<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>HarunYahya.net RSS</title>
<description>HarunYahya.net İçeriği</description>
<link>http://www.harunyahya.net</link>
<language>tr</language>
<category>harunyahya</category>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-03</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Üçleme İnancının Yanlışlığını Anlatıyor</title>
<description><![CDATA[Sayın Adnan Oktar`ın 30 yılı aşkın bir süredir yürüttüğü ilmi mücadelesi boyunca önemle üzerinde durduğu konulardan biri de ``üçleme inancının yanlışlığı``dır. Üçleme inancının Hristiyanlığa verilmiş en büyük zarar olduğunu birçok eserinde vurgulayan Sayın Adnan Oktar, bu sapkın inancın ortadan kalkması için önemli çalışmalar yapmakta, röportajlarında bu konuyu sık sık gündeme getirmektedir. Sayın Adnan Oktar`ın röportajlarında konu ile ilgili yaptığı önemli hatırlatma ve açıklamalar şöyledir: <br><br><b>Hristiyanlıktaki Teslis İnancı Sapkın Bir İnanıştır</b><br><br>``Ben gece-gündüz Tevrat okuyorum. İncil de okuyorum. Ama Kuran ile mutabık Hak olan yerleri okuyorum. Teslisi gördüm mü içim acıyor, çünkü Allah, şeytandan Allah`a sığınırım: <b>``gökler parçalanacak neredeyse``</b> diyor (Şura Suresi, 5) ``bu iddialarından dolayı`` diyor. Niye üç dersiniz? ``Tek Allah var`` desene. Yani herkes bunu bilir. Çocuk olsa bilir. Üç tane Allah olur mu? Niçin buna gerek duydunuz? Bu garip yalana niçin gerek duydunuz, değil mi? Tek Allah var desene. Hz. Mesih (a.s.)`ın peygamber olduğunu söylesene. Bak canımız gibi seviyoruz. Aşk ile seviyoruz. Muhabbetle seviyoruz. Tüm Müslüman alemi aşıktır Hz. İsa (a.s.)`a. Değil mi? Yani güya biraz daha farklı yapacaklar Hz. İsa (a.s.)`ı diğer peygamberlerden. Zarar verdiniz. Çok büyük zarar verdiniz. Böyle hata yaptınız. Allah`a çok şükür o güzeller güzeli dönüp bunu, bu yanlışlığı düzeltmeye gelecek. Diyor ki Cenab-ı Allah; <b>``sen mi söyledin?``</b> (Maide Suresi, 116) diyor, ahirette sorgulamada, İlah olduğunu. ``Haşa Yarabbi`` diyor. Şeytandan Allah`a sığınırım. <b>``Eğer ben böyle bir şey söylemişsem sen bilmişsindir zaten``</b> diyor (Maide Suresi, 116) Allah`a. Hayır Allah bilmediğinden değil, şan olsun, güzellik olsun diye söyletiyor onu orada. Böyle büyük bir azim dini, büyük bir dindir Hristiyanlık.`` (Sayın Adnan Oktar`ın 4 Ekim 2009 tarihli Kral Karadeniz TV ve Kanal 35`de yayınlanan canlı röportajından)<br><br><b>İncil`de Hz. İsa (a.s.) Haşa Allah Olarak Değil, İnsan Olarak Anlatılmıştır<br><br>ADNAN OKTAR:</b> İncil`de diyor ki Hz. İsa (a.s.) (Luka 4/8), ``İsa ona şu karşılığı verdi: ``Allah`ın Rab`be tapacak, yalnız O`na kulluk edeceksin.`` Bana kulluk edin diyor mu? ``İsa ona şu karşılığı verdi`` diyor (Matta 22/37); ``Allah`ın olan Rab`bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla sev.`` ``Rab`bi sev`` diyor. ``Beni sev`` demiyor. Hayır, biz onu Hz. İsa (a.s.)`ı severiz, aşkla severiz Allah`ın tecellisi olarak, Peygamber olarak severiz ama Allah değil (haşa). ``Bunun üzerine taşı kaldırdılar. İsa gözlerini gökyüzüne dikerek şöyle dedi: - (Yuhanna 11/41-42). ``Rab`` yani Allah ``beni işittiğin için Sana şükrediyorum.`` Kardeşim, Allah`a dua ediyor. Allah, Allah`a dua eder mi? (Haşa) ``Beni her zaman işittiğini biliyordum, ama bunu çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim`` diyor. Burada ``LA İLAHE İLLALLAH`` var. Burada nerede şirk? İşte Hristiyan arkadaşlarımız, kardeşlerimizin bu konuyu mutlaka kısa sürede halletmeleri lazım; ``LA İLAHE İLLALLAH`` bu yüzyılda bu konunun bitmesi lazım. Allah ``gökler parçalanacak neredeyse bu sözlerinden`` diyor. Bak, ``onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı`` Hz. İsa (a.s.). ``Şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi``. Yemek yiyor; Allah yemek yer mi? (Luka 24/34) ``Sevinçten hâlâ inanmayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, ``Sizde yiyecek bir şey var mı?`` diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa alıp onu gözlerinin önünde yedi``. Allah`ın kulu, yiyor yani yemek yiyor. Doğal ihtiyaçları var. Allah`ın yemek yemeye ihtiyacı olmaz inşaAllah. Bak, (Markos, 2/15) ``İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu.`` Allah yorulur mu? Haşa. İnsan olduğu için yoruluyor Hz. İsa (a.s.). ``Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, ‘bana su ver, içeyim` dedi``. Allah`ın kulu işte, susuyor, acıkıyor. ``Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı.`` (Markos, 1/35) ``Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı`` diyor yine. (Markos, 6/46) ``İsa öğrencilerine, ‘Ben dua ederken siz burada oturun` dedi.`` (Markos, 14/32) Kardeşim burada yani el insaf, ne yapıyor bu insanlar? Bu ``LA İLAHE İLLALLAH``ın mutlaka bu yüzyılda, süratle insanlar tarafından kabulü çok hayatidir. Şirkten dolayı Avrupa kan ağlıyor, Amerika kan ağlıyor. Bu şirki bırakacaklar, inşaAllah. Tasaffi edecek (temizlenecek) Hristiyanlık. Bu, Allah`ın emri, Kuran`da belirtilen Allah`ın emri. Biliyor musun ayeti? ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18264</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-03</pubDate>
<title>İslam Dünyasında Zulüm Gören Milyonlarca Mazlumdan, İslam Aleminin Birliği İçin Gayret Etmeyen Her Müslüman Sorumludur</title>
<description><![CDATA[Sayın Adnan Oktar yerel kanallarda her gece canlı olarak yayınlanan röportajlarında Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı acıları sık sık gündeme getirmektedir. Ancak Sayın Adnan Oktar`ın İslam dünyasına yaptığı bu çağrılar yeni değildir. Sayın Adnan Oktar Temmuz 2001 tarihinde basılan ``İslam`ın Kışı ve Beklenen Baharı`` kitabında da, internet sitelerinde ve çeşitli gazetelerde yıllardır yayınlanan makalelerinde de İslam coğrafyasında yaşanan acılara, şehit olan kardeşlerimize dikkat çekmiştir. Tüm Müslüman alemini bu mübarek birliğin kurulması için gayret etmeye, bu yolda yapılan çalışmaları desteklemeye davet eden Sayın Adnan Oktar, zulme rıza göstermenin de zulüm olduğu gerçeğini defaatle vurgulamıştır. Unutulmamalıdır ki büyük İslam coğrafyasında akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, Türk İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman  sorumludur.<br><br>İnsanların çok büyük bir bölümünün Pakistan`da, Keşmir`de, Patani`de, Burma`da, Doğu Türkistan`da yaşananlar hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Hatta birçoğu bu bölgelerin adını dahi bilmemektedirler. Bu bölgelerde yaşayan Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi değillerdir. Bir kesim ise yapılan zulüm ve haksızlıkların farkındadır. Ancak bu kişilere yardım edebileceğini, zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki oluşturmaz. Oysa iman eden bir insan, her duyduğundan ve her gördüğünden sorumludur. Allah Kuran`da Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:<br><br><b>``Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ``Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katın-dan bir yardım eden yolla`` diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?``</b> (Nisa Suresi, 75)<br><br>Bu yazı hazırlanırken amaçlanan da, dünyanın dört bir yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını tüm açıklığıyla ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp çözüm yolları aramaya davet etmektir. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken İslam ahlakının yaygınlaşması için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur. Ve kuşkusuz insanı ahirette büyük bir vebal altında bırakır.<br><br><b>PAKİSTAN</b><br><br>2009 yılının Mayıs ayında Pakistan`ın Swat bölgesinde yaşanan çatışmalardan dolayı 2.5 milyondan fazla Müslüman evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. BM yetkilileri tarafından son on yıl içinde görülen en büyük mülteci krizi olarak değerlendirilen Pakistan‘daki bu durumu bire bir yaşayan Müslüman kardeşlerimizden 2 milyon kadarı mülteci kamplarına sığınmıştı. Geçtiğimiz aylarda bir kısmı çatışmaların son bulması üzerine evlerine geri dönmeye başladılar. Ancak 1,5 milyondan fazla Müslüman halen mülteci kamplarında ayakta kalmak için mücadele veriyor. Yiyeceğin çok zor bulunduğu, içme ve temizlenme için yeterli suyun bulunmadığı, salgın hastalıkların pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olduğu bu zorlu ortamda yüz binlerce insan kışın şiddetli soğuğunda, yazın kızgın sıcağında çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan Müslüman kardeşlerimizin durumu o kadar zor ki, tarif ettiğimiz mülteci kamplarına ulaşanlar kendilerini kurtulmuş sayıyorlar. Çünkü yurtlarından çıkanların bir kısmı kayıp, bir kısmı ise neredeyse açlık sınırında yaşayan çok fakir bölgelere yerleşmek mecburiyetinde kalmış ve bu insanlara herhangi bir yardım ulaştırılamıyor. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18263</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-03</pubDate>
<title>Türk İslam Alimi Darwin'in Teorisine Meydan Okuyor - 09.12.2008  Diğer/Pajhwok Afghan News </title>
<description><![CDATA[Merkezi Kabil`de bulunan Afganistan`ın önde gelen bağımsız haber ajansı Pajhwok Afghan News, 9 Aralık 2008`de Sayın Adnan Oktar'ın evrim teorisinin yalanlarını ortaya döktüğüne dair bir haber yayınladı. Yazarın bir röportajında ``<i>On yıl içinde Darwinizm bir tarih olacak ve insanlar Darwinizmi yalnızca tarihin bir parçası olarak hatırlayacaklar... <br>Darwinizm tüm dünyada bir çöküş yaşadı... Evrimin olmadığını gösteren 100 milyon fosil var</i>`` dediğini nakletti. <b>Yaratılış Atlası</b>`nın tüm dünyada uyandırdığı etkiye de değinilen haberde, yazarın evrim teorisine meydan okuduğu bildirildi.<br><br><a href="http://www.dunyadanyankilar.com/haberDetay.php?haberId=1220" class="SidesTableText">http://www.dunyadanyankilar.com</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18259</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-03</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: Bazen bir konunun çözümü, yalnızca olaya ''daha farklı bir bakış açısıyla bakmakta''dır</title>
<description><![CDATA[Her insanın, hayata bir bakış açısı vardır. Çocukluğundan itibaren aldığı eğitim, annesinin babasının kişilik yapısı, yaşadığı olaylar, sahip olduğu kültür yapısı bu bakış açısına yön verir. İnsanların olayları algılamasında, sahip oldukları bu bakış açısının önemi o kadar büyüktür ki, bazen iki ayrı insan aynı olayı birbirinin tamamen zıttı olarak algılayabilir.<br><br>Örneğin kimi zaman insan, içinden çıkamadığı bir olayla karşılaştığında ya da çok zorlandığı bir durum yaşadığında, çok büyük bir sorunla karşı karşıya olduğunu zanneder. Ama bazen aslında ortada sandığı gibi bir sorun hiç yoktur. Ya da bazen de, çok büyük sanılan bu sorunun çözümü, aslında sadece kişinin olaya bakış açısını değiştirmesindedir. İnsan sadece bakış açısını değiştirerek, olayları çok daha farklı şekilde algılayabilme imkanı yakalar.<br><br>Nasıl ki bir insanın, bir sokağın ortasında durup etrafına baktığında gördükleriyle, aynı sokağın aynı noktasındaki bir gökdelenden o sokağa baktığında gördükleri farklı ise; aynı kişinin bir olaya iki değişik bakış açısıyla bakıp değerlendirmesi de aynı şekilde farklıdır.<br><br>Farklı bakış açılarının etkisi, iki kişi arasında bir sorun olduğunda, bu kişilerin her birinin olayları aktarışının farklı olmasında da görülür. Her iki tarafın da içerisinde bulunduğu durum, mazeretleri, haklı oldukları noktalar, yanlış algıladıkları kısımlar, önyargıları ve beklentileri, o olaya bakış açılarına etki eder. Sonuçta da iki farklı bakış açısı ortaya çıkar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18126</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-03</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Afganistan'ı Sahiplendik</title>
<description><![CDATA[<b><u>Kordon TV Röportajından, 27 Temmuz 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar: Yani Türkiye`nin ağırlığını koyup, direkt abi konumunda hatta bütün Ortadoğu`nun, bütün islam ülkelerinin lideri konumuna gelmesi lazım ve sözü geçen bir lider olarak.</b> Çünkü, Türkiye, çok aklı başında insanların samimi insanların bulunduğu bir ülke. Çok vicdanlı insanların olduğu bir ülke, ordusu mükemmeldir. Çok çok vicdanlıdır, böyle kılı kırk yarar, çok iyi eğitimlidir. Ve bütün ülkelerde seviliyorlar, nereye gitseler seviliyorlar. Mesela Irak`a gidiyorlar seviliyorlar, Bosna`ya gidiyorlar seviliyorlar, Somali`ye gidiyorlar, seviliyorlar, her yerde saygı görüyorlar. AFGANİSTAN`DA ÇOK SEVİLİP, SAYGI GÖRÜYORLAR. Bu fiili bir durum var.<b> DEMEK Kİ BÜTÜN ORTADOĞU, BÜTÜN İSLAM ALEMİ Türk ordusunu seviyor ve VE TÜRK MİLLETİNİ SEVİYOR. DEMEK Kİ AĞABEYLİK YAPMALARINI İSTİYORLAR. </b>Yani Türkiye`nin burada ortaya çıkıp, bir lider çıkarıp ortaya, bir manevi lider ortaya çıkarıp gerekirse, bu ağabeyliği yerine getirmesi gerekiyor, islam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de. Yani Türk-islam birliğinin acil olarak oluşması bütün bölge için şart.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18063</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-02</pubDate>
<title>Ortadoğu Neredeyse Tamamında Vizeler Kaldırıldı</title>
<description><![CDATA[<b>Hilal TV, 27 Aralık 2008<br><br>Adnan Oktar:</b> İslam Birliği bir an önce olmazsa bizi çok büyük sıkıntılar, zorluklar bekliyor gibi görünüyor. Yani Türk İslam Birliği hem Türkiye`nin Türklük aleminin hem İslam aleminin tek kurtuluşudur. Bu konuda gecikme çok büyük sorumluluk getirir. Çok büyük bir vicdani sorumluluk gerektiren bir durumdur bu, bizi kardeşlerimizden ayırdılar biz Azerbaycan`dan niye ayrı olalım, niye Türkmenistan`dan ayrı olalım, niye Kazakistan`dan ayrı olalım. Yani Konya`dan, İzmir`den biz ayrı oluyor muyuz? Bu ne kadar mantıksızsa o da o kadar mantıksız. Pasaportun, vizenin kalkması gerekir, sınır kapılarının açılması gerekir, hatta Ermenistan, Gürcistan, Litvanya, İsrail için de bunlar geçerli. Bunların hepsi inşaAllah büyük bir Osmanlı Birliği gibi, güzel bir birlik içerisinde bir Türk İslam Birliği oluşturarak ama modern bir Türk İslam Birliği oluşturarak mutlu, güzel, müreffeh, zengin bir yapıyla inşaAllah neticelendireceğiz.<br><br><b>Denge TV, 9 Aralık 2008<br><br>Adnan Oktar:</b> Türkiye`nin önderliğini kabul etmeyen hiçbir İslam ülkesi ben şu ana kadar görmedim. Türkiye`nin liderliğini kabul etmeyen hiçbir Türk devleti de görmedim şu ana kadar. Daha yeni, Kazakistan yeniden söylediler, Türkiye lider olsun diye. Bütün Türk devletleri Türkiye`nin lider olmasını istiyor. Azerbaycan can atıyor, hatta Ermenistan bile Türkiye ile birleşmek istiyor. Kapılarımızı açalım birlik olalım diyorlar. Bizim tabi bu yazılarımızdan sonra bu izahlarımızdan sonra bu cesareti buldular ve bu düşünce içersine girdiler. Ermenistan, Gürcistan hatta Litvanya hatta Rusya`da bile Türk birliğinin içinde yer alacaktır. Türk İslam Birliğinin içinde yer alacaktır inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18241</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-02</pubDate>
<title>Ölümün Yeri, Zamanı Ve Şekli Kaderde Belirlidir</title>
<description><![CDATA[Ölüm, her olay gibi, Allah'ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir. Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse, aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına, saniyesine kadar bellidir. İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek, o son ana doğru hızla yaklaşır. Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.<br><br>Buna rağmen insanların bir kısmı ölümün, Allah'ın ona sebep olarak yarattığı olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar. Her gün gazetelerde ölüm haberlerini okur, ardından da, <b>"Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı; şöyle yapılsaydı ölmezdi"</b> gibi cahilce mantıklar yürütürler. Halbuki her insan kendisine tanınmış süreden ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14155</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-02</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: İnsanın, kendince hiçbir çözüm yolu kalmadığını sandığı bir durumda bile, gerçekten inananlar için mutlaka bir çıkış yolu vardır</title>
<description><![CDATA[İnsanların yaygın olarak düştükleri hatalardan biri de, bir parça zorlukla dahi karşılaştıklarında hemen karamsarlığa kapılmalarıdır. Çoğu insan, bu tür durumlarda ``Mutlaka bu durumu düzeltecek bir çıkış yolu vardır`` diye düşünmektense, nedense öncelikle hep ``Bitti artık``, ``Yapacak bir şey yok``, ``Buraya kadarmış``, ``Açmaza girdik``, ``Bu konu burada tıkandı artık`` gibi mantıklarla hareket edip tüm çözüm yollarının tükendiğine inanmaya eğilimlidirler.<br><br>Oysa ki şartlar ne kadar zorlu ve eldeki imkanlar her ne kadar kısıtlı olursa olsun ve insan her ne kadar yapılabilecek her şeyi yapmış olursa olsun, mutlaka her zaman için yeni bir çıkış yolu olabileceğine inanmalı ve ümidini asla kaybetmemelidir.<br><br>Allah Kuran'da, Allah'a inanan bir kimsenin hiçbir konuda asla ümit kesmeyeceğini şöyle bildirmiştir:<br><br><b>"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez."</b> (Yusuf Suresi, 87)<br><br><b>Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."</b> 15/55)<br><br>Dolayısıyla bir müminin, karşısında nasıl bir durum olursa olsun, -dolaylı yoldan da olsa- asla ümitsizliğe, karamsarlığa ya da olumsuz düşüncelere kapılmaması gerekir. Bu Müslümanlara, Allah'ın bir emridir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18125</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-02</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Ali Bardakoğlu: Sorunların Nedeni Sevgisizlik</title>
<description><![CDATA[<b><u>Islam Channel , Röportajından, 21 Haziran 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar:</b> Evet dünyada gereksiz bir kargaşa var. Dünya bir hayli büyük. Bütün insanlara yetecek gibi ve bütün insanların gıda ve barınma sorunlarını da  çok rahat halledebileceği gibi.<b> SADECE SORUN SEVGİ. SEVGİSİZ BİR DÜNYA GÖRÜYORUM. SEVGİNİN BİR AN ÖNCE DÜNYAYA HAKİM OLMASI GEREKİYOR.</b> Bunun içinde dindar toplum olmasında dünyanın çok büyük fayda var.<br><br><b><u>Dem TV Röportajından, 9 Ekim 2009</u></b><br><br><b>Adnan Oktar: DARWİNİSTLER, DÜNYAYA EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ YAPMIŞLARDIR, İNSANLARDAN SEVGİYİ ALMIŞLARDIR. </b>İnsanların evinde şu an sevgi yok, sokağa çıkan herkesin gözü yerde kimse kimseye bakamıyor. Yani çok nadirdir bir başkasına bakabilen,<b> HERKES BİRBİRİNDEN KORKUYOR, VE DÜNYANIN HER YERİNDE VAR BU VE SEVGİSİZLİK YANİ GÖZLERDEN AKIYOR SEVGİSİZLİK.</b> Mat ve anlamsız bakışlarla geziyor insanlar. Halbuki gözlerde aşk olması lazımdı, tutku olması lazımdı, sevgi olması lazımdı, kardeşlik ve coşku olması gerekiyordu, bunlar yok. İşte darwinizm insanlardan bunu aldı. Mehdi bunu insanlara geri getirecek işte, Mesih geri getirecek. Sevgiyi, şefkati, merhameti, muhabbeti getirecek ve tam gerçek adaleti getirecek inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18062</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-01</pubDate>
<title>Ahir Zaman'da Güzel Ahlakın Yayılması İçin Gösterilen Her Çaba Çok Değerlidir</title>
<description><![CDATA[Ahir Zaman, Peygamber Efendimiz (sav)`in hadis-i şeriflerinde kıyamete yakın bir vakitte yaşanacağını bildirdiği ve belirli olayların art arda meydana geleceğini haber verdiği bir zaman dilimidir. Peygamberimizin (sav) bu zaman aralığında gerçekleşeceğini bildirdiği olaylar, içinde bulunduğumuz asırda tahakkuk etmiş, sözü geçen alametler birbiri ardınca zuhur etmiştir.<br><br>Hadislerden anlaşıldığı üzere, Ahir Zaman iki ayrı dönemden oluşmaktadır. Birinci dönemde dünyada yoğun olarak savaşların, çatışmaların, felaketlerin, ahlaki dejenerasyonun ve fakirliğin başgöstereceği, ikinci dönemde ise Hz. Mehdi (as)`ın inkarcı sistemlere karşı fikren verdiği büyük mücadele vesilesiyle yeryüzünün fitneden kurtulacağı ve Hz. İsa (as)'ın yeniden yeryüzüne gelişi ile birlikte tüm dünyada barış, güvenlik, huzur ve kardeşliğin hakim olacağı haber verilmiştir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18239</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-01</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar'ın Anti-Darwinist İlmi Mücadelesinin Etkisi</title>
<description><![CDATA[Sayın Adnan Oktar 1980'lerin başından itibaren Darwinizm'in geçersizliğini ortaya koyan, Darwinizmi yerle bir eden bilimsel delilleri gösteren çok sayıda eser yayınlamıştır. Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinden faydalanılarak hazırlanan belgesel filmler, makaleler, çeşitli afişler, sergiler ve konferanslar, Türkiye çapında çok büyük ve etkili bir anti Darwinist ilmi mücadele yapılmasına vesile olmuş, özellikle 1980'lerden itibaren Darwinizm'in Türkiye'deki etkisi hızla yok olmaya başlamıştır. 80'lerden önce Darwinizm'e inananların oranı %70'lere varırken, gün geçtikçe bu oran hızla düşmüş, bugün ise %5'lere kadar inmiştir. Türk Milleti'nin ve özellikle gençlerin Darwinizm'in geçersizliği hakkında bilinçlenmesi üzerinde Sayın Oktar'ın eserlerinin açık etkisi, Darwinistler tarafından da sık sık ifade edilmektedir. Genetik bilimi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk "Evrim Kuramı'nın Günümüzdeki Konumu" başlıklı konuşmasında bu gerçeği şu şekilde ifade etmektedir:<br><br>"Yıllarca üniversitelerde genetik bilimi hakkında dersler verdim. Şunu gördüm ki... <b>Darwin, bir bilim adamı olarak görülmüyor.</b> Öğrenciler, Darwin`in şarlatan ve din düşmanı olduğunu düşünülüyor.... <b>Öğrenciler, kuramla ilgili sorduğum sorulara çok güzel, yerinde cevaplar vermiş olsa da yazdıkları cevaplara inanmazlardı.</b> Evrim kuramı ile ilgili her şeyin saçma olduğunu düşünürlerdi. <b>80'DEN SONRA BÖYLE DÜŞÜNEN ÖĞRENCİLERİN SAYISI ARTTI... GEÇMİŞTE EĞİTİM SİSTEMİMİZDE DARWİN'E KARŞI BU KADAR TEPKİ YOKTUR. TEPKİNİN YOĞUNLUĞU 1985 YILINDAN İTİBAREN ARTMIŞTIR...</b> Biyologdan tutun, kadın doğumculara kadar üniversitelerde evrim kuramını anlatan kişiler var. <b>Bu kişiler evrim kuramını yeteri kadar bilmedikleri gibi, kabul de etmiyorlar."</b><br>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18225</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-01</pubDate>
<title>Boş Ve Yararsız Şeylerden Yüz Çevirmek Nasıl Olur? Neler "Boş Ve Yararsız"Dır?</title>
<description><![CDATA["Boş ve yararsız şeylerden yüz çevirmek", insanın sadece Allah'ın rızasını kazanacağı davranışlarda bulunmasıyla mümkün olur. Mümin dünyada kendisine verilen süreyi çok iyi değerlendirmesi gerektiğini bilir. Çünkü bu dünyada yaptığı işler sonucunda ahirette sonsuza kadar konaklayacağı yer belirlenecektir. Bu yüzden her yaptığı işle ahirete yönelik bir hayır kazanmaya çalışır. Elbette her insan gibi konuşur, eğlenir, yemek yer, güler, düşünür, çalışır ama bunları yaparken aklında hep insanlara, dine menfaat sağlayacak hayırlı düşünceler vardır. <br><br>Bir müminin yaptığı her hareket bir amaç üzerinedir. Daima kendisine Allah'ın hoşnutluğunu en fazla kazandıracak işe yönelir. Bu konuyu şöyle örneklendirebiliriz: Araba motorlarının gücü hakkında sohbet etmek her insanın yapabileceği bir şeydir. Ancak bir mümin, yapması gereken daha aciliyetli işler varken, saatlerce bu konu üzerinde konuşmaz. Aynı şekilde bir mümin, yanında Allah'ın dinini anlatabileceği bir insan varken, onunla uzun süre bir spor karşılaşmasında hangi tarafın kazanacağı üzerinde de konuşmaz.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18213</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-01</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: Zihninizde, çevrenizdeki insanlarda görmek istediğiniz 'çok iyi ve ideal bir insan' hayal edin. İşte siz de, tam olarak o şekilde olun</title>
<description><![CDATA[Her insanın zihninde ‘iyi ve ideal bir insan modeli` vardır. Sevdiği, birlikte vakit geçirdiği, arkadaşlık ettiği tüm insanlarda bu modeli görmek ister. Ancak üzerinde pek durmadığı konu ise, ‘çevresindeki bu insanların da onda aynı ideal insan modelini arıyor olabilecekleri`dir.<br><br>Her insan karşısındaki kişinin çok anlayışlı, olgun, dengeli, tutarlı, sağlam karakterli, vefalı, dürüst biri olmasını ister. Her ne olursa olsun hiç kızmasın, öfkesine kapılmasın, kırıcı sözler söylemesin, alttan alsın, sabırlı olsun, affetsin, hoşgörsün ister. Zor anlarında, sıkıntıya düştüğünde onu yanlız bırakmasın, elinden gelen her türlü yardımı yapsın ama asla minnet altında bırakmasın, çok fedakar olsun, gerekirse hiç düşünmeden kendinden ödün versin ister. Alabildiğine akıllı, vicdanlı, adil, merhametli, yumuşakbaşlı, muhlis, güzel sözlü, güzel üsluplu olsun, detayları görebilsin, kendisini karşı tarafın yerine koyup düşünebilsin, halden anlasın ister. Önceliği kendine değil hep sevdiğine versin, sevdiği insanların mutluluğunu, huzurunu, rahatını, konforunu ve isteklerini kendininkilerden üstte tutsun ister. Kendi haklılığını değil sevdiklerinin haklılığını arasın, kendi gururunu, enaniyetini muhafaza etmenin peşinde olmasın, bunun yerine hep karşı tarafı önplana çıkaran, onları onore eden ve onları yücelten bir ahlakı olsun ister.<br><br>İman etsin ya da etmesin her insanın ruhunda böyle mükemmel bir insan arayışı vardır. Ancak insan çoğu zaman, sadece kendisinin böyle bir beklenti içerisinde olduğu yanılgısına kapılır. Dünyadaki tüm diğer insanların da, karşılarındaki insanlarda aynı şekilde bu tür özellikler arayacağını çok düşünmez. Oysa ki kendisi tam olarak neler bekliyorsa, karşısındaki insanlar da ondan tam olarak aynı ahlak özelliklerini bekliyorlardır.<br><br>Ancak nefisdeki bencil tutku nedeniyle, -Kuran ahlakını gereği gibi düşünmeyen insanlar- yalnızca kendi beklentilerini önemli görürler. İnsanlarla aralarındaki karşılıklı sevgi, saygı, dostluk, yakınlık, güven, sadakat gibi değerlerin oluşması için, her iki tarafın da bu ahlakı göstermesi gerektiğini düşünmezler. ``Bana karşı anlayışlı olunsun``, ``Bana karşı sevgide, saygıda, güvende bir kusur olmasın``, ``Bana karşı affedici, hoşgörülü ve toleranslı olunsun``, ``Bana karşı en yumuşak, en rahatlatıcı, en güzel üslup kullanılsın`` gibi isteklerine saplantı derecesinde önem verirler. Ama beraberlerindeki insanlar bunlardan sadece birini talep ettiklerinde bile, bunun abartılı ve gereksiz bir talep olduğunu; kendilerinin zaten yeterince olumlu tavır gösterdiklerini ve buna rağmen kendisinden şüphe duyulmasının ise rahatsız edici olduğuna kanaat getirirler. Bunun sonucunda da, gereksiz gördükleri bu tarz talepleri yerine getirmede son derece isteksiz ve ağırdan alan bir tutum sergilerler. Ya da, gerçekten karşılarındaki insanların bu tür beklentilerini haklı bulsalar bile, bu durumda da, ``Önce o bana bu şekilde davransın, sonra zaten ben de ona istediği gibi davranırım`` gibi bir mantık yürütürler. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18124</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-09-01</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Arap Boşluğunu Türkiye Dolduruyor</title>
<description><![CDATA[<b><u>Bağdat TV Röportajından, 2 Mart 2008</u></b><br> <br><b>Muhabir:</b>Bir soru daha sorabilir miyim? Türk İslam Birliği genel projenin gerçekleşmesi gerektiği düşünülen Ortadoğu coğrafyasında biri İran diğeri Suudi Arabistan olmak üzere iki eksen var. İşte İran, Irak, Suriye işte Lübnanla Hizbullah ve Filistin`le Hamas`la ve karşısında da Suudi Arabistan`la Ürdün ve Mısır`ın ve nispeten batı devletlerinin desteğinin oluşturduğu bir blok var gibi gözüküyor. Türkiye burada nerede yer almalı ve nasıl böyle bir coğrafyaya liderlik yapabilir?<br><br><b>Adnan Oktar: Türkiye ağabeylik yaptığında o coğrafya içerisinde Türkiye`nin ağabeyliğini kabul etmeyecek hiç kimse yok. Şiiler de, Caferiler de, Suudiler de, İranlılar da,</b> mesela Sayın Ahmedinejat buraya gediğinde, geldi bir Sünni camide Sünni imam arkasında namaz kıldı. Bu ne demektir, siz eğer lider olursanız ben bunu kabul ediyorum. Açıkça budur. Ben dedi zaten burada siyasi bir mesaj verdim dedi. Çok önemli siyasi bir mesaj verdim dedi. Daha ne desin.<b> Hizbullah da kabul eder, herkes kabul eder, Türkiye`nin liderliğini kabul etmeyecek bu coğrafyada kimse yok. Çünkü Türkiye son derece ılımlı, sevecen, makul bir ülke. İnsanları saygın ve efendi insanlar, son derece kültürlü, görgülü insanlar. Ve yıllarca liderlik yapmış bir ülke biliyorsunuz. Osmanlı döneminden bir tecrübesi var. Bütün Türk ülkelerinin, bütün İslam ülkelerinin ağabeysi olarak ortaya çıkacaktır Türkiye. Bunu herkes görecek. Bunu açık açık da söylüyorum, on yıl sonra bu sözümün altına ben yine imzamı atacağım. İnşaAllah.</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18058</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>Müslüman Sürekli Olarak Kalbinde Allah'la Beraberdir</title>
<description><![CDATA[Müslüman hayatın en önemli sırlarına vakıf olmuş, evrenin yaratılış amacını ve kendisinin bu dünyada neden bulunduğunu kavramış insandır. Dünyanın geçici bir yer olduğunu, Allah`ın takdir ettiği bir zamanda hayatının sona ereceğini bilir ve bu gerçeğe göre yaşar. Her şeyin Allah`ın dilemesiyle gerçekleştiğinin, O`nun dilemesi dışında bir yaprağın dahi düşmeyeceğinin farkındadır. Baktığı her noktada Allah`ı görür, O`nu tesbih eder ve yüceltir. Kalbi sürekli kendisini yaratan ve ona sayısız nimetler bahşeden Rabbimiz'le beraberdir; hiçbir şey onu Allah`ı anmaktan alıkoymaz. Ne yaparsa yapsın, hangi amel ile meşgul olursa olsun, dikkati hep Allah`ta ve O`nun ayetlerindedir. Allah Müslümanların bu özelliklerini bir ayetinde şu şekilde haber vermektedir:<br><br><b>Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)<br></b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18223</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>Reuters Röportajı Belçika Basınına da Konu Oldu - 27.06.2008  Belçika/De Morgen  </title>
<description><![CDATA[<b>Belçika'nın Flemenkçe olarak yayınlanan ve 55 bin tirajı olan tanınmış günlük gazetelerinden</b> <i>De Morgen, 27 Haziran 2008 tarihinde</i> ``Gazetecilerin Gerçeği Bulması Niçin Zorlaşıyor`` başlıklı haberinde evrim teorisine ve bu teoriyi çürüten Sayın Adnan Oktar`ın <i>Yaratılış Atlası adlı eserine bir kez daha değindi. Haberde gazetenin daha önce "<b>Evrim Teorisine Karşı En Büyük Komplo</b>" başlığıyla iki tam sayfa özel yer ayırdığı ve Reuters haber ajansının Sayın Adnan Oktar ile yaptığı <b>röportaj</b> vurgulandı. Ayrıca haberde Sayın Adnan Oktar`ın evrim karşıtı, dindar bir kişi olduğu ve <i>Yaratılış Atlası</i> isimli eserinde, canlıların eski halleriyle günümüzdeki halleri arasında hiçbir değişiklik olmadığını göstererek, canlıların evrim geçirmemiş olduğunu anlattığı belirtildi.<br><br><a href="http://dunyadanyankilar.com/haberDetay.php?haberId=1256" class="SidesTableText">dunyadanyankilar.com/</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18220</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>İyilerle İttifak Etmeyi Ertelemek Doğru Olmaz</title>
<description><![CDATA[Yaşadığımız dünyada kötülük için çaba harcayan çok sayıda insan bulunmaktadır. Bu insanlar, sahip oldukları kötü özellikleri tüm insanlara yaymak, onları bu kötülüklerin etkisi altına almak için, şeytanın da sevkiyle işbirliği halindedirler. Günümüzde son derece etkili bir hale gelen kötülerin ittifakına karşı, iyilerin de zorlukları göze alarak vakit kaybetmeden birbirleri ile ittifak etmeleri ve var güçleriyle kötülüklere karşı koymaları gerekmektedir. <br> <br>İçinde yaşadığımız dönem, insanların birbirlerinin hatalarını, eksikliklerini araştırmalarının, her insana bir kabahat bularak onu gözden çıkarmalarının zamanı değildir. Aksine ``Ben Müslümanım`` diyen, ``Ben vicdanlı, iyi bir insanım`` diyen herkes ittifak etmeli, kötüleri güçlendirecek ve cesaretlendirecek her türlü davranıştan kesinlikle kaçınmalıdır.<br> <br>Tüm iyi hasletlerini kaybetmiş, acıma duygusunu yitirmiş, manevi değerleri tamamen göz ardı eden insanların ortaya koydukları zulüm ve kötülüklere engel olmak için vicdan sahibi inançlı insanların ittifak ederek, yeryüzünde kötülüğün yerine iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için yoğun bir çaba içine girmeleri gerekmektedir. Yeryüzündeki zulüm ve bozgunculuğu önlemenin tek yolu müminlerin ittifak içinde hareket etmeleridir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/4224</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: Gerçek sevgi ancak saygı ile yaşanabilir</title>
<description><![CDATA[Sevgi, her insanın isteyeceği, Allah'ın çok büyük bir nimetidir. Ahlakı, kişiliği, inancı, kültürü, yaşam tarzı her ne olursa olsun, her insan çevresindeki insanlarda sevgiyi arar.<br><br>Ancak sevgiyi bu kadar önemli gören insanların yalnızca çok az bir kısmı saygının da, en az sevgi kadar önemli bir duygu olduğunun farkındadır.<br><br>Oysa ki sevgi ne kadar güzel bir nimet olursa olsun, saygı olmadan bu duygunun tam anlamıyla ve sürekli olarak yaşanabilmesi mümkün olmaz. Saygı olmadığında sevgi çok ilkel bir düzeyde kalır. Bir insana duyulan sevginin ‘gerçek sevgi` olabilmesi için, bu kişiye saygı duyulması da şarttır.<br><br>Bir insan hayatında pek çok şeyi sevebilir. Kedilere, köpeklere, çiçeklere, yiyeceklere, evlere, arabalara ve bunlar gibi daha pek çok şeye tutku derecesinde bir ilgi ve sevgi duyabilir. Ama tüm bunlar, bir insana duyulan sevgi derinliğinin ve bu derinliğin insan ruhunda oluşturduğu güzelliğin hazzıyla asla kıyaslanamaz.<br><br>Allah insanı, tüm diğer varlıklardan farklı olarak ‘ruh sahibi` olarak yaratmıştır. Dolayısıyla tüm diğer varlıklardan farklı olarak, bir insanın, ruhundaki zenginlik ile karşı tarafta oluşturacağı etki de aynı şekilde farklıdır. Her insan, ruhunun güzelliği oranında sevgiyi yaşar. Kendisinde ne kadar çok sevilecek ve saygı duyulacak özellik varsa, insanlar onu bu oranda sevip sayarlar. Aynı şekilde kendi ruhunda da, bir insandaki sevilip saygı duyulacak özelliklere karşı ne kadar duyarlılık varsa, o da, insanlardaki güzellikleri o oranda görüp onlara o oranda sevgi ve saygı duyabilir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18123</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-31</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Türkiye'ye Teşekkür  </title>
<description><![CDATA[<b><u>Kıbrıs Postası röportajından, 23 Eylül 2009</u></b><br><br><b>Adnan Oktar:</b> Burada bir coşku var. Hamiyetperverlik var. Bir koruma hissi var. Bir adalet hissi var. Osmanlı'nın adaleti malumdu. Ve Türk ordusuna karşı dünyada güven tamdır. Türk ordusu dedin mi dünyada her yerde çok seviliyor. Mesela Bosna`ya gitti, Türk askerlerini sevinçle karşıladılar. Mesela, başka ülkelere gidiyor. Farz edelim, Afganistan`a gidiyor orada da sevgiyle karşılıyorlar. Her yerde Türk ordusuna karşı müthiş bir sevgi var. Bu Türklere karşı olan sevgiden kaynaklanıyor. Çünkü, Türklerde genellikle bir merhamet, adalet, sevecenlik duygusu var. Bu diğer dünyadaki ülkelerde rastlanan bir şey değil.<br><br>Gazze`ye yardım götürmek amacıyla yola çıkan ``Filistin`e Yol Açık`` konvoyu, yardımları yetkililere iletti. Hamas hükümetinin Başbakanı Haniye, Erdoğan ve Türk milletine teşekkürlerini iletti.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18057</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-30</pubDate>
<title>Müminler Insanlara Göre Değil Kuran'a Göre Ahlaklarını Geliştirirler</title>
<description><![CDATA[Kuran`da iyilikler ve kötülükler birbirinden apaçık ayrılmıştır. Allah ayetlerde sürekli olarak insanlara iyiliği, güzel davranışlarda bulunmayı emreder. Kötülüğe iyilikle karşılık verilmesini, af yolunun benimsenmesini, haklı olunsa dahi haktan feragat etmenin daha hayırlı olacağını, bunun gibi pek çok güzel ahlak özelliğini tarif etmiştir. Bir ayette Allah iyilikle kötülüğün eşit olmayacağını buyurmuştur (Fussilet Suresi, 34). Herşey insanın ahireti açısından bir deneme konusudur. İman eden bir kişinin üzerine düşen sabır göstermektir. Şuurlu, berrak bir akılla konuları değerlendirip bunların bir deneme konusu olduğunu akıldan çıkarmamak Müslüman bilincinin bir göstergesidir. <br><br>İnsan kendi kendine ``ama bu konu farklı, şu konu farklı`` gibi değerlendirmelere girerse çok yanılır. Küçük büyük diye bir konu yoktur. Herşey bir bütündür. Ve Müslümanın hayatı boyunca sınandığı temel konulardan bir tanesi Allah rızası için güzel ahlakı göstermek, nefisten yana değil, Allah`tan yana nefse karşı tavır almaktır. Ömrü boyunca, üzerine düşen sorumluluk, Müslümanca, Allah`ın beğeneceği düşünce ve tutum üzerinde olmak, Kuran`a uymaktır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18212</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-30</pubDate>
<title>Sayın Mahmud Ahmedijenad’ın İstanbul Ziyareti Sırasındaki Açıklamaları</title>
<description><![CDATA[İran, Türkiye, Suriye ve Irak'ın iktisattan kültüre, siyasetten güvenliğe kadar her alanda işbirliğine gitmeleri tabiidir. Zira bu ülkeler aynı kültür havzasına aittir.   Türkiye'nin ilerlemesini kendi ilerlememiz gibi görüyoruz. Biz Kardeşiz. Aynı Dine Mensubuz. Halkı ve hükümetiyle Türkiye'yi çok seviyoruz. Çok seviyoruz.   Türkiye ve İran İmkanlarını birleştirerek birbirini tamamlayabilir. İki ülke arasındaki işbirliği büyük bir güç oluşturabilir. Bu güç bölge ve dünya barişinin tesisinde kullanilabilir. İzzet yolunda beraber yürümeye azmedersek bunu gerçekleştirebiliriz. Ne mutlu bize ki bu irade bugün iki ülkede de mevcuttur.   Biz Türkiye'yi içten seviyoruz. Türkiye ile daima beraber olacağız.   Sayın Ahmedinejad'ın verdiği bu mesajların İslam Birliği yönünde önemli açıklamalar olduğu Türk basınında da yer aldı. Bunlardan biri Sn.Hakan Albayrak'ın 16 Ağustos 2008 tarihli, "Ahmedinejad'ın Ziyareti: Tarihte Yeni Bir Sayfa" başlıklı yazısı idi:   "Türkiye'yi ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın dün İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında verdiği bu beyanatlar, yepyeni bir İran-Türkiye Vizyonu'na işaret etmektedir. Bu vizyon, bir muhabbet vizyonudur. Bu vizyon bir stratejik ortaklik vizyonudur. Bu vizyon bir yoldaşlık vizyonudur. Bu vizyon bir ittifak ve hatta bir ittihad (birlik) vizyonudur... Bundan sonra yol, birlik ve beraberlik yoludur. İkili ilişkilerde yaşanan ufak tefek sıkıntılar bu gerçeği asla gölgeleyemez. İran Cumhurbaşkanı, bir Osmanlı camiinde Sünni kardeşleriyle omuz omuza Cuma namazı kılarak tarihte yeni bir sayfa açıldığını müjdelemiştir. Onu sevinç gösterileri ve tekbir sesleriyle karşılayıp uğurlayan cemaat de tarihte yeni sayfanın açıldığını coşkuyla teyit etmiştir. Mübarek olsun." (Hakan Albayrak, Yeni Şafak, 16.8.2008)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18207</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-30</pubDate>
<title>Orta Doğu'daki En Cesur Kişi - 14.02.2010  ABD/FM </title>
<description><![CDATA[Amerika`nın Kuzey Carolina bölgesinden yayın yapan başlıca radyo istasyonlarından <i>FM Talk 101.1</i>, 9 Şubat 2010 tarihinde Sayın Adnan Oktar ile canlı bir röportaj yaptı. Allan Handelmann gerçekleştirdiği röportajı, kendi internet sitesinden ``Orta Doğu`nun En Cesur Adamı`` başlığı ile tanıtarak şunları ifade etti:<br><br>Adnan Oktar... Yaratılış-evrim tartışmasında Müslüman yaratılışçılığın tanınmış bir savunucusu. Daha da dikkat çeken ise, Müslümanların diğer dinlere karşı toleranslı olmasını savunuyor; Darwinizmin bir ürünü olduğunu söylediği antisemitizm ve terörizmi açıkça lanetliyor. Talk<br><br><a href="http://www.dunyadanyankilar.com/haberDetay.php?haberId=1244 101.1" class="SidesTableText">http://www.dunyadanyankilar.com</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18205</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-30</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: İnsanlara fayda vermek amacıyla yapılan bazı tavırların ardında gizlenebilen enaniyet tehlikesine karşı dikkatli olmak...</title>
<description><![CDATA[Enaniyet, nefiste var olan ve insanın hayatı boyunca çok büyük bir titizlik, dikkat ve uyanıklıkla sakınması gereken kötülüklerden biridir. İnsanı, kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir ahlaka, hayat şekline ve bozuk bir mantığa sürükleyebilecek çok tehlikeli bir duygudur. Enaniyetin en derin boyutunda yaşayan şeytanın da, insanı hayatının sonuna kadar bu yönde aldatmaya çalışacağı düşünüldüğünde, enaniyete karşı ne kadar dikkatli bir yaklaşım içerisinde olunması gerektiği çok daha iyi anlaşılmaktadır.<br><br>Nefsin, insanı açıktan açığa enaniyete sürükleyebileceği pek çok konu vardır. Ancak bunların yanı sıra, bir de gizlice ve sinsice bu duyguyu yaşatabileceği durumlar söz konusudur. Bazen nefis, son derece meşru, rahmani ve faydalı tavırları, gizlice kişinin enaniyetini sürdürecek bir zemin bulması için kullanabilir. İşte bu meşru konular arasında ‘insanlara iyiliği hatırlatmak, faydalı tavsiyelerde bulunmak ya da eleştiri yapmak` gibi davranışlar da vardır.<br><br>Tüm bunlar Kuran ahlakına uygun tavırlardır. İman eden bir kimsenin, çevresindeki insanlara fayda verecek, onları daha iyi ve daha güzel hale getirecek, daha rahat ve daha huzurlu yaşamalarına vesile olacak maddi ya da manevi konularda düşüncelerini belirtmesi son derece güzel bir davranıştır. Ancak bazen, enaniyetli bir insan, bu tarz tavırlarla, enaniyetini daha da geliştirecek ve besleyecek bir zemin bulabilir. Sürekli olarak başkalarının kusurlarını tespit eden, yanlışlarını düzelten, onlara akıl veren, doğru yolu gösteren bir konumda olmak, böyle bir kişinin kendini gereğinden fazla büyütmesine neden olabilir. Ona tüm bu tespitleri yaptıranın, insanların hayırlarına vesile olmasını sağlayanın yalnızca Allah olduğunu unuttuğu takdirde, bu kişi, bu tavırlarıyla kendini çevresindeki herkesten daha üstün gören yanlış bir inanca kapılabilir.<br><br>Hatta bunun için çoğu zaman insanların illa ki çevrelerindeki kişilerde bu tarzda eleştiriler, yönlendirmeler ya da düzeltmeler yapmalarına da gerek yoktur. Bazen sıradan günlük konuşmalarda ya da sohbet aralarında dile getirilen fikirler, tavsiyeler ya da verilen basit talimatlar bile, bu kişilerin enaniyetlerinin beslenmesi için yeterli olabilir.<br><br>Ve bu durumdaki kişiler her zaman için nasıl bir tehlikeyle iç içe olduklarının farkına varmayabilirler. Çünkü görünürde yaptıkları yanlış bir şey yoktur aslında. Ama bu tarz bir konumda olmak; insanları yönlendirebilmek, etrafına sözünü geçirebilmek, isteklerini yaptırabilmek, içten içe kişinin enaniyetinin giderek gelişmesine yol açar. İnsan, nefsinde oluşan bu olumsuz gelişmeyi, ancak enaniyetiyle çatışan bir durum olduğunda fark eder.<br><br>İşte nefsin insanı gizliden gizliye böyle bir tehlikenin içine sürükleme ihtimaline karşı, enaniyete kapılma riski olan bir insanın son derece dikkatli olması çok önemlidir. Böyle bir kişi, ne kadar meşru da olsa, insanları yöneten, onlara akıl veren, eleştiren bir konumda olmaktansa; yönlendirilen, tabi olan, başkalarının akıllarından istifade edip onlara uyan bir yaklaşım içerisinde olmayı tercih etmelidir. Enaniyetini tam olarak ezdiğinden emin olana kadar, bu ahlakın kendisine çok daha fazla fayda vereceğini unutmamalıdır. Özellikle de % 50`ye 50 olan, yani her iki tarafın da aşağı yukarı benzer fikirler öne sürdüğü veya her iki tarafın da hemen hemen aynı oranda haklı oldukları durumlarda, böyle bir kişinin kendinden feragat edip karşı tarafın düşüncelerini ya da haklılığını kabul etmesi önemlidir. Tüm bunlar, bu kişinin içindeki tevazu duygularının giderek gelişmesine vesile olabilecek; kendisini başkalarından daha üstün görme isteği ve iddiasının giderek azalıp ortadan kalmasını sağlayacak ve kişinin mazlum, muhlis, aczini bilen bir insan olmasına imkan oluşturacaktır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18122</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-30</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Hayvancılığa Verilen Destek Artıyor</title>
<description><![CDATA[<b><u>Çay TV, Röportajından 4 Mart 2009</u> </b><br><br><b>Adnan Oktar:</b> Ben aylar önce röportajlarımda bunu söyledim. Bir kıtlık tehlikesi var dedim. MazaAllah Türkiye de bu tehlikenin içerisine girebilir. Ama biz dedik Türk İslam Birliği`yle bu beladan bu rahatsızlıktan çıkacağız  inşaAllah. Fakat şöyle tedbirler alınsın dedim. Bir kere tarımla ilgili her türlü çalışmada devlet birinci dereceden destek sağlasın, tarım aletleri, tohum alımı, zirai ilaçlama ve her türlü tarımda kullanılan alet edevatın alımı. Bunlarda çiftçiye alabildiğine kolaylık sağlanması ama tabi israf ettirmemek ona itina etmek paranın gerçekten oraya  gittiğini görerek parayı bu yere kaydırmak. <b>İkincisi, hayvancılık. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığa çok önem verilmesi bununla ilgili hem devletin hem de özel sektörün her türlü hatta kümes hayvancılığı dahil her türlü faaliyetinin alabildiğine desteklenmesi,</b> bu iki hususa çok dikkat edilmesi gerekiyor dedim.<br><br><b><u>Hilal TV, 27 Aralık 2008</u></b> <br><br><b>Adnan Oktar:</b> Benim tavsiyem şunlar, bir kere ücretsiz hastaneler oluşturulması lazım. Kaliteli ve güzel hastaneler oluşması lazım. Halkın ücretsiz yiyecek alabileceği yerler oluşturulması lazım. Yani, açık marketler, yani halk ihtiyacı kadar alabileceği gibi yerler oluşturulması lazım. Önceden yiyecek stoku yapılması lazım ve tarıma çok önem verilmesi gerekiyor.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18054</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-29</pubDate>
<title>İhlası kazanmanın yolları: Her İşte Allah'ın Rızasının En Çoğunu Gözetmek </title>
<description><![CDATA[Karşılaştığı her olayda olabilecek en ihlaslı tavrı göstermek isteyen bir insanın her işinde "Allah'ın rızasının en çoğu"nu kazanma arayışı içinde olması gerekir. Allah'ın bu emri <b>"Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü  Allah'adır..."</b> (Maide Suresi, 48) ayetinde geçen "hayırlarda yarışınız" sözleriyle insanlara hatırlatılmıştır. Bir başka ayette ise şu şekilde buyurulmuştur:<br><br><b>"Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir."</b> (Fatır Suresi, 32)<br><br>Ayette de bildirildiği gibi, Allah'a iman ettikleri halde 'orta bir yol tutan' insanlar da vardır, 'hayırlarda yarışıp öne geçenler' de. İhlas sahibi bir Müslüman hayırlarda yarışmaktadır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17050</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-29</pubDate>
<title>Türk-İslam Birliği Dünya Güvenliğine Zemin Olacaktır</title>
<description><![CDATA[Türk-İslam Birliği'nin oluşturulmasıyla, öncelikle kendi içinde bir bütünlük ve uzlaşma sağlayacak olan Türk-İslam ülkeleri, uluslararası alanda da barışa, hoşgörüye ve istikrara dayalı bir siyaset izleyeceklerdir. Ayrıca AB ülkelerinin ve ABD'nin Türk-İslam ülkeleriyle ilgili herhangi bir durumda bağlantıya geçebilecekleri bir merkezin olması da, yine Batı ile olan ilişkileri güçlendirecek ve istikrar kazandıracaktır.<br><br><b>Türk-İslam Birliği'nin Müslüman Dünyasına Faydaları</b><br><br>Müslüman ülkeler arasında sağlanacak siyasi ve ekonomik iş birliği Türk-İslam dünyasında istikrar sağlayacaktır. Bu istikrar, Batı dünyasının Müslümanlarla daha dengeli bir ilişki kurmasına da aracı olacaktır. <br><br>Türk-İslam dünyası, sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik önemi ile bugün oldukça büyük bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle kurulacak olan bir Türk-İslam Birliği hem bu potansiyellerin en iyi şekilde değerlendirilmesi hem de tüm dünya ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/3669</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-29</pubDate>
<title>Müslüman Yaratılışçılığın En Aktif Ve En Köklü Merkezi Türkiye - 19.05.2010 </title>
<description><![CDATA[İsviçre'nin 1868'de kurulmuş, Fransızca olarak yayın yapan günlük gazetelerinden Le Courrier, 19 Mayıs 2010 tarihinde Cenevre ve Lozan şehirlerinde gerçekleştirilecek olan Harun Yahya konferanslarını haber yaptı. Haberde konferansla ilgili şöyle bildirildi:<br><br><b>KONFERANS – Darwin`in teorisini Kuran adına reddediyor. Türk kökenli bir Müslüman olan Harun Yahya gelecek Çarşamba Cenevre`ye bekleniyor.<br><br>Cenevre bugünlerde üzeri büyük bir SAHTE yazısı ile çizilmiş evrim şemasını gösteren göz alıcı afişlerin asılı olduğu caddelerini görüyor.</b> Afişler Harun Yahya adıyla bilinen Yaratılışçı Müslüman Adnan Oktar`ın hayatın kökeni hakkında bilimsel bir konferans için gelişini haber veriyorlar. 2 karşılaşma İsviçre`nin Fransızca konuşulan bölgesinde olacak, biri 25 Mayısta Lozan`da, diğeri ertesi günü Cenevre`nin Uluslararası Konferans Merkezi`nde [International de Conférences de Genève (CICG)] olacak.<br>Harun Yahya daha önce de 2007 yılında İsviçre`deki ve aynı zamanda Fransa, Belçika, Kuzey Amerika`daki okul ve kütüphanelere <b>Yaratılış Atlası</b> kitabının ulaşmasıyla kendisinden bahsettirmişti... <b>Gösterişli kapaklı ve dikkat çekici 770 sayfalık eser, evrim teorisini bir kez daha Kuran adına reddediyor</b> ve Darwinizmi tüm kötülüklerden -terörizm, komünizm ve de faşizmden- sorumlu tutuyor...]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18197</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-29</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: Bilmiş insan, bilmişliğin iticiliğinin farkına varmayabilir... Ancak insan kendisine yapılmasını istemediği bir tavrı, başkalarına da yapmamalıdır.</title>
<description><![CDATA[Toplumda ‘herşeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünerek hemen her konuda öne atılan ve insanlara bilgiçlik taslayan kimseler ‘bilmiş` olarak adlandırılır. Bu özelliğe sahip olan insanlar genellikle, bahsi geçen hemen her konuda, -bilgileri olsa da olmasa da- mutlaka bir fikir öne sürmeleriyle ve her konuşma ortamında mutlaka söyleyecek bir şeyleri olmasıyla bilinirler.<br><br>Bilmiş insanlar, kendilerini dünya yalnızca kendi etraflarında dönüyormuşçasına önemli görürler. Her olayın merkezinde kendilerinin olduğunu sanırlar. O olmasa, o konuşmasa, o fikir vermese, insanların pek çok önemli bilgiden mahrum kalacaklarına inanırlar. Bu yüzden de yanlarında konuşulan her konuya karışmadan, duramazlar. Bu davranış şekli, bu kimselerde adeta bir hastalık halini almıştır. Kendilerini ilgilendirmeyen ve hiçbir bilgilerinin olmadığı konularda bile en önemli sözleri kendilerinin söylediğine inanırlar. Kendilerinden herhangi bir yardım talep edilmediği, fikirlerinin sorulmadığı, hatta karışmamasının rica edildiği durumlarda dahi, kendilerine hakim olamaz ve olaylara müdahale etmek isterler.<br><br>Bu tavır bozukluğunun önemli göstergelerinden biri ise, başkalarının çok rahat akledebilecekleri konuları sürekli olarak onlara hatırlatmak, onlar daha söze başlamadan önce davranarak sanki ilk kendisi keşfetmiş ve başkaları bunları bilmiyormuş gibi söylemektir. Örneğin bir yere gitmenin iki alternatifi varsa, belli ki ilgili kişi de bunlardan birini tercih edecektir. Bu bilinen bir gerçektir. Ama bilmiş insan bunu da söylemeden duramaz. Sanki o iki alternatifi de sanki ilk kez kendisi keşfetmişçesine, ``Burdan git, o olmazsa o zaman şurdan da gidebilirsin`` der.<br><br>Bu kişilerin yanılgıya kapıldıkları en önemli konulardan biri ise, gösterdikleri bu davranış şekline rağmen, çevrelerindeki insanlar tarafından son derece sempatik bulunduklarını sanmalarıdır. Konuşmalarının herkes tarafından çok beğenildiğine, fikirlerinin çok önemsendiğine ve çevrelerindeki insanların onlardan gelecek olan bilgilendirmelere çok ihtiyaç duyduklarını zannederler. Eğer kendileri konuşulan konulara katılmayacak, fikir vermeyecek ve düşüncelerini belirtmeyecek olurlarsa, olayların aksayacağına, konuların halledilemeyeceğine ve insanların yapılması gerekenleri düşünemeyeceklerine inanırlar. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18121</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-29</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Türkiye Süper Güç Olacak</title>
<description><![CDATA[<b><u>Çay TV röportajından, 23 Temmuz 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar:</b> Herkes samimi olarak inansın gerçekten Türkiye iyiye gidiyor ve gerçekten süper devlet olacağız.<b> TÜRKİYE HİÇ TARİHTE OLMADIĞI DERECEDE BÜYÜK BİR DEVLET OLACAK.</b>Türk İslam Aleminin lideri olacak inşaAllah. Bu tarihi misyonun başlangıç aşamalarındayız. Ve bütün dünyayı, anarşiden, terörden sıkıntıdan azaptan, her türlü acıdan kurtaracak bir milletir Türk milleti. Gerçekten çok asil efendi, böyle çileyle, acıyla yoğrulmuş bir millettir ve dünyayı yönetmeye dünyaya faydalı olmaya yönelik bir ruhu vardır. Allah o görevi bu millete vermiş görünüyor inşaAllah. Çok yakın zamanda bunu göreceğiz inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17929</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-28</pubDate>
<title>Türk - İslam Birliği İçin Önemli Bir Adım Kafkas İttifakı</title>
<description><![CDATA[Sayın Adnan Oktar'ın çok yönlü ilmi çalışmalarını ve Türk-İslam Birliği'nin kurulmasının aciliyetini ve önemini vurgulayan açıklamalarını takiben, bu birliğin tesis edilmesi yolunda her geçen gün önemli bir gelişme yaşanıyor. Son birkaç ay içinde, Türk Birliği Meclisi'nin kurulması, yapılan D8 ve İslam Konferansı Teşkilatı toplantılarında temel konu olarak İslam Birliği'nin işlenmesi, Müslüman aleminin dört bir yanından birlik seslerinin yükselmesi, Sayın Ahmedinejad'ın, Türkiye ziyareti sırasında Sünni imamın arkasında namaz kılarak Sünni-şii ittifakını destekleyen tavırları ve açıklamaları bu gelişme-lerden sadece birkaçı…  Bu önemli gelişmelere geçtiğimiz ay bir yenisi daha eklendi ve Türkiye, Kafkasya'ya barış ve istikrar getirecek çok önemli bir projenin öncülüğünü yaptı.   Sayın Adnan Oktar gerek yazdığı kitap ve makalelerinde gerekse basına yaptığı açıklamalarında, her fırsatta kardeşliğin ve dostluğun önemi üzerinde durmakta, her türlü anlaşmazlık ve sorunun sevgi ve muhabbetle hemen çözüme kavuşacağını ifade etmektedir. Özellikle son dönemlerde çeşitli televizyon kanallarıyla yaptığı röportajlarda, Türk İslam Birliği vesilesiyle tüm dünyaya dostluğun hakim olacağına dikkat çekmekte, bunun için de öncelikli olarak Kafkas İttifakı`nın gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getirmektedir.   Geçtiğimiz ay Sayın Adnan Oktar`ın uzun yıllardır vurguladığı Kafkas İttifakı`nın gerçekleştirilmesi yolunda önemli bir gelişme yaşandı: Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya'yı ve ardından Gürcistan'ı ziyaretiyle, Kafkas İttifakı olarak adlandırılan proje hayata geçirildi. Bu projenin, Sayın Adnan Oktar'ın Türk-İslam Birliği'nin ilk önce Kafkasya'dan başlayacağını ifade etmesinin hemen ardından gerçekleşmesi ise oldukça dikkat çekici bir gelişmedir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18189</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-28</pubDate>
<title>Müslüman Dünyasında Yaratılışçılık Yükselişte - 25.10.2009  ABD/The Bosto </title>
<description><![CDATA[Boston, Massachusetts'te basılan yarım milyon tirajlı The Boston Globe gazetesi 25 Ekim 2009 tarihinde, <b>"Müslüman dünyasında yaratılışçılık yükselişte"</b> başlıklı bir habere yer verdi. Söz konusu haberde Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinin İslam dünyasındaki etkisine dikkat çekildi. Haberde evrim teorisinin çöküşü ile ilgili aktarılanlardan bir kısmı şöyledir:<br><br><b>Etkisi giderek artan ve Hristiyanlığın etkisinin az olduğu ülkelerde bilimi hararetle sorgulayan bir başka yaratılışçı hareket daha var: İslami Yaratılışçılık.</b> Türkiye, Lübnan, Mısır ve Endonezya gibi ülkelerde seferber olan bu kişiler, buralardaki okullarda evrim eğitimine karşı mücadele ediyorlar... Pakistan`da düzenlenen yaratılışçı konferanslar yoluyla, ılımlı İslam anlayışına sahip vaizler halka açık olarak Darwin`in fikirlerini kınayan konuşmalar yapıyorlar. Yakın zamanda Hollanda`da Müslüman üniversite öğrencileri hakkında yapılan araştırma, büyük çoğunluğunun evrimi reddettiğini ortaya çıkardı… <b>Bir Türk yayınevi tarafından yönlendirilen İslami yaratılışçı kitaplar, tüm Müslüman dünyasında kitapçılarda EN ÇOK SATANLAR LİSTESİNDE YER ALIYOR…]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18187</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-28</pubDate>
<title>İyilerin Birbirlerine Desteği Sadece Sözde Kalmamalıdır</title>
<description><![CDATA[İnsanların büyük bir kısmı konuşmalarında hep doğru ve güzel olanı söyler ve daima haklıdan yana olacaklarını vurgularlar. Ancak fiiliyata geldiğinde birçoğu sessiz ve tepkisiz kalır. Haktan yana söyleyecekleri ve hakkı savunabilecekleri birçok ortam ve imkanları bulunmasına rağmen dünyevi çıkarlarının zedelenip, maddi zarara uğrayacaklarından korkmaları, gelecek endişesine kapılarak, haktan yana tavır koymamaları gibi sebeplerle bundan kaçınırlar.<br><br>Ancak bu insanlar şunu bilmelidirler ki, Allah`ın razı olacağı tavır sözle söylenenin fiiliyata da geçirilmesidir. Allah, sözle iyiliğin ve salih amellerin vaadinde bulunan, ancak uygulamaya gelince geri çekilen insanların durumunu bir ayette şöyle bildirmektedir:<br><br><b>``İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah`a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.``</b> (Muhammed Suresi, 21)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18158</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-28</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: 'İçinden geldiği gibi davranmak' samimiyettir. Ama bazen de insanın içinden gelenleri yenip, daha güzel olan tavrı göstermeye çalışması gerekir</title>
<description><![CDATA[Doğallık insan için büyük bir nimettir. Doğal, samimi, içinden geldiği gibi davranabilmek, hem kişinin kendisi hem de onunla birlikte olan insanlar açısından büyük bir konfordur. Çünkü bu insanın içinde ne varsa, dışında da o vardır.<br><br>Ancak insanlar bazen ‘içinden geldiği gibi davranmak` denilince, bunun, ‘içinde her ne olursa olsun bunu olduğu gibi dışa vurmak` olduğunu sanırlar.Ve hatta bunu bir ‘dürüstlük göstergesi` olarak görürler. ``Ben hiçbir şeyi gizlemiyorum, içimdeki duygular bunlar`` diye düşünürler. Oysa ki insanın içinden gelen her şey doğru değildir. Bu nedenle insanın içinden gelen herşeyi olduğu gibi dışa vurması da doğru değildir. Bazen insanın içinden gelen bazı duyguları dizginlemesi, düzenlemesi ya da yenmesi gerekebilir. Çünkü insanın, ‘içimden geliyor` dediği şeyler, nefsinde var olan ve nefsinin onu teşvik ettiği hislerdir.<br><br>İnsan nefsinde hem güzellikler hem de kötülükler vardır. Ancak nefsini istediği şekle sokmak, onda var olan kötülükleri yenmek, güzel ve iyi olan şeyleri ise artırmak insanın kendi iradesindedir.<br><br>Örneğin bir insanın içinden, çevresindeki insanlara iyilik yapmak, sevgi, saygı göstermek, güzel söz söylemek, neşelenmek, hoşsohbet ve konuşkan olmak, dışa dönük ve girişken olmak, fedakarlık yapmak, güzellik sunmak gelebilir. İşte insan bu tür bir durumda ‘içinden gelenlere` uyar.<br><br>Ama bazen de insanın içinden sessizleşmek, küsmek, durgunlaşmak, insanlardan uzaklaşmak, öfkelenmek, kinlenmek, ters tavırlar göstermek, bağırıp çağırmak, tartışmak gibi olumsuz hisler de gelebilir. İşte bunlar da nefsin içinde var olan kötülüklerdir. İnsanın böyle bir durumda, ``Ne yapayım, ben sadece içimden geldiği gibi davranıyorum`` diyerek bu tarzda olumsuz tavırlar sergilemesi doğru değildir. Ve ‘içinden geliyor olması` da, gösterdiği kötü ahlakı makul gösterecek bir mazeret değildir.<br><br>Çünkü bunlar, Allah'ın Kuran'da beğenmediğini bildirdiği, nefse özel olarak verilen, insanın mücadele edip yenmesi gereken kötülüklerdir. Allah, güzel ahlakın gerekliliklerini ve sakınılması gereken tavırları insanlara bildirmiştir. İnsan, ‘her ne kadar içinden gelirse gelsin` kötü olduğunu bildiği bir tavrı asla uygulamamalıdır. İçinden öfkelenmek geliyorsa, hemen bunun Allah'ın beğenmediği bir ahlak olduğunu düşünüp öfkesini yenmelidir. Öfke hissi gelen kişiye karşı, tam tersine, güzel söz söyleyip gönül almalı, dosça tavırlar göstermek için nefsini zorlamalıdır. Ya da nefsi ona suskunluk hissi verdiğinde, hemen bunun Kuran ahlakına uygun olmayan bir ahlak olduğunu düşünüp, beraberindeki insanlara, Allah'ın razı olacağı şekilde ‘en güzel sözleri` söylemek için iradesini kullanmalıdır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18120</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-28</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Arkanızda Çok Güçlü Bir Ülke Var</title>
<description><![CDATA[<b><u>Çay TV Röportajından, 23 Temmuz 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar: </b>Herkes samimi olarak inansın gerçekten Türkiye iyiye gidiyor ve gerçekten süper devlet olacağız. <b>Türkiye hiç tarihte olmadığı derecede büyük bir devlet olacak. Türk İslam Aleminin lideri olacak inşaAllah. BU TARİHİ MİSYONUN BAŞLANGIÇ AŞAMALARINDAYIZ. VE BÜTÜN DÜNYAYI, ANARŞİDEN, TERÖRDEN SIKINTIDAN AZAPTAN, HER TÜRLÜ ACIDAN KURTARACAK BİR MİLLETİR TÜRK MİLLETİ.</b> Gerçekten çok asil efendi, böyle çileyle, acıyla yoğrulmuş bir millettir ve dünyayı yönetmeye dünyaya faydalı olmaya yönelik bir ruhu vardır. Allah o görevi bu millete vermiş görünüyor inşaAllah. Çok yakın zamanda bunu göreceğiz inşaAllah.<br><br>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2. Büyükelçiler Konferansı`nda katılan büyükelçilerle öğle yemeğinde bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Gül toplantıda yaptığı konuşmada Türkiye`nin her bakımdan giderek geliştiğini ve Türkiye`yi temsil etmenin her zaman bir onur olduğunu dile getirdi.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17928</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar'ın Cinler Hakkında Verdiği Yeni Bilgiler </title>
<description><![CDATA[<b>Cinler hakkında çağlar boyunca birçok iddia ortaya atılmıştır. Ancak her konuda olduğu gibi cinler hakkında da doğru bilgi alabileceğimiz kaynak, mukaddes Kitabımız Kuran-ı Kerim`dir. Kuran`da, cinlerin yaratılışları, insanlarla olan ilişkileri, nasıl yaşadıkları gibi pek çok konuda bilgi yer almaktadır. Sayın Adnan Oktar bu bilgiler ışığında, röportajlarında cinler hakkında daha önce dile getirilmemiş bilgiler vermekte ve bu varlıklar hakkında merak edilen konuları açıklamaktadır.</b><br><br>Cinlerin de aynı insan toplulukları gibi bir hayatlarının olduğunu Kuran ayetlerinden anlıyoruz. Ayetlerde cinlerin de gelmiş ve geçmiş ümmetleri olduğu haber verilmiştir. (Araf Suresi, 38; Kehf Suresi, 50) Ancak cinler insanlardan daha farklı bir boyutta yaşamakta, insanları görüp izleyebilmekte, konuşmalarını dinleyebilmektedirler. Bu nedenle cinler tarih boyunca en çok merak uyandıran konulardan biri olmuştur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18184</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>Müslüman Dünyasına Barış Getirecek Türk İslam Birliği - 04.10.2009  Umman/Oman Daily </title>
<description><![CDATA[Umman'ın Arapça günlük politika gazetesi Oman Daily, 4 Ekim 2009'da Harun Yahya'nın dünya çapındaki faaliyetlerini konu alan, "Atlası, Darwin'in Teorisini Çürütmeyi Hedefliyor" başlıklı bir habere yer verdi. Yazarın <b><i>Yaratılış Atlası</i></b> gibi Darwinizmi çürüten çalışmalarının yanı sıra, <b>Türk İslam</b> Birliği idealine de dikkat çekildi:<br><br>Harun Yahya, yazılarına ithaf olmuş 60`dan fazla web sitesinin tanıtımını yapan etkileyici bir yayın imparatorluğu olan Bilim Araştırma Vakfı`nın kurucusu (Fahri Başkanı). Türkçe, İngilizce, Rusça, Habeşçe ve Arapça da dahil olmak üzere on beş dilde belgesel filmler ve ses kasetleri sağlıyor...]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18183</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>Türk-İslam Birliği'nin Genel Yapısı</title>
<description><![CDATA[Günümüzde aynı coğrafya içinde yer alan pek çok ülke, devletlerarası iş birlikleri yapmakta, bu iş birlikleri sayesinde kaynaklarını birleştirmekte ve ortak savunma paktları kurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kurulacak Türk-İslam Birliği için, Avrupa Birliği (AB)'nin yapısı önemli bir örnek teşkil etmektedir. Avrupa Birliği'nin özelliği, üye ülkelerin tümünün kendi ulusal egemenliklerini, kendi yönetim sistemlerini, devlet mekanizmalarını korumaları, ancak bunun yanında, "Avrupa kültürü" üzerine inşa edilmiş bir değerler sistemini kabul etmeleridir. Bu değerler sistemi üzerinde, birbirleri ile siyasi, ekonomik, kültürel iş birliği yapmaları; bu iş birliğini yürütecek ve tüm Avrupa adına hareket edebilecek merkezi yasama ve yürütme organlarına sahip olmalarıdır.   Türk-İslam Birliği de, üye ülkelerin ulusal bağımsızlıklarını ve milli sınırlarını muhafaza ettikleri, her ülkenin kendi ulusal hak ve çıkarlarını koruyabileceği bir yapı olmalıdır. Ayrıca tüm bu egemen ülkeleri, ortak bir "İslam kültürü" içinde birleştirecek bir vizyon, bu vizyon uyarınca ortak politikalar geliştirecek ve uygulayacak karar ve yürütme organları oluşturulmalıdır. Amaç, devletlerin yapısal olarak birleşmeleri değil, ortak politika ve menfaatler çevresinde birleşilmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesinde birliğin yaptırım gücünün olmasıdır.   Bu birlik sayesinde Türk-İslam ülkeleri birbirleri ile doğrudan ilişki içinde olacak, birbirlerinin sorunlarını yakından tanıyacak ve dayanışma içine gireceklerdir. Ayrımcı, hizipçi, kavmiyetçi tüm anlayışlar bir kenara bırakılarak, "tüm Müslümanlar kardeştirler" ilkesi temel alınacaktır. Günümüzde Türk-İslam dünyasına hakim olan birbirinden farklı görüşler, yorumlar ve modeller arasında mutabakat sağlanamamış olması, Müslümanların birlikte hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu birliğin beraberlik çağrısı, etnik kökene, ekonomik koşullara ya da coğrafi duruma göre yapılmayacak; ırk, dil ve kültürel özelliklerden kaynaklanabilecek her türlü husumet, bu birliğin çatısı altında ortadan kaldırılacaktır. Söz konusu örgütün beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu olacaktır.<br><br><a href="http://www.turkislambirliginedogru.com/5.html" class="SidesTableText">(TurkIslamBirligineDogru.com)</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18182</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>‘Günaydın’’, ‘’Afiyet Olsun’’, ‘’Çok Yaşa’’, ‘’Geçmiş Olsun’’ Gibi İyi Niyet Dileklerinde Müminin Üslup Farklılığı</title>
<description><![CDATA[Toplumda alışkanlık haline gelmiş bazı konuşma kalıpları vardır. Bu, tüm insanların kullandığı ortak bir dildir. Sabah kalkıldığında ``Günaydın``, akşam karşılaşıldığında ``İyi akşamlar``, gece yatarken ``İyi geceler, iyi uykular``, yemek yerken ``Afiyet olsun``, hastalanıldığında ``Geçmiş olsun``, bir iş yaparken ``Kolay gelsin``, hapşırıldığında ``Çok yaşa`` gibi...<br><br>Hemen her insan, çocukluk yıllarından itibaren  çevresinden gördüğü bu kalıplaşmış üsluba düşünmeden uyum sağlar. Oysaki insanın tüm bu sözleri söylerken, bu güzel dilekleri gerçekleştirecek olan yegane gücün Allah olduğunu unutmaması ve bu önemli gerçeği konuşmalarında ifade etmesi gerekir.<br><br>Mümin attığı her adımda, söylediği her sözde, aklından geçen her düşüncede şuurludur. Hayatı boyunca yaşadığı her olayın yalnızca Rabbimiz`in dilemesiyle gerçekleştiğini asla unutmaz. Bir insana gününü ya da gecesini güzel geçirtecek, hastalandığında sağlık ve şifa verecek, uykusunda huzur ve rahatlık verecek, yediği yemeği lezzetli ve faydalı kılacak ya da yaptığı işi kolaylaştırıp sonuçlandıracak olan yalnızca Yüce Rabbimiz`dir.<br><br>Bunun yanı sıra müminin hayatta en derin ve en yoğun sevgiyle sevdiği, en bağlı, en sadık olduğu Yüce Rabbimiz`dir. Sevdiği birçok insan, olay ya da nesne aklından zaman zaman çıkabilir. Ama Allah`a olan sevgisi o kadar güçlüdür ki, 24 saat her an her saniye Rabbimiz`in varlığının, gücünün, sevgisinin, dostluğunun, merhametinin, adaletinin şuurunda olarak yaşar. Aklında Allah`ın varlığının ve hakimiyetinin olmadığı tek bir an bile olmaz.<br><br>Ve mümin için Allah`ı zikretmek, Allah`ı anıp yüceltmek çok büyük bir ibadettir. Aynı zamanda da bu müminin ruhunun en lezzet aldığı nimetlerden biridir. Bu nedenle hemen her fırsatta Allah`ı anmak, Allah`ın şanını yüceltmek, Allah`ın büyüklüğünü dile getirerek Allah`ı övmek ister. Kullandığı her üslupla Allah`a olan sevgisini, bağlılığını, teslimiyetini dua mahiyetinde ifade etmek ister. Dolayısıyla müminin her hali ve tavrı gibi, günlük hayattaki üslubu da diğer insanlardan çok farklıdır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17471</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: 'Söylenmek' çirkin bir cahiliye alışkanlığıdır ...</title>
<description><![CDATA[<b>İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.</b> (Lokman Suresi, 6)<br><br>Bazı insanlar, gün boyunca karşılaştıkları konular hakkındaki düşüncelerini, sürekli olarak ‘kendi kendilerine söylenerek` dile getirirler. Kimi zaman rahatsızlık duydukları bir şey, kimi zaman aksaklık olduğunu düşündükleri bir konu, kimi zaman gördükleri yanlış bir tavır, duydukları bir söz bu kimselerin, fazla düşünmeden hemen bu konulardaki rahatsızlıklarını ifade etmelerine neden olur.<br><br>Aslında insanın hatalı olduğunu gördüğü bir şeyi dile getirmesi elbetteki yanlış değildir. Ama, bu konuşmanın yanlış olmaması için, amacın mutlaka -Allah rızası için- ‘o yanlışı düzeltmek` olması gerekir. Bir de eğer ortada hatalı bir tavır, söz ya da olay varsa, o zaman bunun mutlaka konuyu halledebilecek olan ilgili kişilere iletilmesi gerekir. Ve aynı zamanda da, yapılan yanlışın olabilecek en güzel, en hikmetli en isabetli sözlerle karşı tarafa açıklanması gerekir.<br><br>İşte ‘söylenme` alışkanlığında, bu sayılan hedeflerin hiçbiri yoktur.Amaç, yalnızca kişinin aklına gelenleri söyleyerek ‘sinirini ve öfkesini gidermesi`dir. Bu da, söylenmenin ne kadar boş ve yanlış bir tavır olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.<br><br>Örneğin, ``Bunu buraya kim koydu?``, ``Şuraya bak, kaç gündür burayı hiç temizleyen olmamış!``, ``Ne kadar gürültü yapıyorlar!``, ``Ne kadar çok soru soruyorlar?``, ``Bak yine bunu yanlış yapmış, kaç kere tarif ettim!``, ``Yine etrafını dağınık bırakmış!`` gibi söylenme çeşitleri, çoğu insanın hiç düşünmeden ağız alışkanlığıyla gün boyu tekrarladığı bilinen cümlelerdendir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18119</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-27</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Brown: Türkiye'yi Kutluyorum</title>
<description><![CDATA[<b><u>MPL TV Röportajından, 23 Nisan 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar: Türkiye`nin bir kere devlet tecrübesi var. Yani imparatorluk tecrübesi var. Ülkeleri yönetme tecrübesi var. Ve yeteneği var.</b>Bir de Türk milleti biraz steril kaldı. Yani ahlak olarak Anadolu ahlakı bozulmadı. Anadolu bir kutu muhafaza edildi. O misafirperverliği, temizliği, güzel ahlakı, sevecenliği, insancıllığı, komşuluk anlayışı, merhamet anlayışı, fedakarlık anlayışı olduğu gibi kaldı. Avrupa bunu kaybetti… Avrupa`nın rahatsız olacağı değil ki. <b>Avrupa için bu bir kurtuluş. Avrupa`nın jandarması gibi olmuş olacak bu aynı zamanda Türk İslam Birliği. Çünkü Avrupa`yı koruyan, dünyayı koruyan, dünyaya huzur ve güvenlik veren çok güçlü bir yapılanma olmuş oluyor.</b> Avrupa bir kere esenlik ve huzur içinde yaşayacak. Avrupa niye bunu istemesin? Değişecek bir şey yok. Nato`yu da destekler bu sistem, Avrupa Birliğini de destekler.<b> Avrupa Birliği için çok büyük bir nimet bu. Çünkü Avrupa Birliği bu sayede müthiş zengin olur… Türk İslam Birliği`nin şefkati onları da saracaktır. Huzur içinde yaşayacaklardır."</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17926</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-26</pubDate>
<title>Nefsin Kötülüklerinden Sakınanlar Kurtuluşa Ererler</title>
<description><![CDATA[<b>"... Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır."</b> (Teğabün Suresi, 16)<br><br>Allah bu ayetiyle insanı bu dünyada ve ahirette kurtuluşa yöneltecek olan tavrın, nefislerinin kötü özelliklerinden sakınmak olduğunu bildirmiştir.<br><br>İnsan nefsi bencillik, egoistlik, cimrilik gibi çeşitli kötü ahlak özelliklerine yatkın bir yapıda yaratılmıştır. Nefsini eğitmediği takdirde, bu kötü ahlak özellikleri kişinin tüm ahlakına hakim olur. Böyle bir kişi ise genellikle herkesten çok hatta çoğu zaman yalnızca kendisini düşünür. Kendisi için daima herşeyin en iyisini, en güzelini, en mükemmelini ister ve bunları elde etmek için başkalarına zarar vermekten çekinmez. Kendisi bu özelliklere sahip olmadığı halde ona karşı herkesin olabildiğince anlayışlı ve özverili bir yaklaşım içerisinde olmasını bekler. İçten içe hep kendi istek ve çıkarlarını korumak, kendi rahatını ve konforunu sağlamak ister.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18157</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-26</pubDate>
<title>Kerala Eyaleti'ndeki ISM Konferansı - 01.01.2010  Hindistan </title>
<description><![CDATA[Hindistan'ın Kerala Eyaletinde faaliyet gösteren İslami organizasyonun gençlik kolu ISM, 1 Ocak 2010 tarihinde başlayan ve üç gün boyunca süren ``İyilik ve Rönesans İçin Gençlik`` temalı konferanslarda Harun Yahya`nın Malayalam dilindeki videoları gösterime sundu. Binlerce kişinin iştirak ettiği bu etkinliklerde Harun Yahya belgesel filmleri satıldı ve gün boyunca ayrı bir standa Harun Yahya'nın Malayalam dilindeki belgeselleri yayınlandı.<br><br><a href="http://www.dunyadanyankilar.com/konferansDetay.php?konferansId=337" class="SidesTableText">http://www.dunyadanyankilar.com/</a>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18156</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-26</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: 'Gaddar' denildiğinde pek çok insan bu özelliği kendinden çok uzak görür. Ama 'gaddarlık', günlük hayatta, insanın kendine kondurmadığı pek çok tavırda ortaya çıkar...</title>
<description><![CDATA[Gaddarlık, cahiliye toplumlarında çok yaygın olan bir tavır bozukluğudur. İnsanlar çocukluk yıllarından itibaren hep ‘bencil olmaya, öncelikle hep kendi menfaatlerini koruyup kollamaya` teşvik edilirler. ‘Hayatın bazı gerçekleri` olduğuna, bu yüzden de hayatta kalmak için acımasız ve merhametsiz olmak gerektiğine inandırılırlar.<br><br>Bunun sonucunda da insanlar, farkında olmadan gaddarlığın felsefesini içten içe yoğun olarak yaşamaya başlarlar. Kendilerine sorulsa, elbette hiçbir zaman için, ‘ne gaddar olduklarını kabul ederler`, ‘ne de bir başkasının gaddar bir tavır göstermesini onaylarlar`. Ama kişiliklerine derinden etki eden bu yanlış bakış açısının etkileri, hayatları boyunca gösterdikleri tavırların çoğunda kendini belli eder.<br><br>Çoğu insan, ‘gaddar` denildiğinde, illaki ‘çok acımasız, insanlara zulmetmeye eğilimli, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen,  ve umursamayan, kasten kötülük yapmaktan ve zarar vermekten zevk alan bir insan modeli` hayal eder.Bu yüzden de kendilerine, ``Sen çok gaddarsın`` gibi bir yakıştırma yapılacak olunursa, şiddetli bir tepki verir ve hemen bu eleştiriyi reddederler.<br><br>Oysa ki eğer insan kendisine yapılan bu yakıştırma üzerinde biraz daha derin düşünecek olursa, kişiliğinin belirli yönlerinde ve tavırlarının bazılarında gaddarlığın felsefesine dair izler bulabilecektir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18117</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-26</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Dar Gelirli İçin Şefkat Mağazası</title>
<description><![CDATA[<b><u>Hilal TV Röportajından, 27 Aralık 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar:</b> Benim tavsiyem şunlar, bir kere ücretsiz hastaneler oluşturulması lazım. Kaliteli ve güzel hastaneler oluşması lazım.<b> Halkın ücretsiz yiyecek alabileceği yerler oluşturulması lazım. YANİ, AÇIK MARKETLER, yani halk ihtiyacı kadar alabileceği gibi yerler oluşturulması lazım.</b> Önceden yiyecek stoku yapılması lazım ve tarıma çok önem verilmesi gerekiyor. Tarımla ilgili hem devletin müdahalesi olması lazım hem de tarımla ilgilenenlere yoğun olarak destek sağlanması gerekiyor…<br><br><b><u>Çay TV Röportajından, 4 Mart 2009</u></b><br><br><b>Adnan Oktar: Bir de çok fakir olan insanlar için marketler yapılması</b> yani bu insanlar gidecekler muhtarlıktan ilgili yerlerden belgelerini alacaklar bu utanç duyulacak birşey değildir. Onlar için şereftir. Ahirette cennetlerini inşaAllah genişletir.<b> Koyacak cebine defterleri olacak ben şu kadar peynir istiyorum şu kadar zeytin istiyorum şu kadar ekmek istiyorum günlük ihtiyacım bu imzasını atacak aldım diyecek bu müthiş bir rahatlıktır.</b> Mesela bu ekonomik krize muazzam bir ilaçtır ve çözümdür.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17924</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-25</pubDate>
<title>Türkiye Enerji Konusunda Kilit Ülke Haline Geliyor</title>
<description><![CDATA[<b>Çay TV, 23 Temmuz 2008<br><br>Adnan Oktar:</b> Herkes samimi olarak inansın gerçekten Türkiye iyiye gidiyor ve gerçekten süper devlet olacağız. <b>TÜRKİYE HİÇ TARİHTE OLMADIĞI DERECEDE BÜYÜK BİR DEVLET OLACAK.</b> Türk İslam Aleminin lideri olacak inşaAllah. Bu tarihi misyonun başlangıç aşamalarındayız. Ve bütün dünyayı, anarşiden, terörden sıkıntıdan azaptan, her türlü acıdan kurtaracak bir milletir Türk milleti. Gerçekten çok asil efendi, böyle çileyle, acıyla yoğrulmuş bir millettir ve dünyayı yönetmeye dünyaya faydalı olmaya yönelik bir ruhu vardır. Allah o görevi bu millete vermiş görünüyor inşaAllah. Çok yakın zamanda bunu göreceğiz inşaAllah.<br><br><b>Destan TV, 5 Ağustos 2008<br><br>Adnan Oktar:</b> Türkiye imanlı millettir. Türk milleti imanlıdır bu önümüzdeki yıllarda, aylarda daha da görülecektir. Özüne dönüyor Türk milleti inşaAllah. <b>BİR SÜPER DEVLET OLACAK. TÜRK İSLAM BİRLİĞİ OLUŞACAK İNŞAALLAH, TÜRKİYE BÖLGEDE AĞABEYLİK GÖREVİ YAPACAK.</b> Bütün bölge Türkiye`nin manevi liderliğinde bir ferahlığa ve huzura kavuşacak. Ekonomik yönden, maddi ve manevi yönden çok ciddi bir kalkınma, kültürel yönden çok müthiş bir kalkınma ve muazzam bir medeniyet meydana gelecek. Bu sancılar onun alametidir zaten her sancının arkasından büyük bir gelişme olmuştur. Türk tarihine de bakın öyledir. Büyük Türk devletlerinin kuruluşlarında hep böyle sancılı gelişmiştir. Şimdi yine öyle oluyor.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18149</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-25</pubDate>
<title>Islamic Community Center of Laurel'de Darwinizm’in Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği Konferansı - 18.04.2010  ABD</title>
<description><![CDATA[Amerika Maryland`da bulunan İslami bir merkez olan Islamic Community Center of Laurel`de Sayın Adnan Oktar`ın temsilcileri 18 Nisan 2010 tarihinde ``Darwinizm`in Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği Konferansı`` başlıklı bir konferans verdi. Yaklaşık 50 kişilik bir öğrenci grubu dinleyici olarak katıldı.<br><br>http://www.dunyadanyankilar.com/konferansDetay.php?konferansId=340]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18133</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-25</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: 'Himaye eden, koruyan, kollayan' konumunda, yani 'Hami' karakterinde insan olmak...</title>
<description><![CDATA[Bazı insanlar vardır, çevrelerindeki hemen herkes tarafından sevilirler. Bu sevginin en önemli sebeplerinden biri ise, bu kişilerin en belirgin özelliklerinden birinin ‘bulundukları her yerde mutlaka hep ‘hami` konumunda olmaları`dır.<br><br>‘Hami`kelimesi, ‘himaye eden, koruyan, gözeten` anlamındadır. Bu ahlakı gösteren kimseler, bulundukları her ortamda, şefkat, merhamet, ilgi alaka, koruyup kollama konularında dikkatleri en açık olan ve bu özellikleri en yoğun şekilde yaşayan insanlardır.<br><br>Hiç kimse bu kişileri, ``Sen bulunduğun yerdeki tüm insanları koruyup kollamakla, karşılaşılacak her türlü sorunu çözmekle ve tüm sorumluluğu kendi üzerine almakla sorumlusun`` diyerek görevlendirmiş değildir. Ancak bu kimseler, genelde yüksek vicdanları, güçlü sorumluluk hisleri ve insanlara karşı duyduğukları yoğun sevgi ve şefkat duyguları nedeniyle, kendileri sessiz sedasız böyle bir göreve talip olurlar. Ancak elbetteki kimseye, ``Ben böyle bir görev üstlendim. Ben sizi koruyup kollayacağım, herkese sahip çıkacağım`` gibi bir açıklama da yapmazlar. Sadece doğal olarak, olaylar geliştikçe, imanları ve ahlakları gereği, adı konulmadan, sürekli olarak bu kişiliği gösterirler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18116</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-25</pubDate>
<title>Vicdan, Allah'ın En Fazla Hoşnut Olacağı Tavrı Arar</title>
<description><![CDATA[Vicdanlı bir insan Allah'ın hoşnutluğunu aramada çok titiz davranır. Her zaman <b>"Allah'ı en fazla nasıl razı ederim"</b> diye düşünür. Hiçbir tavrında başka insanların hoşnutluğunu, onların gözündeki konumunu gözetmez. Katıksız olarak Allah'a yönelir.<br><br>İnsanlardan bazıları ise dini, vicdanlarını kullanarak değil, atalarından gördükleri şekilde bir gelenek ve alışkanlık olarak yaşarlar. İbadetleri yerine getirirler, ezberledikleri birtakım şeyleri uygularlar ve bunlarla yetinirler. Oysa vicdanı tam olarak kullanmadan din ahlakını yaşamak mümkün değildir. Söz konusu kişiler sadece yaşadıkları çevreye aykırı düşmemek için veya öyle alıştıkları için <b>"dine uygun"</b> görülen bir hayat şekli seçmişlerdir. Bu nedenle, bu kişiler dinde <b>"Allah için en fazla ne yaparım"</b> değil, <b>"en az ne yaparsam insanları dindar olduğuma inandırırım"</b> mantığındadırlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/16751</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-25</pubDate>
<title>Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu: Birleşmiş Milletler Yeniden Yapılandırılmalı</title>
<description><![CDATA[<b><u>Haberbiz Röportajından, 26 Ekim 2008</u></b><br><br><b>Adnan Oktar:</b> Türk İslam Birliği düşüncesi içerisinde gelişen Türk toplumu gittikçe güç kazanıyor, yani tepmez devrilmez, yıkılmaz bir milletiz. Türk İslam Birliği inancına sahip bir milleti yıkmak, ondan toprak almak, hayali bile kurulamayacak birşey. Ama bizim moral değerlerimiz olmasaydı, manevi değerlerimiz olmasaydı, Türk İslam Birliği düşüncemiz olmasaydı İstanbul'u da alırlar, Kıbrıs'ı da alırlar, Güneydoğu'yu da alırlar, memleketi de yıkarlardı. Herşeyi yapabilirlerdi. Ama bizim bu manevi gücümüz, manevi derinliğimiz, Türkiye aşkımız, Allah'a olan sevgimiz, Allah'a olan aşkımız buna tam anlamıyla engel… Peygamberimiz'in de açık ifadesi var, Konstaniyye olarak geçiyor, kesinlikle bizlerin elinde İstanbul. Hiçbir şekilde gayrimüslimlerin eline geçmeyecektir İstanbul. Kıyamete kadar bu baki. Peygamberimiz'in açık rivayetleri var, açık izahları var. Hatta bilakis,<b> TÜRK İSLAM BİRLİĞİ'NİN GELİŞMESİNDE İSTANBUL MERKEZ ŞEHİRDİR.</b> Merkez konumunda olacağını da Peygamberimiz bildiriyor… Kültür başkenti İstanbul. Siyasi başkentimiz Ankara, kültür başkentimiz de İstanbul olacak inşaAllah.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/17922</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-08-24</pubDate>
<title>Günün Güzel Sözü: İnsanın hayatındaki ani değişiklikler, sürpriz gelişmeler, beklenmedik iniş çıkışlar, insan için özel yaratılan büyük güzelliklerdir</title>
<description><![CDATA[Kimi insanlar çok sakin ve düzenli bir hayatları olsun isterler. Ani ve sürpriz gelişmelerle karşılaşmadan, büyük iniş çıkışlar yaşamadan, hayatlarının sonuna kadar alıştıkları gibi bir yaşam sürmeyi hayal ederler.<br><br>Söz konusu kişilerin bu tercihlerinin sebebi ise, elbetteki kendileri için en iyi olanın bu olduğunu zannetmelerindendir. Hayatları ne kadar tekdüze ve ne kadar sakin olursa, alıştıkları düzen ne kadar az bozulursa, o kadar mutlu olacaklarını sanırlar.<br><br>Oysa ki bu her zaman için insana fayda getirecek bir istek değildir. Bazen insanın hayatındaki düzgünlükler, yaşam tarzındaki sabitlikler, kişiye umduğu faydayı sağlamaz. Tam tersine, bu kimse için asıl kazançlı olan, hayatındaki ani gelişmeler, sürpriz olaylar, büyük inişler ve çıkışlar olur.<br><br>İnsan sınırlı bir akla sahip olduğu için, kendisine asıl fayda sağlayacak olan şeyin gerçekte ne olduğunu bilemez. Ama Allah sonsuz akıl sahibidir. Ve Allah, dünya hayatındaki iniş çıkışları, kimi zaman zorluk, sıkıntı, yokluk veya hastalık gibi eksiklikleri, kimi zaman da nimet artışlarını büyük hikmetlerle yaratmaktadır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/18114</link>
</item>

</channel>
</rss>