eksik, olmuyor. Hepsi var, kornea eksik, yine olmuyor. Retinasında en ufak bir proteinin eksikliğinde göz yine görmüyor. Dolayısıyla Darwin`in dediği gibi basamak basamak, ilkelden karmaşığa doğru oluşmuş kesinlikle olamaz. Göz tamamiyle mükemmel ve bütün parçaları eksiksiz olarak işlev gördüğü zaman görebiliyor. Bu da tabii yaratılmış olduğunu kesin kanıtlar. Hatta Darwin`in zamanında gözün moleküler biyolojisi bilinmiyordu. Şimdi gözün moleküler biyolojisi o kadar karmaşık ki bakın biliyorsunuz fotonlardan oluşuyor ışık. Milyonlarcası her an gözümüze geliyor fotonların. Gözle görülmeyecek kadar çok çok küçük partiküller bunlar. Işığın küçük partikülleri. Bir tane foton, bu trilyonlarcasından bir tanesi... Bakın proteinlerden birine geldiği zaman ismi Rodopsin denilen protein. Rodopsin proteini. Onun şeklini değiştiriyor, başka bir şekle sokuyor. Bu yeni şekille diğer proteine bağlanabiliyor. Daha önce bağlanamıyor. İkisi birlikte üçüncü bir proteine bağlanıyorlar. Üçü birlikte dördüncüye bağlanıyorlar ve hücrenin içerisindeki tuzun oranını düşürüyorlar. Bakın bunu canlı olarak gösterelim şimdi animasyonlu. Bir foton geldi. Rodopsin`in şeklini değiştirdi. O zaman ikinciye bağlanabiliyor yeni şekliyle. Onun şekliyle bir değişiklik oldu. Üçüncü proteine bağlanabiliyorlar domino taşı gibi. Üçü birlikte dördüncüye bağlanabiliyorlar bu sırayla. Bakın tuzlar azaldı hücrenin içerisinde. Şu yeşil yuvarlarklar tuzları remzediyor. Onlar azaldığı için elektrik sinyali oluşuyor ve biz görebiliyoruz. Bakın bu reaksiyonlar ne kadar bir sürede oluyor biliyor musunuz? İki pikosaniye – üç pikosaniye içerisinde. Bir pikosaniye saniyenin trilyonda biri. Yani bu bir saniye içerisinde oluşan reaksiyon sayısı yüz milyarlarca. Gözümüzde her an yüzmilyarlarca reaksiyon oluşuyor. O kadar mükemmel bir sistem ki bu, en ufak bir eksiklikte bir tane amino asitini değiştirin bu proteinlerden herhangi birinin bütün göz çöküyor, görmüyor. Bu da tabii yaratılmış olduğunun kesin kanıtı. Göz mükemmel olarak var olduğu zaman görebiliyor.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Aslında sırf şu konuyu bir Darwinist tam anlamıyla kavramış olsa hem Allah`a tam anlamıyla inanır, hem de Darwinizm`in olmayacağına kesin kanaati gelir. Yani gözün çok küçük bir detayını anlattı şu an Oktar. Yani çok küçük bir detayı. Böyle binlerce detaydan oluşuyor göz. Kimyasal reaksiyonlar... MaşaAllah. <br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Ayrıca dediğiniz gibi yani bir tek göz de yeterli değil. Gözü beyne bağlayacak sinir kabloları gerekiyor, görme merkezi gerekiyor. Ayrıca bu gün bildiğimiz beyin içerisinde sırf görme ile ilgili 27 ayrı merkez görevli görme merkezinin dışında. Çünkü gözün hareketleri var, göz merceğinin odaklanması var. Bütün bu detayların değerlendirilmesi var. Köşeleri ayrı yer değerlendiriyor, şekilleri ayrı yer değerlendiriyor. Derinliğe başkası bakıyor, hareketleri başka merkez algılıyor beyinde. Dağınık olarak var bunlar görme merkezini dışarısında. Bunların birinin bile eksikliği olamayacağına göre hepsinin Allah tarafından kusursuz olarak yaratılmış olması gerekir. Bu da yeterli değil. Ona kan gerekiyor, kanı pompalayacak kalp gerekiyor. Oksijen gerekiyor, hemoglobin molekülü, alyuvarlar gerekiyor. Çeşitli hormonlar görev alıyor. Sinir sistemi gerekiyor, damarlar gerekiyor, organların tamamı gerekiyor, karaciğer gerekiyor. Yani gerekiyor da gerekiyor böyle... Trilyonlarca sayabilirsiniz bunun gibi.<br><br><b>SUNUCU:</b> Zincirleme birbirine bağlı.<br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Evet. İç içe geçmiş sistemler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15986</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-01</pubDate>
<title>Sinir Hücreleri Neden Enerji Tasarrufu Yapar?</title>
<description><![CDATA[Sinir sistemi ve görme sinirleri aslında çok daha hızlı çalışabilir ve olağanüstü bir hızda görmemizi sağlayabilirler. Fakat yaratılan bir sistemle bu sinirlerin daha hızlı çalışmaları engellenir.<br><ul><li> Bu hıza engel olan nedir?<br><br><li> Görme hızı hangi amaçla sınırlanmaktadır?</ul><br>Bizler hiç farkında değilken vücudumuzda hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan işlemler, çok büyük bir hızla ve tam da olmaları gereken şekilde gerçekleşirler. Bu hızı örneğin;<br><br> Beyin hücrelerinin hızla birbirleriyle iletişim kurmalarında;<br><br> Gözden, kulaktan, burundan, dilden ve deriden gelen sinyallerin hızla elektrik sinyaline çevrilip sinir hücreleri aracılığıyla beyne ulaşmasında görebiliriz. <br><br>Bu işlemlerdeki olası saniyelik bir gecikme bile insanlara büyük zararlar verebilecekken böyle bir gecikme hiçbir zaman yaşanmaz. Tüm işlemler -Allah`ın izni ile- en uygun süratle, kusursuzca gerçekleşir. Bizler de bu sayede hayatımızı hiçbir aksaklık yaşamadan sürdürebiliriz. <br><br>İnsanın bu üstün yaratılışı hakkında araştırmalar yapan bilim adamları, görme ve sinir sisteminin hızı arasında son derece şaşırtıcı bir detayı da ortaya çıkarmış oldular. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15373</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2009-12-22</pubDate>
<title>yaratilisvebilimsiteleri.com</title>
<description><![CDATA[Bu sitede Harun Yahya`nın eserlerinden faydalanarak hazırlanmış olan çeşitli sitelerin tanıtımlarını bulacaksınız. 150 yıldan bu yana ``bilimsellik`` iddiasında bulunan, gerçekte ise bilim dünyasının tarihteki en büyük aldatmacası olan evrim teorisinin bilimle hiçbir şekilde ilgisinin olmadığını bu sitelerde görmek mümkündür. Nitekim evrim hiçbir şekilde bilim değildir. Aksine evrim, körü körüne savunulan senaryo ve hurafelerden ibarettir. ``Yaratılış ve bilim siteleri`` başlıklı bu sitede canlılığın varoluşunun gerçek sebebi olan yaratılışın delillerini bulacak, bilimin gerçeklerine bu siteler vasıtasıyla ulaşacaksınız.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15063</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2009-12-13</pubDate>
<title>Hücre Bölünmesi ve Kromozomlardaki Müthiş Bilgi</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15038" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 13 Aralık 2009 Tarihli Kanal 35 ve TV Kayseri Röportajından</b></a><br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Bu hücrenin bölünmesindeki mucize Hocam inşaAllah. Bu bir hücre çekirdeği, bakın hücre çekirdeği bölüneceği zaman kromozomlar normalde gözükmüyor, birden bire belirginleşmeye başlıyor. Kromozom da DNA`nın katlanmış hali. Defalarca kendi üzerinde katlanarak, bakın kromozomlar görünür hale geliyorlar. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> O katlanmasıyla ilgili bir filim vardı, yok mu o sende? <br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Var Hocam inşaAllah. Bundan sonra göstersek... Bölünmesi için bakın iki tane ayrı kutup oluşuyor böyle protein yapısında görüyorsunuz. Bunlar birden bire hareket ederek hücrenin iki tarafına geçiyorlar. Burada bilinmiyen bir sebepten dolayı hücre zarı eriyor. Bakın bu da çok önemli bir mucize şeklinde. Aralarında oluşan ince lifcikler, kromozomların üzerine giderek yapışıyorlar gördüğünüz gibi. O iki tane, iki tarafındaki olan kutuplardaki ince iplikçikler ve onların hem itmesiyle hem de çekmesiyle kromozomlar önce orta hatta geliyor ve her biri iki tane çift kromozom ikiye ayrılıyor. Bakın, hücrenin zarı da uzamaya başlıyor, oval hale geliyor önce. Burada tabii muazzam bir nizam ve intizam var. Yani bu olmazsa hücrenin bölünmesi kesinlikle söz konusu değil. Kromozomları birbirinden ayırıyorlar, hücre zarı gördüğünüz gibi iki ayrı hücre zarı şeklinde kromozomları birbirinden ayırıyor ve hücre ikiye bölünüyor. Yani bu iki tane kutubu meydana getiren protein yapılarının oluşması o iplikçiklerin oluşup tam olması gerektiği yere, kromozomlara gidiyorlar, birbirlerini iterek ve çekerek hücrenin zarını uzatıyor, hücrenin zarı tam erimesi gereken zamanda eriyor ve hücre bölünebiliyor bu şekilde.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15397</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-08</pubDate>
<title>Antioksidan Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Antioksidanlar, hücrelere ve bağışıklık sistemine saldıran <b>``serbest radikaller``</b> adlı moleküllere karşı koruyucu bir kalkan oluşturan kimyasal moleküllerdir. Vücut hücreleri tarafından üretilen antioksidanlar, vücut için büyük risk oluşturan serbest radikallerin yıkıcı etkilerini engeller, pek çok hastalığa ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonları önlerler. <br><br>Serbest radikallerin oluşumuna ise petrokimya ürünleri, X ve UV ışınları, sigara dumanı, hava kirliliği, hatta yiyecek ve içeceklerde bulunan koruyucular ve katkı maddeleri gibi bazı bileşikler neden olmaktadır. Normal şartlarda vücut için çok büyük bir tehlike arz eden bu maddelere karşı bazı enzimler görevlendirilmiştir. Bu enzimler, ciğerlerimize hava çektiğimizde vücudumuzda oluşan serbest radikalleri zararsız ara ürünlere çevirmekle görevlidirler.  Bu iş için görevli olan söz konusu enzimler ise katalaz, superoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksizdazdır. Nükleer bir reaktörde temizlikten sorumlu işçiler nasıl son derece özenli çalışıyorlarsa, superoksit dismutaz, katalaz ve glutatyon peroksidaz adlı bu enzimler de solunum sırasında oluşan tehlikeli ara ürünleri daha zararsız ürünlere çevirme görevleri esnasında aynı şekilde büyük bir titizlikle çalışmaktadırlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14950</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-07</pubDate>
<title>Bakıma Ve Enerji Kaynağına İhtiyaç Duymadan Çalışan Kapakçıklar</title>
<description><![CDATA[Mide içeriğindeki asitlerin yemek borusuna vereceği zararı ve insanda meydana getireceği rahatsızlığı biliyormuş gibi kontrollü açılıp kapanan mide kapakçığı…<br><br>Kanın akış yönüne doğru tek taraflı olarak açılan, bir damlasını bile sızdırmadan kanın vücuda pompalanmasını sağlayan kalp kapakçıkları…<br>Kanın yerçekiminin etkisiyle geriye doğru akmasını önleyen toplardamar kapakçıkları…<br><br>Yediğimiz yemekleri yutarken nefes borusunu kapatan epiklot adlı kapakçık…<br>Biz varlığından haberdar bile değilken, üzerlerinde hiçbir kontrolümüz yokken, Allah`ın lütfu olan bu kapakçıklarımız hep en doğru anda kapanarak hayatımızı kurtarır.<br><br>Kavanoza koyduğumuz bir sıvının akmaması için kapakla ağzını kapatırız. Amacımız sıvının gerekli zamanlarda kontrollü olarak akmasını sağlamaktır. Vücudumuzdaki sıvılar da buna benzer bir yöntem yardımıyla korunur. <br>Vücudumuzdaki kapakçıklar bu korumanın yanı sıra son derece hayati görevler de üstlenmişlerdir. Örneğin vücudumuzdaki kapakçıklar; kirli ve temiz maddeleri birbirlerinden ayırır, tehlikeli asitlerin giriş ve çıkışlarını kontrol ederler. Yüce Rabbimiz`in kullarına bir lütfu olan bu kapakçıklar, bir enerji kaynağına ihtiyaç duymaksızın bizim doğumumuzdan ölümümüze kadar hiç durmadan çalışmaktadırlar. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14761</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-03</pubDate>
<title>Kolunuzdaki Saati Bir Süre Sonra Niye Hissetmezsiniz</title>
<description><![CDATA[İnsan, gün içinde sürekli cildiyle temas halinde olan giysilerle muhataptır. Ama onları her an hissetmez. Gece yatarken üzerine çektiği yorganın, koluna taktığı saatin ya da oturduğu koltuğun kendisiyle temas halinde olduğunu da sürekli olarak algılamamaktadır. Bunun önemli bir sebebi vardır. İnsan derisindeki alıcılar belirli bir süre sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili sinyalleri göndermeyi durdururlar. İnsan cildi, kendisiyle temas halinde olan maddeye karşı alışkanlık kazanır ve onunla ilgili his sinyallerini zamanla iletmemeye başlar.<br><br>Bu, Allah`ın vücudumuzda yarattığı harika bir sistem ve mükemmel bir detaydır. Birçok insan, çoğu zaman böyle bir detayın farkında bile değildir ama herhangi bir rahatsızlık duymadan yaşaması bu mükemmel sistemin kusursuz şekilde çalışması ile mümkün olur.<br><br>Vücuttaki bu ``alışma`` mekanizması olmasaydı giyinmek gibi sıradan bir olay insan için büyük bir sıkıntı haline gelirdi. İnsanın üzerindeki giysileri sürekli olarak hissetmesi bir eziyete dönüşür, ayrıca dokunduğu diğer şeylerden gelen sinyalleri almakta da güçlük çekerdi. Dikkati sürekli, giydiği çorabın bileğini ne kadar sarıp sıktığını, saatin sürekli bileğinde hareket ettiğini düşünmek gibi konularda olabilirdi. Bu nedenle kişi rahat uyuyamaz, dinlenemezdi. Hayatı bu sıkıntı verici detaylardan dolayı oldukça zorlaşırdı.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14770</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-07</pubDate>
<title>Vücudumuzun Kesintisiz Enerji Kaynağı: Glikoz</title>
<description><![CDATA[<ul><li>Bir makineyi çalıştıran yakıt gibi vücudumuza enerji sağlayan glikozun, suda kolaylıkla çözünmesi hangi özelliği sayesinde gerçekleşir?<br><li>Glikozun hemen her sıvıda eriyebilmesi, neden hayati bir önem taşır?<br><li>Fazla miktardaki glikoz molekülü, vücutta nasıl dengelenir?<br><li>Yeterli miktarda glikoz olmazsa, vücut içinde hangi değişiklikler yaşanır?<br><li>Şeker hastalığı nasıl oluşur?</ul><br>Tüm canlıların temel besin kaynağı olan glikoz, son derece önemli bir moleküldür. Çünkü Allah`ın vesile kıldığı glikoz sayesinde kolumuzu hareket ettirebilir, çene kaslarımızı çalıştırıp yemek yiyebilir, yürüyebiliriz. <br><br>Bünyesinde 6 karbon, 12 hidrojen ve 6 oksijen atomu bulunduran glikoz molekülü, hidrojen atomlarının varlığı sayesinde altıgen şekline sahiptir. İçeriğinde bulundurduğu bu 6 oksijen atomu, glikoza pek çok önemli özellik kazandırır. Örneğin bu oksijen atomları sayesinde glikoz, suda kolaylıkla çözünebilir. Bunun nedeni oksijen atomları sayesinde bu molekülün su molekülleri ile güçlü hidrojen bağları kurabilmeleridir. Glikoz suda çözünebilen bu molekül dolayısıyla, hemen her sıvıda erir. Glikozun sahip olduğu bu özellik, bizim için hayati bir önem taşır. Çünkü glikoz, hücrelerin en önemli besinidir ve hücrelere ulaşması için kan yolu ile taşınır, dolayısıyla sıvı içinde erimesi gerekmektedir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14425</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-04</pubDate>
<title>Yön Bulmayı Sağlayan Optik Akış Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Günümüzün oldukça büyük bir kısmını uyanık olarak geçiririz. Uyanık olduğumuz her vakitte, gözlerimiz dış dünyadan bize büyük miktarda bilgi akışı sağlar. Etrafımızdaki arabalar, elimizdeki dergi, üzerinde oturduğumuz mobilyalar… <br>Her an gözlerimiz aracılığıyla beynimize bilgi akar… <br>Peki bu bilgi akışı bir anda kesilirse, gözlerimiz beynimize görsel bilgi aktarmazsa ne olur?<br><br>Çoğu zaman gece uykumuzdan uyanıp bir bardak su içmek için mutfağa gitmeye çalıştığımızda yönümüzü bulamayız. Sendeleriz, kapıya çarparız ya da tamamen yanlış bir istikamete doğru ilerleriz. Bunun nedeni, gözlerimizin karanlıkta hareketleri algılayamıyor olmasıdır. Göz görmeye devam eder, kör değildir ve sağlıklıdır ancak iletecek bir bilgi ve hareket yoktur.<br><br>Örneğin ``körebe`` isimli çocuk oyununu hepimiz duymuşuzdur. Bu oyunda, ebe olarak seçilen kişinin gözleri sıkıca bağlanır ve kendi etrafında birkaç tur döndürüldükten sonra arkadaşlarını yakalaması istenir. Gözleri sıkıca bağlı olan kişi kendi etrafında döndürüldükten sonra, gözleri bağlanmadan önce yüzünün dönük olduğu istikameti bulamaz. Gözünde bir rahatsızlık yoktur, ancak gözden beyne iletilen bilgi akışı kesildiği için yön bulma kabiliyetini yitirir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14420</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-02</pubDate>
<title>En Zor Şartlarda Yürüyebilen Canlılar</title>
<description><![CDATA[<b>``Allah, her canlıyı sudan yarattı. Işte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.``</b> (Nur Suresi, 45)<br><br>Canlıların bedenlerinde mükemmel yapılar vardır. Tek bir özelliklerini, örneğin ayaklarını ele aldığımızda dahi, yapılarındaki olağanüstülük açıkça görülmektedir. Kızgın kumlar veya su üzerinde yürümeye elverişli, avlanma ve avı taşıma imkanı veren, örümcek adam gibi duvarlarda, camda veya tavanda yürümeyi sağlayan canlı ayakları buna birkaç örnektir. Canlıların ayaklarındaki bu mükemmel yapı, Rabbimiz`in üstün yaratma sanatını gözler önüne serer.<br><br>Yüce Allah canlıların bedenlerinde mükemmel sistemler yaratmıştır. Bu mükemmel sistemlerden biri olan canlı ayaklarını ele aldığımızda bu yapılardaki olağanüstülük açıkça görülür. Her canlı türü, tam da ihtiyacına yönelik bir ayağa sahiptir. Bir kartal güçlü pençeli ayaklara, bir ördek perdeli ayaklara ya da bir insan tüm vücut ağırlığını taşıyan mükemmel ayaklara sahiptir. <br><br>Kainatın her noktasında olduğu gibi canlıların ayaklarındaki kusursuz yapı bizlere, onları sahip oldukları mükemmel özelliklerle birlikte yaratan Yüce Rabbimiz`in üstün yaratma sanatını göstermektedirler. İşte canlı ayaklarının mucizevi özelliklerine bazı örnekler:]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14414</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-10-12</pubDate>
<title>Hareket Etmenin, Yıkanmanın Ve Su İçmenin Sağlığa Faydaları</title>
<description><![CDATA[Kuran'da dikkat çekilen davranışlardan biri, Hz. Eyüp'e gelen bir vahyi anlatan ayetlerde bildirilir:<br><br><b>Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti. "Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su," diye vahyettik).</b> (Sad Suresi, 41-42)<br><br>Hz. Eyüp'e şeytanın vermiş olduğu sıkıntı ve rahatsızlığa karşılık Allah'ın bildirdiği tavsiyelerden biri "ayağını depretmesi"dir. Ayette geçen bu ifade hareket etmenin, spor yapmanın faydalarına işaret ediyor olabilir. <br><br><i>Spor esnasında, özellikle bacak kasları gibi uzun kasların hareket ettirilmesi (izometrik hareketler) ile kan dolaşımı hızlanır, hücrelere giden oksijen miktarında artış olur. Bunun sonucunda kişinin üzerindeki bitkinlik kaybolur, toksik maddelerin vücuttan atılmasıyla da kişi dinçleşir.</i> (Prof. Dr. Fehmi Tuncel, Bilim Teknik Dergisi, Ocak 1993.) Aynı zamanda vücut mikroplara karşı çok daha dirençli bir hale gelir. Düzenli egzersiz yapan kişiler geniş ve temiz damarlara sahip olurlar. Bu da damarların tıkanmasını, dolayısıyla kalp hastalıklarını önleyici etki yapar.</i> (Barbara A. Brehm, Your Health and Fitness, Fitness Management Magazine, 1990.) A<i>yrıca düzenli yapılan egzersiz, kan şekerinin dengesini sağlayarak şeker hastalığını önleyici rol oynar. Sporun karaciğer üzerindeki olumlu etkileri, "iyi kolesterol" diye adlandırabileceğimiz kolesterol seviyesini yükseltir</i> (Kathleen Mullen, Some Benefits of Exercise, Medical Times, C.Brown Publishers, 1986.). ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14236</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-10-05</pubDate>
<title>Muhteşem Ses Cihazı: Kulak</title>
<description><![CDATA[Ses dalgalarını algılayan bir cihaz yapmaya çalıştığınızı düşünün. Bunun için çok sayıda elektronik parça kullanmanız gerekir. Parçaların tamamını doğru seçmeniz ve doğru bir sıra ile yerleştirmeniz, ayrıca parçalar arasında da doğru bağlantılar kurmanız da şarttır. Çünkü yapılacak tek bir hata, cihazın çalışmamasına neden olur. <br><br>Şüphesiz ki böyle bir elektronik devreyi kurarak çalıştırmak, bir bilgi birikiminin ve deneyimin ürünüdür. İşte bu sistemin çok daha üstünü, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren insan vücudunda bulunmaktadır. Kulak, Yüce Rabbimiz`in mükemmel bir  sistemle yarattığı, canlılar için büyük bir nimet olan önemli bir organdır.<br><ul><li>Ses ve işitme kavramlarının olmadığı sessiz bir dünyada yaşamak nasıl olurdu?<br><li>Acaba, bize verilmiş bu mucizevi sistem üzerinde yeterince düşünüyor muyuz?</ul><br>Ses, kişinin çevresiyle iletişim kurmasını sağladığı için hareketin ve yaşamın göstergesidir. Duyma yeteneğimiz olmasaydı beynimiz dış ortamdaki sesleri ayırt edemezdi. Örneğin bebek sahibi bir anne, bebeğinin yan odadan gelen ağlama sesini duyamazdı, ya da yolda yürürken arkamızdan gelen arabanın sesini fark edemezdik. Ancak duyma yeteneğinin mükemmelliği bununla da bitmez. Duyma işlevinin en önemli yanlarından biri uykudayken de sürmesidir. Uyku sırasında duyma yeteneğimizi kaybetseydik sabah alarmı çalan bir saatle güne başlama ihtimalimiz olmayacaktı. Hepsinin ötesinde, çevremizdeki insanlarla haberleşmemiz çok zorlaşacak, telefon olmayacak, müzik bilinmeyecekti. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14148</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-10-05</pubDate>
<title>Hücrelere Sağlık Kontrolü Yapan Lenfositler</title>
<description><![CDATA[(<a href="http://enzimmucizesi.com" class="SidesTableText" target="_blank">enzimmucizesi.com</a>)<br><br>Savunma sisteminin en temel hücreleri lenfositlerdir. Vücutta dışarıdan gelen düşmanlara karşı verilen zorlu savaş, daha çok lenfositlerin üstün çabaları sayesinde kazanılır. Lenfositlerin savunma sistemindeki rolleri bir hayli ilginçtir. Örneğin günde birkaç defa tüm vücut hücrelerini kontrol ederek, hasta hücre olup olmadığına bakan lenfositler, hasta ya da yaşlanmış hücreye rastlarlarsa, bunları yok ederler. <br><br>Vücudumuzda yaklaşık 100 trilyon hücre bulunur ve lenfositler, bunun yalnızca %`1ini oluştururlar. Şimdi gözünüzün önünde bir ülke canlandırın ve bu ülkenin nüfusu oldukça kalabalık olsun; 100 trilyon kadar. Sağlık görevlilerinin yani lenfositlerin sayısı da doğal olarak 1 trilyondur. Dünya nüfusunun ortalama 7 milyar olduğunu düşünürsek, hayali ülkenizde yaşayan insanların sayısı, dünya nüfusunun yaklaşık 14 milyon 285 bin katı olacaktır. Bu kadar büyük bir nüfusun sağlık kontrolü teker teker, hem de aynı gün içinde birkaç defa yapılabilir mi?]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14129</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-09-07</pubDate>
<title>Kendi Elektriğini Kendi Üreten Bir Makina: Kalp</title>
<description><![CDATA[Vücudumuzun canlı kalabilmesi için bütün dokuların sürekli olarak kanla beslenmesi gerekir. Kanın vücudumuzda dolaşımı, kalbimizden belli bir tempoyla pompalanmasına bağlıdır. Bu sistem, otomatik olarak saatlerce, günlerce, hatta onlarca yıl durmaksızın çalışır. Öyle ki bu olay, yaklaşık olarak dakikada 70, günde 100.000 ve yılda 40 milyon kez durmaksızın bir ömür boyu gerçekleşir. Ortalama bir insan yaşamı boyunca toplam olarak yaklaşık iki milyardan daha fazla kez atar.<br><br>Bu noktada düşündürücü iki önemli soru akla gelir:<br>Kalp, ilk atışını nasıl gerçekleştirmeye başlar?<br>Hiç durmadan bir ömür boyunca atması neye bağlıdır?<br><br><b>Kalp Ömür Boyu Hiç Durmadan Nasıl Çalışabilir?</b><br><br>Kalp, insan hayatı için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Yüce Allah`ın üstün yaratışı ile birçok olağanüstü özelliğe sahip olan kalbin en önemli özelliği, hiç durmadan çalışabilmesidir. Bunu sağlayan ise kalbin hiçbir zaman kas yorgunluğu çekmeyen özel kaslardan oluşmasıdır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13711</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-09-06</pubDate>
<title>İnsan Mucizesi: Gözlerin Korunmasında Kirpiklerimizin Rolü</title>
<description><![CDATA[Gözler vücudun dış dünyaya açılan pencereleridir. Bu pencerelerin korunması ve bakımı özel bir sistem sayesinde sağlanır. Göz kapakları, mükemmel bir şekilde işleyen bu sistemin en önemli parçalarından biridir. Kirpikler de bu muhteşem koruma sisteminin bir parçası ve insan suretini güzel kılan bir estetik harikasıdır.<br><br>Göz, oldukça kompleks bir yapıya ve çok özel bir işleve sahip olmasına rağmen bedenimizde çok küçük bir yer kaplar. Tıpkı değerli bir mücevherin kutusunda saklanması gibi kafatasımızın içinde dış etkenlerden korunacak bir biçimde saklanır. Sahip olduğu görevin önemi ile doğru orantılı olarak, üstün bir yaratılış sayesinde korunur. <br><br>Gözün korunması son derece estetik bir görünüm içerisinde sağlanır. Bu korumayı, göz etrafında son derece sert, zırhımsı bir kabuk da sağlayabilirdi. Oysa gözün çevresinin kemik yapısı, göz kapakları, kaşlar ve kirpikler son derece estetik ve simetrik bir görünüm meydana getirirler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13681</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-09-06</pubDate>
<title>İnsan Vücudu Her Hastalık İçin Farklı Bir Antikor Üretir</title>
<description><![CDATA[Antikorlar, vücuda giren yabancı hücreler için üretilen protein yapılı silahlardır. Bu silahlar, savunma sisteminin askerlerinden biri olan B hücreleri tarafından üretilirler. İstilacıları etkisiz hale getirmekle görevli olan antikorların başlıca iki görevleri vardır: Birincisi, vücuda giren düşman hücreye (antijene) bağlanmak. İkincisi, bağlanma gerçekleştikten sonra antijenin biyolojik yapısını bozmak ve antijeni yok etmek.<br><br>Vücut karşılaştığı hemen hemen her düşmana uygun bir antikor üretebilir. Üstelik üretilen antikorlar, tek bir tip değildir. Her düşman için onun yapısına uygun, onunla başa çıkabilecek bir antikor hazırlanır. Çünkü bir hastalık için üretilen antikor, başka bir hastalık için etkisizdir. <br><br>Vücutta her düşmana uygun özel antikor imal ediliyor olması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken, olağanüstü bir durumdur. Çünkü böyle bir olayın gerçekleşebilmesi için, B hücrelerinin karşılaştıkları her düşmanı çok iyi tanımaları, yapısını çok iyi bilmeleri gerekir. Ancak doğada milyonlarca çeşit düşman (antijen) bulunmaktadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13710</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-09-04</pubDate>
<title>Günlük Hayatı Kolaylaştıran Enzim Teknolojisi</title>
<description><![CDATA[<b>Çamaşır deterjanlarında kullanılan enzimlerin işlevi nelerdir?<br>Hangi enzimler meyve sularında kullanılıyor?<br>Enzimlerin tekstil sektöründeki katkıları nelerdir?<br>Bu mucizevi proteinler, doğadan nasıl elde edilir? </b><br><br>Biyomimetik, canlılardan taklit anlamına gelen ve özellikle son dönemlerde teknoloji dünyasında adından sıkça söz edilen bir bilim dalıdır. Bugün pek çok bilimsel yayında, gün geçtikçe gelişen ve teknoloji dünyasına hakim olmaya başlayan bu bilim dalının,  insanlara ufuk açması açısından çok büyük bir kaynak olduğu ifade edilmektedir. Örneğin ünlü Nature dergisinin 18 Ocak 2001 tarihli sayısında şöyle denilmektedir:<br><br><i> ``Doğadaki mekanizmalar üzerinde yapılan çalışmalar göstermektedir ki, filden proteine kadar pek çok yapı, tasarımcılar ve mühendisler için zengin bir fikir havuzu oluşturmaktadır. Üstelik bu havuzun derinliğini artırma potansiyeli de çok yüksektir.`` </i> <br><br>Günümüzde doğadan esinlenerek geliştirilen teknolojilerden ilk akla gelenler; bilim adamlarının gözü örnek alarak yaptıkları kamera ve fotoğraf makineleri ve yusufçuktaki üstün sistemleri örnek alarak oluşturdukları helikopterlerdir. Son dönemlerde araştırmacıların örnek aldıkları maddelerden bir tanesi de ‘enzimler`dir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13576</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-09-02</pubDate>
<title>Antibiyotiklere Karşı Çeşitli Koruma Taktikleri Geliştiren Bakteriler</title>
<description><![CDATA[<li>Antibiyotikler vücuttaki zararlı bakterileri nasıl yok eder?<br><li>Antibiyotiklerin yöntemlerine karşı bakteriler hangi taktikleri kullanırlar?<br><li>Genetik yapısını değiştirerek antibiyotiğe karşı direnç göstermeyi başaran bir bakteri, bu yeni taktiğini diğer bakterilere nasıl öğretir?<br><br>Bakterilerin antibiyotik direnci genellikle Darwinistler tarafından sözde evrimleşmeye bir delil olarak gösterilmeye çalışılır. Oysa bakterilerin bu özelliği, canlıya herhangi bir evrimleşme sağlamadığı gibi, bir Yaratılış delili olması bakımından evrim teorisini çürütmektedir.<br><br>Bakteriler, bitkilerden ve hayvanlardan farklı olarak hızlı çoğalan ve biyokimyasal etkileri bakımından canlılar aleminin dengesini sağlamada çok büyük önem taşıyan bir grubu oluştururlar. Hemen hemen her yerde yaşayabilirler, bu nedenle de herhangi bir tür organizmadan çok daha fazla sayıdadırlar. Bu canlılar, aynı zamanda dünyanın en fazla üyeye sahip topluluğudur. Allah`ın dilemesi ile tüm ekosistem, bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır ve bakteriler insan yaşamını da pek çok şekilde etkilemektedirler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13577</link>
</item>

<item>
<category>Kitap</category>
<pubDate>2009-08-15</pubDate>
<title>İnsan Mucizesi - 3. Baskı</title>
<description><![CDATA[İnsan bedeni, birçok açıdan bakıldığında, kendi içinde apayrı bir "alem", apayrı bir "şehir" gibidir. Bu şehrin içinde ulaşım yolları, binalar, fabrikalar, alt yapı sistemleri, en üstün teknolojilerden daha üstün teknolojiye sahip cihazlar, kendisinden hiç beklenmeyecek şekilde şuur gösteren, konusunda uzmanlaşmış elemanlar (hücreler, hormonlar, salgı bezleri), tam teçhizatlı askerler ve daha birçok harika vardır. <br><br>Bu küçük "alem" içinde gerçekleşen olayları düşünmek son derece önemlidir. Çünkü bunu düşünmeye başlayan insan, büyük bir büyüden de kurtulmaya başlamış olacaktır. Kendi bedenindeki mükemmel yaratılışa tanık olmuş bir insana artık "insan tesadüfen var olmuştur" tarzı evrimci masallar anlatmak mümkün değildir.<br><br>Bu kitabı okuduğunuzda reddedilemeyecek büyük gerçeği bir kez daha göreceksiniz: Allah, sizi üstün bir ilim ve kudret ile yoktan yaratmıştır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/183</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-08-09</pubDate>
<title>Kıkırdak Dokudaki Hikmetli Yaratılış</title>
<description><![CDATA[Her insanın vücudunda;<br><ul><li>Soluk borusunun her an açık kalmasını sağlayan,<br><li>İskeletin en önemli bölümü olan omurgaya hareket kazandıran,<br><li>Eklemlerin sorunsuz çalışmasını sağlayan,<br><li>Burnuna, kulağına esneklik ve şekil veren bir doku</ul> bulunur. Bu doku, kıkırdaktır. Kıkırdak, vücuttaki pek çok organın fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için çok özel bir yapıya sahip olarak yaratılmıştır.<br><br>İnsan bedenini, kemiklerden oluşan iskelet sistemi şekillendirir ve insan tüm hareketlerini bu güçlü iskelet sistemi sayesinde gerçekleştirir. Kemikler vücut içinde bulundukları yere göre farklı özelliklere sahiptirler. Örneğin omurgamızı meydana getiren omurlar, bacaklarımızdaki, kollarımızdaki, el ve ayaklarımızdaki kemikler farklı özelliklere sahiptirler. Sürekli hareket halindeki bu kemiklerin biraraya gelmeleri ve fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için bazı desteklere ihtiyaçları vardır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13480</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-08-08</pubDate>
<title>Farklı Tonlardaki Sayısız Sesi Nasıl Duyuyoruz?</title>
<description><![CDATA[<b>O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz?</b> (Müminun Suresi, 78)<br><br>Bir müzik parçasını veya rüzgarın ağaç yapraklarında çıkardığı sesi dinlerken, büyük bir mucize gerçekleşir. Bu sırada havada yayılan ses titreşimleri saniyede 340 kilometrelik bir hızla kulağa ulaşır. Ve o ana kadar sadece birer fiziksel hareket olan titreşimler, kulakta gerçekleşen olağanüstü derecedeki kompleks işlemler sonucunda ``ses``e dönüşür. Ve tüm bu olaylar, saniyenin binde birinden daha hızlı bir şekilde yaşanır. Böylece etrafımızdaki gelişmelerden haberdar olabilir, insanlarla iletişim kurabilir ve müzik dinleme gibi bir nimete sahip olabiliriz.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13469</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-08-07</pubDate>
<title>Vücut Sıcaklığını Kontrol Altında Tutan Mükemmel Sistem</title>
<description><![CDATA[Vücudumuzda ısı üretimi ve ısı kaybını ayarlayarak normal vücut sıcaklığını koruyan mükemmel bir kontrol mekanizması vardır. Vücudumuzdaki küçücük bir organ tarafından yönetilen bu sistem, insanın Yaratıcımız olan Allah`a karşı duyduğu hayranlığı bir kez daha artırmaktadır...<br><br>Bütün organ ve dokularımız birbirleriyle olağanüstü bir koordinasyon ve denge içinde çalışır. Bunun sağlanmasında önemli bir etken de vücut ısımızın dengede olmasıdır. Isı, hücrelerdeki enerji kazanımı sırasında yan ürün olarak açığa çıkar. Isıyı bedenin geneline dağıtmanın ve beden sıcaklığını dış ortam sıcaklığına göre ayarlamanın yaşamsal bir önemi vardır. Örneğin eğer vücudumuzun ısı dağıtım sistemi olmasaydı, kol gücüyle yaptığımız bir iş sonucunda kollarımız aşırı derecede ısınır, diğer bölgelerimiz ise soğuk kalırdı. Böyle bir yapı ise, metabolizmaya büyük zarar verirdi. İşte bu nedenle ısı bedene kan dolaşımı yoluyla eşit olarak dağıtılır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13477</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-08-05</pubDate>
<title>İnsan Vücudu  Orantılı Bir Şekilde Nasıl Büyüyor?</title>
<description><![CDATA[Bedeninizin derinliklerinde, binlerce kimyasal ve fiziksel olay, insanın bilgisi ve iradesi dışında gerçekleşmektedir. Örneğin insan, boyunun uzunluğu, organlarının büyüklüğü ile ilgili karar veremez. Bunları Allah'ın ilhamıyla yerine getiren, hipofiz bezi tarafından salgılanan büyüme hormonudur. Büyüme işlemi iki farklı şekilde gerçekleşir. Bazı hücreler hacimlerini artırırlar. Bazı hücreler de bölünerek çoğalırlar. Büyüme hormonu bütün vücut hücrelerine etki eder. Her hücre hipofiz bezinden kendisine gelen mesajın anlamını bilir. Eğer büyümesi gerekiyorsa büyür, bölünerek çoğalması gerekiyorsa çoğalır. Örneğin yeni doğmuş bir bebeğin kalbi yetişkin halinin yaklaşık olarak 16'da biri kadardır. Buna karşın toplam hücre sayısı yetişkin kalbindekilerle aynıdır. Büyüme hormonu gelişme döneminde kalp hücrelerine teker teker etki eder. Her hücre, büyüme hormonunun kendisine emrettiği kadar gelişme gösterir. Böylece kalp büyüyerek yetişkin bir insan kalbi haline gelir.<br><br>Vücutta bulunan diğer hücreler -örneğin kas ve kemik hücreleri- gelişme dönemi boyunca bölünerek çoğalırlar. Bu hücrelere ne kadar bölünmeleri gerektiğini bildiren yine büyüme hormonudur. Bu, son derece mucizevi bir olaydır. Çünkü hipofiz isimli, nohut büyüklüğünde bir et parçası, vücutta bulunan bütün hücrelere hükmetmekte ve bu hücrelerin hacim olarak genişleyerek veya bölünerek büyümelerini sağlamaktadır. Bu kusursuz düzen bize Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği bir kez daha göstermektedir. Bu hücrelerin insan bedenini dışarıdan görmelerine, bedenin ne kadar büyümesi ve ne aşamaya geldiğinde durması gerektiğini bilmelerine imkan yoktur. Allah'ın yarattığı kusursuz sistem ile, büyümenin ve bu hormonun salgılanmasının her aşaması kontrol altındadır. Bu da insan vücudunun her noktasının yaratılışındaki ilim ve kudreti bir kez daha ispatlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13485</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-07-06</pubDate>
<title>İnsan Yüzünde Barkod Sistemi Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Marketten aldığınız ürünlerin fiyatları, ürünlerin üzerinde yer alan barkodların kasalarda okunması ile belirlenir. Son yıllarda günlük  yaşantımızı kolaylaştırmak amacıyla kullanmaya başladığımız barkod sisteminin bir benzeri insan yüzünde de gizlidir.<br><br>Yüce Allah'ın benzersiz çeşitlilikteki yaratma sanatının bir tecellisi olarak, insanların her biri farklı bir yüze sahiptir. Ancak yüzler ne kadar çeşitli ve ortam ne kadar kalabalık olursa olsun tanıdığımız birinin yüzünü fark etmemiz sadece birkaç saniye alır. Peki bu tanıma süreci nasıl işler? <br><br><b>Beyindeki Yüz Tanıma Süreci Nasıl Gerçekleşir?</b><br><br>Yüzün tanınma süreci görsel kortekste gerçekleşen oldukça kompleks bir süreçtir. Bu tanıma sürecinin beyinde nasıl gerçekleştiğini araştıran bilim adamları, oldukça şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşmışlardır. Çünkü yapılan araştırmalarda, yüzün beyin tarafından okunabilen bir barkod sistemine sahip olduğu keşfedilmiştir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13479</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-07-03</pubDate>
<title>Birleşik Proteinler Şeker Hastalığını Nasıl Önler?</title>
<description><![CDATA[Gün içinde gıdalardan alınan şeker fazlasının vücutta depolanması gerekir. Bu işlem insan yaratıldığı ilk andan itbaren vücuttaki son derece kompleks ve teknoloji harikası olan proteinlerin birleşmesi ile gerçekleşir. Hayatımız boyunca ihtiyacımız olan tüm enerjiye proteinlerin bu birleşme işlemi sayesinde kavuşuruz. Proteinlerin yapısında veya işleyişindeki en ufak bir bozukluk sonucunda ise vücut ihtiyacı olan enerjiyi karşılayamaz ve şeker hastalığı kaçınılmaz olur.<br><br>İnsan vücudu 100 trilyon hücrenin bir araya gelmesinden oluşan bir hücreler topluluğudur ve hücrelerin yapı taşı proteinlerdir. Proteinler, "amino asit" adı verilen daha küçük moleküllerin belli sayılarda ve çeşitlerde özel bir sırayla dizilmelerinden oluşan "dev" moleküllerdir. Canlıların hücrelerini yüksek teknoloji ile donatılmış birer fabrika olarak kabul edersek, proteinler de bu fabrikanın makineleri, duvarları, tavanı, merdivenleri, kapıları ve hatta vidalarıdır. Kısacası proteinler, hücrelerin hem inşaat malzemesini hem de çok kompleks makinelerini oluştururlar. Ancak bu malzeme ve makinelerin işler duruma gelebilmesi için birtakım işlemlerden geçerek birleşmeleri gerekir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13268</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-07-02</pubDate>
<title>Vücut İçinde Oksijen Dağıtan Molekül: Hemoglobin</title>
<description><![CDATA[Vücudumuzdaki yaklaşık 25 trilyon küçük kırmızı hücre, hiç durmadan yük taşır. Alyuvar isimli bu hücreler, kan sıvısı içinde bütün vücudu baştan aşağı dolaşır ve yerine göre oksijen ya da karbondioksit taşırlar. Ancak burada çok önemli bir ayrıntı vardır: Alyuvarlar oksijeni sadece taşıyabilirler. Vücut hücrelerinin, oksijeni kullanabilmeleri için, özel moleküllere ihtiyacı vardır. İşte bu molekül, alyuvarlara kırmızı rengini veren hemoglobin molekülüdür.<br><br>Hemoglobin, kendine has özelliklere sahip, olağanüstü kompleks bir moleküldür. Bu kompleks molekül de tüm özellikleriyle, herşeyi bilen, herşeye gücü yeten Hayy (diri) olan Yüce Allah'ın bir mucizesidir. Bu büyük mucizenin özelliklerini incelerken, Allah'ın birbirinden muhteşem eserler yaratmaya kadir olduğu ve bu eserleri her insanda eksiksiz olarak var ettiği gerçeğini sürekli akılda tutmak gerekmektedir. Bu gerçeği görmek, Allah'a şükredip O'nun Şanını yüceltmenin en önemli yollarından biridir. Yüce Allah bir ayette şu şekilde buyurmuştur: <br><br><b>O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun.</b> (Mümin Suresi, 65)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13254</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2009-06-06</pubDate>
<title>enzimmucizesi.imanisiteler.com</title>
<description><![CDATA[Eğer bir insan, vücudundaki tek bir sistemin, örneğin enzim sisteminin nasıl çalıştığını, neleri kapsadığını, nasıl harikalar gerçekleştirdiğini bilirse, bedeninde rastgele hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini daha iyi anlayacaktır. Bir mucizeye tanık olduğunu ve bunun kendisine bir nimet olarak sunulduğunu fark edecektir. Farkında bile olmadığı, gözle görülmeyen moleküllerin, kendisini yaşatmak için hiç durmadan çalıştıklarını ve bunun için adeta programlanmış olduklarını keşfedecektir. Bunların, çeşitli "kararlar aldıklarını", "tasarruflu davrandıklarını", "iş bölümü yaptıklarını", "kontrollü hareket ettiklerini", kısaca şuurlu birer varlık gibi davrandıklarını anlayacaktır.<br><br>Cansız bir moleküle şuur gerektiren hareketler yaptıranın da ancak Allah olduğunu, yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıkların sahip oldukları her bir molekülün Allah'ın ilhamı ile hareket ettiğini kavrayacaktır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13153</link>
</item>

</channel>
</rss>