<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>HarunYahya.net RSS</title>
<description>HarunYahya.net İçeriği</description>
<link>http://www.harunyahya.net</link>
<language>tr</language>
<category>harunyahya</category>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>Kuran'da Peygamberlerin Duaları</title>
<description><![CDATA[Hz. Muhammed (sav), inkarcı kavminin içinde…<br><br>Hz. Yusuf, iftiraya uğrayarak atıldığı zindanda…<br><br>Hz. Yunus, balığın karnında…<br><br>Hz. Nuh, dalgaların ortasında yüzen gemide…<br><br>Hz. Süleyman, ihtişamlı sarayının içinde…<br><br>Hz. Musa, ardında Firavun`un ordusu olduğu halde Kızıldeniz'in önünde... hep Allah'a yönelerek dua etmişler, yalnızca O'ndan yardım dilemişlerdir.<br><br>Rabbimiz`in kutlu elçilerinin, yaşamları boyunca Allah`a tam bir teslimiyetle ettikleri içli, katıksız ve samimi dualar, müminler için duanın en hikmetli örneklerini oluşturur.<br><br>Dua insanlar için Allah'a bir yakınlaşma vesilesi, O'na olan sevgi, bağlılık, sadakat ve teslimiyetlerini dile getirme fırsatıdır.<br><br>Peygamberlerin samimi ve ihlaslı dualarını öğrenmek ve Allah'a aynı samimiyetle dua etmek, insanın Allah'a olan yakınlığının artmasına önemli bir vesiledir.<br><br><a href="http://www.kurandaihlas.com" class="SidesTableText" target="_blank">www.kurandaihlas.com</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18188</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-22</pubDate>
<title>Peygamberler Şehri Kudüs</title>
<description><![CDATA[Kudüs...<br><br>Üç İlahi dinin buluştuğu kutsal şehir...<br><br>Hz. Muhammed (sav)'in mucizevi Miraç yolculuğunu yaptığı,<br><br>Hz. İsa'nın doğup yaşadığı,<br><br>Hz. Süleyman'ın kutsal mabedini inşa ettiği,<br><br>Ve daha pek çok peygamberin hayatını geçirdiği, Allah yolunda mücadele ettiği, şehit düştüğü kutsal topraklar.<br><br>Tüm bu özellikleri nedeniyle Kudüs ve çevresi, Müslümanlar için olduğu gibi Yahudiler ve Hıristiyanlar için de kutsal kabul edilir.<br><br>Kudüs'ün Müslümanlar için kutsal bir belde olmasının sebebi ise, mübarek Mescid-i Aksa'nın bu şehirde bulunmasıdır.<br><br>Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de Mescid-i Aksa'dan adıyla söz etmekte ve bu mescidin etrafının mübarek kılındığını bildirmektedir:<br><br><b>Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.</b> (İsra Suresi, 1)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/3659</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-12</pubDate>
<title>Karun Kıssası'nda Gizlenen Hikmetler: Dıştan Görünenlere Aldanmamak...</title>
<description><![CDATA[İnsan aklını iyi kullandığında, her konuyu olabilecek en doğru şekilde yorumlayabilecek bir yeteneğe sahiptir. Ama genelde insanlar fevri düşünmeye yatkındırlar. Bir olayla karşılaştıklarında, konuyu tüm detaylarıyla akılcı bir şekilde değerlendirmektense, ani yargılara varırlar. İnsanlar hakkında da hemen bir kanaate varırlar. Oysa dıştan görünenler çoğu zaman aldatıcıdır...<br><br>Toplumda insanların özenerek izledikleri kimseler vardır. Kimisi aynı semtte oturduğu bir komşusunun, kimisi okuldaki bir öğrencinin, kimisi işyerindeki bir meslektaşının, kimisi televizyonda gördüğü tanınmış bir sanatçı ya da siyasetçinin hayatını hayranlıkla izler. Kendi hayatıyla onlarınkini kıyasladığında, o kimsenin hayatında çok daha iyi, güzel ve özenilecek detaylar olduğunu düşünür. Öyle ki o kişinin yerinde olmayı isteyip durur. Söz konusu kişilerin sahip oldukları şartları elde etmiş olsa, çok daha mutlu olacağını, pek çok sorununun hallolacağını, herşeyin tam istediği gibi olacağını zanneder.<br><br>Oysaki dıştan görünenler çoğu zaman yanıltıcıdır. Kimi zaman şaşalı, gösterişli hayatlarıyla çevrelerinde hayranlık uyandıran insanlar, dünyanın en mutsuz insanlarıdır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17848</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-11</pubDate>
<title>Hazreti Musa ve Ahit Sandığı</title>
<description><![CDATA[Ayetlerde Hz. Musa'nın, kardeşi Hz. Harun ile birlikte Firavun'a karşı verdiği mücadele, kavminin kötü davranışları ve sabırla onlara yaptığı tebliğ ayrıntılı bir şekilde bildirilmiştir. <br><br>İşte bu kutlu peygamberin döneminden bugüne dek ulaşan bir müjde vardır: Ahit sandığı. <br><br>Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz'in Kuran'da bildirdiği ve içinde Hz. Musa ve Hz. Harun'dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır.<br><br>Ayetlerde bu sandığın Allah'ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle yıllardan beri hem Yahudiler hem Hristiyanlar ve hem de Müslümanlar onun bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak M.Ö. 587 yılından bu yana kutsal sandık kayıptır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in hadislerinden anlaşıldığı üzere, sandık ahir zamanda bulunacaktır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/3468</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-21</pubDate>
<title>Yüksek Adalet Anlayışıyla Sonraki Ümmetlere Örnek Olan İslam Halifesi: Hz. Ömer (r.a.) </title>
<description><![CDATA[Hz. Ömer (r. a.) nasıl halife seçilmiştir?<br>Hz. Ebu Bekir (r.a.)`ın ardından halife seçilen bu üstün ahlaklı İslam halifemizin adalet anlayışının örnekleri nelerdir?<br>Hz. Ömer (r.a.)`ın halifeliği döneminde ekonomik ve sosyal yapılanma nasıl olmuştur?<br><br>İslam tarihinin en adaletli ve huzurlu dönemlerinden biri, Hz. Ömer`in (r.a.) halifeliği sırasında yaşanmıştır. Hz. Ömer (r.a.), Müslüman olmadan önce Kureyş kabilesi içinde, Kureyş`in siyasi işleriyle ilgilenmekte ve diğer kabilelerle olan mevcut anlaşmazlıkları çözmekteydi. Hz. Ömer (r.a.) 33 yaşında İslamiyet`i kabul etmiş ve bu kabulünde kendisinin de şahit olduğu, Müslümanların gördükleri tüm kötü muamelelere ve baskılara rağmen gösterdikleri üstün ahlak ve imani kararlılık etkili olmuştur.<br><br>Halifeliği döneminde Hz. Ömer (r.a.), Mekke`den Medine`ye yapılan ``Hicret``i bir dönüm noktası olarak takvim başlangıcı yapmıştır. Hicri takvimin kullanılması, devlet idaresinin düzenlenip kurumsallaşması, adli teşkilatın kurulması ve İslam ülkelerinin arasına yenilerinin katılması gibi konulara öncülük ederek İslamiyet`in yayılmasına ve gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. <br><br><b>Hz. Ömer (r.a.)`ın Halife Seçilmesi </b><br><br>Hz. Ebu Bekir (r.a.) hastalandığında kendisinin isteği üzerine yapılan istişareler sonucu halife olarak belirlenen Hz. Ömer (r.a.), Allah`a ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`e olan bağlılığı ile sahabeler arasında da çok sevilen ve sayılan bir kişiydi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Osman (r.a.), Hz. Ebu Bekir`in (r.a.) ardından kimin halife olacağı konusunda istişare ederlerken Hz. Osman`ın (r.a.) Hz. Ömer`i (r.a.) överek ``Onun içi dışından daha hayırlıdır. Onun benzeri aramızda yoktur`` demesi ve Hz. Ömer`i (r.a.) hilafet makamı için ehil görmesi, onun imanı, güzel ahlakı ve lider kişiliği ile sevildiğinin ve takdir edildiğinin güzel bir örneğidir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17475</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2010-07-08</pubDate>
<title>mucadeleninonemi.imanisiteler.com</title>
<description><![CDATA[İnsanın tek mücadelesi kendi nefsiyle ve diğer kötülüklerle olmalıdır. İnsan kendi kişiliğindeki ve çevresinde kötülüklerle fikren mücadele ederek hem kendinde hem de insanlar arasında sevgi, merhamet, barış, güven, saygı gibi güzel ahlak özelliklerini hakim etmelidir. Nitekim Allah`ın hoşnut olduğu ve insanlar için seçtiği din ahlakı da bunu gerektirmektedir. Bu sitede nefisle ve yeryüzündeki kötülüklerle mücadele etmenin önemine değinilecektir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17349</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-04</pubDate>
<title>Sıddık İsmi ile Şereflendirilen Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın Üstün Ahlakı</title>
<description><![CDATA[Hz. Muhammed (s.a.v.)`in vefatından sonra yaşanan ``Dört Halife Dönemi``, İslam dininin Arap Yarımadası`nın sınırlarını aşarak yayıldığı bir dönemdir. Önemli zaferlerin kazanıldığı ve Müslümanların huzur ve refah içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönem, Peygamberimiz (sav)`in ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)`ın nüzulü ve Hz. İsa (a.s.)`ın zuhuru ile müjdelediği Altınçağ`ın geçmişteki güzel bir örneğidir. Bu dönemin ilk halifesi olan Hz. Ebu Bekir (r.a.), merhametli, kararlı ve adil yönetim anlayışının yanı sıra her koşulda sergilediği İslam ahlakı ile kendisine üstün başarılar nasip olmuş örnek bir Müslümandır.  <br><br>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`in vefatının ardından Kuran ahlakının hakim olduğu adaletli düzen daha geniş bir coğrafyaya yayılarak devam etmiştir. Bu dönemde İslam Devleti`nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya`ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika`daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kuru-lacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, ``Raşid, Doğru Yolda Giden Halifeler Dönemi`` anlamına gelen ``Hulefa-i Raşidin Dönemi`` olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem ``Cumhuriyet Devri`` şeklinde de tanımlanır. İşte bu dönemin ilk halifesi olan Hz. Ebu Bekir (r.a.) imanının derinliği, samimiyeti, Yüce Allah`a olan teslimiyeti ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`in sünnetine olan düşkünlüğü sebebiyle örnek alınması gereken müminlerden biridir.   <br><br><b>Hz. Ebu Bekir (r.a.)‘ın Kişiliği </b><br><br>Güzel huyu, merhameti, mütevazı kişiliği ve Kuran ahlakını yaşamada gösterdiği titizliğiyle sahabeler arasında ön plana çıkan isimlerden biri olan Hz. Ebu Bekir (r.a.), İslamiyet`i kabul etmeden önce de dürüstlüğü ile bilinen bir kişiydi. Kureyş`in ileri gelenlerinden ve mühim işlerde görüşmelere katılan istişare ehlindendi. <br><br>İslamiyet`ten önce, sadece kabileler tarafından seçilen ve tayin ettiği miktarlar kabul gören, üstün meziyetli kişilerin baktığı diyet ve borç işlerine Hz. Ebu Bekir (r.a.) bakardı. Kureyşliler, diyetlerle ilgili onun verdiği kararlara uyar, onun takdir ettiği miktarları seve seve kabul ederler, ondan başkası getirecek olursa kabul etmezlerdi.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17026</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-05-09</pubDate>
<title>Ağrı Dağı'nda Bulunan Hz. Nuh (a.s.)'ın Gemisi Ahir Zaman'da Bulunacak Kutsal Emanetlerin İlkidir</title>
<description><![CDATA[<b><a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16968" class="SidesTableText">Sayın Adnan Oktar'ın 8 Mayıs 2010 Tarihli Kocaeli TV Röportajından</a></b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16965</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-01</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Yusuf Suresi'nde Bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)'a Dair İşaretleri Açıklıyor</title>
<description><![CDATA[<i>"Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır Aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Bu GAYBETİN (MEHDİ`NİN) SAHİBİNDE DÖRT PEYGAMBERİN SÜNNETİ VARDIR:... Dedim ki: "HZ. YUSUF`UN SÜNNETİ NEDİR?" BUYURDU Kİ: "ZİNDAN VE GAYBET."... </i>(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 190)<br><br>Peygamberimiz (s.a.v.)`in hadislerinde, Kuran-ı Kerim`in Yusuf kıssasında anlatılan Hz. Yusuf (a.s.)`ın hayatıyla, Hz. Mehdi (a.s.)`ın hayatı arasında çok büyük benzerlikler olduğu haber verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)`in verdiği bu bilgi doğrultusunda Kuran ayetlerine bakıldığında, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerle çok mutabık olayların yer aldığı görülür (Doğrusunu Allah bilir). <br><br>Uzun yıllardır tüm dünyada yayımlanan ve çok büyük teveccühle   karşılanan eserleriyle Hz. Mehdi (a.s.)`ın nüzulünü ve İslam ahlakının dünya hakimiyetini müjdeleyen Sayın Adnan Oktar, gerek röportajlarında gerekse makalelerinde bu mutabık olaylara dikkat çekmektedir.<br><br>Hz. Yusuf (a.s.) kıssası ile Hz. Mehdi (a.s.)`ın benzerliklerini Sayın Adnan Oktar şöyle anlatmıştır:<br><br>(Yazı boyunca kullanılan alıntıların tümü <a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16563" class="SidesTableText" target="_blank">Sayın Adnan Oktar`ın 10 Mart 2010 tarihli Kayseri TV röportajından</a> alınmıştır.)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16833</link>
</item>

<item>
<category>Dergi</category>
<pubDate>2010-05-01</pubDate>
<title>İlmi Mercek Sayı 70</title>
<description><![CDATA[<b>İslam Dünyası`nd Geçen Ay<br><br>KAPAK KONUSU	</b><br>Sayın Adnan Oktar Yusuf Suresi`ndeki Hz. Mehdi (A.S.)`a Dair İşaretleri Açıklıyor<br><br><b>İNSAN MUCİZESİ</b>	<br>Usta Bir Kameraman Gibi Hareket Eden Beyindeki Hedef Takip Sisteminin Özellikleri<br><br><b>Türk İslam Birliği Yolunda...	]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16840</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-04-23</pubDate>
<title>Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Hızır (a.s.) Kıssasıyla İlgili İlk Defa Yapılan Açıklamalar</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16806" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 17 Nisan 2010 Tarihli Kahramanmaraş Aksu TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> İslam`ın dünya hakimiyetini anlatan bir ayet. Bu konuyu, İslam`ın dünya hakimiyeti deyince aklıma geldi. Ledün ilmi konusunda konuşurken. Hz. Musa (a.s.)`nın, Hz. Hızır (a.s.) ile konuşmasında itiraz ettiği konuları aslında kendisi yaşadı. Yani bakın üç konu var, üçünü de kendisi yaşadı. Kuran`da bu konular belirtiliyor. Mesela, Allah vermesin, istemeyerek, kazara bir adam öldürdü Hz. Musa (a.s.). Yani bir kişiyi korumak isterken yumruk attı bir kişiye, çok müthiş kuvvetli yani acayip boylu poslu Hz. Musa (a.s.). Tahmin edemedi yani gücünün nasıl etki edeceğini. Öyle vurunca, adam vurur vurmaz orada öldü. Düştü ve öldü. Tabii bu Müslüman için dehşet verici bir şey, çok müthiş bir ızdırap. ``<b>Allah seni çok büyük bir elemden kurtardı</b>`` diyor. Ve müthiş üzüldü bu duruma karşı. Tabii Müslüman üzülmez ama yani çok büyük elem çekti. Ve bu onun kaderindeydi. Onu Allah öldürdü. Azrail aleyhisselam öldürdü. Azrail aleyhisselam da öldürmedi,  Allah öldürdü. Fakat o öldürmüş gibi Allah ona gösterdi. Halbuki canını alan Allah`tı onun. Ve bir hikmete binaen o onu öldürmüş oldu.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16814</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-04-09</pubDate>
<title>Adnan Oktar'ın Kutlu Doğum Haftası Vesilesiyle Peygamberimiz (sav) ile İlgili Yorumları</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16768" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 9 Nisan 2010 Tarihli Kocaeli TV Röportajından</b></a><br><br><b>SUNUCU:</b> Hocam önümüz Kutlu Doğum Haftası inşaAllah, onunla alakalı bir şeyler duymak istiyorum sizden, uygun görürseniz eğer.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> İnşaAllah. İşte güzeller güzeli Peygamberimiz (sav)`in güzel ahlakı, şemaili en güzel şekilde insanlara anlatılması lazım. Ben daha önce Şemail-i Şerif`ten kitaplar okurdum, Peygamberimiz (sav)`i anlatıyor. Ben yeterli aşkı, yeterli muhabbeti o kitaplarda o kadar görmedim, bir kısmında. Mesela diyor ki çok soğuk bir üslupla; ``ne uzundu ne kısaydı boyu``, tamam. Peki bu kadar mı yani? Niye güzelliğini coşkuyla, yakışıklılığını, üstünlüğünü coşkuyla anlatmıyorsunuz? Sonra ben Peygamberimiz (sav)`in hayatını anlatan bir kitap hazırladım, Hz. Peygamber (sav)`in hayatını anlatan. En beğenilen Şemail-i Şerifi o oldu. Herkes ittifak etti o konuda. Tam böyle aşkla, muhabbetle yazılmış bir kitap. Peygamberimiz (sav)`i en mükemmel şekilde anlatan bir kitap. Geçmiş sahabelerin anlatımlarını tenzih ederim, ben bunları kastetmiyorum. Sonradan yazılan birçok eseri kastediyorum. Anlatımlarda buz gibi bir soğukluk görmüştüm ben. <br><br><b>ALTUĞ BERKER:</b> Şu an o kitap 17. baskısını yaptı hocam maşaAllah. Siz daha evvel zikrettiniz mi ben hatırlayamadım ama son baskısını gül kokulu yaptırdınız hocam. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Evet maşaAllah.<br><br><b>ALTUĞ BERKER:</b> Yapraklar, bütün kitap gül kokuluydu. <br><br><b>SUNUCU:</b> MaşaAllah.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Evet. Geçen günler getirdiler, hakikaten mis gibi gül kokuyor. Bir de kokusu gidecek gibi değil maşaAllah. Peygamber Efendimiz (sav)`i geçen günler böyle bir kokoş bir kadın bulmuşlar. Bir arkadaş mektup yazmış; ``Hocam`` demiş, ``böyle birisi var Peygamber (sav) hakkında ileri geri konuşuyor. Avrupa`da da ünlü olmuş böyle tanınan bir kadın.`` Kimdir dedim, internetten bana bunu indirdi, getirdiler. Bir baktım böyle çirkin, kıl bir tip, yaşlı bir hanım. Ama kart ve azgın bir sesle, kudurmuş gibi bir üslupla Peygamberimiz (sav) hakkında konuşmalar yapıyor. Aklı fikri Peygamberimiz (sav)`in cinsel hayatı, evlilikleri. Oradan vurmaya çalışıyor kendince. Hatta bunu ilk yüze de sokmuşlar, dünyadaki ilk yüz kişilikten. Dünyadaki ilk yüz en aşağılık kişiye sokmak konumu varken, dünyadaki ilk yüz kişiye sokmaları yanlış olmuş. En aşağılık yüz kişinin içine sokuyorum ben şu an dünyadaki. Geçen gün de bu konuyu anlattım ben. Peygamberimiz (sav)`in evliliklerinin hepsi çok güzeldi, çok isabetliydi, hayırlıydı, çok güzel yaptı. Allah ona bir nimet olarak sundu. Hem orada tebliğ amacı vardı, hem kadınlara karşı Peygamberimiz (sav)`in coşkun  sevgisi de vardı. Hem kendisine hizmetin daha mükemmelleşmesi vardı, hem de birçok hikmet vardı. Ama Peygamberimiz (sav)`in bunu yaparken kadınlardan hoşnut olması da çok güzel bir nimettir onun için. <br><br>Bundan utanmak, bazı Müslümanlar çok akılsızca bunu örtbas etmeyi ve bunu utanç vesilesiymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu çok kızdırıcı. Peki sen niye evleniyorsun o zaman? Yani sen niye cinselliğe giriyorsun, değil mi? Niçin evlilikten kendinin zevk aldığını düşünüyorsun veyahut iddia ediyorsun? Senin için niye nimet oluyor da Peygamber (sav) için olmuyor, değil mi? Sen o kıl canınla hoşlanıyorsun, ama Peygamber (sav) oldu mu, ona olmaz diyorsun. Hatta Peygamber (sav)`e yemek yemeyi bile uygun görmüyor, yemek yemeyi. Taş bağlardı diyor sancıdan. Açlıktan Peygamber (sav) karnına taş bağlayıp öyle geziyormuş ve sahabeler de onu seyrediyorlarmış, Peygamber (sav)`in o açlığını. Bak sahabelere de hakaret var burada. Hangi sahabe buna dayanabilir? Peygamberini aç böyle, taş bağlatıp gezdirir mi sokakta sahabeler? Çok zengindi sahabeler, nasıl olsun böyle bir şey değil mi? Evlilikler de onun için bir nimetti. Hem tebliğ amaçlıydı, hem de kadınlardan hoşlanıyordu Peygamber Efendimiz (sav). Çok sağlıklı ve güçlü bir insandı ve çok yakışıklıydı. Gani gani helal olsun. Çok da güzel yaptı maşaAllah, elhamdülillah. Bundan utanç duyanlardan ben utanç duyuyorum, böyle adamlardan. Uygun bir vasata gelirse bunlara ben diyeceğimi biliyorum. <br><br>Bu örtbas edilecek bir konu mu bu? Cennette evlilik yok mu? Cennette huri kadınlar yok mu? Dünyada niye bu çirkin oluyor? Gayrimeşru olursa çirkindir, fahşa olursa çirkindir. Allah onu bir nimet olarak vermiştir değil mi? Ve onlar bizim annelerimizdir, Peygamberimiz (sav)`in hanımları. Dolayısıyla böyle it kopuk takımına böyle pasif cevaplar vermek çok çok yanlış ve çirkin. Onlara malzeme vermiş oluyorlar. Çünkü utanıyor adam bundan, bunu örtbas etmeye çalışıyor. Diyor ki, ``Peygamberimiz (sav) sadece onları korumak amacıyla, dışarıda kalmışlardı, aç kalmışlardı, susuz kalmışlardı, bir nevi korunma ortamı sağladı onlara. Sadece onlara yiyecek, ev ve barınak sağlamak için evlendi onlarla, yoksa onlardan hoşnut olduğundan, kadınlardan etkilendiğinden yapmadı  bunu`` diyorlar. Bu çok kızdırıcı ve çok samimiyetsiz bir ifade. Peygamberimiz (sav)`in hanımlarının hepsi aşık olarak evlendiler Peygamber (sav)`le. Aşkla seviyorlardı, derin bir muhabbetle ve hayranlardı Peygamber (sav)`e ve zevk alıyorlardı onun güzelliğinden. O da hanımlarını beğeniyordu, annelerimizi. Bu da çok çok güzel bir şey, iftihar edilecek bir şey. <br><br>Benim mesela evladım olsa, kızım olsa ilk başta hemen Peygamber (sav)`le evlenmesini isterdim orada. Başka bir şey de olamazdı yani zaten Allah`ın izniyle. Benim ilk isteyeceğim şey odur, değil mi? Falanca zengin diye giderse onu ben evlatlıktan reddederim. Falanca yakışıklı diye giderse onu da evlatlıktan reddederim. Falanca genç diye gider, onunla evlenirse onu da evlatlıktan reddederim. Mesela Peygamberimiz (sav) yaşlıydı, gencecik hanımlar evleniyorlardı Peygamber Efendimiz (sav) ile. 18 yaşında, 19 yaşında helal olsun annelerime. Çok güzel yaptılar, çok isabetli hareket ettiler. Peygamberimiz (sav) aşık olunacak bir insandı, ona derin bir aşkla aşık oldular. Hak yerini buldu, çok güzel tavır gösterdiler. Ben bununla iftihar ediyorum. Böyle çirkin, sevgiyi kaybetmiş, böyle artık bunlar erkek düşmanı derler hasta tipler yani manyak olmuş tipler, herkesten nefret eden tipler. Bunlar mesela  hiçbir şekilde kabul etmez. En ideal insan bile olmuş olsa, evliliği asla kabul etmez. Yani artık sapık olmuş, insan düşmanı olmuş. Onun için Peygamberimiz (sav)`in hanımlarına olan sevgisine de hayret ediyor, şaşırıyor. Peygamberimiz (sav) Allah`ın yarattığı her şeye aşıktı, hanımlarına da aşıktı. Allah`ın tecellisi olarak onları seviyordu ve çok güzel bir ibadetti bu, çok güzel de yerinde oldu elhamdülillah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17993</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-04-08</pubDate>
<title>Hz. Ali'nin, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Kendinin Şehadetleri ile İlgili Söyledikleri</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16758" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 8 Nisan 2010 Tarihli Kahramanmaraş Aksu TV Röportajından </b></a><br><b><br>ADNAN OKTAR: </b>Bak dedem ne diyor? Canım benim, Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurdu: ``Allah`a yemin olsun ki ben ve bu iki oğlum Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) şehit edileceğiz`` diyor. Sağlığında, Allah`a yemin ediyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor; sen de, sen de, sen de üçünüz de şehit olacaksınız diyor hayattayken. Vahiyle bildirildiği için o da yemin ederek bildiriyor. Bakın Hz. Ali Keremallahü Veche Esedullah (a.s.) şöyle buyurdu: ``Allah`a and olsun, Allah`a yemin ediyorum ki ben ve bu iki oğlum şehit olacağız`` diyor. ``Ve benim evlatlarımdan birini gönderecek`` Hz. Mehdi (a.s.) diyor. ``Kanımızı talep edecek, bizim intikamımızı alacak`` diyor. EvvelAllah evvelAllah. Nasıl? Dünya hakimiyeti ile intikamını alıyor, değil mi? Hani soyu kesikti Peygamber (s.a.v.)`in değil mi? İşte o tahakkuk edecek, Peygamber (s.a.v.) neslinin dünya hakimiyeti tahakkuk edecek inşaAllah. Milyonlarca seyit ayaklanacak inşaAllah manen. Kanımızı talep edecek diyor. Hz. Mehdi (a.s.)`ın alnına sürülmüştür Hasan (r.a.)`ın, Hüseyin`in (r.a.)`ın ve Ali (r.a.)`ın kanı. Onların intikamını alacak. İntikam nedir? Dünya hakimiyetidir, küfrün yeryüzünden silinmesidir. Tabii, üç çizgi olarak alnına sürüldü inşaAllah, inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18258</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-04-05</pubDate>
<title>Adnan Oktar Peygamberimiz (sav)'e Atılan İftiralara Cevap Veriyor</title>
<description><![CDATA[<a href="http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16754" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 5 Nisan 2010 Tarihli Adıyaman Asu TV'deki Canlı Röportajından</b></a><br><b><br>SUNUCU:</b> Hemen diğer sorumla devam ediyorum. ``Selamun aleyküm. Suriyeli ateist, spiker bir kadın İslam hakkında uygun olmayan şeyler söylemiş. Lütfen bir şeyler söyleyin.`` Halit, Marmara Üniversitesi öğrencisi.<br><b><br>ADNAN OKTAR:</b> Aleyküm selam ve rahmetullahu ve berakatuhu. Evet, öyle bir kadın varmış. Dün baktım, aradım, buldum. Çirkin, efendim, yaşı geçkin bir hanım. Dünyaya küsmüş, içinde öfke ve nefret gelişmiş bir bayan. Eğer o bayan inanın güzel bir insan olsaydı, böyle sevilen bir insan olsaydı, sevgiyi bilseydi, o kadar ruhu kin dolu olmazdı ve o kadar nefret dolu konuşmalar yapmazdı. Gördüm, çok coşmuş böyle. Bir de alkışlayanları da var, şakşakçıları da var. Onlar da ayarlanmış. Böyle kişileri maalesef bazı evanjelik kardeşlerimiz, mason evanjelik kardeşlerimiz veyahut arkadaşlarımız, maddi, manevi destekliyorlar. ``Sen büyük yeteneksin, işte çık İslam`a, dine, Peygamber`e bir şeyler söyle`` diyorlar. ``Biz zaten karşıyız ama bizim söylememiz etkili olmaz. Sen Müslüman kimliğiyle biliniyorsun. Sen bağırıp, çağırırsan daha dikkat çeker`` gibisinden zayıf olan insanları, ortada olan insanlara yahut araştırması olmayan insanları etkilemek amacıyla böyle tipleri bazen ortaya çıkarıyorlar. <br><br>Kendince böyle, yine en önemli silahı ele almış kendince, cinsellik. Cinsellikle dini, İslam`ı vurmaya çalışıyor, kendince. Hep, tarih boyunca hep öyle olmuştur. Hz. İsa (as)`ya cinsellik iftirası atılmıştır, Hz. Yusuf (as)`a hep cinsellik iftirası, Hz. Meryem (as)`a yine cinsellik ile ilgili iftira atılmıştır. Hz. Meryem (as)`a gayrimeşru hanım görüntüsü verilmiştir. Hz. İsa (as)`a -haşa- gayrimeşru ilişkiden olan çocuk imajı verilmiştir. İşte diğer Peygamberan` da aynı tarzda iftiralar atılmıştır. Hz. Yusuf (as)`ı biliyorsunuz tecavüz suçu ile 7 yıl tuttular. Böyle bir şey yapmadığı halde o devirdeki bir kadının iftirası sonucunda, kendisine zorla tecavüz etti iddiasıyla, haksız bir iddiayla 7 yıl yattı biliyorsunuz, hapis yattı. Biz o yüzden Hz. Yusuf (as)`ı çok severiz. En sevdiğimiz sebeplerden, araştırdığımızda budur. <br><br>Bu hanım da oradan yaklaşıyor. Peygamber Efendimiz (sav)`in evliliklerinden yaklaşıyor. Şimdi bir kere Arabistan`da, Arap Yarımadası`nda ve özellikle o devirde insan ömrü en fazla 30-40 yıldı o zamanlar. Mesela Peygamberimiz (sav) çok uzun yaşamıştır. 63 yaş çok uzun bir yaştır oraya göre. Yani çok erken ölür insan. O zamanlarda özellikle antibiyotik ve ilaçlar olmadığı için, başka şeyler olmadığı için çok genç ölümler oluyordu. Mesela Peygamberimiz (sav) sağ iken bütün çocuklarını kaybetti. Hemen hemen bütün hanımlarını kaybetti, çoğunu kaybetti. Hepsi vefat ediyorlardı. Hanımlar da erken olgunlaşıyorlar, sıcağın etkisiyle. Mesela 10 yaşında, 11 yaşında, 9 yaşında normal genç kız görünümü alıyorlar. Peygamber Efendimiz (sav) de 9 yaşındayken nişanlanmıştır, bu son derece normal olan bir şey. Yaşı biraz daha büyüyünce de evlenmiştir. Bunu en önemli silah olarak kendince anlatıyor ve büyük bir coşkuyla, çok samimiyetsiz bir anlatım, çok garip bir anlatım. <br><br>İslam`da şiddetin olduğunu vurguluyor. Halbuki İslam`da savunma savaşları vardır, atak savaşı yoktur, durduk yere bir fetih savaşı yoktur. Hadi gidelim şu düşman ülkesini alalım, şurayı alalım, böyle bir şey yoktu. Adam saldırır, can güvenliğin olarak kendini korursun, korumuştur. Peygamber Efendimiz (sav)`in zamanında yapılan savaşların tamamı savunma savaşıdır. Hendek adı üstünde, hendek kazıyorlar. Adamlar saldırmasın diye kazıyorlar. Bir insan kendisine hendek kazar mı çevresine? Amaç orada kendini korumak. O zamanki insanlar, Peygamberimiz (sav)`in karşısındaki insanlar, cahil insanlar ve psikopat ve gözünü kan bürümüş, eli kanlı katiller bunlar. Ve o zaman polis yok, hakim yok, savcı yok, adliye yok, bir şey yok. Adamların astığı astık, kestiği kestik. Ne yapsın Peygamber (sav)? Nur gibi Müslüman genç kızlar var, çocuklar var, anneler var, bacılar var. Adamlar geliyor, ``biz öldüreceğiz`` diyorlar. Efendim ``ırzına, haysiyetine, kişiliğine yönelik saldırıda bulunacağız`` diyorlar ve nitekim de gelip vuruyor, öldürüyor. Ne yapsın? Savunacak tabii ki kendisini. Farzdır bu. ``Niye kendini savundu?`` diyor. Yani bu soru mu, şu. Şimdi kendisine birisi saldırsa, kendisini savunmayacak mı? Değil mi? O zaman bir psikopat ile karşılaştın mı bir bak bakalım ne yapıyor? İlla ki savunacaktır. Bundan makul ne olabilir? Yani her ülke, her insan, kendine saldırıldığında nefsi müdafaa vardır ve kendini savunur. Dolayısıyla böyle cahilce, halkın bir kısmının bilgisizliğinden istifade ederek, İslam`a, Kuran`a, dine saldırmaya kalkması çok ilkel bir hareket.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17962</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-29</pubDate>
<title>Peygamberimiz (s.a.v.)'in Hanımları ve Allah Rızasının En Çoğuna Göre Evlilik</title>
<description><![CDATA[<a href="http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16719" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 29 Mart 2010 Tarihli Adıyaman Asu TV'deki Röportajından</b></a><br><br><b>SUNUCU 1:</b> Peki Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`e kendisini hibe etmiş kadınlardan bahsettik. Onların Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`in eşlerinden ne gibi farkları vardı? Yine eşleri mi oluyorlar?<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Aynı tabii, aynı, tabii, yani nikahlısı olmuş oluyor. İnşaAllah. Mesela rahibe hanımlar, biliyorsunuz evlenmezler, bu manastırlardaki genç rahibeler. Biliyorsunuz, değil mi? Evlenmezler. Onların evlenmeme nedenini biliyor musunuz? <br><br><b>SUNUCU 1:</b> Hz. İsa (a.s.) ile Cennette evlenmek?<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Hayır, onlar zaten burada kendilerini hibe ediyorlar Hz. İsa (a.s.)`ye. Yani kendilerini eşleri olarak kabul ediyorlar. Yani nikahlıyorlar kendilerini Hz. İsa (a.s.) ile Cennette beraber olmak için. Mesela bu müthiş bir Peygamber sevgisi, yani müthiş bir olay. Tabii onların inancına göre. Yani bizim kendi inancımızda bu yok. O şekilde bir şey, inanç yok ama her halükarda çok sevdiklerini gösteren bir alamet inşaAllah. Müslüman hanımın bakış açısının böyle olması gerektiğini biz Kuran`dan anlıyoruz. Aksinde Allah mutluluk vermiyor ve bütün dünya bunu görüyor. Yani evleneceği vakit mutlaka Allah`ın rızasını, rahmetini araması lazım. Samimi olarak takvayı araması lazım. Bunu aramadıkları için mutlu olamıyorlar. Yoksa bir insan Allah`ın rızasını bulduğu bir insandan niçin soğusun? Nasıl rahatsız olsun? Nasıl boşanma hissine kapılabilsin? Ancak o takva yönünü kaybederse, Allah`ın rızasına uygun tavrını kaybederse bu mümkün olabilir. Takva yönü devam ettiği müddetçe, Allah`ın rızasına uygun tavrı devam ettiği müddetçe bir kadından da bir Müslümanın soğuması mümkün değildir. Mesela kadın doğum yapıyor, vücudu bozuluyor. Genellikle hep doğumdan sonra boşarlar. Çok yaygındır. Yani fizik olarak bozuldukları için yani yeni bir arayışa geçerler. Şimdi sen Allah rızası için öyle bir kadınla evlenmiş olsan, Allah`ın rızasını onda bulduğun için evlensen ve mümin olarak görsen nasıl kıyacaksın sen ona? Mümkün mü böyle bir şey? Yani bir kere çirkinleşirse insanın şefkati daha da artar ona karşı. Mesela sakatlanırsa daha da insanın sevgisi artar. Koruma hissi daha da artar ona karşı. Nasıl kıysın insan ona? Yani onu yapsa insanın kemikleri kırılır. Yani, değil mi? Ruhu parçalanır ızdıraptan. Bunu kaldıramaması lazım öyle bir şeyi. Çok büyük bir vicdani çöküntüye sebep olur böyle bir şey. Gönlü çok rahat oluyor adamın. Mesela adam kanser oluyor, ben çok görüyorum televizyonlarda. Daha önce şaşalı düğünlerle evlenmiş, heyecanlı. Eşi kanser olunca hemen boşanıyor anında. Halbuki kanser çok yaygın bir hastalık türü. Zaten sen evlenirken onu kabul ederek evleniyorsun. Yani eşi insanın trafik kazası da geçirebilir, sakatlanabilir de, ölebilir de, kanser de olur, ülser de olur. Her şey olabilir. Yani bakın görüyor musunuz fiziğe göre evlenmenin ne getirdiğini. Tipine göre evlenmenin ne getirdiğini. <br><br><b>SUNUCU 1:</b> Allah rızası amaç edildiğinde bu tarz şeyler gözükmüyor tabii insanın gözünde. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Tabii, Allah`ın rızasını insan amaç edinirse niye böyle bir şey olsun? Mesela kadın, biraz daha erken çökerler erkeklerden. Mesela 40 yaşında bir erkek daha dinç olabiliyor ama 40 yaşında bir kadın daha çöker genelde, fıtraten nedense Allah`ın hikmeti öyle. Mesela yaşlanması da yeterli oluyor kadının, boşaması için. Ya uzak, ayrı yaşıyorlar, tahammül dahi edemiyor. Evdeki varlığına tahammül edemiyor. Görmek dahi istemiyor. Birçoğu ayrı yaşıyorlar. İnsan acır yani. Sen 30 yıl 40 yıl, şefkat duyar, yani 30 yıl sana emek vermiş o insan ve sonunda yaşlanmış. Tabii ki çökecek, insanın kat kat sevgisi artar, muhabbeti artar. Sadakatinden, değil mi, Şefkatinden dolayı, terbiyesinden dolayı, güzel ahlakından dolayı kat kat sevgisi artar ama fizik olarak mesela veyahut maddi gücünün kaybolması da yeterli oluyor. Mesela beylerle ilgili konularda bu sorun oluyor. Adam fabrikatör, bilmem ne oluyor. Fabrikası bir batıyor, mallar gidiyor, eve haciz geliyor, ev araba falan gidiyor. Daha önce aşktan, muhabbetten bahseden adam birdenbire diyor Allah kalbinden nasıl olduysa sevgiyi almış oluyor. Yani onun anlattığı uygun anlatımlar oluyor. Bir de dine dayandırarak da onu söylüyor veyahut onda bir kusur arıyor. Kendini mesela aldattığını hissettiğini söylüyor. Yani karar verecek ya, bahane arıyor. <br><br><b>SUNUCU 2:</b> Aslında muhabbeti karşısındaki kişiye değil, onun sahip olduklarına.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Tabii, parasına puluna, birçok insanda öyle oluyor ama farkına varmıyor. Mesela arabaya bir bakıyor, ilk aşkının yüzde 50`si oluşmuş oluyor, evi bir görüyor, yüzde70`i oluşmuş oluyor, tipi de işte herhangi bir vücut sakatlığı yoksa zaten, asıl ona bakıyorlar. Eline yüzüne bakılabilecek gibi ise bitti. Zaten Allah`tan birkaç kere bile bahsetmiş olsa, o zaten Müslümanlığına da kanaat getirmiş oluyor, konu bitiyor. Ben nice takva hanımlar biliyorum ki, yani hiç dinle alakası olmayan adamlarla şu an gayet mutlu yaşıyorlar. Vicdanında da en ufak bir rahatsızlık yok. <br><br><b>SUNUCU 2:</b> Kriterleri yanlış olduğundan değil mi Hocam?<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Kriter Kuran işte. Kuran`a göre hareket etmek. <br><br><b>SUNUCU 2:</b> Allah rızası olması gerekirken dünyevi şeyler, mal, mülk.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Bakın Peygamber (s.a.v.)`in hanımlarında bile böyle bir eğrilme kayma oluyor. Bakın; diyorlar ki, Allah Peygamber (s.a.v.)`in ağzıyla onlara söyletiyor, vahiy; ``Dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım.`` Peygamber (s.a.v.) bir insana, bir kadına bunu söylediğinde ne olmuş olur o insan artık? Yani çok büyük bir felaket bu dünyada onun için. Yani dünyada beraber olamayan Ahirette beraber olabilir mi? Peygamber (s.a.v.) onu boşuyorsa ki Allah`ın vahyi ile hareket eden bir insan. Ve Kuran ayeti, Allah söylüyor bunu, Allah söyletiyor vahiy ile. Bakın,  ``dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım.`` Demek ki bazı dünyevi çekici süsü bulamamışlar Peygamber (s.a.v.)`de. Mesela farzedelim gece gündüz evde olmasını istiyorlardır. Peygamber (s.a.v.) sürekli tebliğde, sürekli mücadelede, sürekli cihat aleminde. Veyahut eğlenmek istiyor, onu bulamıyor kendi düşüncesine göre. Dolayısıyla bir huzursuzluk çıkartmışlar. Ve Peygamber (s.a.v.)`i yoruyorlar ve tedirgin edip rahatsız ediyorlar. Peygamber (s.a.v.) de bir şey söyleyemiyor, çok utangaç bizim Peygamberimiz (s.a.v.). Biliyorsunuz değil mi? Çok utangaçtır, yani kıpkırmızı oluyor, söyleyemiyor. ``Sen söyleyemiyordun, Allah çekinmez`` diyor ayette, ``Allah söyler`` diyor. İçinde saklıyor bir şey olduğunda, mesela birisi bir münasebetsizlik yaptığında söyleyemiyor, utanıyor. Allah vahiy ile söylüyor, garip bir hal, tavırları olursa, yanlış bir şey olursa. Mesela seslerini yükseltiyorlar Peygamber (s.a.v.)`e karşı, Allah vahiy ile uyarıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiyor utangaç olduğu için. <br><br>Tabii, mesela evine geliyorlar, ondan sonra işte perdeyle Peygamber hanımlarının ayrılması var, biliyorsunuz. Yemek yiyorlar, kalkmıyorlar, ``yemek yiyince kalkın`` diyor. Peygamber (s.a.v.)`i seviyorlar ama zor durumda bırakıyorlar. Peygamber (s.a.v.) zaten tebliğde olan bir insan, zaten evinin imkanları dar. Bazen onu derin düşünemeyen insanlar oluyor demek ki Allah onları uyarıyor Peygamber (s.a.v.) bir şey demiyor. Ama bu kadar nezaketli bir insana, son derece nezaketli ve sevgi dolu davranmaları gerekirken, onu hiçbir şekilde tedirgin etmemeleri gerekirken onu manen yorduklarını anlıyoruz. Ve kadın psikolojisi ile bu hareketleri yaptıklarını anlıyoruz, kadın felsefesiyle, kadınların birbirine yardım etmesi. Peygamber (s.a.v.)`e karşı kadınların birbirine yardım etmesi, olacak bir şey mi bu? Değil mi, haktan yana insan tavır koyar, doğrudan yana tavır koyar, ekip olmaz insan sevdiğine karşı. Sırdaş da olmaz, eşine sırdaş olması lazım, Peygamber (s.a.v.)`e sırdaş olması lazım. Dolayısıyla onun sır olarak söylediği bir şeyi de hiçbir şekilde söylememesi gerekir ama bunu yapabiliyorlar. Onun için de Allah dünyada insanlara bak huzur vermiyor. Yüzde 50 boşanma, korkunç yüksek bir rakam. Tabii muazzam bir orana çıkmış durumda. Güya kendilerini uyanık zannediyorlar bunu yapanlar. Hepsini tenzih ederim, bir kısmının tabii sebepleri vardır. Her boşanan yanlış kanaatle boşanıyor demem, vardır bir bildikleri. Ama benim kastettiklerim benim anlattıklarım. Allah iyi niyetli olunmadığında her an insanın mutluluğunu alır. Yani yemekte de rahatsız eder, okulunda da Allah canını yakar, yatarken de canını yakar. Yani sırf bu evlilik için değildir. Okul seçiminde de buna dikkat edilmesi gerekir, meslek seçiminde de buna dikkat edilmesi gerekir. Her şeyde Allah rızasının en çoğunun aranması lazım.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18022</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-24</pubDate>
<title>Peygamberimizin Gelecekle İlgili Bildirdiği Mucizeler</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16658" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 24 Mart 2010 Tarihli TV Kayseri Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Mesela bakın: ``Ebu Sufyan mescidin bir kenarında oturuyordu. Bir gün Resulullah (s.a.v.) elbisesine bürünerek evden çıktı. Ebu Sufyan oturduğu yerden: ‘Acaba bu ne ile mağlup etti dedi`. Resulullah (s.a.v.) Ebu Sufyan`ın yanına gelip eliyle onun sırtına vurdu ve ‘seni Allah ile mağlup ettim` dedi`` diyor``. Bak adam içinden geçiriyor kendi kendine. Peygamber bunu söylüyor ona (s.a.v.). ``Ebu Sufyan: ‘Senin Allah`ın resulü olduğuna şahitlik ederim` dedi`` diyor. Mesela bak bu bir mucizedir bu. Mesela gayb bilgisi bu. Tabii, içinden geçirdiğini anında söylüyor. ``Resulullah (s.a.v.)`e geldim. Niyetim iyilik ve günahtan ona sormadık hiçbir şey bırakmamaktı. Etrafını Müslümanlardan bir cemaat çevirmişti``. Peygamberimizi (s.a.v.) sahabeleri çevirmiş. ``Durmadan ona sorup fetva istiyorlardı``. Sürekli bir konu öğreniyorlarmış sahabeler. ``Onları yara yara ilerlemek istedim. ‘Allah`ın resulündan uzak dur ey Vebisa` dediler. Şöyle cevap verdim; ‘bırakın beni de ona iyice yaklaşayım. Kendine yakın olmak istediğim insanların en sevimlisidir o`. Peygamberimiz (s.a.v.) dedi ki: ‘Bırakın Vebisa`yı diyor. İki veya üç kere bana hitaben ‘Ey Vebisa` yaklaş dedi. Nihayet ona yaklaşıp önüne oturdum. Bana şöyle buyurdu: ‘Ey Vabisa. Sana ben mi haber vereyim? Yoksa ben mi bana sorarsın` dedi`` diyor Peygamberimiz (s.a.v.) maşaAllah. ``‘Bilakis sen bana haber ver` dedim. Şöyle buyurdu: ‘İyilik ve günah hakkında sormak için geldin değil mi?``` demiş. ``Evet dedim`` diyor. Bak içinden geçeni biliyor yani. ``Bunun üzerine parmaklarının uçlarını bir araya getirip onlarla göğsüme vurarak öyle buyurdu``, yani şöyle yaparak şaka şeklinde göğsüne vurarak, ``ey Vebisa, kalbine danış, kendine danış``. Yani vicdanına danış diyor Peygamberimiz (s.a.v.). ``İyilik insanlar sana fetva verseler, fetva vermeseler de kendi kalbinin yatıştığı şeydir``. Yani mutlaka kendi vicdanına göre hareket et diyor. En doğrusunu Allah sana ilham eder diyor Peygamberimiz (s.a.v.). ``Günah da kalbi kazıyan, rahatsız eden, göğüste dolaşıp duran şeydir``. diyor günah. Yani vicdanında zaten onun bunalımını, acısını yaşarsın sen diyor Peygamberimiz (s.a.v.) günahın acısını.<br>Mesela bak Allah gayb bildiriyor. Gayb bilgisi Kuran`da: ``Rum (orduları) yenilgiye uğradı``. Kuran ayeti bu. Rum Suresi 2`ye 5. 2 ve 5. "Dünyanın en alçak yerinde", "Edna el ard". ``Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. (Birkaç yıl) Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. Allah'ın yardımıyla``. Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslılar'ın, Persler karşısında ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, M.S. 620 civarında indirilmişti. O sırada Bizans çok büyük kayıplar vermişti. Bu dönemde Bizans`ın 9 yl geçmeden yeniden galip geleceği ayetlerde haber veriliyor. Bak ``Bizans yenilecek`` diyor ``yeniden`` Cenab-ı Allah. 622 yılında, yani mağlubiyetlerinden 9 yıl sonra Heraklius Ermenistan`ı işgal edip Persleri yenerek çeşitli zaferler kazandı diyor buradaki ayetin açıklamasında. Aynı şekilde Rum Suresi`nin 3. ayetinde Rumların dünyanın en alçak yerinde yenildikleri belirtilir. Arapçası "Edna el ard" olan bu ifade, dünyanın en alçak yeri olan ve tam Bizanslılar`ın yenilgiye uğradığı yer olan Lut Gölü havzasıdır. Bakın hem Allah ``alçak bir yerde olacak`` diyor, hem ``3 veya 9 yıl arasında`` belirtiyor. ``O zaman içerisinde olacak`` diyor ``ve Bizans mutlaka yenecek`` diyor. Bu gayb haberi işte. Diyorlar ki gayb nasıl bilinir? Bildiriyor, Allah bildirdi mi biliniyor. Gelecekten haber veriyor Peygamber. Nasıl bildiriyor? Allah ona vahiyle bildiriyor, Peygamber`e (s.a.v.) Kuran vahyi olarak geliyor. Allah`ın hükmü olarak.<br><br><b>SUNUCU 1:</b> Allah`ın Peygamberinin (s.a.v.) gaybtan haber bildirmesi çok olağandışı bir durum değil zaten. Buna inanmak çok zor olmasa gerek Hocam. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17409</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-21</pubDate>
<title>Peygamberimizin Genç Görünümü ve Üstün Ahlakı</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16653" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 21 Mart 2010 Tarihli Kanal 35 Röportajından </b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Peygamberimiz (s.a.v.)`in vefatında saçında 15-20 tane beyazlık vardı. Çocukluğundaki ter-ü tazeliği duruyordu. Cildi böyle pamuk gibi böyle pembe beyazdı. Çocuk cildi gibiydi Peygamberimiz (s.a.v.)`in cildi. Hiç bozulmadı. Çocukluğundaki o tatlılığı, güzelliği, masumluğu olduğu gibi duruyordu. Sakalına hiç dokunmamıştı Peygamberimiz (s.a.v.). Çocukluğundan itibaren dokunmamıştır ve inceydi sakalı. Sürekli tıraş edilmeyen sakallar daha ince olurlar. İnce, böyle yumuşak, güzel bir sakalı vardı Peygamberimiz (s.a.v.)`in. Yaşını anlamak mümkün değil bakıldığında. Hatta hanımlarıyla yakalamaca oynuyordu. MaşaAllah. Çok neşeli Peygamberimiz (s.a.v.). Tabii, çok cana yakın, çok sevecen, çok muhabbet ehliydi. Son derece affedici ve acayip şefkatli. Mesela öfkelenme hiç yok. Yani kızma, bağırma, çağırma mümkün değil. Mesela en sinirlenilecek şeye bile son derece şefkatli ve güzel karşılık veriyor. Sırf o yüzden çok fazla iman eden var. Mesela Hz. Hamza (r.a)`ın, o mübareğin Hz. Vahşi (r.a.) çıkarttı ciğerini yedi artık yani adam. O kadar gözü dönmüş. Şehit etti. Peygamberimiz (s.a.v.) onu affetti. Affetmesini istedi Peygamberimiz (s.a.v.)`den ki Hz. Hamza (r.a.)`ı canı gibi sever Peygamberimiz (s.a.v.). O kadar çok seviyor ama onu affetti. Son derece şefkatli. Tabii. Hz. Vahşi (r.a.) de bayağı yaman çıktı sonra maşaAllah. Bayağı hizmet etti inşaAllah. Her şeyde öyle affedici. Kırılma, sinirlenme, öfkelenme hiç yok. Bir de utangaç bizim Peygamberimiz (s.a.v.). Kuran`da da geçer. Çok utangaç. Yani hiçbir şekilde söyleyemiyor o tip şeyleri. Mesela utanacağı bir şey olduğunda söyleyemiyor, Allah vahiyle bildiriyor, o zaman söylüyor. ``Sen çekiniyordun insanlardan`` diyor Allah ayette. Mesela evine geliyorlar, utandığından söyleyemiyor. Mesela kalabalık oluşturuyorlar, yemeğe geliyorlar sahabeler. Gidin diyemiyor veyahut zor durumda kalıyorum diyemiyor. Vahiyle Allah bildiriyor, o zaman söyleyebiliyor. Utanıyor. Yani yüzü kıpkırmızı oluyor böyle. Çok utangaç, mahcup tabiatlı Peygamberimiz (s.a.v.). Yani ahlakı çok yüksek bir insan. Çok nezih. Müthiş cesurdu biliyorsunuz. Ama bir amansız kuvveti vardı. Bilmiyorum biliyor musunuz? Peygamberimiz pehlivandır aynı zamanda. Biliyorsun değil mi? Yani kahredici güce sahiptir bedenen. Geniş omuzlu ve kolları falan çok kalındır Peygamberimiz (s.a.v.)`nin. Hz. Ali (r.a.) de öyleydi. Sallallahu aleyhü vesselam biliyorsunuz oranın en ünlü baş pehlivanı meydan okudu haşa. Gel güreşelim dedi. Eğer beni yenebilirsen dedi ki, baş pehlivan. Yani acayip kuvvetli. Yani yenmediği adam bırakmamış. Beni yenersen ben iman edeceğim dedi. Tutar tutmaz Peygamberimiz (s.a.v)vurdu böyle. Yakaladığı gibi anında yapıştırdı sırtını yere. Bu olmadı falan dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) bir kere daha. Yenilen pehlivan güreşe doymaz derler ya. Tabii, Hz. Ali (r.a.) de öyle. Yani kahredici güce sahipti. Acayip kuvvetliydi maşaAllah. Ömer (r.a.) de öyle. Yani bu bilinmiyor mesela. Bedenen akıl almaz güce sahipler. MaşaAllah. Çok kuvvetliydiler. Hz. Ömer (r.a.)`in de cesareti çok şeydi yani. Müthiş delikanlıydı Hz. Ömer (r.a.). Acayip yamandı maşaAllah. Yani yiğitti. Hz. Ali (r.a.) de öyle. Yani müthiş cesurdu. <br><br><b>ALTUĞ BERKER:</b> Kale kapısını tek başına indiriyor Hocam.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> MaşaAllah. Yeniden kaldır demişti, bir dahaki sefere kaldıramamıştı. O anda o adrenalinle kaldırıyor inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17752</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-21</pubDate>
<title>Resulullah'ın Dilinden Cennet</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16653" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 21 Mart 2010 Tarihli Kanal 35 Röportajından </b></a><b><br><br>ADNAN OKTAR:</b> Mücahid der ki Cennet ehlinin en az mertebelisi o kimsedir ki onun mülkünde bin yıl en yakın yerini gördüğü gibi en uzak yerini de görüp yürüyendir. Bin yıllık yürüyüş mesafesini en yakın yerini gördüğü gibi en uzak yerini de görüp yürüyendir`` diyor. ``En yüksek mertebelisi de sabah vakti Rabbinin cemaline bakandır``, diyor yani Cenab-ı Allah`ın Cennette tecelli edeceğini ayette, hadiste belirtmiş. Resulullah şöyle buyurdu, ``Cennet ehli Cennete girdiklerinde Allah-u Teala`ya şöyle buyuracaktır: Bundan daha fazla bir şey ister misiniz? Sen bizim yüzümüzü aydınlatmadın mı? Bizi Cehennemden çıkarıp Cennete koymadın mı diyecekler, bunun üzerine Allah onlardan perdeyi kaldıracak. Böylece Rablerine bakıp seyretmekten daha üstün bir şey onlara verilmeyecektir``. Müslüm`de var, diğer hadislerde var. En büyük zevk Ahirette Cenabı Allah`ın tecellisine bakmak olacak inşaAllah. Ebu Davut Etteyelasinin rivayeti şöyledir.  ``Cennet ehli Cennette, Cehennem ehli de Cehenneme girdikleri için bir münadi şöyle seslenecek: O bizim yüzlerimizi apaydınlık yapmadı mı?`` Cenab-ı Allah için, ``terazimizi ağır yapıp bizi ateşten kurtarmadı mı?`` Terazi deyince tabii klasik terazi değil bu? Yani sevapların günahlara oranının tespiti. ``Hemen o anda perde açık ona bakacaklar, vallahi Allah onlara kendisine bakmaktan daha sevimli ve gözlerden daha aydınlatıcı bir şey vermemiştir``. En şiddetli zevki ondan alacaklar, diyor. Allah`ın tecellisini görmekten. Ebu Musa El Eşari (r.a.)`dan nakledilen rivayet edilen şöyledir: ``O, Basra minberinde şöyle dedi;  Allah Cennet ehline haber salıp sordurdu``. Cennet ehline sordurdu. ``Allah`ın size verdiği sözünü yerine getirdi mi?`` ``O anda onlar kendilerine verilen ziynetlerle, elbiselerle, meyvelerle, tertemiz eşlerle, nehirlerle şöyle bir bakacaklar sonra şöyle demekten kendilerini alamayacaklar. Allah bize verdiği sözünü yerine getirmiştir. Melek tam üç kere ‘Allah size verdiği sözü yerine getirdi mi` diye soracak?`` Üç kere üst üste soruyor. ``Onlar kendilerine vaat edilen her şeyin eksiksiz yerine getirildiğini görünce, evet diyecekler.  ‘Bir şey daha kalmıştır` diye karşılık verecek Melek`` diyor, yani bir şey daha var diyor. ``Çünkü Allah-u Teala kullarına tecelli edip de gözlerinden perdeyi kaldırıp O`nu gördüklerinde bütün nehirler coşacak, ağaçlar sallanıp sesler çıkaracak``. Yani sevinç sesleri çıkarıyorlar. ``Bütün köşkler, ateş kıvılcımları avaz verecek, pınarlar şırıl şırıl daha hızlı akacak, güzel kokular avluları ve köşkleri saracak. Her tarafta güzel kokan misk ve kafur hissedilecek. Kuşlar ötüşecek, huriler bütün güzellikleriyle göz kamaştıracak``. Var ya sabah güneş doğduğunda kuşlar ötmeye başlıyor. Bir hareketlilik oluyor. Allah tecelli ettiğinde de bütün Cennette bir hareketlenme olacak, diyor hadiste. Yani tabii bu bir kısmı, çok yoğun bir hareketlenme olacak diyor. Abdullah Abdullah bin Mesut (r.a.)`tan; ``biz Allah`ın Resulullah (s.a.v.) yanındaydık``. Peygamberimiz (s.a.v.)`in yanındaydık diyor. ``Kadir gecesi aya baktı``. Yani başını dikip dolunaya bakıyor ve ``şöyle buyurdu: ``Siz Rabbinizi tıpkı şu ayı gördüğünüz gibi, ayan apaçık görecek ve O`nu görmekten en ufak bir şüpheniz olmayacak. Veyahut birbirinizi sıkıştırmayacak gayet rahatlık içinde onu göreceksiniz, dedi`` diyor, sayfa 370. Selebi`nin rivayeti: ``Cennette boyunları, develerin boyunları gibi olan kuşlar vardır`` develerin boyunları gibi olan kuşlar. İri kuşlar zaten en çok istediğim şeylerden bir tanesi de şu var ya ilk çağlarda ilginç kuşlar. ``Gelip Allah`ın (c.c.) velisinin elinde dolaşırlar`` yani oralarda dolaşıyorlar. ``Onlardan biri şöyle der: Ey Allah`ın velisi, arşın altındaki yaylalarda otladım, nesim pınarlarından su içtim, hadi ne duruyorsun beni ye, önünde devamlı olarak duran bu yemeği aklından geçirir. Kuş hemen önüne çeşitli renklere dönüşmüş bir halde düşer ve ondan doyuncaya dek istediği gibi yer, doyduktan sonra kemikleri bir araya gelir, kuş canlanıp yeniden uçuverir``  diyor, yedikten sonra kuş. Cennette dilediği yerde yemlemeye koyulur. ``Yine yemini yemeye devam eder kuş`` diyor. Yani şimdi rüyamızda da biz kuşu yiyoruz, mesela et yiyoruz, Allah bize rüyamızda canlandığını gösterse çok makul görürüz rüyamızda, özellikle rüyanın mantığı daha değişik oluyor biliyorsunuz. Rüyadan çok iyi anlayabilirler bu konuları anlamak için, rüyayı çok düşünmek lazım. Enes bin Malik (r.a.)`den Peygamber (s.a.v.) buyurdu: ``Allah Adnen Cennetlerini yaratıp ağaçlarını kendi kudretiyle diktiği zaman ona haydi konuş dedi. O da şöyle konuştu: Müminler felaha ermiştir. Allah ondan sonra şöyle buyurdu, Ey krallar yurdu ne mutlu sana`` diyor inşaAllah. Beyhaki`de sayfa 364 ki güvenilir bir hadis alimidir. Berzar`ın rivayetinde Allah`ın Resulu (s.a.v) şöyle nakledildi, ``Allah Cenneti bir kerpici altın, bir kerpici gümüş toprağı miskten teşekkül etmiş olarak yarattı``. Ama bizim bildiğimiz altın değil tabii bu; bizim bildiğimiz altın orada çok küt gelir. Yani gümüşte çok küt gelir, orada nefes kesen bir malzeme çok hoşlanacağımız bir malzeme ``ona haydi konuş dendi o da şöyle konuştu. Müminler felaha ermiştir. Sonunda oraya Melekler girip şöyle dediler, Ey Melekler yurdu Cennet konuştuğunda şöyle dedi. Ne mutlu sana`` diyor almamışlar bu cümleyi ``ne mutlu sana`` olması lazım. ``Ne mutlu sana``. ``Cennet konuştuğunda şöyle dedi : Ya Rabbi kendinden hoşnut olduğun kimseye ne mutlu``. Cennet böyle hitap ediyor. Cennette her şey canlıdır. Yani ağaçlar, sular aklına gelen her şey aslında dünya da da böyledir de fakat dünyada Adetullah geçerli olduğu için Allah onları hareketlendirmiyor, normalde mesela bu kalemde bu kitapta hepsi normalde canlıdır. Mesela bu kalem elimize aldık ayaklandı kalem fakat elim vesile olduğu için çok makul görüyorsunuz. Yani mesela elim olmadan şöyle bir misine ile tutturulsa görünmeden kalksa bu kalem değil mi insan acayip şaşırır insanlar yani hayretler içinde kalırlar. Ama elimi Allah vesile ettiği için kalem buraya geldiğinde çok çok makul görüyorsunuz, elim görünmez olsa Allah göstermese elimi değil mi? Yani aslında elime sebep olarak hiç ihtiyaç yok fakat makul olması için Allah elimi vesile olarak insanlara gösteriyor. Bakın ``Sidre-i Mümtehanın meyvesi çoğalır. Her bir meyvesinin 72 rengi vardır. Hiçbiri diğerine benzemez``, mesela elma var şimdi biz bildiğimiz kırmızı elma var, yeşil elma var, koyu kırmızı var, sarı var başka da yok. Değil mi? Bak Allah diyor ki, 72 tane rengi vardır diyor. Bizim bilmediğimiz renkler bakın 72 tane, biz 7 renk biliyoruz. Değil mi? Bak burada 72 renkten bahsediyor. İlk defa göreceğiz. Bizim için yani sekizinci bir renk nasıl, dokuzuncuyu bile teahür edemiyoruz şu an dünyada değil mi?Ama bakın Cennette 72 renk sırf meyve için bu. ``Ey Allah`ın resulü, Cennette hurma var mıdır? Zira ben hurmayı çok severim`` diyor sahabelerden birisi. Şu cevabı veriyor Peygamberimiz(sav),``nefsim yed-ikudretinde olan Allah`a kesem ederim ki``, yemin ediyor Peygamberimiz(s.a.v); ``kökleri altından, budakları altından, dalları altından, yaprakları varlık aleminin gördüğü en güzel elbiseler nev-inden, çöpü altından, kabukları altından olup, testiler gibi`` normal testiler var ya ``testiler gibi olan meyveleri kaymaktan daha yumuşak, baldan daha tatlıdır`` diyor. Cennette mesela, ağacı biz tahtadan biliyoruz, orada Allah altından diyor. Ama altın deyince aklımız yine klasik altına gidiyor, öyle değil. Çok hoşlanacağımız bir metal, beğeneceğimiz bir metal, göze çok hoş gelen bir metal. Bak meyvesi de testi gibidir diyor, gayet iri. İnsanın yiyip yiyip bitiremeyeceği gibi. ``Resulullah (s.a.v) buyurdu; Cennette kökü altın olmayan hiçbir ağaç yoktur``. Tamamının kökü altındandır diyor. ``Cennette öyle köşkler vardır ki, ne üzerinde kilitleri vardır; ne de altında temelleri``. Havada duruyor köşk, temelsiz. Normalde de öyle olması lazım, burada Adetullah olduğu için öyle oluyor.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17747</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-19</pubDate>
<title>Peygamberimizin Zamanında Karşılaştığı Zorluklar</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16633" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 19 Mart 2010 Tarihli HarunYahya.TV Röportajından</a><br></b><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)`in karşılaştığı zorluklarda, yani orta bir insan ta en başından bırakırdı. En başında bırakırdı. O kadar zor şartlar ki yani anlatamam. Yani evleri işaretleniyor Müslümanların evleri, boya ile boyuyorlar kapılarını Müslüman evi diye. Bunlara selam vermeyeceksiniz, hakaret edeceksiniz, alış-veriş yapmayacaksınız, yiyecek vermeyeceksiniz, işe sokmayacaksınız, gördüğünüz yerde döveceksiniz, konu bu. Bakın hicret ediyorlar ta Habeşistan`a gidiyorlar. Bakın Mekke Medine neresi, Habeşistan neresi? Yürüyerek develerle. Oradaki it kopuk takımı arkalarına takılıyor oraya kadar geliyorlar, bunları öldüreceğiz diye. Habeş Kralı da vermiyor onları, yani onlara. Yani verse adam, öldürecekler yani Allah vermesin. Şehit edecekler, öldürecekler demeyeyim de Allah affetsin. Yani akıl almaz hakaretler, iftiralar, dövmeler, sövmeler. Peygamberimiz (s.a.v.)`in topluluğuna katılan gençleri, mesela 16-17 yaşında gençlik katılıyor, annesini babasını bırakıp geliyorlar, feci şekilde dövüyorlar, ağız burun darmakeşan ediyorlar böyle. Ama bırakmıyorlar Allah rızası için sevdikleri için.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17741</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-17</pubDate>
<title>Peygamberimizin (sav) Yüzünden Nur Saçılır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16617" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 17 Mart 2010 Tarihli HarunYahya.TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Bunu demezlerse bu devam eder yani herkes sürünür, ben söyleyeyim.<br><br><b>SUNUCU:</b> İspanya'da kurulan bir fuarda yapılan bir heykel vardı onu duydunuz mu bilmiyorum. En alta bir Müslüman namaz kılıyor. Onun üstüne bir Hıristiyan çıkmış, Müslümanın da önünde İncil var. En üstte de Tevrat var. Kuran var, arada Tevrat var. Hıristiyanın elinde. Bir din çatışması yaratmışlar. Ben orada çok fazla bilmiyorum, birlik görüntüsü var mı? Çok çeşitli yorumlar aldı bu görüntü. Ama hani birçok Müslüman tarafından yadırgandı. <br><br>Bana karşı taraf da çok ılımlı gelmiyor. Sadece Müslümanlardan değil.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Şimdi cinsi bozuk böyle tipler oluyor dinsiz. Ama şeyinde Hıristiyan yazıyor. Adam -çok özür dilerim- klasik manyak yani. Böyle cins. Adam sabah esrar, akşam kokain, öyle yaşayan tipler. Bir de sanatçıyım diyor bu. Bir heykel yapıyor. Yahut bir karikatür yapıyor. Maymun gibi birisini yapıyor adam, kendisini yapıyor. Diyor ki, haşa, bu Peygamber`in resmi diyor. Birçok saf adam da, "yahu" diyor "sen Peygamber`in resmini nasıl yaparsın" diyor. Kardeşim şimdi bir şey söyleyecektim. Yani sen ne konuşuyorsun sen. Peygamberimiz (sav) nur gibi son derece yakışıklı, güzel, mükemmel bir insan. Ne alakası var Peygamber`le onun. Peygamber`e bu söz söylenir mi? "Peygamberimiz`in niye resmini yaptın" denir mi? Adam kendi resmini yapmış. Özgür, sana ne, adam yaparsa yapsın resmini, değil mi? Akrabasının resmini yapar, kendi resmini yapar. Peygamberimiz (sav)`in resmi, ben tarif edeyim:</b> Siyah uzun saçlı omuzlarına kadar, arslan gibi, geniş omuzludur. Siyah gözlü, küçük burunludur. Böyle hafif, orta kısmı kalkıktır burnunun, böyle hafif çekme burunludur inşaAllah. Böyle biraz da iri dudaklı, tertemiz bembeyaz dişleri beyaz yüzlü, pembe beyaz, arslan gibi. Elinden yüzünden nur akan bir varlık. Ne alaka o resimle o. Ona sahip çıkıyor bak saflığa bak yani. Ben daha ağır kullanırım da şimdi Müslüman olduğu için söyleyemiyorum. Böyle söz söylenir mi? Yani kılavuzu kertenkele olanın derler başı topraktan çıkmazmış derler. Böyle ipsiz sapsız adamların peşinden gidiyorlar. Ve sonunda da hep hüsrana uğruyorlar. Laf söz dinlemiyorlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17713</link>
</item>

<item>
<category>Yeni Bilgiler</category>
<pubDate>2010-03-09</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktarın, Konuşmalarında İslam Ahlakının Hakimiyeti ve Mehdiyet Konularına Özel Yer Ayırması, Kuran Ahlakının Bir Gereği ve Peygamberimiz (sav)in Bir Sünnetidir</title>
<description><![CDATA[<b> 1- Hz. Mehdi (a.s.)`dan bahsedilmesi ve Hz. Mehdi (a.s.)'ın gelişinin Müslümanlara müjdelenmesi Peygamberimiz (sav)'in bir sünnetidir. </b><br><br>Sayın Adnan Oktar sohbetlerinde Mehdiyet konusuna özel önem vermekte ve bu konuya geniş yer ayırmaktadır. Kuşkusuz ki bu durum, her konuda olduğu gibi Sayın Adnan Oktar`ın kendisine Kuran ayetlerini ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini rehber edinmesinden kaynaklanmaktadır. <br><br>Allah Kuran'da, İslam ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması için gayret etmenin tüm Müslamanların önemli bir sorumluluğu olduğunu bildirmiştir. Kuran'da bu konuda çok fazla ayet yer almaktadır. Ve Allah'ın adetullahı gereği, tarihin her döneminde hak dinin tebliğinde Müslümanlara önderlik eden, onları hidayete yönelten manevi bir lider olmuştur. Allah Kuran ayetlerinde tüm toplumlara, onlara yol gösterecek bir elçi gönderdiğini bildirmiştir. İşte ahir zamanda Müslümanları Kuran ahlakına ve hidayete yöneltecek, onları birleştirip tek bir çatı altında toplayacak olan kişi de Hz. Mehdi (a.s.)`dır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16538</link>
</item>

<item>
<category>Yeni Bilgiler</category>
<pubDate>2010-03-06</pubDate>
<title>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Bir Kişinin Görmediği Rüyayı Gördüm Demesinin Yalan Olduğunu Bildirmiştir</title>
<description><![CDATA[İbni Ömer (r.a) rivayet ediyor:<br><i> "Yalanların en büyüğü kişinin görmediği rüyayı gördüm demesidir." </i><br>(Buhari, Tabir: 45, Müsned 2:96, 119 <br>Kaynak :Camiüs Sagir / (Suyuti nin derlediği Feyzül Kadir esas alınarak yapılmış tercümesi)<br><br>Allah Kuran`da yalan söylemeyi açıkça haram kılmıştır. Bir insanın yaptığı birşey için yapmadım demesi ya da söylediği bir şey için söylemedim demesi nasıl yalan hükmündeyse, görmediği bir rüya için gördüm demesinin de yalan olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hadis-i şerifinde bildirmiştir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16513</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-03-05</pubDate>
<title>İslamiyet’le Şereflenen İlk Kadın Sahabi: Hz. Hatice (r.a.)</title>
<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)`in mübarek eşlerinden ilki Hz. Hatice (r.a.)`dır. Ilk Müslümanlardan olan Hz. Hatice (r.a.) validemiz, basireti, güzel ahlakı, derin imanı ve kararlılığıyla her zaman müminlere en güzel örneklerden biri olmuştur. Bu değerli insan, yaşadığı müddetçe Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`e büyük destek olmuş ve Kuran ahlakının yayılmasında maddi ve manevi olarak büyük çaba göstermiştir.<br><br>Peygamber Efendimiz (s.a.v.); Allah`ın <b>``… ancak o, Allah`ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.`` </b>(Ahzab Suresi, 40) ayetiyle bildirdiği gibi insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah`ın en son hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah`a olan yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı, Allah`ın dostu, Rabbimiz`in Katında üstünlüğü olan, müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir. <br><br>Hz. Hatice (r.a.) Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)`in ilk eşi ve İslam`ı seçen ilk kadın sahabidir. Hz. Muhammed (s.a.v.)`in Yüce Rabbimiz`den vahiy aldığında bunu ilk söylediği kişi olarak bilinen Hz. Hatice (r.a.), olgunluğu, tevekkülü, cesareti ve fedakarlığı ile tüm Müslümanlara örnek olmuştur. <br><br><b>Hz. Hatice (r.a.)`ın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`e Olan Bağlılığı<br><br>``… Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.`` </b>(Hucurat Suresi, 13) ayetiyle Yüce Rabbimiz, Kendi nezdindeki üstünlüğün sadece takvayla olduğunu, kullarının Allah`a olan imanları ve sahip oldukları Allah korkularıyla değer kazandıklarını haber vermektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabeler de sahip oldukları vicdan duygusuyla hareket etmişler ve Allah`a olan korkularını artırmak için çaba göstermişlerdir. Hz. Hatice (r.a.) da, Yüce Allah`a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)`e olan derin saygı ve sevgisi ile Peygamberimiz (s.a.v.)‘e her zaman destek olmuştur. Nitekim Yüce Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`e, elçiye saygının ve onu savunup desteklemenin önemine ilişkin olarak şöyle vahyetmiştir: ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16346</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-03-03</pubDate>
<title>Hz. Yusuf (a.s.) Kıssasından Hikmetler</title>
<description><![CDATA[<b>``Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.`` </b>(Yusuf Suresi, 7) <br><br>Kuran`da bildirilen peygamber kıssalarının hikmetlerinden biri, bu kıssalardaki ayetlerin sadece indirildikleri zamana ait olayları anlatmamaları, ayetlerin tüm zamanlar için insanlara dersler vermeleridir. Kuran`da detaylı olarak bildirilen ``Hz. Yusuf (a.s.) Kıssası`` da bu doğrultuda çeşitli hikmetler ve anlamlar taşımaktadır. <br><br>Hz. Yusuf (a.s.), hayatı ve mücadelesi hakkında Kuran`da en detaylı bilgilerin verildiği peygamberlerden biridir. Hz. Yusuf (a.s.)‘ın ve babası Hz. Yakub (a.s.)‘ın yaşadığı olaylar, Kuran`ın Yusuf Suresi`nde anlatılır ve bu surenin hemen başında bildirildiği gibi ``en güzel kıssalardan`` biridir. <br><br>Hz. Yusuf (a.s.), küçük yaşta iken kendisini kıskanan kardeşleri tarafından bir kuyuya atılmış, daha sonra köle olarak satılmış, ardından uğradığı bir iftira nedeniyle uzun yıllar hapiste kalmış, yıllar boyu bu gibi zorluklarla denenmiştir. Ardından Allah, onu tüm bu sıkıntılardan kurtararak kendisine güç ve iktidar vermiştir. <br><br>Hz. Yusuf (a.s.)‘un tüm bu olaylar sırasında gösterdiği büyük sabır ve tevekkülü, etrafındaki her insanın dikkatini çeken güzel ahlakı ve güvenilirliği ve kendisine tuzak kuranlara karşı aldığı akılcı önlemler müminler için büyük hikmetler ve örnekler taşımaktadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16344</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-03-01</pubDate>
<title>Bütün Peygamberler İslam Peygamberleridir.</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16496" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 1 Mart 2010 Tarihli HarunYahya.TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Nedense birçok Müslüman kardeşimiz Hz. İsa (a. s)`dan pek, haşa hazetmiyorlar. Yani o Hıristiyanların Peygamberi, niye gelsin? Yani rahatsız oluyorlar. Hz. Musa (a.s) `dan da rahatsız oluyorlar. O da Musevilerin Peygamberi diyorlar. Bu, çok çok özür dilerim, hayvani bir cehaleti gösteriyor. Hepsi bizim Peygamberimizdir. Hz. İbrahim (a.s) de, Hz. İsa (a.s) da, Hz. Musa (a.s) da, Hz. Muhammed (sav) de hepsi bizim Peygamberimizdir. Geçenlerde bir cahil öyle çıkmış. Diyor ki, ismini diyor Harun ve Yahya koymuş diyor. Bakın, bakın diyor. Harun diyor Musevilerin Peygamberi diyor, Yahudi Peygamberi diyor. Onun ismini almış diyor. Yahya bakın diyor, o da Hıristiyanların Peygamberi diyor. Niye diyor Müslümanların Peygamberinin ismini almamış diyor. Yani ahmaklığın en ileri aşaması diyebilirim yani. Yani tam, sıfır numara ahmak yani. Hepsi hak Peygamberdir, hepsi İslam Peygamberidir. Yani hepsinin Müslüman Peygamberi olduğundan haberi yok daha adamın. <br><br><b>ALTUĞ BERKER:</b> Müslümanlar için Kuran`da ayırt etmezler diyor Peygamberleri Hocam. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Tabii. Hepsi makbul ve değerlidir inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16763</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-02-20</pubDate>
<title>Peygamberimiz (sav)'in İmamlığı Kıyamete Kadar geçerlidir</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16393" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 20 Şubat 2010 Tarihli Gaziantep Olay TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Bir tane Kuran var, bakın mezhep ayrılıklarından meydana gelen nefrete bakın. O, onun camisini bombalıyor. O, onun camisini bombalıyor gibi gösteriyorlar.  Ve müthiş bir oyun oynanıyor. Çözüm Hz. Mehdi (a.s.)`dadır. Peygamberimiz (s.a.v.) yolunu göstermişken, bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: ``Ben, benden sonraki olayları size bildireceğim`` diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)`ın imamlığı Kıyamete kadar geçerlidir. Kıyamete kadar onun emirlerini yerine getirmekle biz mükellefiz. <br><br>Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) yan evde olsa, bize bir haber gönderse, dese ki; ``buradan Adnan git evine aç Kuran oku``. Kuran oku demeyeyim de mesela ``git evine arkadaşlarına yiyecek dağıt``. Bu, mesela ``yiyecek dağıt`` dedi. Benim adıma dedi Peygamber (s.a.v.) bunu, benim adıma yiyecek dağıt dedi. Derhal yapmakla mükellefim ben. Mesela dedi ki Peygamberimiz (s.a.v.): ``Ben vefat ettikten sonra Adnan git``, efendim ``Fransa`da tebliğ yap``, değil mi? Veyahut da ``orada şöyle bir faaliyet yap``. Vefat etti artık onun imamlığı bitti diyebilir miyim ben?  Bana emir vermemiş mi o? Bu emri Kıyamete kadar geçerli. <br><br>Şimdi ne diyor Peygamber (s.a.v.)? ``Benden sonraki Kıyamete kadar olayları size bildiriyorum ve size talimatlarımı söylüyorum`` diyor, emirlerimi. Şu olay mesela bak; ``Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) şehit edilecek`` diyor, ``Hz. Ali (a.s.) şehit edilecek`` diyor. ``Ömer, Osman şehit edilecekler, fitneler başlayacak`` diyor. Cengiz Hülagü fitnelerini söylüyor. Arkasından diyor; ``benim evlatlarımdan Hz. Mehdi (a.s.) gelecek`` diyor. ``Alametleri şudur`` diyor: ``Fırat`ın suyu kesilecek, on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak``. Hepsini sayıyor. ``Bunları gördüğünüz de bilin ki benim evladım geldi`` diyor. ``Büyük de bir ateş göreceksiniz`` diyor. ``Onu da gördükten sonra o artık oraya ayak bastı demektir`` diyor. ``Eğer`` diyor, bak; ``o dönemde bölünmüş olacaksınız siz`` diyor, ``parçalanmış olacaksınız ve fitneye düşmüş olacaksınız`` diyor. ``Ve mezheplere ayrılmış olacaksınız`` diyor. ``O mezheplerinizi kaldıracak, sizi birleştirecek, İslam`ı dünyaya hakim edecek, ona uyun`` diyor. Bahane türetmesinler diye ne diyor biliyor musunuz Peygamber (s.a.v.)?  ``Karda`` diyor kar, kış böyle tipi ama ayağa da kalkamıyorsun böyle yaralısın ``Karda sürünerek olsa da, karda sürünerek de onun yanına gidin`` diyor.``Ve ona uyun`` diyor. <br><br>Allah`ın Resulü`nün emri var. Adam diyor ki; ``ben Allah`ın Resulü`nün emrini tutmuyorum`` diyor. Allah da belanı verir o zaman işte bu kadar, olay budur. Ben kendim başka bir yol buldum diyor. Başka bir yol yok. Allah`ın Kuran`ı ortada, Kuran`da dünya hakimiyeti ile ilgili çok fazla ayet var. İslam dünyaya hakim olmadıktan sonra, fitne yeryüzünden tamamen kalkmadıktan sonra, din Allah`ın olmadıktan sonra bütün dünyada Müslümanlara hiçbir şekilde huzur olmaz. Allah böyle perişan eder ben söyleyeyim, kurtarırı olmaz bunun. ``Ben başka bir yol buldum. Bir başka siyasi çözüm buldum, politik çözüm buldum veyahut benim mürşidim başka bir yol gösterdi``. Bunlar olmaz. <br><br>Allah Resulü`nü göndermiş kurtuluş yolunu göstermiş. Ve bütün alametleri de saymış. Bakın diyor; ``bu alametleri gördüğünüzde Hz. Mehdi (a.s.) gelecek``. Ayrıca anlamazlıktan gelmesinler diye Allah müceddidini göndermiş, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri`ni. Tamamen şerh etmiş artık tarih olarak veriyor. ``1400`de Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak`` diyor, ``1545`de de Kıyamet kopacak`` diyor. ``Söylediklerimin çıkmasından diğerlerinin de çıkmasını kanaat getirin`` diyor Bediüzzaman. Kardeşim her söylediği çıkmış mı? Her söylediği, 28 Şubat`a kadar, bak 28 Şubat Olayı`nı da söylüyor aynısı ile çıkmıştır. 12 Mart Olayları`nı söylüyor aynısıyla çıkmıştır. Ne varsa söylediği hepsi çıkmıştır. Hepsi yani yüzlerce, binlerce olay var. <br><br>Hz. Mehdi (a.s.) konusunda da, bak çok net olduğu halde anlamazlıktan geliyorlar. Ondan sonra diyorlar ki; ``vay vicdansız zalimler yaktınız bizi`` diyor, ``kan kusturuyorsunuz bize`` diyor.  Peki, sen ne yapıyorsun? Sen kan kusturmuyor musun? Sen Müslümanları yakmıyor musun? Peygamber (s.a.v.)`ın sözüne uymamakla, Peygamber (s.a.v.)`ın talimatlarını yerine getirmemekle ve Müslümanların dikkatini Peygamber (s.a.v.)`dan başka yöne çekmekle zulmetmiş olmuyor musun sen, değil mi? Ben başka bir yol buldum diyor. Madem bir yol buldun da niye sürünüyorsun o zaman? Bulduğun yol çıkar bir yol olsaydı sürünmezdin, perişan olmazdın. İşte ``Mısır`da falanca alim çıktı bize kurtuluş yolu gösterdi`` diyor, belanın içine giriyorlar. ``Afganistan`da falan alim çıktı`` diyorlar belanın içine giriyorlar. ``Türkiye`de falanca alim çıktı`` diyorlar belanın içine giriyorlar veya ``falanca grup`` diyorlar. ``Bilmem ne, bilmem ne grubu kurduk`` diyor, ``bilmem ne teşkilatı kurduk`` diyor. Hepsinde Allah belalarını veriyor, perişan oluyorlar. Ve müthiş bir bereketsizlik ve uğursuzluktur gidiyor. Hepsinin, yani benim samimi olan yiğit milletimi tenzih ederim. Milletim Hz. Mehdi (a.s.) aşığıdır. Peygamber (s.a.v.)`ın sözünü dinlememenin bedelini feci şekilde ödüyorlar ve ödeyecekler. <br><br>Bakın Hz. Mesih (a.s.) gelecek diyoruz, sevinsene, havalara uç. İstemiyor gelmesini Hz. Mesih (a.s.)`ın. Hz. Mesih (a.s.)`ın gelmesini istemiyor. Yüzyıllarca geriye atmaya çalışıyorlar veyahut ``geçmişte`` diyor. Böyle ``şahsı manevi`` diyor, ``nerede`` diyor, ``hava gibi bir şey`` diyor, ``hava göremezsin`` diyor. Mesela Şiiler`de de var o. Onlar da ``ruh gibi`` diyor, görünmez. İllaki gelmeyecek bir Hz. Mehdi (a.s.)`dan bahsediyorlar. Gelecek gerçek Mehdi (a.s.)`ı Peygamber (s.a.v.) tarif ediyor. <br><br>Bir de bunlar Peygamber (s.a.v.)`in tarif etmediği başka bir Mehdi (a.s.) daha meydana getirmişler. Orijinal bir Mehdi (a.s.) meydana getirmişler. Peygamber (s.a.v.) bir şey söylemiyor bak, Allah böyle bir şey bildirmemiş. Kendileri bir Mehdi (a.s.) meydana getirmişler, onu bekliyorlar. Biz Peygamber (s.a.v.)`in söylediği Mehdi (a.s.)`ı bekliyoruz. <br><br>Müslümanların böyle bu tavırlarından Mehdi (a.s.) gelmez mi? Söke söke gelir. Zaten bunlar bunu yapacaklar. Buna rağmen Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, zaten özelliği orada. Durdurulabilir mi? Hiçbiri durduramaz. Bakın öldüremezsin Hz. Mehdi (a.s.)`ı, öldüremiyorlar. Bir kişi öldürse bitecek iş değil mi? Kaderinde yok, öldüremiyorlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)`i öldüremezler, şehit edemezler kaderinde yok. Dört taraftan sarıyorlar ama yok. Mesela bak Mekke müşrikleri kudurmuş gibi saldırdılar Resulullah (s.a.v.)`e. Bir kişi ya bir kişi bir suikast bitecek olay, olmuyor kaderinde yok. <br><br>Hepsi karşı olmasına rağmen, büyük bir bölümü karşı olmasına rağmen, bir avuç sahabeyle İslam`ı hakim etti değil mi? Ama Cenab-ı Allah dünya hakimiyetini o devirde Resulullah (s.a.v.)`a vermedi. ``Senin evladına vereceğim`` dedi, ``torununa vereceğim`` inşaAllah. ``İnna Atayna`` değil mi? Orada belirtiyor Allah. ``Sana`` diyor, ``<b>Rabbin Kevseri verdi</b>`` diyor. Bu Mehdiyet`e ve dünya hakimiyetine bakıyor aynı zamanda inşaAllah. Kevser bütün dünyaya İslam`ın hakim olması, nurunun hakim olması, Hz. Mesih (a.s.)`ın inip Resulullah (s.a.v.)`in şeriatına tabi olması ve onun evladının onun torununun dünyanın imamı olmasıdır inşaAllah. Hani soyu kesikti Peygamber(s.a.v.)`in,  değil mi? Allah cevap veriyor işte Hz. Mehdi (a.s.) ile. Ve iti, kopuğu, yobazı, üç kağıtçısı olduğu gibi Hz. Mehdi (a.s.)`ın üzerine saldıracaklardır. Köpek sürüsü gibi dağılacaktır hepsi, hiçbiri başarılı olamayacaktır. <br><br>O İstanbul`daki yobazdan da bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.); mühim bir olay, vaka olarak veriliyor. İmamı Rabbani mübarek sadece onun üzerinde durmuş özellikle, diğer alametlerini o kadar söylememiş. Bir Lulin Kuyruklu yıldızının üzerinde durmuş, bir de onun üzerinde durmuş. Medine`den çıkacak o yobazın üzerinde durmuş. ``Hz. Mehdi (a.s.)`a karşı huruç edecek`` diyor. ``Bu kişi bizim dinimizi kaldırdı diyecek`` diyor. Bu yobaza bakıyoruz, analiz ediyoruz bakıyoruz ki tek de değil bu hadislerde baktığımızda. ``Yetmiş bin tane`` diyor ``sarıklı yobaz deccale tabi olur``. Yani Hz. Mehdi (a.s.)`a karşı ordu oluştururlar. Bakın deccale tabiyse ne demek bu? Deccal Hz. Mehdi (a.s.)`a karşı savaşan şeytanın ordusu değil mi? Kim diyor bunu? Resulullah (s.a.v.) diyor. Nerede diyor? Sahihi Buhari, Muslim, Tırmizi, İbni Mace sahih hadis kitaplarında bunlar inşaAllah. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16726</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-02-13</pubDate>
<title>Peygamber Efendimiz Zaman Zaman Ruhaniyet Kesbediyor Olabilir</title>
<description><![CDATA[<a href="http:</b>//harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16286" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 13 Şubat 2010 Tarihli Gaziantep Olay TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Benim kanaatim, Peygamber Efendimiz(s.a.v.) zaman zaman ruhaniyet kesbediyordu. Yani cisim olmaktan çıkıyordu, madde olmaktan çıkıyordu. Ruhaniyet kesbettiğinde her yönden görür. Yani bir yekaza hali gibi bir şeydir bu. Her yönden görür. Yani şahıs onu uyku gibi bir şey hisseder. Uyku zannedersin yekaza halinde. Mesela rüyada da insan her yönden görür. Böyle bir durum olabilir. Ama tabii bu uzun süreli değil de, mesela kısa süreli anlar şeklinde. Yoksa o zaman Peygamber (s.a.v.)`in de aklının ihtiyarı kalkar. Peygamberimiz (s.a.v.)`in aklının ihtiyarını hiçbir zaman için kaldıracak bir olay olmamıştır, hiçbir zaman. Ayette eğer dikkat edersen, bunlar açıkça dikkat edilen konulardır, bilinir değil mi? Herkesin bildiği konulardır inşaAllah. Ama şöyle diyelim; mesela Kudüs`ü görmesinde de gene yekaza hali oluyor. Yani aklın ihtiyarı kalkmaz. Yani gözüne görünüyor. Bir rüya gibi görüyor, o yüzden aklının ihtiyarını kaldırmıyor. Yekaza, Said Nursi Hazretlerinde de oluyor biliyorsunuz, açıklıyor. Beni diyor asrın, mebusanın olduğu bir şeye götürdüler diyor, heyete. Ey felaket ve helaket devrinin adamı, hoş geldin diyorlar. Esselamü aleyküm buyur diyorlar. Herkes ordaydı diyor; Resulullah (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Mesih (a.s.), Hz. Hızır (a.s.), o asrın görevlileri, kırklar hepsi ordaydı diyor. Bir konuşma, detaylarını vermiyor Üstad. Çok fazla detay vermiyor, bir kısmını anlatıyor. Sonra bir de baktım diyor, yatakta el pençe divan diyor, terlemiş diyor böyle huzurda durur gibi durduğumu gördüm diyor, yatakta. İşte buna yekaza hali derler. Çok net görüyor, çok sarih. Ama biz şimdi mesela konuşuyoruz ya burada, birdenbire ben kendimi yatakta görsem; ya derim ne kadar net rüya görmüşüm ben diyeceğim. Yani inanırım ben, o zaman çok makul olur. Zannettiğiniz gibi şaşırtıcı olmaz. Ben sadece çok net bir rüya gördüğümü zannederim. Çünkü nereden bunu söylüyoruz; bende de oluyor, birçok kişide de oluyor. Bazen insan uyuyor, uykuda olduğumu anlıyorum. Diyorum ben hemen uyanayım uykudan, işim var, ona benzer bir şey. Bir uyanıyorum, elhamdülillah ne kadar net dünya, Allah`a şükür diyorum. Uykuyla gerçek hayat arasındaki farka hamd ettim, şükrettim. Çünkü çok net, gayet güzel güneşli, pırıl pırıl bir hava. Saatler sonra uyandım, o da rüyaymış bu sefer. Hayret içinde kaldım. Yani alenen uyandım ben, net yani. Her şey çok netti. Hatta şükrettim aradaki farkın, abartılı şekilde o farkı hissettim. Yani nasıl siz uyandığınızda fark ediyorsunuz ya, o şekilde. Baktım, rüyaymış. Böyle milyonlarca insan vardır rüya gören. Yani rüyadan gene rüyaya geçer, uyandığını zanneder. İşte, bu dünya da böyle. Şimdi biz uyanık zannediyoruz kendimizi. Ölünce birden ayağa kalkacağız, Allah Allah diyeceğiz; biz amma uzun rüya gördük. Kimi diyor; mesela on gün, on gün rüya gördük diyor. Kimi diyor; bir günün bir vakti kadar diyor, çok az gördük diyor. Bir kısmı da bir göz açıp kapama vakti kadar, çok az diyor, orada hata yapıyorsunuz diyor. O kadar kalmadık diyor. Hepsi doğru, çünkü zaman izafi olduğu için hepsi öyle algılıyorlar. <br><br><b>SUNUCU:</b> Kabirdeki hayat değil mi Hocam?<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Uyandıklarında, Ahirette. Kabir hayatı çok kısadır, zannettikleri gibi değil.<br><br><b>SUNUCU:</b> Kabir hayatı yine, bir günün ya da bir günün yarısı kadar diyecekmişiz eğer salih kullardan olursak.<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Çok kısadır, evet inşaAllah. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16628</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-02-13</pubDate>
<title>Peygamber Efendimiz'in Savaşlarda Mucizevi Şekilde Zarar Görmemesi</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16286" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 13 Şubat 2010 Tarihli Gaziantep Olay TV Röportajından</b></a><br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Bir hadiste zaten Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Hz. Mehdi için ileri yaşlarda da genç görünümlüdür diyor inşaAllah. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle; yetmiş delikanlı gücündeydi maşaAllah. Bedenen, ruhen müthiş bir güç ve iktidar sahibiydi. Hiç kimse sırtını yere getiremiyordu Resulullah`ın, tahayyülü dahi mümkün değildi. O zamanın en ünlü başpehlivanını defalarca yere vurdu Resulullah. Peygamberimize, biliyorsun geçenlerde de anlatmıştım, hâşâ kendince meydan okudu; beni bir kere yen, ben sana iman edeceğim dedi, milleti de etrafına topladı Peygamberimize. Tamam dedi Peygamberimiz, meydanlık alana çağırdı, bunu aldığıyla sırtının üstüne vurdu Peygamberimiz; ben boş bulundum, bu olmadı dedi. Hadi bir daha Peygamberimiz, bir kere daha sırtını yere vurdu; o zaman anladı ki Allah`tan özel bir güç verilmiş. Hz. Musa da öyleydi. Allah onu olağanüstü güçlü yaratmıştı. Bütün Peygamberler böyledir, ona imam kuvveti derler. Tabii Allah`ın hikmeti o, imandan kaynaklanan bir güçtür inşaAllah. <br><br><b>SUNUCU:</b> Savaşlarda da öncülük göstermişlerdi değil mi Hocam? <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Peygamberimizin savaştaki durumu, biraz aklı başında olan bir parça orta derece hatta altında bile aklı olan insanın… Bakın düşmanın ortasına giriyor, Allah diyor ki:</b> ``Ben seni koruyacağım`` Daha önce Peygamberimiz çift zırh giyiyordu; bir zırh giyiyordu, üstüne bir zırh daha giyiyordu, iki zırhla, öyle savaşıyordu. Allah; ``Ben seni koruyacağım`` dedi, onu deyince bütün zırhlarını çıkarttı Peygamberimiz, sebebi kaldırdı. Bak düşmanın arasına daldı, kardeşim şimdi burada savaşıyorsun değil mi ve amaçları sadece Resulullah`ı şehit etmek, başka bir amacı yok. Savaşın gayesi bu zaten. Yüzlerce adamın arasına giriyor; buradan karşısında adam var, burada da adam var, burada da adam var, burada da adam var. Çok uzun süre aralarında kayboluyor Resulullah, savaşıyor. Hatta sahabeler diyorlar; şehit ettiler herhalde Resulullah`ı diyorlar. Haber gelmiyor, kayboluyor. Bir süre sonra aslan gibi aralarından çıkıyor! Bu, nedir bu? Sırf bu tek başına mucizedir, başka bir delil olmasa bu yeterlidir. Nasıl kurtulur bir insan böyle bir durumda yani? Adamlar müsellah, hepsi silahlı; kiminde mızrak, kiminde ok, kiminde kılıç, kiminde topuz ve tek hedef var ve bir şey yapamıyorlar, nasıl açıklanır bu? <br><br><b>OKTAR BABUNA:</b> Hiçbir açıklaması yok Hocam mucize, Allah`ın mucizesi. <br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Mızrak atabilir, ok atabilir yanaşamıyorsa değil mi, kılıç sallar, zaten arkasını göremez Peygamber diye düşünür. Bak, düşünür dedim dikkat ederseniz; çünkü Peygamberimiz her yönü görüyordu mucize olarak. Gözü kapalı da görür.<br><br><b>SUNUCU:</b> Kalp gözü açık.<br><b><br>ADNAN OKTAR:</b> Tabii, Cenab-ı Allah gösteriyor. Mesela o biliyorsunuz Kudüs, Peygamber Efendimize (s.a.v.) gösterildi. Detay, detay, detay, detay anlattı, hatta kervanın yoldan geçtiğini söyledi, kervan bir süre sonra geldi hakikaten aynen dediği gibi. Detay verdi; yolda gelen kervan hakkında detay verdi; aynısını gördüler. Ama bunlar aklın ihtiyarını kaldırmaz. İnsanlar zannediyor ki aklın ihtiyarını kaldırır, değil. Yani onun da aklının ihtiyarını kaldırmıyor. Bizim anladığımız şekilde bir görme değil o. Yani bizim bu şekilde görmemiz gibi bir görme değil. Allah onu, ona has bir ilimle ona hissettiriyor. Bizim yoksa buradan bu cepheden, buradan da aynı cepheden o anlamda değil. Daha değişik bir şey inşaAllah. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16627</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2010-02-09</pubDate>
<title>hazretihizir.com</title>
<description><![CDATA[<b>Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.</b> (Kehf Suresi, 65)<br><b><br>Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"</b> (Kehf Suresi, 66)<br><b><br>Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."</b> (Kehf Suresi, 67)<br><br>Yüce Allah, Kuran'ın birçok ayetinde peygamberlerine ve bazı elçilerine özel ilimler lütfettiğini bildirmektedir. Gayb bilgisi, ilm-i ledün, hikmet ve anlatım çarpıcılığı gibi üstün ilimleri dilediği kullarına veren Rabbimiz, Bu rahmetiyle tüm hayatları boyunca olduğu gibi, tebliğleri süresince de elçilerini desteklemiştir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15594</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-31</pubDate>
<title>Peygamberlerin Olağanüstü Heybetleri</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16004" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 31 Ocak 2010 Tarihli Kanal Avrupa, Kanal 35 ve TV Kayseri Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> ... Ama zaten o baktın mı yani ya adam bir bakan bir bayılır, bir nefesi kesilir. Hemen anlaşılır. Peygamber deyince insanlar yani böyle anlaşılması zor zannediyorlar. Mesela Peygamberimizi (s.a.v.) görenler bayılıyorlardı şiddetinden, heybetin şiddetinden. Dili tutuluyordu, lal oluyordu dili. Konuşamıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ağzını mesh ediyor, ondan sonra konuşur hale geliyor. Yani Peygamberlik özelliğidir. Mesela Hıristiyan rahipler geliyorlar, bakıyorlar, Peygamber diyorlar. Belli. Yani alamet istemiyor. Bir şey söylemeye gerek yok diyor. Bakar bakmaz kanaati geliyor. Bütün Peygamberler öyledir. Mesela Hz. Musa da öyle, azametine baktın mı heybetinden, mesela genellikle Peygamberler büyük başlı olurlar. Başları büyük böyle çok heybetli olur. Peygamber Efendimizin de başı büyüktü inşaAllah. Yani bakışlarının ve işte gözlerinin güzelliği, üslubunun güzelliği, sesinin güzelliği, ruhta meydana getirdiği heyecan zaten onların mucizesi oluyor. Doğal olarak etkisi altında bırakıyor bakanı. Yani sürekli Peygamberden mucize istemiyor. Öyle bir şey yok. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) bir yere gidiyor. Selamünaleyküm, aleykümselam diyor. Ben Peygamberim diyor. Adamlar bakıyor, doğru söylüyorsun diyorlar. Bitti, o kadar yani delil, yüzü delil, nuru delil yani. Mesih de öyledir. Yani ona yalan söylemek, oyun oynamak yani mümkün değil. Vahiyle hareket ediyor. Yani mutlaka halleder, bitirir. Her hareketi vahiyledir. Mucize de gösterecek. Bak diyor Said Nursi; mucizatlı bir Peygamber gerekir diyor. Mucize ne demek? Hiçbir fizik kanunuyla açıklayamayacağız.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16415</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2010-01-15</pubDate>
<title>sonpeygamberhzmuhammed.com</title>
<description><![CDATA[<b>Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.</b> (Ahzab Suresi, 21)<br><br>Bu sitenin hazırlanış amacı da Peygamberimiz (sav)'i birçok yönüyle tanıtmak, onun ahlakını örnek alan insanlardan oluşan bir topluluğun ne kadar üstün özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek, insanları Peygamberimiz (sav)'in ahlakına özendirmektir. Peygamberimiz (sav)'in "<i>Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti</i>" hadis-i şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların en önemli iki yol göstericisi Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir. Peygamber Efendimiz (sav) hem güzel ahlakı ile insanlara örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır. "<i>Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder</i>" buyuran Peygamberimiz (sav), bir sözünde de "<i>Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer</i>" demiştir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15591</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-15</pubDate>
<title>Şuara Suresi'nde Anlatılan Peygamberlerin Tebliğ Yöntemleri</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15518" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 24 Aralık 2009 Tarihli Çay TV ve Maraş Aksu TV Röportajından</b></a><br><b><br>ADNAN OKTAR:</b> Ben biraz Kuran`dan okuyayım. Sen güzel gözlü bakayım sen bana bir sayfa aç Kuran`dan Cenab-ı Allah`ın emrettiği ayetlerden inşaAllah. Şuara Suresi`ni açmışsın 26. sure. 107. ayette diyor ki Cenab-ı Allah, ``<b>Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim</b>``, yani peygamberin diliyle peygambere gelen bir vahiy bu. Güvenilir, Allah`ın dinini tebliğ eden insan bir kere güvenilir olması lazım, samimi olması lazım, samimi olması için ne yapması lazım, dünyadan geçmiş olması lazım, maddi çıkar peşinde olmaması lazım, anlattıklarına karşılık bir ücret talep etmemesi lazım, hiçbir şekilde bundan maddi bir çıkar elde etmemesi ve son derece samimi, candan, içinden gelerek hareket etmesi gerekiyor ki, güvenilir olsun. ``<b>Artık Allah`tan korkup sakının ve bana itaat edin</b>``. En önemli şey Allah`tan korkmak, çünkü Allah`tan korkan ayrıdır, Allah`ı seven ayrıdır. Şimdi Allah`ı sevmekle sadece olmuyor, Allah`ı seviyor ama zulüm yapabiliyor o zaman, terslik yapabiliyor. Ama Allah`tan korkan kılı kırk yarar, çok şefkatli olur, sevecen olur, derin düşünür, zarar vermemeye özen gösterir. Allah korkusu insana binbir çeşit nimet verir, sayamayacağım kadar çok nimet verir ve güzellik verir. Bakın nitekim diyor ki, "<b>Artık Allah`tan korkup sakının ve bana itaat edin</b>", yani beni imam olarak, mürşit olarak görün.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15559</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-10</pubDate>
<title>Hz. Süleyman'ın Hayvan Sevgisi, Hz. Süleyman'ın Emrinde Masonlar, Kuran'da Sıkıntıyı Giderme Yöntemleri</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15553" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 10 Ocak 2010 Tarihli TV Kayseri ve Kanal 35 Röportajından</b></a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16058</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-08</pubDate>
<title>Peygamberimiz'in Yüzü İleri Yaşlarında da Çocukluğundaki gibi Tertemiz, Efendi ve Masum Olarak Kalmıştır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15510" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 8 Ocak 2010 Tarihli Gaziantep Olay TV ve Tempo TV Röportajından</b></a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16034</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-07</pubDate>
<title>Peygamberimiz (sav) İnkarcıların Esas Hedefi Olmasına Rağmen Zarar Verememeleri Onun Mucizelerindendir</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15479" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 7 Ocak 2010 Tarihli Çay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV Röportajından</b></a><br><b><br>ADNAN OKTAR:</b> Mümkün değil, bir kere Peygamber Efendimiz (sav)`in 63 yaşına kadar yaşamış olması, sırf Peygamberliği için mucize olarak yeter. Yani öyle bir insanı yaşatmaları, yani Allah`ın dilemesiyle; Mekke müşrikleri bakın tek hedef Peygamber (sav), Resulullah. Şimdi savaşta etrafını, bakın, sağdan, soldan, önden, her yerden sarıyorlar daire şeklinde; Peygamber (sav) ortada, müşrikler. Savaşın amacı ne biliyor musun? Sırf Peygamber`i (sav) öldürmek, yani şehit etmek, öldürmek demeyeyim Allah affetsin. Çünkü o vefat etmez, yani onlar şehit olurlar. Yani etrafı tam anlamıyla sarılır da, ellerinde baltalar var, kılıçlar var, mızrak var, ok var. Çok uzun süre bu bakın, çok uzun süre, Peygamberimiz (sav) döne döne mücadele ediyor, savaşıyor. Haydar-ı Kerrar inşaAllah, döne döne savaşan Ali Haydar`ın lakabıdır. O da Hz. Muhammed (sav)`in de lakabıdır aynı zamanda. Orada şehit edilmemesi sırf şu yeterlidir Peygamberliği olarak. Hatta diyor ki sahabeler diyor ``ne oldu, vefat mı etti acaba`` diyorlar, ``şehit mi edildi`` diyorlar. Vefat demezler tabii Allah affetsin, ``şehit mi edildi acaba`` diyorlar. Uzun süre kayboluyor. Yani sırf bu yeterlidir, buna Atatürk de dikkat çekmiş. Atatürk de o savaştaki başarı diyor, sırf tek başına bu yeterlidir diyor.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16028</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-06</pubDate>
<title>Bir Çok Peygambere Delilik İftirası Atılmıştır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15042" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 16 Aralık 2009 tarihli TV Kayseri, Samsun AKS, Gaziantep Olay TV Röportajından</b></a><br><b><br>ADNAN OKTAR:</b> Mesela diyor ki Cenab-ı Allah, 54. surenin 9. ayetinde: <b>``Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı``</b>, şeytandan Allah`a sığınırım. <b>``Böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: ‘delidir` dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'``</b> O devrin dinsizleri, ateistleri, yobazları onu baskı altına almışlar ve engellemeye çalışıyorlar. Yani onun hakimiyet, İslam`ın yayılma isteğini durdurmaya çalışıyorlar. 44. surenin 14. ayetinde <b>``sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."</b> 15. surenin 6. ayetinde <b>``Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş bir delisin,"</b> dediler.`` Peygamber Efendimize de bak deli diyorlar. 7. surenin 184. ayetinde ``<b>sahiplerinde</b>`` yani Peygamber Efendimizde -Peygamber Efendimiz onların sahibiydi- sahiplerinde ki sahibi zamana da bakıyor, Mehdi`ye de bakan bir ayet. Çünkü Mehdi`nin bir lakabı da ``sahib-i zaman``dır. <b>``Sahiplerinde delilikten hiçbir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir``</b> diyor. Tebliğcidir diyor, deli değildir o diyor Cenab-ı Allah. 81`e 22: <b>``Sizin sahibiniz bir deli değildir.``</b> Aynı zaman da sahib-i zamana da bakan bir ayet. Yani sahib-i zaman bir deli değildir. 68. surenin 51. ayeti: <b>``O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.</b>" Yani nefretle gözleri bakıyor, üslupları da öyle. <b>"O, gerçekten bir delidir diyorlar``</b> diyor Allah ayette. 23. surenin 70. ayetinde: <b>``Yahut: "Onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.``</b> Mesela ben İslam dünyaya hakim olsun diyorum, Darwinizm`i yerle bir ettik diyoruz, gayret ediyoruz; adam deli olduğum kanaatinde. Böyle bir deli, ben Allah`ın delisiyim yani Hakkın delisiyim, değil mi? Deli aşığım ben yani. Keşke o da bu aklı alabilse de, bu ruhu kavrayabilse. Allah bütün Peygamberlere bu tarzda iftira atıldığını söylüyor Cenab-ı Allah. Ben de Peygamberler yolunda giden, Resullullahın ümmetinden bir insanım. Bana da böyle iftira atılıyorsa ben iftihar ederim. Yani bu, Peygamberlerin bir özelliği olarak Allah onu belirtmiş.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15420</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Hz. Süleyman Döneminden Ahir Zamana Yönelik Teknolojik İşaretler</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/12658" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 22 Ocak 2009 Tarihli Kral Karadeniz TV Röportajından </b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Evet, Orada tabi televizyona çok açık işaret var. Televizyona yönelik bir anlatım var gibi görünüyor. Belki televizyonun çok daha basit, daha kolay yöntemini uyguladılar. Fakat tahtın gelmesi tabi, bir ışınlama gibi yani. İnsanların ileride düşündüğü maddenin ışınlanması gibi bir şey gibi görülüyor. Ama tabi bunun sırrını tam bilemiyoruz. Fakat havayoluyla ulaşım olduğu anlaşılıyor. Zaten rüzgarı onun emrine vermiştik diyor Cenabı Allah. Şeytandan Allah`a sığınırım. Muhtemelen planör tarzı, uçak tarzı bir şey yapılmış o dönemde ve onunla kısa sürede o bölgede gidip gelmeler olmuş. Kuran bunu anlatıyor. Zaten Mısırlılara ait resimlere baktığımızda, o kabartmalarda açıkça görülüyor. Planör tarzı, helikopter tarzı resimler var. Ama net gene bizim internet sitelerimize girenler görebilirler. Zaten planör tarzı şeyler çok bilinen bir şey, muhtemelen öyle bir hava aracıyla gezinti yapmış Hz. Süleyman. O anlaşılıyor. Bir de televizyon benzeri bir şey yapılmış gibi görünüyor, bir sistem yapılmış gibi görünüyor. Muhtemelen bu var. Bir de maddenin bir yerden bir yere nakli yani ışınlanmaya ait bir ilim, ama bunu nasıl yaptıkları ne olduğu şu an bilinmiyor. Kuran buna sadece işaret ediyor. Ama ilk işaret ettiği şey maddenin görüntü olarak nakli, bu şu an yapılıyor televizyonla yapılıyor. Ama cisim olarak naklinin de mümkün olduğunu Kuran işaret ediyor. Yani zaman gelecek, madde ışınlanarak da bir yerden bir yere götürülebilecek. Bu buna işaret etmiş oluyor. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16041</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Hz. Süleyman'ın İhtişamlı Hakimiyeti</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/11198" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın Kaçkar TV Röportajından (İstanbul, Şubat 2008)</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Hz. Süleyman çok ihtişamlı bir insandı, çok şık giyinirdi, evi çok güzeldi. Bulunduğu saray çok güzeldi. Kuran'da bu övülür, detaylı anlatılır. Müslüman tabii ki dünyada nimetleri Allah için kullanacak, buna yönelik ayet de var zaten. Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah'a sığınırım, "Dünyada sizin, ahirette yalnızca sizin" diyor.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16044</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Hz. Süleyman ve Sebe Melikesi</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/11922" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 18 Ocak 2009 Tarihli Kanal 35'deki (İzmir) Canlı Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Mesela Sebe melikesi Belkıs ona aşık oluyor ama ondaki o heybete, imana ve aklına, ondaki insan güzelliğine aşık oluyor.<br><br><b>MUHABİR:</b>Evet<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Tabi Allah`ın ondaki tecellisine aşık oluyor, nitekim evlenmiştir Hz. Süleyman`la. Mesela geldiğinde diyor, o zemini bir su birikintisi zannetti diyor sırça zemini camdan, yani halen o teknik daha  bulunamadı, yani o kadar suya benzeyen bir zemin, mükemmel bir çalışma demek ki, eteğini sıyırdı diyor Allah Kuran`da, onun sonra cam zemin olduğunu söylüyor. Zaten tahtı gördükten sonra, o zemini de gördükten sonra insanın ruhundaki o derinleşmeyi ve aşk heyecanının insana etkisi açısından bu çok manidardır. Kadın zaten biz Müslüman olmuştuk diyor.<br><br><b>MUHABİR:</b> Evet<br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Bakın imana nasıl etki ediyor demek ki estetik, sanat ve güzellik, yani o kadın ruhunu nasıl açmış ki, yani o imanının coşkusuna vesile oluyor ve orada iman etmesine vesile oluyor.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16042</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Hz. Süleyman'a Kuşların Konuşma Dili Öğretilmiştir</title>
<description><![CDATA[]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16043</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Hz. Nuh 950 Sene Yaşamıştır</title>
<description><![CDATA[]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16037</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>Acı Olmazsa İmtihan da Olmaz. Tüm Peygamberler Bir Çok Zorlukla Karşılaşmıştır.</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15041" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 15 Aralık 2009 Tarihli Kocaeli TV ve Mavi Karadeniz TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Başka türlü imtihan olmaz ki yani. Acı yoksa, rahatsızlıklar yoksa, mesela küçük bir çocuk ölebilir, birisine araba çarpabilir. Öbür türlü biz melek gibi olmuş oluruz. Cenab-ı Allah onu yeterli görmemiş yani melekleri yeterli görmemiş. Böyle kendini sanki bağımsız gibi gören ruhları yani iyi, kötüyü ayırt edebilen ruhları dünyaya Allah göndermiş. Allah`ın en beğendiği insandır. Yani insanın mükemmelliği Allah`ın en beğendiği görünümdür. Onun için de Allah`ın en sevdiği peygamberlerdir, velilerdir. Mesela Mehdi, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Resullullah, Hamza, bunlar ``cennet ehlinin seyyidleriyiz`` diyor Peygamber Efendimiz (sav). Yani Allah onları seviyor, onlardan hoşnut oluyor yani meleklerden daha çok seviyor. Çünkü onlar acıyı görüyor, zorluğu görüyor. Bir kere vefa gösterebiliyor. Mesela meleğin vefa gösterme ihtiyacı yok çünkü zaten vefaya mecbur. Sadakat gösterme ihtiyacı yok. Acıya tahammül ihtiyacı yok çünkü acı çekmiyor. Yani bütün yüksek hasletlerin yüzde 90`ı, yüzde 95`i insandadır. Onun için meleklerden çok çok üstün olabiliyor insan. Allah`ın da en sevdiği işte halifem dediği varlıklardır insanlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15402</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2010-01-05</pubDate>
<title>elcilerinmucadelesi.com</title>
<description><![CDATA[<b>"Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün." </b>(Nahl Suresi, 36)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15389</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-03</pubDate>
<title>İmam Rabbani'den Günümüze Hikmetli Mesajlar:Zamanı Boşa Harcamak Büyük Kayıptır</title>
<description><![CDATA[``Hadîs-i şerifte, <i>``Bir kimsenin iyi Müslüman olduğu, lüzûmlu şeylerle uğraşıp, fâidesiz şeylerden uzaklaşması ile belli olur`` buyuruldu. Bunun için, zamânları kıymetlendirmek lâzımdır. Böylece, fâidesiz, boş yere vakit öldürmekten kurtulmuş olursunuz. Şiir, kasîde yanî mevlid-i nebî okumayı başkalarına bırakıp, sessizce, bâtındaki nisbeti muhâfaza etmeye çalışmalıdır. Arkadaşların toplanmaları, bâtının dağılmaması içindir. Öteden beriden konuşmak için değildir. Bunun için, bir köşeye çekilmeyip, birlikte bulunmayı beğenmişlerdir. Bâtının toparlanmasını, toplulukta aramışlardır. Gönül topluluğunu bozan toplantılardan kaçınmak lâzımdır. Bâtının topluluğunu bozmayan herşey mubârektir. Bozanlar ise, uğursuz ve bereketsizdirler. Öyle yaşamalıdır ki, yanında bulunanların bâtınları toparlansın. Onları gönül dağınıklığına düşürmemelidir. Kendini toparlamalı, konuşmamalıdır. Nutuk çekecek, dedikodu yapacak zamân değildir.``</i> (Mektubat, 76. Mektup)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15247</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-02</pubDate>
<title>Peygamberler Tarihi: Hz.Lokman'ın Hikmetli Tebliğ Yöntemi</title>
<description><![CDATA[<b>Andolsun, Lukman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkar ederse, artık şüphesiz, (Allah,) Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca O'na aittir).</b>(Lokman Suresi, 12)<br><br>Tüm yaşamlarını Allah`a ve O`nun bildirdiği din ahlakını tebliğ etmeye adayan üstün ahlaklı Peygamberler ve elçiler, tarih boyunca tüm  davranışlarıyla müminlere örnek olmuşlardır. Hz. Lokman da Yüce Allah`ın ayetlerde, kendisine hikmet verdiğini bildirdiği bu üstün ahlaklı       elçilerden biridir. Hz. Lokman, Allah`ın haber verdiği         sınırları koruyan samimi bir mümin olarak, oğluna yaptığı tebliğ ile Allah`ın izniyle tüm insanlara yol göstermektedir.<br><br>Tarih boyunca birçok kavme peygamberler ve elçiler gönderilmiştir. Rabbimiz`in farklı dönemlerde farklı kavimlere gönderdiği elçilerin hepsi, özünde aynı din ahlakını tebliğ etmişlerdir. Gönderildikleri kavimleri bir ve tek olarak Allah`a iman etmeye, sadece Allah`ı hoşnut etmek için yaşamaya, Allah rızası için salih amellerde bulunmaya ve güzel ahlaklı olmaya çağırmışlardır. Bu kutlu elçilerden biri de Hz. Lokman`dır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15249</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2009-12-23</pubDate>
<title>Peygamberimiz Dönemindeki Savaşlar, Savunma Savaşlarıdır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14891" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 4 Aralık 2009 Tarihli Dem TV ve Tempo TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> Hendek, Uhud onları söylüyor evet. Onların hepsi savunma savaşlarıdır. Hendek adı üstünde, Peygamber Efendimiz hendek açtırmıştır. Hendekle savunma yapmıştır yani Müslümanlar hendeğin bu tarafında kalmışlardır, karşı tarafın saldırısını önlemek için hendek oluşturulmuştur. O arkadaşın evine de birisi saldırsa herhalde kendini savunacaktır. Yani ``gel beni öldür`` demez, değil mi? Gücü yettiği kadar, imkanı olduğu kadar nefsi savunma içerisine girer. Oradaki olay da nefsi savunmadır. Yani bir saldırı savaşı değildir yani. O konuda bilgisi olmadığı için arkadaşımız zannediyorum öyle sathi bir görüşle olaya bakmış. Ayrıca Haçlı seferleri de Tapınak Şövalyelerinin organize ettiği, masonların organize ettiği kanlı bir Müslüman katliamı hareketidir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15143</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2009-11-24</pubDate>
<title>hazretilut.com</title>
<description><![CDATA[Bu sitenin hazırlanış amacı Allah'ın, "<b>İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır...</b>" (Mümtehine Suresi, 4) ayetiyle övdüğü İbrahim Peygamberi ve onunla aynı dönemde yaşamış olan Lut Peygamberi tanımak ve onların tüm üstün özelliklerinden örnek almaktır.<br><br>Hiç kuşku yok ki, Kuran'da Hz. İbrahim ve Hz. Lut hakkında verilen bilgilerin her biri birçok hikmet içermektedir.<br><br>Bu sitede, söz konusu hikmetleri inceleyecek ve bunları nasıl örnek alıp hayatımıza geçirebileceğimizi ele alacağız.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14716</link>
</item>

<item>
<category>Web Sitesi</category>
<pubDate>2009-11-23</pubDate>
<title>hazretiibrahim.com</title>
<description><![CDATA[Bu sitenin hazırlanış amacı Allah'ın, "<b>İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır...</b>" (Mümtehine Suresi, 4) ayetiyle övdüğü İbrahim Peygamberi ve onunla aynı dönemde yaşamış olan Lut Peygamberi tanımak ve onların tüm üstün özelliklerinden örnek almaktır.<br><br>Hiç kuşku yok ki, Kuran'da Hz. İbrahim ve Hz. Lut hakkında verilen bilgilerin her biri birçok hikmet içermektedir.<br><br>Bu sitede, söz konusu hikmetleri inceleyecek ve bunları nasıl örnek alıp hayatımıza geçirebileceğimizi ele alacağız.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14715</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2009-11-21</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar'ın Hz. Musa Kıssasıyla İlgili Açıklamaları 3</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14585" class="SidesTableText" target="_blank"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 10 Kasım 2009 Tarihli Mavi Karadeniz, EkinTürk ve Kocaeli TV Röportajından</b></a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14682</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2009-11-19</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar'ın Hz. Musa Kıssasıyla İlgili Açıklamaları 2</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14554" class="SidesTableText" target="_blank"><b>Sayın Adnan Oktar'ın 7 Kasım 2009 Tarihli Kral Karadeniz ve Tempo TV Röportajından</b></a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14673</link>
</item>

</channel>
</rss>