<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>HarunYahya.net RSS</title>
<description>HarunYahya.net İçeriği</description>
<link>http://www.harunyahya.net</link>
<language>tr</language>
<category>harunyahya</category>

<item>
<category>Kitap</category>
<pubDate>2010-09-03</pubDate>
<title>İhtişam Her Yerde - 4. Baskı</title>
<description><![CDATA[İnsan, kendi vücudundaki sistemlerden uzaydaki dev galaksilere, doğadaki canlılardan gözle görülmeyen hücrelere kadar evrenin hangi parçasını incelese, kusursuz bir plan, düzen ve tasarımla karşılaşır. Evrenin her yerinde insanı hayran bırakan bir ihtişam vardır. Bu ihtişam, herşeyi örneksiz yaratan, her güzelliğin kaynağı tüm varlıkların sahibi olan Allah`ın üstün ve benzersiz sanatıdır.<br><br>Kitap boyunca verilen örneklerin tümü Allah'ın evrende kusursuzca yarattığı çeşitlilikten sadece birkaç örnektir. Bu örneklerin her biri kendi içinde çok detaylı bilgiler içermektedir.<br><br>Tüm bunlar Allah'ın varlığının apaçık delilleridir. Allah'ın varlığı her yeri kuşatmıştır ve aklını kullanabilen her insan yaratılıştaki ihtişamı hemen görecektir. Her insan aklı ve vicdanı ölçüsünde Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilecektir. Allah'ın üstün kudretini, sonsuz sanatını kavramaya başlayan insana düşen en önemli görev ise, gördüğü güzelliklerin gerçek sahibine yönelmek ve yalnızca Allah'ın hoşnut olacağı umulan şekilde bir yaşam sürmektir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/107</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-02</pubDate>
<title>Ölümün Yeri, Zamanı Ve Şekli Kaderde Belirlidir</title>
<description><![CDATA[Ölüm, her olay gibi, Allah'ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir. Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse, aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına, saniyesine kadar bellidir. İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek, o son ana doğru hızla yaklaşır. Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.<br><br>Buna rağmen insanların bir kısmı ölümün, Allah'ın ona sebep olarak yarattığı olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar. Her gün gazetelerde ölüm haberlerini okur, ardından da, <b>"Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı; şöyle yapılsaydı ölmezdi"</b> gibi cahilce mantıklar yürütürler. Halbuki her insan kendisine tanınmış süreden ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14155</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-09-01</pubDate>
<title>Allah'ın Munis Sanatından</title>
<description><![CDATA[<b>Hayvanlardaki Mucizevi Güzellikler</b><br><br>Doğanın her köşesinde ayrı ve mükemmel bir sanatla karşılaşırız...<br><br>Rengarenk çiçekler, bitkiler, ağaçlar...<br><br>Her biri değişik özelliklerle donatılmış milyonlarca harika canlı...<br><br>Bunların tümü, Allah'ın üstün yaratma sanatının delillerindendir.<br><br>Bu sanat, doğanın her parçasında çok farklı şekillerde karşımıza çıkar;<br><br>Bazen kelebeklerin narin kanatlarındaki simetride...<br> <br>Bazen bir kuşun yavrusuna uçmayı öğretmesinde...<br><br>Bazen bir atlayışta 6 metrelik bir mesafeyi aşabilen bir pumada...<br><br>Kimi zaman da denizaltında yaşayan canlıların eşsiz görünümlerinde...<br><br>Akıl ve vicdan sahibi her insan, çevresinde bulunan canlılarda Allah'ın benzersiz yaratma sanatının özelliklerini görebilir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/1760</link>
</item>

<item>
<category>Kitap</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>Dünya Hayatının Gerçeği - 4. Baskı</title>
<description><![CDATA[Daha güzelini ve iyisini arama... Sahip olunca eskisinin öneminin kalmaması... Bir aşama sonra, yeninin de eski durumuna düşmesi; işte insanların tarih boyunca içinde yaşadıkları kısırdöngü budur. Akıl sahibi her insanın bu gerçek karşısında durup, neden dünyanın peşinde koşmanın kendisine bir sonuç getirmediğini anlaması ve "bu bakış açısında köklü bir sorun var" diye düşünmesi gerekir. Fakat insanların çoğu bu akıldan yoksun bir biçimde hiçbir zaman yakalayamayacakları hayallerin peşinden koşmaya devam ederler. Ölümü bir an için aklına getirmiş olan kişi ise, toprağın altında ne malın-mülkün, ne markanın, ne de çevresindeki insanların bir değeri kalmayacağını çok açık bir şekilde fark edebilir. Zengin ya da fakir, güzel veya çirkin her insan, yalnızca birkaç metrelik bir beze sarılı olarak defnedilecektir. İşte bu kitapta hızla geçmekte olan ve garanti altına alınamayan dünya hayatının her yönü gözler önüne serilmekte ve bu dünya hayatının aldatıcı tüm sırları verilmektedir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/133</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-21</pubDate>
<title>Sonsuzluk Başlamış Durumda</title>
<description><![CDATA["Sonsuzluk" kelimesinden ne anlıyorsunuz? Binlerce yıl..? Milyonlarca yıl..? Yoksa milyarlarca yıl mı? <br><br>Birçok insan bu sürelerin çok uzun olduğunu, asla sona ermeyeceğini düşünür. Oysa bunlar sonsuzluğu tanımlamaktan çok uzaktır. Çünkü sonsuzluk, hiç bitmeyen, başı ve sonu olmayan bir büyüklüğü ifade eder. Ne var ki, insana göre "sonsuz" olan ve bu yüzden bir insanın asla hesaplamaya güç yetiremeyeceği bu kavram, Allah'ın Katında sona ermiştir.<br><br>Bizim için sonsuzluk asla ulaşılamayacak bir kavramdır ama Allah Katında sonsuzluk yalnızca tek bir andır...]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/10774</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-21</pubDate>
<title>Gerçek Hayatın Yaşanacağı Sonsuz Ahiret</title>
<description><![CDATA[İnsan yaşadığı her an Allah'ın kendisi için yaratmış olduğu yüzlerce nimet ve güzellikle karşılaşır; soluduğu temiz hava, her biri birbirinden farklı ve etkileyici güzellikteki doğa manzaraları, hayvanlardaki eşsiz güzellikler ve birbirinden ihtişamlı bitkiler, çiçekler ve insan güzelliği ruhta derin etkiler bırakır. Ama dünya hayatındaki tüm bu güzelliklere dair bilinmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır; Rabbimiz'in bildirdiği gibi, <b>"... Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir."</b> (Al-i İmran Suresi, 185)<br><br>Dünya hayatının aldatıcılığı, onun geçiciliğinden, bir gün mutlaka yok olacak olmasından kaynaklanmaktadır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14503</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-08-20</pubDate>
<title>Her An Gerçekleşmesi Mümkün Olan Ölüm, Hastalıklar, Türlü Acizlik Ve Zorluklara Rağmen İnsanlar Sahte Pırıltılı Dünyaya Aldanıyorlar.</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17637" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 27 Temmuz 2010 Tarihli Gaziantep Olay TV ve Çay TV Röportajından</b></a><br><br><b>ADNAN OKTAR:</b> ``<b>Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.</b>`` Sebze, meyve oluşuyor, bitkiler oluşuyor, otlar oluşuyor. Hayvanlar onları yiyor, hayvanlar et yapıyor, insanlar da onları yiyor. İnsanda sperm hücresi oluyor, annede yumurta oluyor. Nihayetinde topraktaki malzemeler sürekli insana geçiyor ve sürekli insan oluşuyor. Bu Fashion Tv`ye bakıyorum ben ara ara, geçenlerde de anlattım ya. Mesela birbirinden güzel genç kızlar var çok çok güzeller, bakımlı. Bir noktadan geliyorlar, karanlık bir noktadan veyahut dönemeçten aniden çıkıyorlar. Topraktan çıkıyor, geliyor geliyor yaşıyor, ömrünü bitiriyor; geri geri yaşlanarak gidiyor, toprağın içinde kaybolup gidiyor. İşte hayat bu sistem üzerine kurulu. Ama bakıyorum, çocuklar falan da vardı bugün, yüzlerinde bir boşluk, bomboş. Yani niye yaşadığından haberi yok. Mesela kokoş hanımlar falan var, onları da görüyorum. Kokino takımı. Hayatı kaymış. O, nedir o, suratını donduruyor ya bir şeyle, zehirli?]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18039</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-20</pubDate>
<title>Her İnsan Tek Başına Hesap Verecek</title>
<description><![CDATA[Genelde nefiste sorumluluğu hep başkasına yükleme, hatayı başkasında görme eğilimi vardır. Nefsine uyan bir insan, sıkıntılı veya rahatsız edici birşey yaşadığında sebebinin hep başkaları olduğunu düşünür. İş yerlerinde, arkadaşların birbirleriyle olan ilişkilerinde, aile içi meselelerde, yani insanların birbirleriyle olan diyaloglarında yaşanan anlaşmazlıklarda, hep karşı tarafın yüzünden sorun çıktığına inanılır. Nefis insana, aslında kendisinin son derece iyi niyetli olduğunu, ancak kendisine haksızlık yapıldığını düşündürebilir. Nefse kulak verilirse, kişi bu telkinlerle kendisini sürekli aldatabilir. Bir türlü anlaşılamadığı, anlatmak istediklerini, düşüncelerini, niyetini ifade edemediği inancını taşır, ama kendi eksiklerinin, hatalarının farkına varamaz. Dolayısıyla bu hatalarını düzeltme, eksikliklerini giderme imkanı da olmaz.<br><br>Haksızlığa uğradığına ve konuların hep başka sorumluları olduğuna kendini inandırmış bir kişinin olayları algılayıp değerlendirme şekli de son derece yüzeyseldir. Üstelik çoğu zaman fevri, akılcı olmayan, duygusal ve en önemlisi Kuran ahlakına uymayan tepkiler gösterebilir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14277</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-18</pubDate>
<title>İnsanların En Büyük Korkularından Birisi : Yalnızlık</title>
<description><![CDATA[İnsanların büyük bir çoğunluğunun en önemli korkularından biri, günün birinde yalnız kalmaktır. Çocukluk yıllarının hemen ardından tüm hayatları, hep bir gün yapayalnız kalacakları endişesiyle geçer. Bu korku tıpkı insanın yarınını merak ettiği gelecek endişesi, parasız, işsiz kalacağı endişesi, kendince önem verdiği değerlerini kaybedeceği endişesi ve bunun gibi dünya hayatına yönelik yaşadığı korkularını kapsayan endişeler gibidir. İleride bir gün ailesini, arkadaşlarını, dostlarını, çocuklarını, komşularını, sevdiklerini bir şekilde kaybedecekleri, onlardan ayrı ve uzak kalacakları, böylece yalnız olacakları düşüncesi kafalarının bir köşesinde daima yer alır. İnsanların büyük bir kesiminin yaşadığı bu korkunun temelinde, günün birinde tek başına ölmek fikrine karşı duyulan korku da vardır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17998</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-17</pubDate>
<title>Yaşadığımız Her Saniye, Allah’ın Bize Verdiği Büyük Bir Fırsattır</title>
<description><![CDATA[İnsanın nefsi ertelemeye eğilimlidir. Bu nedenle insanların bazıları Allah için yaşamayı, samimi olmayı, Allah`ın istediği gibi bir hayat sürmeyi sürekli erteleme hali içinde olurlar. Oysaki ``Yaşım biraz daha ilerlesin namaza başlarım``, ``Yakında Kuran okumaya başlayacağım``, ``ileride bütün yaptıklarımı telafi ederim`` ``okulum da bitsin hemen namaz kılmaya başlayacağım`` ``biraz olgunlaşayım derin derin düşünürüm`` ``eğitimimi tamamlayayım, ihtiyacı olanlara sonra yardım ederim`` ``iyi bir kariyer yapayım, zulme uğrayan Müslümanları o zaman düşünürüm`` diyen birçok kişi, Allah bunları yapabilecek güç ve imkan verdiğinde yapmıyorken, bir anda yapamayacak hale gelebilir. Allah, bu kişinin canını aniden ve hiç beklemediği bir anda alıp, onu ölüm melekleriyle karşılaştırabilir.<br><br>Allah`tan korkan samimi bir Müslümanın, yaşadığı her saniyenin, aldığı her nefesin Allah`tan kendisine verilmiş büyük bir fırsat olduğunun bilinciyle hareket etmesi gerekir. Güzel ve hayırlı işleri erteleyecek zamanının olmadığını, Allah`ın bir sonraki anı dilerse yaratmayacağını bilmesi ve tüm hayatını bu önemli gerçeğe göre yaşaması gerekir.<br><br>Her şeyin sahibi, sonsuz güç sahibi olan Rabbimiz Allah, bir sonraki saniyeyi bize bahşederek, çok büyük bir lütufta bulunmaktadır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17944</link>
</item>

<item>
<category>Belgesel</category>
<pubDate>2010-08-16</pubDate>
<title>Savunma Sistemi Mucizesi</title>
<description><![CDATA[Ülkelerin, en önem verdikleri konulardan biri, "savunma"dır. İçten ve dıştan gelebilecek her türlü tehdite karşı daima hazırlıklı olmalıdırlar. Bir ülkenin ayakta kalabilmesi için düzenli bir orduya sahip olması şarttır. Ülkenin bütünlüğü esastır. Bu amaçla askeri eğitime büyük özen gösterilir ve ordular en modern teçhizatlarla donatılır. <br><br>Aynı durum insanlar için de geçerlidir. İnsanların da düşmanları vardır. Ancak bu düşmanları göremeyiz, hatta onların farkında bile olmayız. Fakat hep onlar hep oradalar. Soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz yemekte... Kısacası hayatın sürdüğü her yerde... <br><br>Doğduğumuz andan itibaren etrafımız görünmeyen sinsi ve saldırgan bir topluluk tarafından kuşatılır. Bunlar mikroplardır: Bakteriler, mantarlar ve virüsler... Yerler, ürerler, avlarlar ve avlanırlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/10277</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-15</pubDate>
<title>İnsan Acizliğine Rağmen Büyüklenir</title>
<description><![CDATA[Allah insan vücudunu muhteşem bir sanatla yaratmıştır. Bedenen sahip olduğu tüm muhteşem özellikler, örneğin istediği her hareketi kolaylıkla yapabilmesini sağlayan iskelet sistemi, yaklaşık 100 trilyon hücreyi tek tek dolaşarak besleyen dolaşım sistemi, oksijeni taşıyan kan, kanın damarlar içinde dolaşmasını ve vücudun her hücresine ulaşmasını sağlayan kalp, tek bir hücresinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleşen karaciğer ve daha yüzlerce sistem ile bu sistemleri oluşturan sayısız detayın her biri insana dünya hayatında rahat bir yaşam sürebilmesi için Allah tarafından özel olarak bahşedilmiştir. Bedeni oluşturan ve gözle görülemeyecek kadar küçük olan hücreler, bu hücrelerin ürettikleri hormonlar, enzimler ve diğer yüz binlerce ayrıntı birbiriyle müthiş bir uyum içerisindedir ve her biri insan için yaşamı mümkün kılan mucizevi özelliklere sahiptir. Kusursuz bir şekilde işleyen bu sistemlerin her noktası eşi benzeri olmayan muazzam bir aklın gücü ile hareket etmektedirler. Bu üstün akıl, her şeyi yerli yerince yaratan, tüm evreni en ince detayına kadar kusursuz bir şekilde vareden yüce Rabbimiz Allah'a aittir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16033</link>
</item>

<item>
<category>Kitap</category>
<pubDate>2010-08-15</pubDate>
<title>Mucizeler Zinciri - 2. Baskı</title>
<description><![CDATA[Evrenimizi, içinde yer aldığımız Samanyolu Galaksisini, Güneş Sistemimizi ve üzerinde yaşadığımız Dünya gezegenini kuşatan sayısız kanun, denge ve ölçü vardır. Gereken milyonlarca denge ve ölçünün biraraya gelmesi uçsuz bucaksız bir "mucizeler zinciri" oluşturur. Bu kitabın amacı evrendeki yaratılış mucizelerinden çeşitli örnekleri gözler önüne sererek, Allah'ın sonsuz kudret ve sanatını okurlara bir derece hissettirebilmektir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/119</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-14</pubDate>
<title>Tevekkül Bir Bütündür, Küçük Konular Büyük Konular Diye Ayrılmaz</title>
<description><![CDATA[Müslümanın aklı Kuran`a bağlı olduğu için her ayet kişiliğini şekillendiren bir yapı taşı niteliğindedir. Bu sebeple mutlaka iyi, güzel, hayırlı şeylere ayarlıdır Müslüman. Kendi aklından, konular arasında ayrım yapmaz. Tüm değerlendirmeleri Kuran'a göredir.<br><br>Bazı insanlar bazı konuları kendilerince kişisel olarak değerlendirip küçük görerek farklı ayrımlar yapabilir. Oysa kişisel olduğu düşünülerek yapılan pek çok tavır Kuran`a uygun olmayabilir. Bazı insanların ufacık konulardan dengelerinin sarsılarak tevekkülsüzlüğe sürüklenebildiği, bazı insanların da hastalık, ölüm, mal kaybı gibi durumlarda tevekkülsüzlüğe düştükleri görülür. Halbuki şeytanın kurmaya çalıştığı tuzaklara karşı Kuran vesilesiyle dikkatli olunduğu müddetçe, tevekkülün rahatlığı içerisinde Allah`ı dost ve vekil edinerek yaşayan bir insan için tüm bunlar kolayca atlatılacak bir konu olur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14209</link>
</item>

<item>
<category>Kitap</category>
<pubDate>2010-08-14</pubDate>
<title>Darwin'in Açmazı: Ruh - 1. Baskı</title>
<description><![CDATA[Darwinistlerin ve materyalistlerin şu gerçeği görmeleri gerekmektedir: Tek gerçek ve mutlak Varlık Allah'tır. Bu gerçek karşısında tüm batıl dinler çıkmazdadır. Allah, Yüce Kudreti ile tüm varlıkları kaplamıştır. Her şey O'na aittir, O'nun kontrolündedir. <br><br>Bu kitapta, materyalistlerin "mutlak madde" yanılgısı, Darwinizm çıkmazı ve ruhun tereddütsüz varlığı konu edilmektedir. Ruhun algıladığı dünyanın yalnızca bir hayal olarak var edildiği ve tüm evrene hakim olan tek mutlak Varlık'ın, yerlerin ve göklerin Hakimi ve Sahibi olan Allah olduğu hatırlatılmaktadır. Bu gerçekleri görüp anlayan şuuru açık her insan, artık yaşadığı dünyaya farklı bir bakış açısı ile bakacak ve tek kurtarıcısının Allah olduğunu kavrayacaktır. İnsanın asıl hayat olan ahirette kurtuluşa ermesi için yapması gereken, işte bu anlayış doğrultusunda davranmaktır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/9011</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-01</pubDate>
<title>İnsanın Bir Damlasını Oluşturamadığı Nimet: Su</title>
<description><![CDATA[İnsanın, elinde tüm hammadde olmasına rağmen, oluşturamadığı en büyük nimetlerden biri ``su``dur. Yaşam için en büyük ihtiyaç olan su, insanlara Allah tarafından hazır olarak sunulmuştur. Suyun oluşumunu bir laboratuvarda izleyemez, onu oluşturamayız. Su, dünyanın oluşumu sırasında bir defaya mahsus olarak meydana gelmiş ve canlılara sunulmuştur. O zamandan bu zamana canlı yaşamının devamını sağlayan su, aynı sudur.<br><br>Susuz bir hayatın var olabilmesi mümkün değildir. Su, Allah'ın hayatın temeli olması için özel olarak var ettiği, her türlü fiziksel ve kimyasal özelliği ile hayat için yarattığı bir maddedir. Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı bu su sayesinde hayatlarını sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun varlığı sayesinde devamlılığını korur. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17076</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-01</pubDate>
<title> Her İşimizde Nasıl Allah'a Yönelip Dönebiliriz?</title>
<description><![CDATA[Allah, imtihanın bir gereği olarak dünya hayatını çok renkli, iç içe geçmiş çok fazla detaylarla dolu, hep devam edecekmiş hissi uyandıran, bir olay bittiğinde sürekli yeni olayların başladığı, büyük bir konu zenginliği içinde yaratmıştır. Elbette dünya hayatının bu denli detaylı görünmesi, Allah`ın sonsuz çeşitlilikteki yaratma sanatının bir tecellisidir.<br><br>Allah`a iman eden bir insanın bu karmaşa ve detay zenginliği içinde, tüm dikkatini Allah`a ve Allah`ın rızasını kazanmaya yöneltmesi gerekir. Allah`tan korkan ve yaşamını Kuran ahlakına göre sürdüren bir insan, Allah`ın rızasını dünyadaki her şeyin üzerinde tutar. Böyle bir imani derinliğe ulaşmış bir kişi her işinde, her konuşmasında, her tavrında tüm dikkatini Allah`a ve Allah`ın en beğeneceği ahlakı yaşamaya verir. Zihninde sürekli olarak, <b>``Hangi tavrı gösterirsem Allah`ı razı ederim?`` düşüncesi vardır.</b><br><br>İnsanın dikkati her an dağılmaya, gereksiz ayrıntılara dalmaya, boş ve anlamsız detaylarda boğulmaya eğilimlidir. Mümin şuurunu ve dikkatini sürekli Allah`ı düşünerek, Allah`ın en razı olacağı ahlakı göstermeye çalışarak açık tutmaya gayret eder. Birçok insanın, Allah`ın yakınlığının hiç şuurunda olmadığı anlarda bile (Allah`ı tenzih ederiz), Allah sonsuz güç ve kudretiyle her şeyi en ince detayına kadar sarıp kuşatmaktadır. Kuran'da bu önemli gerçek insanlara şöyle bildirilmiştir:<br> <br><b>Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp kuşatandır.</b> (Fussilet Suresi, 54)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17679</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-30</pubDate>
<title>Allah'ın Dünya Hayatında İnsanlara Sunduğu En Büyük Nimet: İman</title>
<description><![CDATA[Her insanın hayatında hemen hemen herkesin nimet olduğunun bilincinde olduğu birçok güzellik vardır. Günlük yaşantının akışı içinde birçok kişi çoğu zaman bunların farkında gibi davranmasa bile, durup düşündüğünde ya da bu nimetlerden yoksun birini gördüğünde bunların nimet olduğunu hemen fark eder. Sağlık çoğu insanın farkında olduğu nimetlerdendir; zenginlik, rahat bir yaşam, güzel bir manzara, hoşa giden bir olay, sahip olmayı istediği aile, durup düşünüldüğünde fark edilen Allah'ın insanlara bahşettiği nimetlerdendir. Ama bütün bunların üzerinde Allah'ın inananlara verdiği en büyük nimet imandır.<br><br>İman sahibi insan için dünya üzerinde başına gelebilecek her olay nimettir. Bütün dünya ve yaratılmış her şey elbirliğiyle onun hayrı için seferber olmuştur ve iman eden kişi bunun farkındadır. Samimi bir kalple, temiz bir akılla iman hem büyük bir konfor, hem büyük bir nimettir. Allah iman edenlerin, kalplerinin gerçek anlamda huzur bulacağını ve dünyada da ahirette de mutlu olacaklarını müjdelemiştir:<br><br><b>Bunlar iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır). (Ra'd Suresi, 28-29)</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17666</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-28</pubDate>
<title>İnananların Allah'a Bağlılığı İmtihanlar Karşısındaki Tavırlarından Anlaşılır</title>
<description><![CDATA[<b>Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)</b><br><br>Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi, dünya, Allah`ın, kullarını kimi zaman çeşitli zorluklarla, kimi zaman da nimetlerle denediği bir imtihan yeridir. Bu imtihanları güzellikle geçenler, karşılaştığı her olayda Allah`a bağlı kalan, Allah rızkını arttırdığında da kıstığında da güzel ahlak gösteren, hastalandığında da şifa bulduğunda da O`na yönelen, her şarrta O`na şükreden ve tevekkül edenlerdir.<br><br>İnsanlar bu dünya hayatında durmaksızın denenmekte, böylelikle samimi kalple iman edenlerle iman etmeyenler belli olup birbirlerinden ayırt edilmektedirler. Allah bir ayetinde bu gerçeği şöyle bildirmektedir:<br><br><b>Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran Suresi, 142)</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17640</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-27</pubDate>
<title>Müminlerin Her Tavrını Hayra Yormak, Allah'ın İzniyle Güzel Neticelere Vesile Olur </title>
<description><![CDATA[Müminlerin en önemli sorumluluklarından biri, insanlara güzel ahlakı öğretmek; onları iyi olana çağırıp kötü olandan sakındırmaya çalışmaktır. Yüce Rabbimiz Kuran'da, bu tebliğ sorumluluğunun Allah'ın izniyle en güzel sonuçları vermesi için dikkat edilmesi gereken şartları da müminlere bildirmiştir. İnsanlara hatalarını, onları rencide etmeden anlatabilmek; karşı tarafı sıkmadan, huzursuz etmeden, zor göstermeden en kısa ve en hikmetli sözlerle bir konuyu tarif edebilmek bu ibadetin yerine getirilmesinde son derece önemlidir. Bazen bir konuyu doğrudan anlatmak yerine, dolaylı bir anlatımla anlatabilmek; ya da olumsuz bir özelliği direk söylemek yerine, bunun olumlusundan bahsederek kişiyi teşvik etmek de yine müminlerin tebliğ ahlakında görülen özelliklerdir. Bazen de açıkça görülen bir hata karşısında müminin hüsn-ü zan etmesi, yani Müslüman kardeşinin hatasının üzerini örterek, hatasını hayra yoran olumlu bir konuşma yapması da, müminin tebliğ yöntemlerinden biridir. Çünkü çoğu zaman insanların yaptıkları hatalarda, haksızlık olduğu kadar, az ya da çok haklılık payı da olabilir. Hatta kimi zaman bu hata ve haklılık payı %50`ye %50 olabilir. Böyle bir durum karşısında kimi zaman kişinin sadece haksızlık yönü üzerinde durularak, o konudaki eksiğini iyice görmesi sağlanabilir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17658</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-26</pubDate>
<title>Cennetin Muhteşem Güzelliklerinden Bazıları</title>
<description><![CDATA[İnsanın ruhu güzellikten, temizlikten, düzenden, estetikten zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Allah tüm bu güzellikleri olağanüstü bir mükemmelliğin ve ihtişamın hüküm süreceği cennette, dünyadaki amellerinden razı olduğu kullarına nasip edecektir.<br><br>Bizler cennetteki mükemmelliği tefekkür etmek istediğimizde dünyanın en güzel manzaralarını, en gösterişli mekanlarını zihnimizde canlandırırız. Ama hiç şüphe yok ki, dünyanın en güzel mekanlarının dahi pek çok kusurları vardır ve dünyadaki en güzel şehir bile son derece estetik ve ihtişamlı olan cennet şehirlerinin yanında son derece sıradan kalır. Nitekim kusursuzluk ancak cennete mahsus bir özelliktir.<br><br>Cennet dünyada bildiğimiz ve rahatsızlığını hissettiğimiz hiçbir eksikliğin, kusurun, acizliğin olmadığı mükemmel bir mekandır. İnsan günler geçse de uyumaya muhtaç olmayacak, temizlenmesi bakım yapması gerekmeyecek, spor yapsa çeşitli faaliyetlerde bulunsa da yorgunluk hissetmeyecek, açlık hissetmediği gibi istediği kadar sevdiği şeylerden yese de tokluk hissedip yediklerinden dolayı rahatsızlık duymayacak, kimseden tedirgin edici bir tavır ve söz işitmeyecek, kıskançlık, öfke, kin, yalan gibi hiçbir çirkinliğin olmadığı, nereye baksa bir güzellik, nereye baksa bir nimet, nereye baksa konfor ve rahatlık olduğu bir mekan olacaktır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17641</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-25</pubDate>
<title>Ülfet Nasıl Kırılır? 2</title>
<description><![CDATA[Sadece teknik aletlerin varlığı bile insana Allah'ın varlığını düşündürmesi açısından son derece önemli bir vesiledir. Allah dünyanın bağlanılacak bir yer olmadığını anlaması; sürekli ahirete yönelme ihtiyacında olması ve daha başka pek çok hikmetle insanı aciz ve ihtiyaç içinde yaratmıştır. Ancak her bir acizlik de, aslında başlı başına bir mucizedir. Bu acizliklerle birlikte, insanların ihtiyaçları gideren, acizliklerine çözüm sunan malzemeleri yaratan da Allah'tır. İnsan bir bebeğin doğumuna şahit olduğunda, Allah'a iman etmese de bunun gerçekten mucizevi bir olay olduğunu düşünebilir. Ancak bir tırnak makası, iman etmediği için bu kişide aynı heyecanı oluşturmaz. Hergün banyosunda gördüğü, belli zaman aralıklarında kullandığı, hemen her eczanede satıldığına şahit olduğu, hatta zaman geçtikçe paslanıp eskidiği için çöpe attığı böylesine basit bir malzemeyi Allah'ın yarattığını düşünmeyebilir. Kuran'da insanların çevrelerindeki iman delillerini gördükleri halde kavramadıkları şöyle bildirilmiştir:<br><br><b>"Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler."</b> (Yusuf Suresi, 105)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/11642</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-25</pubDate>
<title>İman Etmeyenlerin Üzerindeki En Büyük Belalardan Biri: Sevgisizlik</title>
<description><![CDATA[Rabbimiz`in iman etmeyenleri sevgi duyarlılığından yoksun bırakması onlar için neden büyük bir beladır?<br>Gerçek sevgiyi elde etmek ve yaşamak için ne yapmak gerekir?<br>Sayın Adnan Oktar, dünyanın büyük bir bölümünde yaşanan sevgisizlik sorununu nasıl tarif etmiştir?<br><br>Evrendeki tüm güzellikleri yaratan, güzelliğin ve mükemmelliğin esas sahibi olan Allah`tır. İnsana zevk veren her detay, Allah`ın üstün güzelliğinin, yarattığı varlıklardaki tecellisidir. Ruhun bu güzelliklerden heyecan duymasını ve sürekli güzel olanı aramasını sağlayan ise, Rabbimiz`in insanı yaratırken onun ruhuna ilham ettiği sevgi duyarlılığıdır. Diğer insanlardaki takdir edilecek mümin özelliklerini fark etmek ve bunlara daha güzeliyle karşılık vermek gibi, insanı diğer canlılardan ayıran pek çok üstün ahlaki özellik, sevmeye ve sevilmeye olan bu duyarlılıkla şekillenir.<br><br>İnsanın ruhundaki bu sevme ve sevilme eğilimi, bazı kişilerde diğerlerine göre çok daha güçlüdür. İnsanların bir kısmı, varlıklardaki sevilmeye layık özellikleri detaylı olarak teşhis edebilirler ve bu özellikler onların ruhuna derin bir zevk verir. Sevgi, şefkat ve coşku meydana getiren yönleri göremeyen ya da bunlara kayıtsız kalan kişiler ise daha donuk ve katı bir ruh hali içindedirler. Diğer bir deyişle, insandaki sevgi duyarlılığı, insanın ruh hali ve yaşadığı ahlak ile doğru orantılıdır. Dolayısıyla sevgiyi algılama ve yaşama şekli, insanın samimi olarak iman etmesine ve imanın getirdiği birer nimet olan gerçek anlamda iyi, şefkatli ve merhametli, akılcı ve güvenilir oluşuna bağlıdır.<br><br>Gerçek sevgiyi yaşayabilmek, dünya üzerinde insana verilmiş en büyük ve en güzel nimetlerden biridir. Ve bu nimet, Allah`ın samimi ve derin olarak iman eden kullarına bir lütfudur. <br><br><b>Müminler Yalnızca Allah`ın Rızası için Severler</b><br><br>Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda gerçek sevgiyi bulanlardan çok, bulduğunu zannedip yanıldığını anlayanların yakınmalarına ve pişmanlıklarına rastlanır. Bu yanılma ve pişmanlıkların sebebi, insanların birçoğunun farkında olmadıkları bir gerçektir. Sevilecek varlıkları yaratan Allah`tır ve insana bu varlıkları sevme yeteneğini veren de yine ancak Rabbimiz`dir. Dolayısıyla sevgi gibi büyük ve eşsiz bir nimete layık olmak için sevginin esas sahibi olan Allah`a samimi olarak iman etmek, O`nu herşeyden çok sevmek, O`na gönülden bağlanmak ve O`nu razı edecek şekilde davranmak gerekir.<br>Hayatları boyunca Allah`ın rızasını arayanları, iman etmeyenlerden ayıran özellik, onların Allah`ı herşeyden çok sevmeleri ve Rabbimiz`e duydukları derin sevgi ve içli korkularından dolayı güzel ahlakı yaşıyor, iyi davranışlarda bulunuyor olmalarıdır. Müminler severken de, sevdikleri tüm varlıkları Allah`ın yarattığını, onlara sevilecek özellikleri verenin Allah olduğunu, Allah dilediği için sevgiyi hissettiklerini bilerek ve yine sevgilerini asıl olarak Rabbimiz`e yönelttiklerini unutmadan severler. İman etmeyenler ise nefislerinin kötü telkinlerine aldanırlar ve sevginin esas sahibi olan (Allah`ı tenzih ederiz) Allah`ı değil, O`nun yarattığı varlıkları kendilerince O`ndan bağımsızlaştırarak sevme yanılgısına düşerler.<br><br>Samimi olarak iman edenlerin sevgileri her zaman Kuran`daki sevgi kavramına uygundur. Müminler bu konuda son derece titiz davranırlar. Bu titizlik, onları kendi nefisleri için sevgi arayışında olanlardan ayırt eden temel farklardandır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17482</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-25</pubDate>
<title>Olayların Batini Yönünü Kavrayamayan İnsanların Yaşadıkları Gerilim</title>
<description><![CDATA[Olayların batıni yönü ne demektir?<br>İman etmeyenler neden olaylar karşısında büyük bir gerilim yaşarlar?<br>İman edenlerin huzur ve teslimiyetlerinin sırrı nedir?<br><br>İman etmeyen insanlar, kendilerini (Allah`ı tenzih ederiz) Allah`tan bağımsız görürler. Olayları yönlendirenin kendileri olduğunu düşündüklerinden sürekli bunun gerilimi içinde yaşarlar. Herşeyin Allah`ın dilemesiyle kaderlerinde yaratılan değişmez bir gerçek olduğunu, herşeyde Allah`ı vekil kılarak huzurlu ve tevekküllü yaşayabileceklerini bilmemeleri, çok sıkıntılı, stresli ve zorlu bir yaşam sürmelerine neden olur. <br><br><b>İman Etmeyenlerin Yaşadıkları Gerilimlere Örnekler</b><br><br>Örneğin hayatının kendi kontrolünde olduğu yanılgısında olan bir insanı düşünelim: bu kişinin hayallerini gerçekleştirmek için bir dizi planı olur. Rahat yaşamak ister. Fakat bunun için paraya ihtiyacı vardır. Para kazanmak için iyi bir okul bitirip meslek edinmesi gerektiğini düşünür. Yıllarca çalışıp istediği parayı elde ettiğindeyse aile kurma telaşı içine girer. Kafasındaki herşey tamamlansa bile bu sefer ailesini, çevresini, malını, işini ve bunun gibi hayatına hakim birçok detayı elinde tutabilmek için gerilim yaşar. Sürekli kendi kontrolüyle hayatını yönlendirdiğini düşündüğü için kadere iman etmenin getirdiği mutmainliği yaşayamaz. Örneğin kazandığı parayla araba alır. Bu sefer arabanın kaza yapma tehlikesini böyle bir durumda oluşabilecek yaralanma tehlikesini, kaza sonrası gerekli hastane masraflarını veya ölüm durumunda cenaze işlemlerinin ayarlanmasını detay detay düşünüp gerilim içinde yaşar.<br><br>Elbetteki insanın dünya hayatına ilişkin; nasıl yaşayacağı, nasıl para kazanacağı, ne tür faaliyetlerde bulunacağı gibi konularda düşünmesi, bunlara yönelik maddi manevi tedbirler alması son derece normaldir. Önemli olan insanın gerçek yaratılış amacını unutmaması ve yapacağı tüm bu işlerde mutlaka Allah`ın en razı olacağı umulan seçeneği seçip, hayatına bu şekilde yön vermesidir. Bunları hayata geçirirken de, yukarıda anlatıldığı gibi Allah`ın kainattaki ve tüm insanlar üzerindeki sonsuz gücünü ve kontrolünü unutmayarak son noktasına kadar tevekkülü yaşamasıdır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17480</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-24</pubDate>
<title>İman Etmeyenlerin Hayatını Kabusa Çeviren Duygu: Korku</title>
<description><![CDATA[<b>``Allah dedi ki: ``İki ilah edinmeyin: O, ancak tek bir İlahtır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.````</b> ( Nahl Suresi, 51 )<br>	<br>İman etmeyen insanlar (Allah`ı tenzih ederiz) Allah`tan başka ilahlar edindikleri ve kendi isteklerine göre bir yaşam sürerek herşeyin ``kör tesadüfler`` sonucu oluştuğunu düşündükleri için sürekli birşeylerden korku duyarak tedirginlik içinde yaşarlar. Dünyada olabilecek en mükemmel şartlar altında yaşasalar dahi, bu korku ve endişelerinden kurtulamaz, gerçek huzuru ve mutluluğu bulamazlar. Bu gaflet içindeki kişilerin, hayatlarını (Allah`ı tenzih ederiz) Allah`tan bağımsız görmelerinin bir sonucu olarak yaşadıkları korkulardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:<br><br><b>İnsanlardan Korkarlar</b> <br><br>İman etmeyen insanların diğer insanlara karşı duydukları korku hayatlarının her aşamasında görülür. Kazandığı parayı kendisine işyeri sahibinin vereceğini düşünen bir insan, kendini ona bağımlı hisseder. Hata yaptığı takdirde işten atılacağını düşündüğü için her zaman tedirginlik içinde yaşar. Çevresinde bulunan insanlara da düşman gözüyle bakar. Her an kendisine bir kötülük yapılacağı, arkasından iş çevrileceği, yalan söyleneceği, kendisine zarar verebilecekleri, küçük düşürüleceği şüpheleri ile şeytan inkar edenlerin içini daraltır ve korku içinde yaşamalarını sağlar. Ama iman eden bir insan, Yüce Allah`ı kendine vekil kıldığı için insanlardan asla korkmaz. Herşeyin kaderinde hayırla yaratıldığını, Allah`ın dilemesi dışında hiç kimsenin ne zararı ne yararının dokunamayacağını bildiği için her zaman huzurlu ve mutmaindir ve yalnızca Allah`tan korkar. O yüzden de şeytanın vesveselerinin müminler üzerinde etkisi olmaz. Dolayısıyla mümin, korku, endişe, sıkılma, tedirgin olma gibi hisleri yaşamaz.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17479</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-20</pubDate>
<title>Bugününüze Yeniden Bir Niyet Ederek; "Her Anınızı Salih Amelle Geçirme Kararı Alarak "BAŞLAYIN</title>
<description><![CDATA[Bir Müslümanın her anını salih amelle geçirmeye her gün yeniden niyet etmesi neden önemlidir?<br><br><b>Her gün bu niyeti tazelemek, insana nasıl bir ahlak kazandırır? </b><br><br>Mümin iman ettiği anda, zaten hayatının her anını Allah`ın rızasını kazanma çabasıyla geçirmeye karar vermiştir. Ve o andan itibaren de, maddi manevi her yönde imani bir şevk ve gayret içindedir. Ama müminin önemli bir özelliği de, imanını hiçbir zaman için yeterli görmemesidir. Çünkü insanın, hayatının son anına dek, her geçen an, imanını daha da derinleştirme imkanı vardır. Bu yüzden her gün, her saat, her an, bir kez daha niyet etmeli, imanını tazelemeli, her saniyesini Allah`ın en razı olacağı umulan davranışlarda bulunarak geçirme kararı almalıdır.<br><br>İşte bugün, bu saat, bu yazıyı okuduğumuzda, bizler de aynı şekilde bir kez daha niyetimizi tazeleyebiliriz. Şu andan itibaren, çok daha şuurlu, çok daha dikkatli ve çok daha samimi bir şekilde, vaktimizi, imkanlarımızı, maddi ve manevi gücümüzü olabilecek en hayırlı şekilde geçirmeye niyet edebiliriz. Karşımıza çıkan her ibadet fırsatını, çok daha büyük bir şevkle, çok daha iyi bir şekilde değerlendirebiliriz. Her imkanda öne atılabilir, Allah`ın rızasını kazanmak için her fırsatı kollayıp, hayırlarda yarışabiliriz. ``Nasıl olsa çok güzel ve hayırlı faaliyetler yaptım, bugünlük bu kadar yeterli olmuştur`` ya da ``çevremdeki diğer insanlara göre, ben kat kat daha fazla çaba harcıyorum, birçok kişiye göre çok daha iyiyim`` demeden; ``ben zaten her günümü olabilecek en faydalı, en hikmetli şekilde geçiriyorum`` diye düşünmeden, yeni bir atılım daha yapabiliriz.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17474</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-20</pubDate>
<title>İmam Rabbani’den Günümüze Hikmetli Mesajlar: ALLAH’A OLAN YAKINLIĞIN VE BAĞLILIĞIN ÖNEMİ</title>
<description><![CDATA[İmam Rabbani insanın Allah`a olan yakınlığını ve her olayda Allah`a dönüp yönelmek gerektiğini bir mektubunda şöyle aktarmıştır: <br><br>``Bu mektûb, hâce Kâsım`a yazılmışdır. Bütün varlığımızla Allah-ü Teâlâ`ya dönmek lazım olduğu ve bu nimete kavuşmak için,  Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.)`ın yoluna sarılmak  îcâb ettiği bildirilmektedir. Sevenlerimize ve iyi gözle bakanlarımıza nasîhatimiz şudur: Bütün varlığımızla Allah-ü Teâlâ`nın mukaddes Zâtına dönmeliyiz! Ondan başka her şeyden yüz çevirmeliyiz!``  (İmam Rabbani, Mektubat 96. Mektup)<br><br>Rabbimiz, <b>``‘Gönülden katıksız bağlılar` olarak, O`na yönelin ve O`ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.``</b> (Rum Suresi, 31) ayetiyle inananlara gerçek imanın nasıl olması gerektiğini bildirmiştir. Yine <b>``… Bana ‘gönülden-katıksız olarak yönelenin` yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, böylece Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.``</b> (Lokman Suresi, 15) ayetiyle de Allah doğru yolun, bu ahlakı yaşayan insanların yolu olduğunu haber vermiştir. <br><br>Allah`a gönülden bağlanmak, her ne şart altında olursa olsun, Rabbimiz`e olan iman, bağlılık ve sadakatten vazgeçemeyecek kadar çok sevmek ve O`na karşı haşyet dolu bir korku duymaktır. Allah`a, O`nun razı olmayacağı bir tavır göstermekten içi titreyerek korkacak ve şiddetle kaçınacak kadar büyük bir saygı ile inanmaktır. Allah`a bu şekilde gönülden bağlanan insan, ihlası da kazanmış olur. Allah`a karşı böyle güçlü bir inanç ve bağlılığı olan kişi, hem ibadetlerinde hem de Allah`ın rızasını gözeterek yaptığı diğer tüm işlerinde ihlas ve samimiyetle hareket eder. Bu samimiyetleri dolayısıyla Kuran`da müminlerin <b> ''Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanan kimseler`` </b>(Hud Suresi, 23) oldukları bildirilmiş ve bu ahlaklarından dolayı müminler cennetle müjdelenmişlerdir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17472</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-19</pubDate>
<title>Müminler Allah Yolunda Kendilerine İsabet Edebilecek Zorluklardan Kaçınmazlar </title>
<description><![CDATA[Allah`a iman eden ve Allah`ın emir ve yasaklarına uygun yaşayan kişiler, tarih boyunca iman etmeyenler tarafından çeşitli baskılara uğratılmış ve yıldırılmaya çalışılmışlardır. Bu durumun temelinde müminlerin salih ve temiz ahlaklarının ve yaşantılarının, inkarcıların gayri meşru ve gayri ahlaki yaşantılarına ve menfaatlerine uymaması vardır. Her Müslüman, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmakla sorumludur. Dolayısıyla her mümin yaşadığı toplumu Allah`tan başkasına kulluk etmemeye ve samimi imana davet eder. Tabii ki bu durum şeytanın emellerine hizmet eden, kendi çıkarı peşinde koşan, haksızlık ve zulümle makam, mevki ve menfaat elde etmeyi alışkanlık haline getirmiş, gayrı ahlaki yaşantıyı, yalanı, iftirayı, illegal kazançları ve Allah'ın sınırlarını çiğnemeyi hayat şekli olarak benimsemiş bazı kimseleri rahatsız eder. Çünkü yalnızca Allah`tan korkup Allah`a kulluk eden bir mümin, asla dünyevi menfaatlerle veya baskı ile kontrol altına alınıp gayrı meşru işlere yönlendirilemez. Dolayısıyla Kuran ahlakının tam olarak yaşandığı bir toplumda, bu tür eğilimi olan insanlar illegal eylemlerine devam edemezler. Kuran ahlakını yaşayan temiz bir toplumda, yukarıda bahsi geçen kişiler sahtekarlık yapamaz, harama el uzatmaz, hırsızlık, bozgunculuk yapamaz hale gelirler ve bu da gayri ahlaki menfaatlerinin zarar görmesi demektir. İşte bu yüzden müminlerin Kuran ahlakını yaymaya ve insanların Allah korkularını kuvvetlendirmeye yönelik ilmi faaliyetleri, gayri meşru düzenleri ve sistemleri bozulan inkarcıları müthiş rahatsız eder.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17660</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-18</pubDate>
<title>Düşünen Bir Topluluk İçin</title>
<description><![CDATA[Yaşadığımız dünyada insan gözünü hangi yöne çevirse güzelliklerle karşılaşır. Gördüğü şeyleri büyük beğeniyle izler. Kusursuz tasarımdaki insan vücudu, milyonlarca çeşit bitki, tonlarca ağırlıktaki bulutların yer aldığı uçsuz bucaksız gökyüzü ve daha pek çok şey ruha zevk verecek estetik bir görünümle yaratılmıştır. Gördüğü şeyler dışında diğer duyularıyla algıladığı pek çok detay da insana zevk verir; güzel bir koku, tat, ya da güzel ritimli bir müzik gibi.<br><br>Dalından sarkan bir meyve, güzel kokusu ve tadıyla herkesin hoşuna gider. Yine aynı şekilde bir çiçeğin farklı tonlardan oluşan renkleri, üzerindeki desen son derece zevk vericidir. Veya güzel bir insan yüzü herkes tarafından beğeni toplar. Ya da güzel bir ev, son model bir araba dünyada talep gören metalardır. İnsan, yaşamını sürdürürken bunlar gibi daha birçok şeyi beğenip, onları elde etmek ister. Fakat bütün bu sayılanlara bir süre geçtikten sonra dönüp baktığında büyük bir şaşkınlığa düşer. Çünkü bu güzellikler anlamlarını yitirmiş, hatta artık görmek bile istemediği bir hale dönüşmüştür.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17598</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-16</pubDate>
<title>Peygamberlerin Sahip Olduğu Yüksek İmanda Korkma, Telaşa Kapılma, Üzülme, Küsme, Öfkelenme Gibi Zaafiyetler Yoktur</title>
<description><![CDATA[<b>Mümin olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü`ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 15)</b><br><br>Ayette bildirildiği gibi, <b>``hiçbir kuşkuya kapılmadan iman etmek``</b>, gerçek imanın temel esaslarından biridir. Nitekim Müslüman Allah`ın varlığına kesin olarak inanıyorsa, imanında hiçbir şekilde tereddüte düşmez, Allah`ın her an kendisini gördüğü ve işittiği gerçeğinin bilincinde davranır, hayatı boyunca Allah`ın emir ve tavsiyelerine uyar, O`nun emrettiği güzel ahlakı kayıtsız şartsız uygular. Öte yandan ahiretin varlığından öyle emindir ki, her an ölümle karşılaşacakmış ve hesaba çekilecekmiş gibi yaşar. İşte bu iman, Allah`ın Kuran`da bütün Müslümanlara emrettiği iman şeklidir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17485</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-12</pubDate>
<title>İman Eden İnsanların Hayatları Bambaşka Olur</title>
<description><![CDATA[İmanın çeşitli dereceleri vardır. Allah ayetlerinde güçlü bir imana sahip olan Müslümanların vasıflarına dikkat çekmiş, onların ihlasla ahirete yönelmiş, mütevekkil yapılarını, zorluklar karşısındaki sabırlı tutumlarını, insanlara karşı hoşgörülü, affedici, bağışlayıcı olmalarını ve daha pek çok yönlerini övmüştür. Ne var ki Allah`tan çok korkan, O`nu çok seven, hayatlarının her anını O`nun için yaşayan ve O`nun emrettiği güzel ahlakın gereklerini eksiksiz olarak yerine getiren bu takva Müslümanların yanı sıra, vicdanlarını gereği gibi kullanmayan, dinsizliğe karşı Allah yolunda fikri mücadele vermekten hiçbir özrü olmadığı halde geri kalan ya da örneğin öfkelenme, olaylar karşısında hüzne ya da paniğe kapılma gibi Allah`ın insanları men ettiği kötü ahlak özelliklerini zaman zaman üzerinde barındırabilen, ama tüm bunlara rağmen iman ettiklerini söyleyen insanlar da vardır. Bu durum, Kuran`da işaret edilen iman derecelerine örnek teşkil ederler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14321</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-10</pubDate>
<title>Allah'tan Ve Cehennemden Korkmak Önemli Bir Mümin Alametidir</title>
<description><![CDATA[Allah Kuran`ın pek çok ayetinde Kendisi'nden korkmayı insanlara emretmiştir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:<br><br><b>Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.</b> (Haşr Suresi, 18)<br><br><b>… Öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir.</b> (Talak Suresi, 10)<br><br>Bir başka ayette Allah insanlara güç yetirebildiği kadar Kendisi'nden korkmasını, Allah korkusunu elinden geldiğince arttırmasını tavsiye etmiştir: <br><br><b>Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin…</b> (Tegabün Suresi, 16)<br><br>Kuran ahlakını bilmeyen veya tam yaşamayan bazı insanlar ise Allah`tan korkmanın önemi ve gerekliliğini yeteri kadar iyi anlayamamaktadır. Bu, Kuran bilgisi yönünden eksik olmalarından ve Allah korkusunun gerçek anlamını bilmemelerinden kaynaklanmaktadır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/13417</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-07-05</pubDate>
<title>Her Gece Uykudan Ancak Allah'ın Dilemesiyle Uyanabiliriz</title>
<description><![CDATA[Yüce Rabbimiz Allah, insanların kaderlerinde belirlediği ölüm vakti geldiğinde, birçok olayı buna sebep kılarak, kişilerin hayatına son verir. Bazıları için tedavisi olmayan bir hastalık, bazıları için öldürücü bir yara, bazıları için çok basit bir kaza, bazıları için anlık bir dikkatsizlik, ölüm için yaratılan birer sebeptir. Bazı insanlar ise görünürde hiçbir sebep olmaksızın uykularında ölürler. Uykularında ölen bir çok kişi gece yatarken son derece sağlıklı görünürken, öleceğini hiç düşünmeden ertesi güne dair birçok plan yapar. Sabah giyeceği kıyafeti, yetişmesi gereken toplantısını, bitirmesi gereken işleri, tatil için yapılacak son hazırlıkları, satın alınması gereken alışverişleri ve bunlar gibi birçok şeyi tasarlar. Yatarken aslında bunun son yatışı olduğunu, gece ölüm melekleriyle karşılaşacağını, canının alınacağını aklına getirmez. Uykusunda aniden ve hiç beklemediği bir anda Allah birden onu ölüm melekleriyle karşılaştırır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17354</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-27</pubDate>
<title>'Birşey Olmaz' Mantığının İnsana Verdiği Büyük Zarar</title>
<description><![CDATA[NEDEN;<br><ul><li>Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda yaygın olarak görülen ``birşey olmaz`` mantığı, insanın kendisi ve çevresi için büyük bir tehlikedir?<br><li>Müminler bu mantıktan titizlikle sakınmalıdırlar?<br><li>Tevekküllü bir müminin herhangi bir konuda tedbir almasına gerek olmadığını düşünmek, büyük bir yanılgıdır?</ul><br>İnsanların birçoğunu, kendileri farkında olmadıkları halde etkisi altına almış batıl bir din vardır. Bu, kendini açıkça tanıtmayan, gizli bir dindir. Hiçbir yazılı kuralı olmayan ancak insanların hareket ve tavırlarını, düşüncelerini kontrolü altına alan bu din adamlık dinidir. Pek çok kimse şuurunda dahi olmadan hayatları boyunca bu dinin kurallarını uygular, bu dinin emir ve yasaklarına göre yaşarlar. Bu kuralların en göze çarpan özelliği ise; insanları doğruya, iyiye, güzele, kolay olana yönelten Allah`ın razı olacağı umulan ahlak yerine insanları çarpık bir yaşantıya yöneltmesidir. İşte bu yaşantıyı benimseyen insanların özelliklerinden biri ‘umursamazlık` olarak ifade edebileceğimiz; akılcılıktan son derece uzak, kör bir cesarettir. Bu çarpık ruh halinin farklı yönlerini şimdi birlikte inceleyelim.<br><br><b>Boş Vermişlik</b><br><br>Umursamazlığın insanlar üzerindeki en dikkat çekici etkilerinden bir tanesi, ‘boş vermişlik` mantığıdır. Din ahlakına uygun yaşamayan toplumlarda sık sık rastlanan bu davranış bozukluğu, insanların hem zihnen hem de fiziksel olarak zarar görmesine sebep olur. Bu ruh halinde insanlar tehlikeyi fark etmez, fark etseler bile umursamazlar. Bu nedenle adamlık dinini benimsemiş toplumlarda umursamazlık yüzünden yaşanan ölümler, sakatlanmalar, maddi kayıplar ve tedbirsizlikler oldukça fazladır. Örneğin;]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17237</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-26</pubDate>
<title>Yaşadığımız Her Saniye, Allah'ın Bize Verdiği Büyük Bir Fırsattır</title>
<description><![CDATA[Erteleme alışkanlığı, insanların büyük bir çoğunluğunda görülen yaygın bir hastalıktır. Şeytan insanın yapmak istediği doğru ve güzel faaliyetleri sürekli erteleterek zamanla kişiye bunları yapmayı unutturmaya ve içindeki bu yöndeki isteği kırmaya çalışır. İnsanın, şeytanın bu sinsi taktiğine karşı dikkatli ve uyanık olması gerekir.<br><br>İnsanın nefsi ertelemeye eğilimlidir. İnsanların büyük bir çoğunluğu sürekli bir şeyleri erteleme hali içinde olurlar. Allah için yaşamayı, samimi olmayı, Allah`ın istediği gibi bir hayat sürmeyi, Kuran okumayı, namaz kılmayı, dürüst ve özverili olmayı, hata ve eksikliklerini düzeltmeyi, yaptıkları yanlışları telafi etmeyi, içten bir kalple tevbe etmeyi, Allah`a dua etmeyi, Allah`ın sevgisini kazanmak için yaşamayı, samimi dostlar edinmeyi, Allah`ın rızası ve cenneti için çabalamayı, Allah`ın yarattıklarını derin düşünmeyi, ahlaklarını güzelleştirmeyi sürekli ertelerler. Bunları yapmak için belirledikleri zaman ise, ``ileride bir gün``dür. Bu ileride bir günün zamanı belli değildir. Ve büyük bir çoğunluk, bu belirsiz zaman gelmeden önce ölüp tüm erteledikleri ile birlikte ahirete giderler. Hayatları boyunca çok şey yapmış gibi görünseler de bu insanlar, Allah`ın rızasını ve sonsuz ahiret yaşamlarını kazanmaları için gerekenleri yapmadan ölürler. ``Yaşım biraz daha ilerlesin namaza başlarım``, ``Yakında Kuran okumaya başlayacağım``, ``ileride bütün yaptıklarımı telafi ederim`` ``okulum da bitsin hemen namaz kılmaya başlayacağım`` ``biraz olgunlaşayım derin derin düşünürüm`` ``eğitimimi tamamlayayım, ihtiyacı olanlara sonra yardım ederim`` ``iyi bir kariyer yapayım, zulme uğrayan Müslümanları o zaman düşünürüm`` diyen birçok kişi, Allah bunları yapabilecek güç ve imkan verdiğinde yapmıyorken, bir anda yapamayacak hale gelebilir. Allah, bu kişinin cananı aniden ve hiç beklemediği bir anda alıp, onu ölüm melekleriyle karşılaştırabilir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17277</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-26</pubDate>
<title>Gerçek Mutluluk Ancak Allah’a Samimi Bir Kalple Yönelmekle Mümkündür</title>
<description><![CDATA[İnsanların büyük bir çoğunluğu hayatları boyunca mutluluğu elde edebilme özlemiyle yaşarlar. Kendi mantıklarıdoğrultusunda onlara mutluluk getireceğini düşündükleri her şeyin peşinden var güçleriyle koşarlar.<br><br>Büyük bir çoğunluk mutluluğu ve huzuru, arkadaşlarıyla, çeşitli sosyal etkinliklere katılarak, iş hayatında istediği başarıyı elde ederek, okulda başarılı olarak, seyahat ederek, sevdiği işlerle oyalanarak, iyi bir kariyer yaparak, çeşitli bağışlarda bulunarak ve bunlar gibi dünyada kendilerine hedef olarak seçtikleri değerleri kazanarak elde edeceklerini sanır. Oysa mutluluğu, geçici ve çok kısa olan dünya hayatına yönelik amaçlarda arayan insanlar, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi yollara başvururlarsa başvursunlar özlemini çektikleri mutluluğa bir türlü kavuşamazlar. Birçoğu hayalini kurduğu mutluluğun, kendi belirledikleri değerlerle kazanılamayacağını göremezler. Hayatları sürekli elde etmeye çalıştıkları mutluluğun peşinde koşarken birden ansızın son bulur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17278</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-26</pubDate>
<title>İnsanlar Ölümü Düşünmekten Neden Kaçınır?</title>
<description><![CDATA[Çevremize baktığımızda insanların büyük bir çoğunluğunun ölümü düşünmekten şiddetle kaçındıklarını görürüz. Yaşı, toplumdaki konumu, mesleği, sosyal sınıfı ne olursa olsun, insanların büyük bir kesimi ölümü hem kendilerine hem de diğer insanlara unutturmaya çalışırlar. Allah gün içinde insanın karşısına ölümü hatırlayacağı birçok olay ve görüntü çıkarır. Televizyonu açtığımızda onlarca, yüzlerce kişinin ölüm haberini duyarız; bir yakınımızın kanser olduğu ile ilgili bir haber alırız, herhangi bir gazeteyi açtığımızda birçok ölüm ilanıyla karşılaşırız, yolda giderken gözümüz birden bir mezarlığa ilişebilir. Karşılaştığımız bu görüntüleri Allah`ın karşımıza çıkarmasının elbette çok büyük hikmetleri vardır. Bütün bu olaylar, kişi o an genç, sağlıklı olsa da, son derece güvenlikli bir yerde bulunsa da, aslında ölümün insana küçük bir an kadar yakın olduğunu göstermektedir. Allah`a ve ahirete iman eden, ölümün sonsuz hayata bir geçiş olduğunu bilen, Allah`ın rızasını, rahmetini ve cennetini uman kişiler böyle olaylarla karşılaştıklarında ölümü düşünürler. Ölümün yakınlığını fark eder ve asıl ebedi hayat olan ahirete olan özlemleri artar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17280</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-26</pubDate>
<title>İmam Rabbani’den Günümüze Hikmetli Mesajlar: MÜMİNLERİN ŞEVKATİ </title>
<description><![CDATA[Kıymetli İslam büyüklerinden İmam Rabbani, müminlerin Allah`ın yarattıklarına karşı şefkatli bir ahlak göstermelerinin önemini sözlerinde şöyle anlatmaktadır: <br><br>``Allah`ın emrine tazim (saygı) ve Allah`ın kullarına şefkat; her ikisi de, ahiret azabından kurtulmak için, iki büyük asıl köktür.`` (İmam Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 98. Mektup)   <br><br>Allah`ın, ahiret günü kurtuluşa erenlerden olmaları, rahmetine ve cennetine kavuşabilmeleri için kullarına emrettiği hükümlerden biri <b>``merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak``</b>tır. (Beled Suresi, 17) <br><br>Hayatlarını Allah`ın rızasını kazanmaya adayan müminler, Allah`ın bu hükmünü eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getirmeye çalışırlar. İman sahiplerinin merhamet anlayışlarının temelinde Allah`a olan samimi imanları yatar. Çünkü gerçek merhametin kaynağı Allah sevgisidir. Allah`ı seven insan, O`nun yarattıklarına karşı doğrudan bir muhabbet, şefkat ve merhamet hisseder. Rabbimiz`e karşı duyduğu bu güçlü sevgi ve bağlılıktan dolayı, insanlara karşı da Kuran`da emredildiği şekilde güzel ahlaklı davranır. Bir insanın Kuran`ın bu emirlerini tümüyle yerine getirmesiyle de gerçek merhamet ortaya çıkar. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17235</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-26</pubDate>
<title>Allah İçin Yaşamak</title>
<description><![CDATA[<b>... Bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter.</b> (Nisa Suresi, 45)<br><br>İman edenlerin hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dotu vardır. Bu dost onu hiçbir zaman bırakıp gtimez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır. Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur. Onun için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız armağan edendir. Kuşkusuz bu dost, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah`tır. Allah, müminlerin en çok güvediği, en yakın dostudur.<br><br>İnsan her anında Yüce Allah`a muhtaçtır. Hiçbir insanın, Allah`ın dışında bir yardımcısı yoktur. Herhangi bir sıkıntıyla karşılaştığında ona yardım ulaştırabilecek olan yalnızca Allah`tır. Cenab-ı Allah, insanlara rahmet olarak, dünya hayatında karşılaşabilecekleri zorlukları giderebilmeleri için pek çok nimet yaratmıştır. İnsanın bu nimetlerden yararlanırken, bunları müstakil güç sahibi birer varlık olarak düşünmesi büyük bir hata olur. Çünkü gerçekte tüm bunları yaratan Allah`tır ve her biri ancak Yüce Allah`ın dilemesiyle insanlar için birer nimete ve rahmete dönüşmektedir. Bütün olayları en güzel şekilde sonuçlandıran ve insana nimetlerini ulaştıran yalnızca Cenab-ı Allah`tır. <br><br>Müminler, tüm hayatlarını Allah`ın rızasını kazanmaya adamışlardır. Bu uğurda her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alabilecek, her türlü fedakarlıkta bulunabilecek şekilde derin bir imana sahiptirler. Hayatları boyunca Kuran-ı Kerim`de bildirilen güzel ahlakı insanlar arasında yaygınlaştırmak, insanların Allah`a iman etmelerine vesile olmak için ciddi bir çaba gösterirler. Gösterdikleri bu yüksek ahlaka karşılık ise dünya hayatında hiçbir karşılık beklentileri yoktur. İman sahiplerinin bu ahlakı büyük bir kararlılıkla yaşamalarının amacı, yalnızca Rabbimiz`in sevgisini, hoşnutluğunu kazanabilmek; O`nun yüceliği karşısında gereken şükrü yerine getirebilmektir. Bunun için müminler en zor gibi görünen anlarda bile Kuran`da bildirildiği gibi <b>``… Allah bize yeter, O ne güzel vekildir…``</b> (Al-i İmran Suresi, 173) diyerek şevk ve azimle çaba harcarlar. Rabbimiz ise, müminlerin bu güçlü teslimiyet ve bağlılıklarına karşılık, onlara mutlaka yardımını ulaştıracağını vadetmiştir. Rabbimiz bu vaadini bir ayetinde şöyle bildirmiştir:]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17233</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-06</pubDate>
<title>Her İnsanın Sesi Neden Farklıdır</title>
<description><![CDATA[<b>Neden kadınlar erkeklere göre daha ince seslidir<br><br>Diğer canlılara oranla insan gırtlağının çok daha aşağıda yaratılmış olmasının hikmeti nedir<br><br>Bebekler doğduklarında neden gırtlakları yukarıdadır<br><br>Ses konuştuğumuz anda oluşmasına rağmen nasıl olup da her seferinde aynı çıkmaktadır<br><br>Her İnsanın Sesi Neden Farklıdır?</b><br><br>Sesimizin oluşabilmesi için gırtlaktaki kaslar, dil, dişler, damak, dudaklar gibi pek çok organ ve hava birbiri ile mükemmel bir uyum içerisinde çalışır. Ancak ses oluşumunda kullanılan organlar ve     hava gibi etkenler aynı olmasına rağmen, her insanın sesi farklı olabilmektedir.<br><br>Yüce Allah`ın insanlara bahşettiği çok özel bir nimet olan ses ve konuşma, çevre ile iletişim kurabilmenin, düşünceleri, sevinç, üzüntü gibi duyguları farklı ses tonları kullanarak anlatabilmenin tek yoludur. İnsan sesi, çok çeşitli tonlamalar meydana getirmesi ile bugüne kadar yapılmış tüm müzik aletlerinden milyonlarca defa daha olağanüstü bir yapı ve işleyişe sahiptir. Müzik aletlerinin zaman içinde eskimesi, bozulması ve her zaman bakıma muhtaç olmasına karşın, sesimiz bozulmadan, eskimeden, kendi bakımını sürekli kendisi yaparak, yaşadığımız süre boyunca bize hizmet eder.<br><br><b>Her İnsan Sesine Farklı Bir Kimlik Veren Mükemmel Organizasyon</b><br><br>Sesimizin oluşabilmesi için gırtlaktaki kaslar, dil, dişler, damak, dudaklar gibi pek çok organ ve hava birbiri ile mükemmel bir uyum içerisinde çalışır. Ancak ses oluşumunda kullanılan organlar ve hava gibi etkenler aynı olmasına rağmen, her insanın sesi farklı olabilmektedir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17079</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-05</pubDate>
<title>''Ultra İnce Maddeleri Beyazlatma'' Tekniğine Model Olan Böcek</title>
<description><![CDATA[Hayvanların her biri, insanları hayrete düşüren birçok yaratılış özelliğine sahiptir. Kimileri suda hareket etmelerini sağlayan en ideal şekle (hidrodinamik) sahipken, kimileri de bizim için oldukça yabancı olan tekniklerle avlanma, savunma gibi ihtiyaçlarını yerine getirirler. Bunların birçoğu insanların ilk defa karşılaştıkları, daha doğrusu yeni farkına vardıkları özelliklerdir. Biyomimetik bilimi sayesinde keşfettiğimiz bu olağanüstü yapıların taklit edilmesiyle ortaya çıkan ürünlerin, ileriki yıllarda yaşantımızda çok daha sık kullanılacağına hiç şüphe yoktur. Bu bilim sayesinde keşfedilen yaratılış harikalarından biri de bembeyaz kabuk rengiyle beyazlatma teknikleri konusunda bilim adamlarına yol gösteren ``Cyphochilus`` isimli böcektir.<br><br>Tekstilden temizlik endüstrisine, metal sanayiinden kağıt endüstrisine ve hatta dentolojiye kadar pek çok ürün için daha başarılı beyazlaştırma teknikleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda bilim adamları doğadan da faydalanmaktadırlar. Güneydoğu Asya`da yaşayan ``Cypho-chilus`` isimli böceğin kabuğu bu araştırmalarda gelinen son noktadır. Şu anda söz konusu böceğin bembeyaz kabuk renginin nasıl oluştuğu İngiltere`nin Exeter Üniver-sitesi akademik çevreleri tarafından incelenmektedir.<br><br>Scientific American dergisi, Cyphochi-lus böceğinin şu ana kadar hiçbir teknolojik yöntemle erişilememiş olan beyaz rengini şu cümlelerle duyurmuştur:<br><br>``Beyazlaştırma yöntemlerini unutun, bu böcek daha beyaz olan beyazların anahtarı olabilir. Bundan sonra ‘Cyphochilus böceği kadar beyaz` ifadesi kullanılabilir.`` ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17078</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-04</pubDate>
<title>Sıddık İsmi ile Şereflendirilen Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın Üstün Ahlakı</title>
<description><![CDATA[Hz. Muhammed (s.a.v.)`in vefatından sonra yaşanan ``Dört Halife Dönemi``, İslam dininin Arap Yarımadası`nın sınırlarını aşarak yayıldığı bir dönemdir. Önemli zaferlerin kazanıldığı ve Müslümanların huzur ve refah içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönem, Peygamberimiz (sav)`in ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)`ın nüzulü ve Hz. İsa (a.s.)`ın zuhuru ile müjdelediği Altınçağ`ın geçmişteki güzel bir örneğidir. Bu dönemin ilk halifesi olan Hz. Ebu Bekir (r.a.), merhametli, kararlı ve adil yönetim anlayışının yanı sıra her koşulda sergilediği İslam ahlakı ile kendisine üstün başarılar nasip olmuş örnek bir Müslümandır.  <br><br>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`in vefatının ardından Kuran ahlakının hakim olduğu adaletli düzen daha geniş bir coğrafyaya yayılarak devam etmiştir. Bu dönemde İslam Devleti`nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya`ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika`daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kuru-lacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, ``Raşid, Doğru Yolda Giden Halifeler Dönemi`` anlamına gelen ``Hulefa-i Raşidin Dönemi`` olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem ``Cumhuriyet Devri`` şeklinde de tanımlanır. İşte bu dönemin ilk halifesi olan Hz. Ebu Bekir (r.a.) imanının derinliği, samimiyeti, Yüce Allah`a olan teslimiyeti ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)`in sünnetine olan düşkünlüğü sebebiyle örnek alınması gereken müminlerden biridir.   <br><br><b>Hz. Ebu Bekir (r.a.)‘ın Kişiliği </b><br><br>Güzel huyu, merhameti, mütevazı kişiliği ve Kuran ahlakını yaşamada gösterdiği titizliğiyle sahabeler arasında ön plana çıkan isimlerden biri olan Hz. Ebu Bekir (r.a.), İslamiyet`i kabul etmeden önce de dürüstlüğü ile bilinen bir kişiydi. Kureyş`in ileri gelenlerinden ve mühim işlerde görüşmelere katılan istişare ehlindendi. <br><br>İslamiyet`ten önce, sadece kabileler tarafından seçilen ve tayin ettiği miktarlar kabul gören, üstün meziyetli kişilerin baktığı diyet ve borç işlerine Hz. Ebu Bekir (r.a.) bakardı. Kureyşliler, diyetlerle ilgili onun verdiği kararlara uyar, onun takdir ettiği miktarları seve seve kabul ederler, ondan başkası getirecek olursa kabul etmezlerdi.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17026</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-06-03</pubDate>
<title>İlmi Araştırma Sayı 72: Bediüzzaman Said Nursi</title>
<description><![CDATA[Hicri 13. asrın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca İslam dünyası ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş, yazdığı eserlerle tüm Müslümanlara doğru yolu bulmalarında ışık tutmuştur. Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman`ın Allah`a olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah`ın dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan çok hikmetli öğütlerle doludur. Hiç şüphesiz ki bir asrın müceddidi olmuş böylesine büyük bir mütefekkirin Hz. İsa (a.s.)`ın yeryüzüne tekrar inişi ve Hz. Mehdi (a.s.)‘ın zuhurunu müjdelediği sözleri de aynı şekilde Müslümanlara yol göstermekte ve doğruyu bulmalarına vesile olmaktadır. Ancak bazı çevreler, ``Mehdiyet konusundan aleni şekilde bahsedilmesinin pek çok açıdan yanlış ve sakıncalı olacağı`` şeklinde yanlış bir düşünceyi dile getirmektedirler. Oysaki <b>``Mehdiyet meselesi gizlenmesi, örtbas edilmesi değil; aksine müjdelenmesi gereken bir konudur.`` </b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17232</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-29</pubDate>
<title>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Akıl İle İlgili Bazı Sözleri</title>
<description><![CDATA[<b>6.Söz, Türkçe Açıklama:</b><br><br>…Meselâ akıl bir alettir. Eğer Cenâb-ı Hakk`a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle kötü  ve sıkıntı veren ve rahatsız edici bir alet olur ki, geçmiş zamanın acılarını ve gelecek zamanın dehşetli korkularını senin bu biçare başına yükletecek; bereketsiz  ve zararlı bir alet olarak aşağı derecesine iner. İşte bunun içindir ki, günahkar  adam, aklın sıkıntı  ve tacizinden kurtulmak için, çoğunlukla ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer her şeyin gerçek sahibi olan Allah`a satılsa ve O`nun hesabına çalıştırsan, akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan sınırsız rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini ebedi mutluluğa hazırlayan,  Allah`a giden doğru yolu gösterenin derecesine çıkar.<br><br>Meselâ göz bir duyudur ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve nefsin arzu ve isteklerine kötü bir yol gösterici olarak aşağı bir dereceye bir hizmetkâr olur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17100</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-26</pubDate>
<title>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Dilinden İman Hakikatlerinin Önemi</title>
<description><![CDATA[Geçtiğimiz Hicri yüzyılın müceddidi sayılan büyük alim Bediüzzaman Said Nursi de, bir Kuran tefsiri sayılan Risale-i Nur külliyatında iman hakikatlerinin öneminden pek çok yerde bahsetmektedir.<br><br><b>Bir saray, yüzler kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez. İşte, hakaik-i imaniye (iman hakikatleri) o saraydır. Her bir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba (sebeplere) binaen, ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan iskat ediyor (siliyor). "İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde bir şey yoktur" der, kandırır.1</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17051</link>
</item>

<item>
<category>Adnan Oktar Anlatıyor</category>
<pubDate>2010-05-09</pubDate>
<title>İnsanın Bu Kadar Aczine Rağmen Allah'ı Unutması ve Dine Karşı Olması Çok Şaşırtıcıdır</title>
<description><![CDATA[<a href="http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16516" class="SidesTableText"><b>Sayın Adnan Oktar`ın 4 Mart 2010 Tarihli HarunYahya.TV'deki Canlı Sohbetinden</b></a><br><b><br>ADNAN OKTAR:</b> Bir de kardeşim, dünyada ne var yani? Yemek var, yani onu bile bir tabak, birkaç tabak yenebiliyor yani yense bile. O da kilo aldırıyor insana, rahatsızlık veriyor yani. Öyle bir şey yok. Uykudan uyanıyorsun, zaten bakın 8 saat uyku mecburiyetindedir insanların büyük bir bölümü, %90`ı. Hadi 6 saat diyelim, 7 saat diyelim yani. Genellikle böyle. Bu insan aczi açısından çok dev bir olay yani. Çünkü en hayati, en güzel saatler uyku ile geçmiş oluyor. Mesela gece saatleri uykuya mecbur oluyor. Yemek yemek de yani o kadar kolay bir şey değildir. Yani insan zaruri olduğu için yemek yiyiyor değil mi? Mesela dişini fırçalıyor bilmem ne. Mesela bak televizyon reklamlarına bakıyorum; işte falanca krem sizin ağrınızı giderir. Baş ağrınızı, diş ağrınızı, sırt ağrınızı giderir, ağrı ile ilgili krem. Saçınız dökülüyorsa diyor, şu ilaç var piyasada diyor. Gözünüz görmüyorsa, falanca hastane diyor sizin için çok ideal diyor, göz hastalıkları için diyor. Mesela kulağınız işitmiyorsa diyor, bizde alet var, bakın diyor, işitme aleti. Bunu şu kadar indirim ile satıyoruz diyor. Tansiyonunuz yüksekse diyor, işte doktorlar toplanıyorlar, şu şu şu yiyeceklere dikkat edin, sürekli de ölçün. Size bakın otomatik tansiyon aleti satıyoruz diyor. Yanında da hediyesi var diyor.<br><br>Bakın hep insanların aczini, hep çektikleri zorlukları ortadan kaldırmak için Allah`ın yarattığı alet edavatlarla insanlar içi içe yaşıyorlar. Onları da Allah yaratıyor. Sırf aczlerini görsünler diye, mesela tansiyon aleti. Şekeriniz yükseldiyse diyor, işte şekerin tespiti için kan alıp hemem anında tespit yapan, bakın alet çıktı diyor. Onu da Allah yaratıyor acz için. Mesela o kadar çok insan şeker hastası ki. Yani nefes aldırmayan bir sistemdir şeker hastalığı, mesela müthiş aczdir. Tansiyon mesela müthiş bir aczdir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16966</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-06</pubDate>
<title>Allah İnsanlarla Çok İlgilidir ve Çok Merhametlidir</title>
<description><![CDATA[Allah insanları dünyada bir imtihan ortamında yaratmıştır. Bu imtihan ortamını da eşsiz detaylarla süslemiştir. Dünya üzerinde bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm detaylarda Allah`ın insanlara sürekli nimet sunduğunu görürüz. Bu detayları düşünmek Allah`ın sonsuz aklını kavramamız için önemli bir vesiledir.<br><br>Allah dünyada onbinlerce şehir yaratmıştır. Bu şehirlerde milyonlarca ev vardır. Her ev yine milyonlarca detayıyla estetik bir düzen içindedir. Halıdaki renk uyumu, koltukların düzeni, televizyondaki görüntü, dolapta dizili elbiselerin güzelliği ilk anda görebildiğimiz detayların arasındadır. Bu detaylar gördüklerimizle de sınırlı değildir. Her evin içinde mikrop, bakteri gibi göremediğimiz detaylar da vardır.<br><br>Allah herşeyi bilen ve en ince ayrıntısına kadar takdir edip düzenleyendir. Dünyada bulunan herkesin doğumundan ölümüne kadar yaşadığı her olay, bu olaylarda hissettiği herşey, etrafındaki tüm görüntü Allah`ın yaratmasıyla gerçekleşmiştir. O yüzden insan gafil yaşamamalıdır. An an Allah`ın sonsuz ilmini düşünüp tefekkür etmelidir. Ancak bu şekilde detaylar anlamlı hale gelir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16874</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-06</pubDate>
<title>Canlılardaki Üstün Yapı ve Düzen Faydalı Ürünlere Örnek Oluyor</title>
<description><![CDATA[Doğadaki yaratılış örneklerini taklit eden tasarımlar ve ürünler meydana getirmek, 20. yüzyılın son dönemlerinden itibaren bilimin özel ilgi alanlarından biri oldu. Pek çok üniversitenin genetik mühendisliği, malzeme mühendisliği, moleküler biyobenzetim gibi bölümlerinde yüzlerce insan bu konuda özel çalışmalar yürütüyor. Doğadaki canlı yapılarıinceleyip, bu canlılardaki üstün yapıyıve düzeni örnek alarak faydalıürünler oluşturmaya çalışıyor.<br><br><b>Biyolojik Pusula Yapan Bakteriler</b><br><br>Bilim adamları su ve çamur birikintileri içinde yaşayan bakterileri örnek alarak nano ölçekte manyetik parçacıklar yapmayı ve başta tıp olmak üzere pek çok alanda kullanmayı planlıyorlar. Bu bakterilerin yönlerini nasıl bulduğunu araştıran bilim adamları, bakterilerin proteinleri kullanarak mıknatıslık özelliği olan mineraller (manyetit) ürettiklerini ortaya koymuşlardır. 50 nanometre (metrenin milyarda biri) büyüklüğünde olan ve elmas gibi düzgün bir kristal yapıya sahip olan bu manyetitler bir sıra halinde yanyana dizilmekte ve adeta bir biyolojik pusula oluşturarak canlının yön bulmasını sağlamaktadır. Bir bakterinin proteini kullanarak manyetit meydana getirebilmesi için, <b>BEYNİ DAHİ OLMAYAN BU ORGANİZMANIN;</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16848</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-05</pubDate>
<title>Laktik Asit Spor Yaparken Nasıl Enerji Verir?</title>
<description><![CDATA[Yakın zamana kadar laktik asidin vücutta birikmesinin yorgunluğa sebep olduğu zannediliyordu. Bu nedenle sporcular ve antrenörler laktik asidin yorgunluğa, performansın azalmasına ve acıya sebep olan, kaslarda geliştirilen bir atık ürün, başka bir deyişle zehir olduğunu düşünüyorlardı. Ancak daha sonra bu düşüncenin yanlış olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya kondu. Bu araştırmalar, laktik asidin zararlı bir madde olmadığını, aksine insan sağlığı için pek çok hikmet üzerine yaratıldığını göstermektedir. <br><br><ul><li>Sporcuların diğer insanlardan daha güçlü olmalarının ve daha uzun süreli performans gösterebilmelerinin nedeni nedir?<br><li>Kaslar, laktik asidi nasıl enerji olarak kullanırlar?<br><li>Laktik asit, fazla kilo almayı nasıl engeller?<br><li>Organların çalışması için neden laktik aside ihtiyaç vardır?</ul><br>Kilometrelerce koşan atletler, dakikalarca kulaç atan yüzücüler, günlerce tırmanan dağcılar... Bu tür spor dallarıyla ilgilenen kişilerin harcadığı enerji göz ardı edilemez boyuttadır. Üstelik bu sporcular, sadece katıldıkları yarışmalarda değil, antrenmanlar sırasında da yüksek performans göstermektedirler. Çoğu insan için çok zor görünen bu performansların kaynaklarından biri ise uzun yıllar bilim adamları ve sporcular tarafından zararlı olduğu zannedilen laktik asittir.<br><br>Peki, çoğu insan için çok zor gibi görünen bu performansı sporcular nasıl kazanmaktadır? ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16838</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-05-05</pubDate>
<title>Kuran'ın Bilimsel Mucizelerinden: 'Nefes Alan Sabah'</title>
<description><![CDATA[<b>``Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun,    ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;``</b> (Tekvir Suresi, 17-18),<br><br>Soluduğumuz hava, % 77 azot, % 21 oksijen ve % 1 oranında karbondioksit ve argon gibi gazların karışımından oluşan son derece hassas dengelere sahiptir. Ancak bu son derece hassas dengeler üzerine kurulu dünya atmosferi, hidrokarbonlar adı verilen kimyasallar tarafından kirletilir. Bunlar ağaç ve fosil yakıtlar gibi maddelerin yanmasıyla ortaya çıkar. Ancak havada oluşan bu kirleticiler, Yüce Allah`ın yarattığı özel yöntemlerle temizlenir. Bu yöntemlerden biri de Kuran-ı Kerim`de bildirilen fotosentez işlemidir.<br><br>Bilindiği gibi bitkiler fotosentez yaparken, havadaki karbondioksiti yani insanın kullanmadığı zararlı gazı alır ve onun yerine atmosfere oksijen bırakırlar. Nefes aldığımızda içimize çektiğimiz ve asıl hayat kaynağımız olan oksijen, fotosentezin ana ürünüdür. Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %30`u karadaki bitkiler tarafından üretilirken, geri kalan % 70`lik bölüm denizlerde ve okyanuslarda bulunan ve fotosentez yapabilen bitkiler ve tek hücreli canlılar tarafından üretilir. <br><br>Fotosentez, bilim adamlarının bugün bile tam olarak açıklayamadıkları eşsiz bir süreçtir. Bu işlemi çıplak gözle göremeyiz, çünkü bu mekanizma çalışmak için atomları ve molekülleri kullanır. Ancak, fotosentezin sonuçlarını nefes almamızı sağlayan oksijen ve hayatta kalmamızı sağlayan besinlerde görebiliriz. Fotosentez anlaşılması zor kimyasal formüller, günlük hayatta hiç karşılaşmadığımız küçüklükte sayı ve ağırlık birimleri içeren, çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistemdir. Etrafımızdaki bütün yeşil bitkilerde, bu işlemin gerçekleştiği kimya laboratuvarlarından trilyonlarcası kuruludur. Üstelik bitkiler milyonlarca yıldır hiç durmadan ihtiyacımız olan oksijeni, besinleri ve enerjiyi üretmektedirler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16849</link>
</item>

</channel>
</rss>