<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>Harunyahya.NET RSS</title>
<description>Harunyahya.NET İçeriği</description>
<link>http://www.harunyahya.net</link>
<language>tr</language>
<category>harunyahya</category>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-08</pubDate>
<title><![CDATA[100 Trilyon  Mikro Kaloriferi Yöneten Tiroksin Hormonu ]]></title>
<description><![CDATA[İnsan vücudu bir fabrika gibidir. Bu fabrikanın veriminden sorumlu yöneticisi ise tiroid bezidir. Tiroid bezi salgıladığı tiroksin hormonu yardımıyla 100 trilyon hücrenin çalışma ritmini teker, teker düzenler hızlarını ayarlar. Örneğin bu yazıyı okuyabilmeniz için beden ısınızın mutlak bir değerde olması gerekir. Bu ısının aşırı derecede düşmesi veya yükselmesinin sonucu ölüm olur. Bu yüzden vücut ısınızın belirli bir seviyede olmasını düzenleyen birçok sistem yaratılmış ve doğuştan vücudunuza yerleştirilmiştir. Bu olağanüstü sistemlerden biri de tiroksin hormonudur. <br><br>Vücut hücrelerinin faaliyetleri sonucunda belirli bir ısı açığa çıkar. 100 trilyon hücrenin faaliyeti sonucunda da vücut belirli bir ısıya ulaşmış olur. Bu durumda hücreleri, bedeninizi ısıtan mikro kaloriferlere benzetebiliriz. İşte bu mikro kaloriferlerin her birinin ne kadar ısı vermesi gerektiğini düzenleyen mucize molekül tiroksin hormonudur. <br><br>Hücrenin çalışırken belirli bir ısı yayması, 100 trilyon hücrenin yaydığı toplam ısının insan yaşamı için tam olarak gereken ısıyı tam gerektiği kadar sağlaması başlı başına bir mucizedir. Üstelik tiroksin molekülleri hücrenin ne kadar ısı yayması gerektiğini de adeta bilir. Bütün bunların yanı sıra, hücrenin çalışma metabolizmasına nasıl etki edileceğini ve bu ısının nasıl artırılacağını biliyor olmaları da Rabbimiz`in insan vücudunda yarattığı mucizelere birer örnektir. Allah'ın göklerde ve yerde gerçekleşen her olaya hakim olduğu ve herşeyin O'nun kontrolünde gerçekleştiği Kuran'da şöyle bildirilmiştir;]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15996</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-08</pubDate>
<title><![CDATA[Doğadaki En Başarılı Tasarımcılar: Örümcekler ]]></title>
<description><![CDATA[Hayvanlar aleminin en kalabalık canlı gruplarından olan örümceklerin pek çok mucizevi ve dikkat çekici özelliği vardır. Bunlardan bir tanesi de sahip oldukları geometri bilgisi ve bu bilgiyle tasarlayıp kurdukları mimari harikası ağlarıdır. Peki örümcekler bu ağları nasıl kurarlar? Ağlarını kurarlarken nelere dikkat ederler?<br><br>Örümcekler gerek dikkat çekici görünümleri gerekse de yaratılışında bulundurduğu özellikleriyle doğadaki en dikkat çekici canlılardan bir tanesidir. Örümcekler, doğada yaklaşık 37 bin farklı türüyle kara omurgasızları arasında böceklerden sonraki en kalabalık canlılardır. Böceklerle beslenen bu canlılar, avlanma konusunda üstün kusursuz teknikler kullanmaktadırlar. Avlarını ağ kurarak yakalayan örümceklerin, hiçbir canlının yapamadığı bu zor işlemi kolaylıkla yapabilmeleri ise ağın hammaddesi olan ipeğin yapısına ve ağlardaki özel geometrik düzene bağlıdır.<br><br>Peki örümcekler bu kusursuz yapıdaki ağlarını hangi aşamalarla örerler? <br><br><b>Kusursuz Bir Tuzak: Örümcek Ağı </b><br><br>Ağ kurarak avlanan örümceklerin birçoğu ağlarını birkaç telden oluşan ve özel bir şekle sahip olan üç boyutlu bir biçimde inşa ederken bazıları da ağlarını eşit açılı sarmal şekilde örerler. Özellikle ``Eriopharo``, ``Araneus Diadematus`` ve ``Eperia`` gibi bahçe örümceği türlerinin ağlarındaki eğriler ve dairesel kavisler incelendiğinde bunların, eşit açılı sarmal şekli oluşturan eğriler olduğu görülmüştür. Bu örümceklerin sarmal ağ örme yöntemleri birbirleriyle aynıdır. Bilim adamları bu örümceklerin sarmal şeklindeki bir ağı nasıl kurduklarını görmek ve kullandıkları örme yöntemini ortaya çıkarmak için pek çok araştırma ve deneyler yapmışlardır. Bu araştırmalardan biri de, 25-30 dakika içinde sarmal bir ağ ören ve ``Araneus Diadematus`` adı verilen örümcek hakkındadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15810</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-08</pubDate>
<title><![CDATA[Kutup Ayılarının Buz Üstünde Yaşamalarını Sağlayan Mükemmel Detaylar]]></title>
<description><![CDATA[Kutup ayıları kar fırtınalarının kimi zaman 120-140 kilometre hıza ulaştığı, yılın 12 ayında karla ve buzlarla kaplı bir bölgede, son derece zor koşullarda yaşarlar. Ancak Rahman olan Allah onları bu zor koşullara dayanıklılık gösterebilecekleri şekilde yaratmıştır. <br><br>Yeryüzündeki tüm canlıları yoktan yaratan ve bunların her birinde hayranlık uyandırıcı detaylar var eden Yüce Allah'tır. Bu, Allah'ın detay sanatıdır. Allah, sonsuz aklı ile insanların kavrayamadıkları, henüz detaylarını keşfedemedikleri sistemler yaratmış, her detayın içinde Kendi Yüceliğini ve kudretini gösteren daha da üstün güzellikler var etmiştir. <br><br>Kutup bölgesinde yaşayan ağırlıkları 800 kg, boyları 2,5 metreye erişen canlılardan kutup ayıları da Yüce Allah`ın detay sanatının bir delilidir. Yüce Rabbimiz bu kusursuz yaratma gücünü ve sanatını, bir Kuran ayetinde şöyle bildirir:<br><br><b>O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. </b>(Haşr Suresi, 24)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15915</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-08</pubDate>
<title><![CDATA[Mikro Anahtarlara İlham Olan Palmiye Böcekleri]]></title>
<description><![CDATA[<b>Mikro Anahtarlara İlham Olan Palmiye Böcekleri</b><br><br>Bugün pek çok bilim adamı ve araştırma-geliştirme (ARGE) uzmanı projelerine başlamadan önce, bunun canlılardaki örneklerini araştırmakta, onlardaki sistem ve tasarımları taklit etmektedirler.  Diğer bir deyişle bilim adamları, Allah`ın doğada yarattığı sistemleri görüp incelemekte ve bunlardan ilham alarak yeni teknolojiler geliştirmektedirler. Palmiye böcekleri de bilim adamlarına ilham veren binlerce canlıdan sadece bir tanesidir…<br><br>Özellikle son yıllarda doğadaki üstün yaratılış delilleri bilim adamlarına teknolojik gelişmeler konusunda büyük ölçüde ilham olmaktadır. Cornell Üniversitesi`nde Kimya ve Biyomoleküler Mühendisliği Bölümünde profesör olan Paul Steen tarafından tasarlanan mikro anahtarlar da bu örneklerden biridir. Palmiye böceklerinden esinlenilerek son teknolojiyle üretilmiş bu anahtarlar, mikron seviyesi olarak nitelendirilen metrenin milyonda biri gibi bir boyutta kendi kendine çalışabiliyor. Bu mikro ölçekteki devre anahtarları, sıralar halinde birleştirilerek, daha büyük güçlü yapışkan bağ meydana getiren uygulamalarda da kullanılabiliyor. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15914</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-07</pubDate>
<title><![CDATA[Hormon Orkestrasının Şefi: Hipofiz Bezi]]></title>
<description><![CDATA[0.5 gr ağırlığında, bir bezelye tanesi büyüklüğünde küçük bir et parçası ve bu et parçasını oluşturan hücreler, Rabbimiz`in ilhamıyla vücudunuzu sizin adınıza yönetir ve denetler. Hormonal sistemin yönetim merkezi olan ``hipofiz bezi`` isimli bu küçük organ, yeryüzünün en mükemmel orkestrasının şefidir. <br><br>Hipofiz bezi, hormon sisteminin yöneticisi ve düzenleyicisidir. Bu bez hormon sisteminin genel yöneticisi olan beyindeki hipotalamus isimli bölgenin kontrolü altında çalışır. Bu küçük et parçası hipotalamustan gelen bilgiler sayesinde bedenin hangi şartlarda neye ihtiyacı olduğunu, bu ihtiyacı gidermek için hangi organın hangi hücrelerinin çalışması gerektiğini, bu hücrelerin kimyasal mekanizmalarını, fiziksel yapılarını, üretilmesi gereken ürünleri ve üretimin durdurulması gerektiği zamanı bilir. Aynı zamanda çok özel bir haberleşme sistemi sayesinde bu ihtiyaçların karşılanması için gerekli yerlere bütün emirleri verir. İşte hipofiz bezinin verdiği emirlerden bazıları:<br><br><b>Hipofiz Bezinin Ergenlik Dönemindeki Görevi</b><br><br>İnsan vücudu ergenlik döneminin sonuna kadar gelişir. Bu dönem boyunca trilyonlarca hücre bölünerek çoğalır. Doku ve organların büyümesi sağlanır. Belirli bir büyüklüğe ulaşıldığında ise dokulardaki büyüme faaliyeti durur. İşte ne kadar büyümemiz gerektiğini bilen ve bu büyüklüğe ulaştığımızda büyümemizi durdurmaya vesile olan organımız hipofiz bezidir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15913</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-05</pubDate>
<title><![CDATA[Mutasyonlar Simetri Düşmanıdırlar]]></title>
<description><![CDATA[Bir ayçiçeğinin yapraklarında, salyangozun kabuğunda, çam kozalağında ya da parmaklarımızın uzunluğunda bulunan matematiksel oran Allah'ın yarattığı olağanüstü güzelliklerden, nimetlerden bir tanesidir. Bu, bilim adamlarının <b>"Altın oran"</b> ismini verdikleri hayranlık uyandıran bir uyumdur.<br><br>Altın oran adı verilen ve Ortaçağ'ın en etkili matematikçisi Fibonacci'nin bulduğu sayı dizisinin özelliği, dizideki sayılardan her birinin kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.<br><br>Fibonacci dizisi 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, ... şeklinde ilerlemektedir.<br><br>Dizideki sayılar bir öncekine bölündüğünde, birbirine çok yakın sayılar elde edilir. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı "altın oran" olarak adlandırılan 1,618'dir. <br><br>Bu muhteşem oran, Allah'ın bir mucizesi olarak, doğadaki birçok varlıkta gözlenebilir. Hücrelerimizin içindeki DNA sarmalından, uzaydaki galaksilerin şekillerine, kar kristallerinden mikrocanlılara, boynuz ve dişlerden, salyangoz kabuklarına kadar altın oranı bulmak mümkündür. Altın orana en çarpıcı örnek, insan bedenidir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15911</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-04</pubDate>
<title><![CDATA[Canlı Davranışlarındaki Muazzam Bilinç]]></title>
<description><![CDATA[Yüce Allah, yarattığı tüm canlıları bulundukları ortama en iyi uyum sağlayabilecekleri özelliklerle donatmış ve onlara akılcı davranışlar ilham etmiştir. Canlılığın tesadüfler üzerine ortaya çıktığını savunan evrimcilerin açmaza düştüğü konulardan bir tanesi de canlılardaki akılcı davranışlardır. Son derece dikkat çekici davranışlarda bulunan canlılara bu davranışları anneleri veya herhangi bir ataları öğretmemiştir. Hepsi, Allah`ın dilemesiyle yaratıldıkları ilk günden itibaren bunları bilerek dünyaya gelmişlerdir. Bu yazıda Allah`ın ilhamıyla hareket eden bu canlıların başarıyla uyguladıkları mükemmel taktiklerden örnekleri okuyabilirsiniz.<br><br><b>Sahte Yuvalar Yapan Kuşlar</b><br><br>Doğadaki pek çok kuş türü, yavrularını avcılardan korumak için sahte yuvalar kurarlar. Örneğin Afrika ve Hindistan`da kuş yumurtasıyla beslenen pek çok hayvan vardır. Bu nedenle Afrika çalı kuşları (Ploceides) çok sayıda sahte yuva inşa ederek, düşmanların yuvalarına yapacakları saldırıları azaltır ve kaçmak için zaman kazanmış olurlar.<br><br>Düşmanlarından korunmak için plan yapan kuşlardan biri de çulha kuşlarıdır. Tropikal bölgelerde ağaçlarda yaşayan yılanlar çok zehirlidir. Bu nedenle aynı bölgede yaşamını sürdüren çulha kuşlarının yuvalarının girişleri gizli ve adeta bir labirent gibidir. Bu kuşların yuvalarını korumak için yaptıkları planlar bununla da kalmaz. Çulha kuşları yuvalarına saldıran avcıların cayması için evlerini, dalları oldukça dikenli olan akasya ağaçlarına kurarlar ve bu kuşlar da düşmanlarını şaşırtmak için pek çok boş yani sahte yuva yaparlar.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15809</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-02-03</pubDate>
<title><![CDATA[İlmi Mercek Sayı 67: Fosiller Evrimi Yalanlıyor]]></title>
<description><![CDATA[<b>FOSİLLER EVRİMİ YALANLIYOR<br><br>Vatoz<br>YAŞ:</b> 95 milyon yıllık<br><b>DÖNEM:</b> Kretase<br><b>BULUNDUĞU YER:</b> Hakel, Lübnan <br><br>Kıkırdaklı balıklar sınıfına dahil olan vatozların çoğu, deniz tabanında yaşar. Solungaçları altta, gözleri üsttedir. Kuyruk yüzgeçleri ve sırt yüzgeçleri çok küçüktür, hatta kimi türlerde yoktur. Bundan 95 milyon yıl önce yaşayan vatoz balıklarının sahip oldukları tüm özelliklere günümüzdeki vatoz balıkları da sahiptir. Bunun anlamı ise, vatozların aradan geçen 95 milyon yıla rağmen hiç değişmedikleri, yani evrim geçirmedikleridir.<br><br><b>Kanatlı Termit<br>YAŞ: </b>25 milyon yıllık<br><b>DÖNEM:</b> Oligosen<br><b>BULUNDUĞU YER:</b> Dominik Cumhuriyeti<br><br>Milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramayan böcek türleri, evrim teorisi için büyük bir açmaz oluşturmaktadır. Fosil bulgularında hep aynı yapılarıyla karşımıza çıkan böcek türleri, canlıların evrim geçirmediklerinin delillerindendir. Resimdeki amber içinde bulunan kanatlı termit, 25 milyon yaşındadır. Bu fosilin, günümüzdeki benzerlerinden hiçbir farkı yoktur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15922</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-26</pubDate>
<title><![CDATA[Reddin Ardındaki Kabul]]></title>
<description><![CDATA[Darwinistlerin, red üsluplarının ardındaki gizleyemedikleri kabul çeşitli bilim adamları ve bizzat Darwinistler tarafından şu şekilde ifade edilmektedir.<br><br><b>Biyolog William Fix:</b><br><br><i>Araştırmanın ön planında olan bilim adamları klasik Darwinizm'e öldürücü bir darbe vurmuştur. Bu haberi doğrudan insanlara veremiyorlar, bunu yalnızca teknik yazılarına ve gizli tavsiyelerine saklıyorlar.</i> <br><br><b>Darwinist antropolog Robert A. Martin:</b><br><br><i>1972 yılında, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Niles Eldredge ve Harvard Üniversitesi'nden Stephen Jay Gould, "sıçramalı evrim" kavramını ortaya atan bir makale yayınladı. Evrim yavaş, düzenli ve aşamalı bir şekilde ilerliyor ise, bu durumda türler arasında bulunması gereken tüm ara geçiş formlarının nerede olduğunu sordular. Belki de bunları bulmanın bu kadar zor olmasının nedeni, aslında mevcut olmamalarıdır.</i>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15903</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-17</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinistler, Evrim Teorisini ''Reddedilemez'' Gösterirler]]></title>
<description><![CDATA[Bilimsel bir teoride, genellikle teori ortaya atılır; bilimsel olarak doğrulanır veya yanlışlanır. Bilimsel olarak kabul edilir veya iptal edilir. Big Bang teorisi bilimsel bir teoridir ve doğrulanmıştır. Bu teoriyi destekleyen deliller karşısında öne sürülen karşıt mantıkların geçersizliği aşikardır. Kimse diğer ihtimallerin delillendirilmesi konusu üzerinde durmamaktadır. Çünkü elde somut bilimsel deliller vardır. Somut deliller, diğer ihtimaller karşısında bu bilimsel teoriyi doğrulamıştır.<br><br>Evrim teorisi ise bilimsellik iddiasıyla ortaya atılmış bir teoridir ve teorinin bir safsata olduğu sayısız delille ispatlanmıştır. Teoriyi doğrulayacak tek bir delil bulunmamaktadır. Bilimsel tüm bulgular, teorinin bir varsayım olarak ortaya atıldığını ve hiçbir geçerliliğinin olmadığını her geçen gün tekrar tekrar ispat etmektedir. Normal şartlarda bu teorinin çok önceleri iptal edilip rafa kaldırılması gerekmektedir. Ama nedense bu şekilde olmamıştır. Tam tersine evrim teorisi sahte delilleriyle, bilimsel bir teori edasıyla ders kitaplarına girmiş, televizyon kanallarında, belgesellerde, yayın organlarında savunulur hale gelmiştir. Hatta Avrupa Konseyi canla başla bu teoriyi korumaya çalışmış, bu teorinin bilimsel olmadığını ispatlayan delillerin ortaya konulması için getirilen önerileri dehşet ve korku ile karşılamıştır. Çeşitli ülkelerin mahkemeleri, evrime karşı getirilen ve müfredatta yer alan önerileri şiddetle reddetmektedir. Çok yakın bir zaman önce federal bir yargıç, kamu okullarında Darwinizm eleştirisinde bulunmanın anayasaya aykırı olduğunu açıklayacak kadar ileri gitmiştir.141 Darwin'in kendi kitabında da bahsettiği "evrimin zorluklarının" müfredata konulması fikri, Darwinist çevreleri dehşete düşürmüştür. Kısaca Darwinizm neredeyse tüm devletler tarafından korunan, çoğu zaman devlet desteğiyle ayakta tutulmaya çalışılan tek sözde bilimsel teoridir. Bu çevreler tarafından, yaratılış gerçeğinin okullarda okutulması da evrim safsatasını ortaya çıkaracağı için büyük bir gayret ile engellenmeye çalışılmaktadır. Çünkü Darwinizm, bu batıl dinin kanunlarına göre "reddedilemezdir". Aynı şekilde Darwinizm, bütün dünyada faşist bir Darwinist diktatörlüğün koruması altındadır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15666</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-13</pubDate>
<title><![CDATA[Tek Bir Proteini Açıklayamayan Darwinistler Bir Ayak İzi Fosilinden Medet Umuyorlar]]></title>
<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde Darwinist medyada yine bir telaş vardı. Darwinistler, spekülasyonları için bir malzeme keşfetmiş ve hep bir ağızdan bunun lafazanlığını yapmak için harekete geçmişlerdi. 150 yıllık aynı taktik uygulanıyordu. Belli Darwinist yayınlar ağız birliği içindeydi. Amaç; bulunan bir ayak izi üzerinden mümkün olduğunca aynı sahte senaryoyu savunabilmek ve yıllardır süregelen evrim aldatmacasını son günlerinde yeniden canlandırabilmekti. Söz konusu spekülasyon malzemesi, Polonya`da bulunan ve 395 milyon yıl öncesine ait olduğu sanılan bir canlıya ait ayak izleriydi. Darwinistler, yenilgiyi bertaraf etmek için, bu mükemmel izlerin, ``sudan karaya geçen ilk canlıya`` ait olduğunu iddia ediyorlardı. <br><br>Darwinizm`in propaganda yöntemlerinde olmayanı var göstermek, gerçekleşmemiş olanı hayali bir tarihi gerçekmiş gibi sunmak esastır. Bu nedenle Darwinistlerin söz konusu fosil hakkında mantıksız ve delilsiz iddialar öne sürmeleri bazı kişiler tarafından olağan karşılanabilmektedir. Oysa Darwinistler, bu haberle de, yıllardır yaptıkları gibi insanları <b>ALDATMAKTADIRLAR.</b> <br><br>Öncelikle ``sudan karaya geçiş`` diye hayali bir olayı doğrulayacak tek bir tane bile ara fosil yoktur. (Yalnızca bu konuda değil, Darwinistlerin tüm geçiş senaryolarını doğrulayacak tek bir tane bile ara fosil bulunmamaktadır.) Darwinistlerin iddialarına göre, milyarlarca olması gereken ara fosillerden bir tane bile bulunmazken, <b>MÜKEMMEL AYAK İZLERİNİN</b> bu saçma iddiaya delil olarak gösterilmeye çalışılması akla mantığa sığmamaktadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15572</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-09</pubDate>
<title><![CDATA[Prion Proteini Hakkında Aldatmacalar, Çaresiz Darwinistler Durumunu Kurtaramayacak]]></title>
<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde BBC, Science, Scientific American, Discover, CBS gibi çeşitli internet sitelerinde yayınlanan bir haberde, ``cansız prionların evrimleştiği`` iddia ediliyordu. Bu olağanüstü derecede mantıksız iddia, söz konusu haberlerde sanki önemli bir bilimsel buluşmuş gibi verilmiş, bilimsel terimlerle süslenmiş açıklamalar sanki bir gerçekmiş gibi art arda sıralanmıştı. Amaç her zamanki gibi, prionların ne olduğundan dahi habersiz olan oldukça geniş bir kesimi karmaşık ifade ve anlatımlarla aldatmaya çalışabilmekti.<br><br>Hayatın kökeni konusu, Darwinistlerin en kapsamlı ve en temelden çöküşlerinin ilanıdır. Aynı zamanda bu konu, Darwinist yenilginin en büyük delilini teşkil ettiğinden, Darwinistler bu konuda gerçekten oldukça çaresiz bir durumdadırlar. Bu çaresiz durumu bertaraf edebilmek için uzun zamandır kendilerince çözüm arayışındadırlar. Yıllarca virüslerin evrimleştiğini iddia eden ve defalarca yalanlanan Darwinist kesim, şimdi de virüslerden çok daha küçük cansız yapılar olan ``prionları`` sahte teorilerine delil olarak vermeye çalışmaktadırlar. Bu iddianın geçersizliğini özetle şu şekilde açıklayabiliriz:]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15477</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2010-01-01</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinizm Fitnesinin Dünyaya Getirdiği Zarar, Artik Darwinist Yayinlar Tarafindan Da İtiraf Ediliyor ]]></title>
<description><![CDATA[Sayın Adnan Oktar`ın ilk olarak 2004 yılında yayınlamış olduğu ``Sosyal Silah Darwinizm`` isimli kitabında anlattığı, sonrasında ise yeni gelişen olaylarla birlikte çeşitli makalelerinde dile getirdiği konu, dünyaca ünlü Darwinist yayınlarda yıllar sonra yer aldı. Bu konu, Darwinist fitnenin beraberinde getirdiği okul katliamları idi. Oldukça fazla sayıdaki söz konusu okul katliamlarının ortak özelliği ise, katliamların genç öğrenciler tarafından ``evrim adına`` ve ``doğal seleksiyon`` adına yapılmış olmasıydı.<br><br>Timesonline internet sitesi, öğrencilerin okullarda gerçekleştirdikleri katliamların Darwinizm ile bağlantısını 8 Kasım 2009 tarihindeki web sayfasında açıklarken, Türkiye`de de Habertürk gazetesi söz konusu haberi, ``Lise Katliamlarında Fatura Darwin`e`` başlığı altında 9 Kasım 2009 tarihinde verdi. Oysa söz konusu katliamlar, ilk kayıtlara geçeni günümüzden 10 yıl önce olmak üzere, çeşitli aralıklarla yıllardır gerçekleşen katliamlardı. Üstelik bu katliamların tamamında, etrafa ateş açan gençler Darwinizm`in gereğini yaptıklarını açıkça belirtiyorlardı. Her biri, Darwinist ideolojinin bir gereği olarak güçsüzlerin mutlaka elenmesi ve yok edilmesi gerektiğine inanıyordu. Bir hayvandan ibaret olarak gördükleri arkadaşlarını ve öğretmenlerini işte bu anlayıştan dolayı katletmek onlara güç gelmemişti. Tam tersine, bu insanların yok edilmesi ile topluma ve geleceğe katkıda bulundukları gibi sapkın düşünceye sahiplerdi. Darwinizm, işte böylesine sapkın bir inanç şeklidir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15246</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-30</pubDate>
<title><![CDATA[Hücre Bir Bütün Olarak Var Olmadan Protein Oluşmaz]]></title>
<description><![CDATA[Darwinistler istedikleri kadar içi formüllerle dolu aldatıcı kitaplar yazsınlar, istedikleri kadar sahte fosil getirsinler, Yaratılışa dair bilimsel delillere istedikleri kadar demagojik saldırılarda bulunsunlar, istedikleri kadar her tarafa hayali çizimlerle doldurdukları kartondan afişler yapıştırıp bunu evrim sergisi diye tanıtıp dursunlar, daha temelden yenilmiş oldukları gerçeğini değiştiremeyeceklerdir. Çünkü Darwinistlerin en büyük kabusu henüz daha canlılığın başlangıcıdır. Darwinistler henüz bir tane proteinin nasıl oluştuğuna dair <b>TEK BİR AÇIKLAMA DAHİ YAPAMAMIŞLARDIR.</b> Bu durum, Dawkins`in, Futuyma`nın, Tim White`ın ve diğer bütün Darwinistlerin içine düştüğü içler acısı durumu ifade eder. Yaptıkları hiçbir demagoji, tek bir protein karşısındaki bu büyük ve görkemli yenilginin önüne geçememektedir. <b>TEK BİR PROTEİN, DARWİNİZM`İ TÜMÜYLE ALTÜST ETMİŞTİR.</b><br><br>Darwinist demagojinin önemli bir özelliği tüm kompleksliğine rağmen, yaşamdaki her şeyi basit göstermeye çalışmak olduğundan, Darwinistler, hayatın başlangıcı konusunu da hep basite indirgeme eğiliminde olmuşlardır.<br><br><i>``Çamurlu suda hücre oluştu``, ``DNA kendi kendine oluşup çoğalmaya başladı`` </i>gibi hikayelerin temelinde yatan sebep de budur. Darwinistler bu yolla insanları daha kolay aldatabileceklerini düşünürler. Fakat kendileri de çok iyi görmüşlerdir ki, olay artık bu aldatma safhasını çoktan geçmiştir. İnsanlar artık, yalnızca tek bir proteinin bile kendi kendine oluşamayacak kadar üstün bir kompleksliğe sahip olduğunu bilmekle kalmamakta, aynı zamanda bir proteinin, bir DNA`nın veya RNA`nın ya da hücrenin küçük büyük herhangi başka bir parçasının<b> HÜCRENİN TAMAMI OLMADAN HİÇBİR İŞE YARAMADIĞINI DA</b> bilmektedirler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15352</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-27</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinizm Ve Materyalizm Tüm Canlılıgı ''Basit'' Gibi Göstermeye Çalışır]]></title>
<description><![CDATA[Darwinizm "büyüsü" insanları düşünmekten alıkoymak üzerine kuruludur. Darwinistler işte bu nedenle yoğun olarak görsel ve işitsel telkinle, hitap ettikleri insanları oyalamaya çalışırlar. Üzerlerinde adeta bir büyü etkisi oluşturarak, insanları gerçeklerden uzaklaştırma azmindedirler. Darwinizm'in bu yoğun büyülü telkinleri karşısında pek çok insan düşünmekten, incelemekten, araştırmaktan vazgeçer ve önlerine sunulan sözde bilimsel açıklamalara ister istemez teslim olur.<br><br>Fakat ilginç olan, insanları oyalayan ve düşünmekten alıkoyan süslü telkinler, aslında temelinde çok basit ve akıl dışı bir mantık barındırır. Darwinist yayınlar, bir hücrenin oluşumunu sayısız bilimsel ve teknik terim kullanarak yüzlerce sayfa boyunca anlatabilirler. Oysa anlatmak istedikleri özetle sadece şudur: Çamurlu su + tesadüfler + zaman = canlılık! Süslü kelimeler, anlaşılması zor Latince tanımlar, teknik karmaşık terimler Darwinist telkini oluşturmak için bu yayınlara kasıtlı olarak dahil edilir. Yoksa Darwinist izahların ardında karmaşık, kompleks, anlaşılması güç bir mantık veya açıklama kesinlikle yoktur.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15298</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-27</pubDate>
<title><![CDATA[''Neandertaller İnsanın Maymunsu Atasıdır'' İddiası Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[Darwinistler Australopithecuslar için kullandıkları aynı yöntemi, bir insan soyu olan Neandertaller için de kullanmışlardır.<br><br>Neandertal Adamı 1856 yılında Almanya'nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Neander vadisinde bulunan fosillerle bilim literatürüne girdi. Kafatası ve bedenindeki kemiklerde bulunan kıvrımlar, fosillerin evrimciler tarafından sözde ilkel bir insan türü olarak değerlendirilmesine yol açtı.<br><br>1908 yılında bu kez Fransa'nın La Chapelle-aux-Saints bölgesinde Neandertal adamına ait olduğu belirtilen, neredeyse eksiksiz bir iskelet bulundu. Kemikler dönemin ünlü paleontolog ve jeoloğu Marcellin Boule tarafından birleştirildi.<br><br>Bu birleştirme sonucunda ortaya çıkan Neandertal adamı eğik bir duruşa, öne çıkık bir kafaya sahipti. Ayrıca bacakları da eklem yerlerinde kilitli kalıyor, tam düz bir duruş sağlayamıyordu.<br><br>Bu görünüm sayesinde, Neandertal adamı insanların zihinlerinde ilkel bir canlı olarak yerleşti. Neandertaller, sahte çizimlerde de ilkel maymun adamlar olarak gösterildiler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15261</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-27</pubDate>
<title><![CDATA[''Australopithecuslar İnsanın Atasıdır'' İddiası Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[Darwinistler için insanın evrimi konusu hayati önem taşır. Yıllardır insanlara telkin etmeye çalıştıkları şey, insanın sözde evrimleşmiş bir hayvan olduğu yalanıdır. Bu yalanı ayakta tutabilmek için var güçleriyle çabalar, hiç durmadan en ilgisiz konularda bile insanın sözde hayvan ataları olduğu düşüncesini yerleştirmeye çalışırlar. Bu konuda başvurdukları aldatmacalar ise hayret vericidir. Çoğu zaman hiç ilgisi olmayan fosil bulguları dahi, şekilden şekile sokularak insansı bir varlıkmış gibi gösterilmeye çalışılır. Öyle ki Darwinistler, sonradan bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılan <b>tek bir diş</b> fosilinden Nebraska adamını oluşturmuş, bu hayali insansının ailesiyle birlikte sosyal hayatını resmekmekte sakınca görmemişlerdir. Bu şaşırtıcı çabanın en önemli örneklerinden bir tanesi de uzun zamandır sürdürülen Australopithecusların insanların sözde maymunsu atası olduğuna dair iddialardır.<br><br>Australopithecuslar, soyu tükenmiş maymun türleridir. "Güney maymunu" anlamına gelen bu canlılar, Darwinistler tarafından insanların sözde ilk maymunsu ataları olarak kabul ettirilmeye çalışılır. Soyu tükenmiş olmaları nedeniyle tüm diğer örneklerde olduğu gibi bu maymun türü de, evrimciler tarafından bir spekülasyon malzemesi olarak kullanılmıştır. Fakat Darwinistlerin Australopithecuslar üzerine türettikleri senaryolar, diğer tüm örneklerde olduğu gibi yine bir aldatmacaya dayanmaktadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15262</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-27</pubDate>
<title><![CDATA[Piltdown Adamı Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[Ünlü bir doktor ve aynı zamanda da amatör bir paleontolog olan Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere'de Piltdown yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Ele geçirilen fosillere "Piltdown Adamı" adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve fosil insanın hayali evrimine en önemli delil olarak İngiltere'deki British Museum'da sergilenmeye başladı. 40 yılı aşkın bir süre boyunca hakkında birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı. Dünyanın farklı üniversitelerinden 500'ü aşkın akademisyen, Piltdown Adamı üzerine doktora tezi hazırladı.<br><br>Ünlü Amerikalı paleoantropolog H. F. Osborn da 1935'te British Museum'u ziyaretinde, "Doğa sürprizlerle dolu; bu, insanlığın tarih öncesi devirleri hakkında önemli bir buluş" diyordu.<br><br>Oysa Piltdown Adamı, büyük bir sahtekarlık, bilinçli şekilde yapılmış büyük bir hileydi.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15257</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-27</pubDate>
<title><![CDATA[''Coelacanth Denizden Karaya Geçiş Örneğidir'' İddası Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[Aslında canlı bir dinozor bulunmuş olsaydı, bu çok daha az şaşırtıcı olurdu. Çünkü fosiller Coelacanth'ın, dinozorların sahneye çıkmasından 150-200 milyon yıl önce var olduklarını gösteriyor. Birçok bilim insanının kara omurgalılarının atası olarak gösterdiği, en az 70 milyon yıl önce yok olduğu sanılan balık, canlı bulunmuştu!<br><br>Focus dergisinin Nisan 2003 sayısında yer alan bu ifadeler, yıllarca bir ara form olarak tanıtılmış olan Coelacanth'ın (Latimera chalumnae) canlı örneğinin günümüz denizlerinde bulunması karşısındaki şaşkınlığı, Darwinist bir ağızdan ifade etmektedir. Darwinistler, 1938 yılından önce Coelacanth fosili üzerinde sayısız iddiada bulunmuşlar, canlının yüzgeçlerini "yürümek üzere olan ayaklar", fosilleşmiş bir yağ kesesini de "ilkel bir akciğer" olarak yorumlamışlardı. Fosil üzerinde yaptıkları türlü spekülasyonlarla kayıp bir halkayı bulduklarını öne sürüyorlardı.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15264</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-27</pubDate>
<title><![CDATA[Nebraska Adamı Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[1922'de, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska'daki Yılan Deresi yakınlarında, Pliosen dönemine ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıkladı. Bu diş, iddiaya göre, insan ve maymunların ortak özelliklerini taşımaktaydı. Çok geçmeden konuyla ilgili çok derin bilimsel tartışmalar başladı. Bazıları bu dişin sahibini Pithecanthropus erectus olarak yorumluyorlar, bazıları ise bunun insana daha yakın olduğunu söylüyorlardı. Büyük tartışmalar yaratan bu diş fosiline "Nebraska Adamı" adı verildi. "Bilimsel" ismi de hemen peşinden geldi: Hesperopithecus haroldcooki.<br><br>Bu tek dişe dayanılarak Nebraska Adamı'nın kafatası ve vücudunun rekonstrüksiyonları yapıldı. Hatta daha da ileri gidilerek Nebraska adamının ailesinin doğal ortamda resimleri yayınlandı. Bütün bu senaryolar tek bir dişten üretilmişti. Evrimci çevreler bu "hayalet adamı" o derece benimsediler ki, William Bryan isimli bir araştırmacı, tek bir azı dişine dayanılarak bu kadar peşin hükümle karar verilmesine karşı çıkınca, bütün şimşekleri üzerine çekti.<br><br>Ancak 1927'de iskeletin öbür parçaları da bulundu. Bulunan yeni parçalara göre bu diş ne maymuna ne de insana aitti. Dişin, Prosthennops adı verilen Amerikan yaban domuzunun soyu tükenmiş bir cinsine ait olduğu anlaşıldı. William Gregory, bu yanılgıyı duyurduğu Science dergisindeki makalesine şöyle bir başlık atmıştı:<i> "Görüldüğü kadarıyla Hesperopithecus ne maymun ne de insan.''</i>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15252</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-26</pubDate>
<title><![CDATA[Haeckel'in Embriyo Çizimleri Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[Ernst Haeckel 1868'de yazdığı Natürliche Schöpfungsgeschichte (Doğal Yaratılış Tarihi) isimli kitabında insan, maymun ve köpek embriyolarını kullanarak bazı karşılaştırmalar yaptığını öne sürdü. Yaptığı çizimler, birbirleri ile neredeyse tamamen aynı canlı embriyolarından oluşuyordu. Haeckel, bu çizimden yola çıkarak söz konusu canlıların ortak bir kökenden geldiklerini savunmuştu.<br><br>Ama aslında durum farklıydı. Haeckel, tek bir embriyo çizimi yapmış, sonra da bunu kasıtlı olarak küçük farklılıklara uğratarak insan, maymun, köpek embriyosu diye yan yana getirmişti. Yani açıkça sahtekarlık yapmıştı.<br><br>İşte Darwin'in İnsanın Türeyişi kitabına kaynak olarak gösterdiği sözde "bilimsel çalışma"(!) buydu. Aslında Darwin bu kitabı yazmadan önce, Haeckel'in çizimlerinin bir çarpıtmadan ibaret olduğunu fark eden kişiler olmuştu. Hatta Haeckel'ın kendisi dahi sahtekarlığının ortaya çıkmasının ardından yaptığı bu büyük bilimsel aldatmacanın itirafını yapıyordu:]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15248</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-26</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinistlerin Dünyayı Aldatma Yöntemleri]]></title>
<description><![CDATA[Darwinist aldatmaca yönteminin en açık tanımını, kendisi de bir Darwinist olan ve yaptığı katliamları Darwinizm'den ilham alarak gerçekleştiren 20. yüzyılın en zalim diktatörü Adolf Hitler'in sözlerinden anlayabiliriz: <br><br><i>Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz insanlar inanır. İnsanları bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin.</i><br><br>İşte Darwinizm'in insanları aldatırken kullandığı yöntem budur. Darwinizm yalanı, o kadar yüksek sesle, o kadar çok, o kadar dogmatik bir inançla söylenmiştir ki, dünyada pek çok kişi araştırıp soruşturmadan evrim teorisini doğru sanmıştır. Üstelik bu konuda kitlelerin aldatılması çok açık, çok aleni yöntemlerle yapılmasına rağmen, hiç kimse bu yalanı savunan bilim adamlarından, bu yalanın bilim dergilerine girmesinden, müfredata alınıp okullarda okutulmasından şüphe duymamıştır. Bu bilim adamları, "proteinler tesadüfen çamurlu suda oluştu" yalanını ortaya atmış ve bunu yüksek sesle, taraftarlarıyla birlikte, bilimsel kelimeler kullanarak tekrar tekrar adeta bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatmışlardır. Tek bir proteinin tesadüfen oluşması ihtimalinin sıfır olduğundan  habersiz olan insanlara bu masalı ısrarla tekrar etmiş ve adeta bir büyü etkisi oluşturarak onları aldatmışlardır. "Sayısız ara fosil var" yalanını savunan Darwinist bilim adamları, fosil kayıtlarından haberi bile olmayan insanlara öyle bir telkin vermiştir ki, insanlar yıllarca sayısız fosille evrimin desteklendiğini zannetmişlerdir. Dahası insanlar, bu garip telkinin etkisi altına girerek maymundan geldikleri yalanına inanmış, okullarda bunu okumuş, atalarının tuhaf görünümlü, tüylü, maymun benzeri canlılar olduğunu sanmışlardır. Bunun en temel nedenlerinden biri şudur: Darwinizm yalanının deşifre edilmesine kadar insanlar, "bilim adamı doğru söyler" "biz bilimin konularını anlayamayız, bilim adamları ne söylerse ona inanmak gerekir" yanılgısıyla hareket etmiş, hatta adeta onların söylediklerine iman etmiş ve çarpık bir inanç sistemi kurmuşlardır. Oluşturdukları sistem bu yanlış temele oturunca, evrimin geçersizliği tartışmaya bile açılamaz bir hal almıştır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15286</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-26</pubDate>
<title><![CDATA[Atın Evrimi Serisi Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[1879 yılında dönemin tanınmış evrimcileri arasından iki isim, hayali atın evrimi senaryosuna kanıt olarak gösterilmeye çalışan canlılarla ilgili çalışmaları daha da ileri götürerek Darwinistlerin uzun yıllar gündemde tutacakları at serisini oluşturdular. Amerikalı fosil araştırmacısı Othniel Charles Marsh ile Thomas Huxley (Darwin'in bulldog'u olarak da tanınır), bazı toynaklı fosilleri, arka ve ön ayaklarındaki tırnak sayılarına ve diş yapılarına göre dizerek bir şema oluşturdu. Daha önce Sir Richard Owen tarafından 1841 yılında <i>Hyracotherium</i> ismini verdiği küçük bir memeli fosili, sözde evrim çağrıştıracak şekilde yeniden isimlendirilmiş ve 'ﬁafak Atı' anlamına gelen <i>Eohippus</i> adını almıştı. İddialarını şemalarıyla birlikte, <i>American Journal of Science</i> isimli dergide yayınlayan ikili, bir yüzyıl boyunca müze ve ders kitaplarında Eohippus'tan günümüz atlarına doğru sıralanan -sözde evrimin kanıtı olarak gösterilecek- serinin temellerini atmışlardı. Bu hayali serinin aşamaları olarak gösterilen önemli kategoriler <i>Eohippus, Orohippus, Miohippus, Hipparion</i> ve nihayet günümüz atı <i>Equus</i>'tu.<br><br>Bu hayali seri, sonraki yüzyıl boyunca atın sözde evrimine en büyük kanıt olarak gösterildi. Tırnak sayısındaki düşüş, ebatta ise küçükten büyüğe doğru giden düzenli artış evrimcileri ikna etmeye yetmişti.<br><br>Kısa bir süre içinde at serisi kendi içinde çelişkiler sergilemeye başladı.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15281</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-26</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinizm'e Delil Gösterilmeye Çalışılan Tüm Kafatası Fosilleri Sahtedir]]></title>
<description><![CDATA[Darwinizm, gerçek bilimsel temellere ve gerçek bilimsel delillere dayanmadığı için, uydurma kanıtlar sunarak taraftar toplamaya çalışır. Bunun için ise Darwinistlerin elinde spekülasyon yapacakları malzemelerin olması yeterlidir. Darwinistler, üzerinde spekülasyon yapabilecekleri soyu tükenmiş canlı fosillerini alır, şekilden şekile sokar ve bunları ideolojilerine bir malzeme olarak kullanırlar. Yıllar boyunca soyu tükenmiş olduğu için denizden karaya hayali geçişin en ünlü örneği olarak tanıtılmaya çalışılan, fakat canlı örneği günümüz denizlerinde bulunan Coelacanth, bu sahtekarlığı yansıtan en önemli delildir. Darwinistler aynı taktiği diğer canlılar ve insan için de kullanmaya çalışırlar. Elde ettikleri tüm fosilleri görünümüne göre kategorilendirir ve kendi akıllarına göre istediklerine "ara form" yakıştırması yaparlar. Oysa ara form dedikleri fosillerin tümü, tıpkı Coelacanth gibi, mükemmel ve kusursuz canlılara aittir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15270</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-26</pubDate>
<title><![CDATA[Sahte Bir Din: Darwinizm]]></title>
<description><![CDATA[Darwinizm'in tarihini incelediğimizde karşımıza çıkan çok açık gerçekler vardır:<br><ul><li> Darwinizm bilimsel olarak ispat edilmemiş, tam tersine bilimsel delillerle yalanlanmıştır.<br><li> İşte bu nedenle Darwinizm sahtekarlıkla ayakta tutulmaya çalışılmıştır. <br><li> Darwinist sahtekarlıklar Darwinist bilim adamları tarafından görmezden gelinmiştir. <br><li> Sahte fosiller, sahte oldukları deşifre edildikten sonra bile yıllarca müzelerde evrim delili olarak sergilenmiştir. <br><li> Darwinist bilim adamları, sahtekarlıkların gerçek yüzünü bilmelerine rağmen, öğrencilerine tüm bunları evrimi ispat eden bilimsel delil gibi okutmuşlardır. <br><li> Darwinizm'i yalanlayan, yaratılışı ispat eden bilimsel gerçekler Darwinist bilim adamları tarafından gizlenmeye çalışılmıştır. Fosillerin saklanması bunun en büyük delilidir. <br><li> Darwinizm kitlelere insanın yalnızca bir hayvan olduğu mesajını vermeye çalışmış, bunun için sahte embriyo çizimleri yapmakta sakınca görmemiştir. <br><li> Darwinizm, canlıları üstün bir Yaratıcı'nın yarattığı gerçeğini reddedebilmek için tesadüflerin sözde mucizeler meydana getirdiğine insanları inandırmaya çalışmıştır. (Allah'ı tenzih ederiz.) </ul>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15278</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-26</pubDate>
<title><![CDATA[Sanayi Kelebekleri İddiası Bir Sahtekarlıktır]]></title>
<description><![CDATA[19. yüzyıl ortalarında İngiltere'de sanayi devriminin başladığı sıralarda, endüstri ağırlıklı bölgelerdeki ağaçların kabukları açık renklidir. Bu nedenle bu ağaçların üzerine konan Biston betularia türündeki kelebeklerin koyu renkli varyantları (melanik kelebekler), burada beslenen kuşlar tarafından kolay fark edilir ve av olurlar. Fakat elli yıl sonra endüstri kirliliğinin sonucunda ağaçların gövdelerini saran bir tür yosun olan likenler ölür ve ağaç gövdeleri kararır. Bu kez açık renkli kelebekler ağaç gövdelerinde daha belirgin olduklarından kuşlar tarafından sık olarak avlanmaya başlarlar. Sonuçta açık renkli kelebekler sayıca azalırken, koyu renkli melanik kelebekler yem olmadıkları için çoğalırlar.<br><br>Evrimciler bu durumu, doğal seleksiyon ile evrim iddialarına önemli bir delil olarak büyük bir hararetle sahiplendiler. Ardından da her zamanki sahtekarlık yöntemini kullanarak, açık renkli kelebeklerin zamanla evrim geçirerek koyu renkli kelebeklere dönüştüğü gibi bir göz boyamaya giriştiler. Bu iddia, sözde "iş başındaki evrim" (evolution in action) tanımıyla bütün dünyaya tanıtıldı. Oysa gerçekler çok daha farklıydı, bu kelebekler hiçbir şekilde evrimsel bir değişime uğramadıkları gibi, ortada bir büyük Darwinist sahtekarlık vardı.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/15250</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-12</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinistler: “Tekrar Özür Diliyoruz, Ardi Konusunda Da Yanılmışız”]]></title>
<description><![CDATA[Darwinistler, 150 yıl boyunca sürekli olarak insanlardan özür dilemek zorunda kaldılar; ``pardon sahteymiş`` dediler, ``yanlışlık olmuş, insan değil domuz dişiymiş`` dediler, ``kusura bakmayın; güveler ağaç kabuklarına kasten yapıştırılmış``, ``kafatası eyelenmiş,`` ``dinozora elle tüy eklenmiş``, ``meğer bu canlı hala yaşıyormuş ve ara fosil değilmiş,`` ``ilk atmosfer böyle değilmiş...`` dediler. ``Embriyolar böyle değilmiş, çizimler sahteymiş`` dediler. ``İnsanın atası demiştik ama meğer sıradan bir maymunmuş`` dediler. Sürekli özür dilediler ve tüm iddialarını geri aldılar. Fosilleri alelacele müzelerden çıkardılar. Dergilerinin bir sayısında ara fosil ilan ederken ikinci sayısında özür dilediler. Bu, günümüze kadar aynı şekilde devam etti.<br> <br>Bunun sebebi şudur: <b>Darwinizm yalnızca sapkın bir ideolojidir, bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur. Tek bir bilimsel delille bile desteklenmemiştir</b>. İşte bu yüzden Darwinistler sürekli olarak sahte delil üretirler. Sahtekarlığın ömrü ise elbette çok kısadır. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14982</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-12</pubDate>
<title><![CDATA[Bedi Olan Allah'ın, Acizlikler Yaratmasının Hikmetini Anlayamayan Darwinistler]]></title>
<description><![CDATA[<b>``Bedi``</b>, Yüce Allah`ın bir ismidir. <b>``Örneksiz Ve Hayret Verici Alemler İcad Eden`` </b>anlamına gelir. <br> <br>Bazı insanlar Rabbimiz`in bu Yüce Sıfatını tam olarak kavrayamazlar. Bazıları ise kavradıkları halde görmezden gelirler. İnkar edebilmek için yol ararlar. Allah, işte bu kimselerin durumunu ayetlerinde şöyle haber vermiştir:<br> <br><b><u>Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.</u> Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.</b> (Neml Suresi, 14)<br> <br><b>Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.<br><br>Onlar, <u>Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.</u> Şüphesiz Allah, güç sahibidir, Aziz`dir.</b> (Hac Suresi, 73-74)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14997</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-09</pubDate>
<title><![CDATA[Gökyüzündeki Kıpkırmızı Gül: Rosette Nebula]]></title>
<description><![CDATA[<b>``Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman;`` </b>(Rahman Suresi, 37) <br><br>Yukarıdaki ayetteki <b>``kıpkırmızı bir gül``</b> olduğu zaman ifadesinin Arapçası <b>``verdeten ke eddihani``</b>dir. Bu ifade ile gökyüzünde oluşan görüntü, kırmızı renkte bir güle benzetilmektedir. Bu tarif, gökyüzünde kırmızı renkte, katmerli bir görünüm alan gökcisimlerinden özellikle ``Rosette Nebula`` ile çok büyük benzerlik taşımaktadır.<br><br>Nebula uzayda bulunan bulutsu gaz kütlelerine verilen isimdir. Nebula oluşmadan önce bir yıldızdır ve bu yıldızlar çok büyük oldukları için, içten gelen basınç ve yüksek sıcaklığın etkisiyle uzay boşluğuna gaz salarlar. Bu gaz püskürmeleri oldukça büyük miktarda ve hızlıdır. Daha sonra bu gazlar yakınlaşarak bir gaz bulutu oluştururlar ve bu gaz bulutunun sıcaklığı 15.0000 C`den fazladır. (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ Nebula_%28astronomi%29 " class="SidesTableText" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/ Nebula_%28astronomi%29</a>)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14769</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-08</pubDate>
<title><![CDATA[Elektrik Üreterek Haberleşen Ve Avlanan Balıklar]]></title>
<description><![CDATA[Su ve elektriğin bir araya gelmesi, can güvenliği için büyük bir tehlike oluşturur. Oysa doğadaki bazı canlılar için durum çok farklıdır. Balıkların, suda ürettikleri elektrik enerjisi yaşamlarında büyük bir kolaylık meydana getirir. Suda yaşayan bir canlının elektrik üretmesi ve bu elektriği kontrollü bir biçimde kullanabilmesi ise Yüce Allah`ın üstün yaratılış delillerindendir.<br><ul><li>Elektrik üreten balıkların vücutlarında bulunan alıcılar nasıl çalışır?<br><li>Deniz altındaki canlılar, sinyal sistemini hangi işlevler için  kullanırlar?<br><li>Balıklar radar sistemiyle nasıl avlanırlar?<br><li>Yan yana yüzen iki balığın sinyali nasıl olur da birbirine  karışmaz?</ul><br>Dünyadaki tüm canlılar üreme sistemlerinden savunma tekniklerine, beslenme şekillerinden algılama sistemlerine kadar pek çok üstün özelliklerle yaratılmışlardır. Bu canlıların yaşamları detaylı olarak incelendiğinde hem fiziksel özelliklerinin hem de davranışlarının yaşadıkları ortamla ve birbirleriyle tam bir uyum içinde olduğu görülmektedir. Vücutlarındaki sistemler ve fonksiyonlarıyla birbirinden tamamen farklı özelliklere sahip olan balıklar, aynı zamanda sudaki hareketlerini kolaylaştırıcı birçok sisteme de sahiptir. Yüce Allah balıkları kusursuz yetenek ve üstün yaratma sanatının birer tecellisi olarak yaratmıştır. Örneğin insanlar için uzun araştırmalar ve ileri teknoloji gerektiren birçok özellik, deniz altı dünyasının ilgi çekici canlılarından olan elektrikli balıklarda ilk yaratıldıkları andan itibaren en mükemmel sistemlerle sağlanmıştır. Bunlardan biri de balıklarda yaratılmış olan elektrik mucizesidir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14765</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-07</pubDate>
<title><![CDATA[İlmi Mercek Sayı 65: Fosiller Evrimi Yalanlıyor]]></title>
<description><![CDATA[<b>Sabun Ağacı Yaprağı<br>Yaşı:</b> 95 milyon yıllık<br><b>Dönem:</b> Kretase<br><b>Bulunduğu Yer:</b> Nammoura, Lübnan<br>Diğer tüm bitkiler gibi sabun ağaçları da her zaman sabun ağacı olmuşlardır. Fosil araştırmaları sırasında elde edilen örnekler bu gerçeği delillendirmektedir. Bulunan sabun ağacı fosilleri, bu bitkinin günümüzdeki örnekleriyle 95 milyon yıl önce yaşamış olanları arasında hiçbir fark olmadığını göstermektedir.<br><br><b>Balon Balığı<br>Yaşı:</b> 95 milyon yıllık<br><b>Dönem:</b> Kretase<br><b>Bulunduğu Yer:</b> Hakel, Lübnan<br><br>Resimde görülen balon balığı fosili, canlıların evrim geçirmediğinin delillerinden biridir. 95 milyon yıllık bu fosilin iskeleti neredeyse bütün olarak korunmuştur ve iskelet yapısının günümüzde yaşayan balon balıklarınınkinden hiçbir farkı yoktur. Evrimciler ise bu açık gerçeğe gözlerini kapamakta, balıkların omurgasız deniz canlılarından evrimleştikleri şeklinde hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir iddiada bulunmaktadır. Fosil kayıtları evrimin dayanaksız bir iddia olduğunu her seferinde Darwinistlerin yüzüne vurmaktadır. Fosiller, canlıların evrim geçirmediklerini, yaratıldıklarını göstermektedir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14773</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-07</pubDate>
<title><![CDATA[Bakterilerin İletişim Yöntemi: Mesaj Baloncukları]]></title>
<description><![CDATA[Canlılar aleminin en hızlı çoğalan canlı gruplarından biri bakterilerdir. Bu mikro canlılar, çok kısa bir zaman içerisinde yeni şekillere girebilir ve dakikalar içinde sayıca milyarlarca artış gösterebilirler. Yüce Rabbimiz`in kainatta yarattığı kusursuz düzenin bir parçası olan bu canlıların kullandıkları haberleşme yöntemi de son derece ilgi çekicidir.<br><br>Bakteriler, doğadaki diğer canlılardan farklı olarak, hızla çoğalan ve biyokimyasal etkileriyle canlılar aleminin dengesinin sağlanmasında büyük pay sahibi olan bir canlı grubudur. Hemen hemen her yerde yaşayabilen bu canlıların nüfusları bu sebeple çok fazladır. Bu yüzden bakteriler dünyanın en kalabalık topluluğu olarak kabul edilir. <br><br>İnsan yaşamına çeşitli şekillerde etki eden bakteri topluluğunun hayranlık uyandıran birçok özelliği vardır. Kullandıkları iletişim sistemleri de bunlardan biridir. Düşmanlarını ve yiyecekleri görmek için sonar benzeri sistemler kullanan bu canlılar, aynı zamanda aralarında iletişim kurmak için kullandıkları <b>``konuşma balonları``</b> ile dikkat çekerler. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14766</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-07</pubDate>
<title><![CDATA[Bakıma Ve Enerji Kaynağına İhtiyaç Duymadan Çalışan Kapakçıklar]]></title>
<description><![CDATA[Mide içeriğindeki asitlerin yemek borusuna vereceği zararı ve insanda meydana getireceği rahatsızlığı biliyormuş gibi kontrollü açılıp kapanan mide kapakçığı…<br><br>Kanın akış yönüne doğru tek taraflı olarak açılan, bir damlasını bile sızdırmadan kanın vücuda pompalanmasını sağlayan kalp kapakçıkları…<br>Kanın yerçekiminin etkisiyle geriye doğru akmasını önleyen toplardamar kapakçıkları…<br><br>Yediğimiz yemekleri yutarken nefes borusunu kapatan epiklot adlı kapakçık…<br>Biz varlığından haberdar bile değilken, üzerlerinde hiçbir kontrolümüz yokken, Allah`ın lütfu olan bu kapakçıklarımız hep en doğru anda kapanarak hayatımızı kurtarır.<br><br>Kavanoza koyduğumuz bir sıvının akmaması için kapakla ağzını kapatırız. Amacımız sıvının gerekli zamanlarda kontrollü olarak akmasını sağlamaktır. Vücudumuzdaki sıvılar da buna benzer bir yöntem yardımıyla korunur. <br>Vücudumuzdaki kapakçıklar bu korumanın yanı sıra son derece hayati görevler de üstlenmişlerdir. Örneğin vücudumuzdaki kapakçıklar; kirli ve temiz maddeleri birbirlerinden ayırır, tehlikeli asitlerin giriş ve çıkışlarını kontrol ederler. Yüce Rabbimiz`in kullarına bir lütfu olan bu kapakçıklar, bir enerji kaynağına ihtiyaç duymaksızın bizim doğumumuzdan ölümümüze kadar hiç durmadan çalışmaktadırlar. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14761</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-06</pubDate>
<title><![CDATA[Güncel: İlmi Araştırma Sayı 65]]></title>
<description><![CDATA[<b>Big Bang Işıkları Görüntülendi</b><br><br>ESA`dan (Avrupa Uzay Ajansı) yapılan açıklamada, Nisan`da uzaya gönderilen ve Dünya`dan 1,5 milyon km uzakta Güneş`le ters yönde ``mevzilenen`` Planck uzay aracı, astronomların kâinatın ilk ışıklarını incelemeleri için ilk görüntülerini dünyaya gönderdi.<br><br>Big Bang`den (Büyük Patlama) sadece 380 bin yıl sonra uzayda ortaya çıkan radyasyonu inceleyen mikrodalga gözlem aracı Planck`in gönderdiği verilerin kalitesini mükemmel bulan ESA uzmanları, aracın ilki 6 ay sürmesi beklenen iki tam uzay araştırması yapacağını ve kâinatın ilk evrelerini inceleyeceğini belirttiler. <br><br>Planck`in inceleyeceği ilk ışıklar, kâinatın yaşı, bileşenleri ve gelişimi konusunda ayrıntılar taşıyor. Planck`ın Güneş`in ters yönünde konuşlanması sayesinde Dünya`nın gölgesi üzerine düşmüyor ve mutlak sıfıra (eksi 273 santigrat derece) yakın ortamda çalışan son derece hassas cihazları, Dünya`nın gölgesi veya sıcaklıktan kötü yönde etkilenmiyor. Uzay teleskobu Hubble ise gölge ve sıcaktan olumsuz etkilenmişti. Kâinatın ilk ışınlarındaki dalgalanmaları milyonda bir derece hassasiyetiyle tesbit edebilecek kapasiteye sahip Planck, ``kozmik ışınım haritasını`` da çıkaracak. Harita, kâinatın geometrisi, kâinatın genişleme hızı ve nihayetinde kâinatın kendi üzerine muhtemel çöküşü (Büyük Çöküş – Big Crunch), karanlık maddenin tabiatı ve miktarı gibi konuların daha iyi anlaşılmasına imkân verecek. (<a href="http://www.timeturk.com" class="SidesTableText" target="_blank">TimeTurk.com</a>)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14746</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-06</pubDate>
<title><![CDATA[Ağacın Sert Ve Dayanıklı Yapısı Nasıl Oluşur]]></title>
<description><![CDATA[<b>``Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz? Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık. Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.``</b> (Vakıa Suresi, 71-74)<br><ul><li>Ağacın direnç ve dayanıklılığını artıran nedir?<br><li>Tahta, hangi üç ana materyalden oluşur?<br><li>Tahta hangi özelliği nedeniyle mermi ve bomba gibi yüksek hıza sahip ve tahribatı güçlü parçalara karşı koruma sağlamak için geliştirilen maddelerde taklit edilmektedir?</ul><br>Ağacın yapısını meydana getiren temel kimyasal maddelerden biri <i>``lignoselüloz``</i>dur. Bu madde, tahtaya sağlamlığını kazandıran <i>``lignin``</i> ve <i>``selüloz``</i> denilen maddelerin karışımından oluşur. Ağacın kimyasal yapısı incelendiğinde % 50 selüloz, % 25 hemiselüloz ve % 25 lignin maddelerinden meydana geldiği görülür. Şimdi ağaca muhteşem bir sağlamlık kazandıran bu yapının detaylarını inceleyelim.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14760</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-05</pubDate>
<title><![CDATA[İlmi Mercek Sayı 65: Darwinistler Neleri Düşünemez]]></title>
<description><![CDATA[<ol><li>Darwinistler, mide asitlerinden korunmak için midedeki gibi bir katmana sahip olmayan onikiparmak bağırsağı için, pankreasın bikarbonat molekülü üreterek bu bölgeye gönderdiğini, böylece mide asidinin etkisiz hale gelerek, onikiparmak bağırsağının korunduğunu düşünmezler.<br><li>Darwinistler, incebağırsağın, içinde bulunan kıvrımlar ve bu kıvrımların üzerinde bulunan mikro pompalar sayesinde, yaklaşık iki küçük tenis kortunun toplam alanına denk gelen bir yüzey alanına (300m2) sahip olduğunu ve bu büyüklüğün, bükülerek, katlanarak paketlenmiş bir halde insan karnının içine yerleştirilmiş olduğunu düşünmezler.<br><li>Darwinistler, kanın pıhtılaşması mekanizmasında görev yapan, eksikliğinde, insanı ölüme götürecek sonuçlar ortaya çıkabilen son derece önemli bir vitamin olan K vitamininin, doğada insan bedeninin ihtiyaç duyduğu şekilde bulunmadığını, insan vücudunun bu vitamini kendi kullanabileceği hale getirmesi gerektiğini, bunun için de bağırsaklarda bulunan özel bakterilerin, K vitaminini bir dizi işlemden geçirip rafine ederek insanın kullanabileceği hale getirdiğini, böyle bir sistemin asla tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14775</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-04</pubDate>
<title><![CDATA[Ses Ve Koku Taklidi Yapan Yetenekli Canlılar]]></title>
<description><![CDATA[Bir kuşun, yaralı taklidi yaparak düşmanlarından kurtulabileceğini; bir böceğin, termit kokusunu taklit ederek termit yuvasında saklanabileceğini; bir tırtılın kraliçe karıncanın sesini taklit ederek adeta karınca kolonisinde kraliçe muamelesi göreceğini bilmesi mümkün değildir. Yüce Rabbimiz doğadaki canlıların her birini içinde bulunduğu ortama uygun farklı özelliklerle yaratmıştır. Bu özelliklerden biri de canlıların düşmanları tarafından fark edilmelerini önlemek ve avlanmaları için yaratılan taklit yeteneğidir. <br><br>Taklit; gözlem, teşhis, hafıza ve sonuç çıkarma gibi akıl gerektiren özellikler sonucunda ortaya çıkan bir yetenektir. Bu yeteneğin en önemli aşaması ise gözlem yapmaktır. Sesini, kokusunu ya da hareketlerini taklit etmek için söz konusu kişiyi detaylı olarak analiz etmek gerekir. İşte türlü aşamalar gerektiren bu yetenek, ilk yaratıldıkları milyonlarca yıl öncesinden beri bazı canlılar tarafından da savunma ve avlanma amacıyla kullanılmaktadır.<br><br>Gerçekte bu canlılar, kendilerine bahşedilen bu özellikler sayesinde korunduklarının ve yaşamlarını devam ettirdiklerinin şuurunda değildirler. Fakat Yüce Allah`ın ilhamı ile, kendilerine nimet olarak sunulan bu özellikleri, çok ustaca kullanırlar. Sonsuz merhamet ve ilim sahibi Rabbimiz, canlılar üzerinde tecelli eden ilmini ayette şöyle bildirmektedir: <br><br><b>``Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır…`` </b>(Nahl Suresi, 66)<br>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14758</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-04</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinistler Şokta! ''Yanılmışız, T.Rex de Ara Fosil Değilmiş!” ]]></title>
<description><![CDATA[Çin`in kuzeydoğusunda, Darwinistlerin uzun zaman hakkında ara fosil propagandası yaptıkları Tyrannosaurus rex`in küçük bir kopyası bulundu. Raptorex Kriegsteini adı verilen fosil, basında ilk olarak, tam da Darwinistlerden beklendiği gibi, T. Rex`in atası olarak tüm dünyaya tanıtıldı. Fakat fosil ile ilgili detaylar açıklandıkça, bu fosilin evrim teorisine delil olmadığı, aksine T. Rex hakkında yapılan tüm Darwinist spekülasyonları ortadan kaldırdığı anlaşıldı. Yeni fosil, Darwinistlerin kendi deyimiyle, evrim teorisine darbe indirmişti.<br><br>Yıllar boyunca Coelacanth adlı balık türünü sudan karaya geçiş canlısı olarak tanıtmaya çalışan Darwinistler, Coelacanth`ın günümüz denizlerinde hala yaşamakta olan bir dip balığı olduğunun anlaşılmasıyla, büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Bu örnek, Darwinistlerin, fosiller üzerinde ne kadar büyük çaplı spekülasyon oluşturabileceklerini gözler önüne sermektedir. <br>Nitekim Çin`in kuzeydoğusunda bulunan ve yaşı yaklaşık olarak 125 milyon yıl olarak hesaplanan ``Raptorex kriegsteini`` adlı canlının fosili de söz konusu evrimci spekülasyonlara maruz kalmıştır.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14739</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-12-03</pubDate>
<title><![CDATA[Çaresiz Darwinistlerin Ara Fosil Sahtekarlıklarına Son Örnek: 15 Yıllık Ardi Fosili]]></title>
<description><![CDATA[Darwinistler son dönemlerde, onlarca yıl önce bulunmuş olan fosillerin peşine düştüler. ``Acaba hangisini ara fosil diye gündeme getirebiliriz?`` diye hiç durmadan fosil arıyorlar. Önce 1983 yılında bulunan Ida fosilini sanki <b>``yüzyıllardır aranan ara fosilmiş`` </b>gibi tüm dünyaya duyurdular. Bunun bir fiyasko olduğu ortaya çıkınca, alelacele Ida ile ilgili tüm iddialarını geri aldılar.  Şimdi ise sırada ARDI var.<br> <br>1994 yılında bulunan Ardi (Ardipithe-cus ramidus), aradan geçen 15 yıl sonrasında müthiş bir buluşmuş gibi gündeme getirildi. Darwinistler her zamanki gibi aranan o hayali kayıp halkayı bulduklarını iddia ettiler. Darwinist basın yine işbaşındaydı. Birkaç gün içinde Ardi`nin adının geçmediği yer neredeyse kalmadı. 150 yıldır süregelen klasik aldatma yöntemlerinin tamamı uygulanıyordu. Darwinist propaganda tam planlandığı şekilde işliyor, her şey Darwinist diktatörlüğün kurallarına uygun yapılıyordu. <br><br>Önce canlının mükemmel bir kayıp halka olduğu iddia edildi. ``4.4 milyon yıl öncesine ait olmasına rağmen dik yürüyor`` yalanına başvuruldu. Robot resimleri çizildi, bu hayali resimler bilgisayar ortamında canlandırıldı. Dimdik, emin adımlarla yürüyen bir maymun görüntüsü bütün Darwinist yayınlarda yer aldı. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14738</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-22</pubDate>
<title><![CDATA[Dem TV'de Evrim Yanlısı Tartışma Programına Cevaplar]]></title>
<description><![CDATA[<b>Evrim karşıtlarının bilimsel olmadığı, biyolojiyi bilmedikleri yönündeki iddialara cevaplar: </b><br><br>Söz konusu iddia, bilimsel delillere cevap veremeyen her Darwinist`in sığındığı iddiadır. Evrimi çürüten ve Yaratılış gerçeğinin kesin doğruluğunu gösteren 250 milyon fosil karşısında tek bir tane bile delil getiremeyen Darwinistler, çözümü genellikle bilimsel olmayan böyle suçlamalarda bulunurlar. <br><br>Söz konusu iddiaya daha önce pek çok kere cevap vermiştik. Konuyla ilgili yazıları <a href="http://tr1.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/17920/" class="SidesTableText" target="_blank">buradan</a> ve <a href="http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/17363/DARWINISTLER_YABANCI_DERGILERI_KUTSAL_GORUYORLAR" class="SidesTableText" target="_blank">buradan</a> okuyabilirsiniz. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14710</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-17</pubDate>
<title><![CDATA[Dem TV'de Evrim Yanlısı Tartışma Programı Ve Programdaki Darwinist Safsatalara Cevaplar]]></title>
<description><![CDATA[14 Kasım 2009 tarihinde Dem TV kanalındaki Düşünce Kervanı isimli programda, evrim teorisine dair çeşitli açıklamalar yer aldı. Programın yapımcıları ve programa katılanlar, Darwinizm`in son dönemlerde aldığı büyük darbe karşısında ciddi bir panik içinde olacaklar ki, çözümü 150 yıldır tekrarlanan hikayeleri yinelemekte bulmuşlardı.<br> <br>Programın ilginç özelliği, <b>KATILIMCILARIN TAMAMININ DARWİNİST OLMASIYDI.</b> İkinci dikkat çekici özellik ise, kesinlikle <b>TELEFON İLE KATILIMIN YASAKLANMIŞ</b> oluşuydu. Karşıt görüşe dair gelen sorular ve mesajlar da İTİNA İLE OKUNMUYORDU. Bir başka deyişle program, ``hiçbir karşıt görüşe yer vermeden en zahmetsiz şekilde evrim propagandası yapmak`` için kurgulanmıştı. Bunun sebebi ise elbette <b>DARWİNİSTLERİN YARATILIŞ DELİLLERİ KARŞISINDA MUTLAKA YENİLECEK OLMALARIYDI.</b><br> <br>Bu, Darwinistlerin oldukça iyi bilinen bir özelliğidir. Darwinistler, güçlü deliller karşısında yenileceklerini çok iyi bildiklerinden, çareyi bu delillerden kaçmakta bulurlar. Aynı uygulamayı dünyanın en tanınmış Darwinist`i ve ateisti olan Richard Dawkins de yapmıştır. Dawkins, Sayın Adnan Oktar`ın defalarca yinelediği, hatta İngiltere`de trajı en yüksek gazete olan <b>THE TIMES</b>`da ilan vererek duyurduğu karşılıklı tartışma teklifini, <b>``BEN YARATILIŞÇILARLA <a href="http://www.harunyahya.net/V2/Lang/en/Pg/WorkDetail/Number/10529" class="SidesTableText" target="_blank">TARTIŞMAM</a>`` </b>diyerek reddetmişti.<a href="http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Product/12922/" class="SidesTableText" target="_blank"> Ortaokul çocuklarıyla</a>, <a href="http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/13372/" class="SidesTableText" target="_blank">rahiplerle</a> tartışmaktan çekinmeyen Dawkins, her nedense <b>KONU BİLİMSEL DELİLLER OLDUĞUNDA TARTIŞMAYI REDDEDİYORDU.</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14661</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-14</pubDate>
<title><![CDATA[ABD, The Boston Globe, 9 Kasım 2009, Sayın Adnan Oktar'ın Drake Bennet'in Sorularına Cevapları]]></title>
<description><![CDATA[<b>Yaratılış Atlası benzeri çalışmalarda, ICR veya Discovery Enstitüsü gibi Batılı yaratılışçıların sundukları tezlerden ne ölçüde yararlanılıyor?<br><br>ADNAN OKTAR:</b> Yaratılış Atlası, ortaya konulan deliller ve anlatım üslubuyla bugüne kadar örneği olmayan bir eserdir. Nitekim tüm dünyada oluşturduğu etki de bunun delilidir. Yaratılış Atlası'ndan önce özellikle Amerika'da ve Avrupa'da yayınlanmış çok sayıda Yaratılışı anlatan kitap basılıp dağıtılmış, konferanslar yapılmış, televizyon programları yayınlanmıştır. Ama dikkat ederseniz bunların hiçbiri Yaratılış Atlası'nın oluşturduğu etkiyi oluşturamamıştır. Bu eserler çoğu zaman Amerikan ve Avrupalı Darwinistler, materyalistler tarafından yok sayılmış, hatta neredeyse hiç üzerinde durulmamıştır. Ancak Yaratılış Atlası Avrupa'ya ulaşınca bambaşka bir etki oluşturdu. Büyük bir Darwinist panik meydana geldi. Bu etkinin çapının büyüklüğünü Avrupa basınında çıkan haberlerden de anlıyoruz. Gökgürültüsü gibi kitap diyorlar, ya da Avrupa'da büyük deprem meydana getirdi diyorlar, Avrupa'yı yerle bir eden bomba diyorlar. Ama tabi kast ettikleri, Darwinizm ve materyalizmin yerle bir olmasıdır. Darwinistler için fikren büyük bir mağlubiyete sebep oldu Yaratılış Atlası, çünkü içindeki deliller reddedilemez nitelikte. Yüzlerce fosil örneği var, her bakan kendi gözleriyle görüyor. 100 milyon yıllık örümcek fosiline bakıyor, bir de bugün yaşayan örümcek resmine. En küçük bir değişiklik dahi yok. Kendisi bizzat şahit oluyor, bunu anlaması için alim olmasına da gerek yok. İlkokul çocuğu dahi olsa anlar. Darwinistler de bu yüzden şok oldular zaten. Yıllardır fosilleri saklıyorlardı, insanlara birkaç tane siyah beyaz silik fosil resmi ya da kendi karakalem çizimlerini gösteriyorlardı. Sonra araştırınca gördük ki, durum hiç de onların söylediği gibi değil. 300 milyona yakın fosil örneği var yer altından çıkan ve hepsi istisnasız evrim olmadığını gösteriyor. Bu açık gerçeği getirip halkın gözü önüne koyunca Darwinistler şoka girdiler. Ve müthiş etkisi oldu, Yaratılış Atlası'nın. Avrupa'da yapılan anketlerde de görüyoruz, eskiden insanlar büyük oranda evrime inanırken, Atlas'ı okuduktan sonra kendilerine sorulduğunda evrime inanmadıklarını söylüyorlar. Konuyla ilgili araştırmaları ve anket sonuçlarını görmek isteyenler www.harunyahya.com adresindeki bilgileri inceleyebilirler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14642</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-12</pubDate>
<title><![CDATA[Darwinist Çaresizliğin Yeni İsmi: Modüler Evrim Ve Mükemmel Bir Uçucu Kuş: <Darwinopterus]]></title>
<description><![CDATA[Uzun zamandır, Darwinist yenilginin ne kadar güçlü boyutlara ulaştığı, biçare Darwinistlerin teorilerini kurtaracak bir çözüm bulamadıkları defalarca çeşitli delillerle dile getirilmişti. Fakat bu çaresizliği belki de en kesin şekliyle ortaya koyan delil, Darwinistlerden geldi. Teorilerine hiçbir bilimsel delil bulamayan, sürekli olarak hüsran ile karşılaşan ve sunulan açık Yaratılış delilleri karşısında içinde bulunduğumuz yıllarda en büyük yenilgilerini almış olan Darwinistler, artık aklı, mantığı ve bilimi tamamen bir kenara bıraktıkları yeni bir iddia ile ortaya çıktılar. Ve dediler ki, ``yeni bulduğumuz canlıda, her nasılsa bütün uzuvlar aniden oluşmuş``. Hiç çekinmeden buna da modüler evrim diye bir isim koydular. ``Nasıl olduğunu bilmiyoruz ama bu bir evrim şekli`` dediler. Sanki insanları aldatmak bu kadar kolaymış gibi bilimsel dergilerde bu sahte ve komik iddiayı pervasızca insanlara sundular. İşte Darwinistlerin ulaştıkları bu aşama, Darwinist yenilginin en büyük tezahürlerinden biridir.<br> <br>Darwinistlerin <i>``modüler evrim``</i> adını verdikleri bu yeni aldatmacaları, bir canlıda aniden bir veya birkaç organ ortaya çıkması iddiasıdır. Bu organların nasıl ortaya çıktığından, bu sırada ne tip biyolojik, fizyolojik, anatomik aşamaların gerçekleştiğinden, buna dair bilimsel delillerden elbette ki bahis yoktur. Ortada yalnızca evrimci bir iddia vardır ve bu iddiaya göre bir hayvan aniden kanat sahibi olabilmekte veya bir anda pençeleri çıkmakta, aniden kuşa dönüşmekte veya bir kara hayvanı halini almaktadır. <b>CANLILARIN EVRİMLEŞTİKLERİNE DAİR HİÇBİR DELİL BULAMAYAN VE BUNDAN SONRA DA BULAMAYACAK OLAN DARWİNİSTLER, İNSANLARI ARTIK, ``HER ŞEY BİR ANDA OLDU BİTTİ`` DİYEREK ALDATABİLECEKLERİNİ DÜŞÜNMEKTEDİRLER.</b>]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14577</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-11</pubDate>
<title><![CDATA[Günümüz Darwinistleri, Geçmişte Firavunun Düştüğü Büyük Yanılgı İçindedirler]]></title>
<description><![CDATA[Evrim safsatasının 150 yıllık bir tarihi olduğuna inananlar yanılmaktadırlar. Evrim aldatmacası, kökeni eski Mısır ve Sümer devirlerine dayanan, binlerce yıllık geçmişi olan, insanlık tarihinin en büyük kitle aldatmacasıdır. Darwinist felsefenin en sapkın ve en eski temsilcisi olan Firavun, tüm canlı varlıkların Nil`in çamurlarından tesadüfen oluştuğuna inanan bir materyalisttir. <br><br>Evrim teorisinin temel felsefesi, eski Mısır`dan beri aynı çarpık anlayışa dayanmıştır. O yıllarda tesadüfleri sahte ilah edinen Darwinistler günümüzde de aynı sahte ilaha tapınmaktadırlar. Eski Mısır`da Nil`in çamurlarının tesadüfen canlılığı meydana getirdiğine inanan Darwinistler, bugün de çamurlu bir balçığın tesadüfen ilk hücreyi meydana getirdiğini iddia etmektedirler. O dönemde de Yaratılışı ispat eden deliller açık ve sarih olmasına rağmen Firavun`un bu delillere karşı zalimane bir mücadelesi olmuştur, bu durum şu anda da aynı şekilde yaşanmaktadır. Günümüzde, Yaratılışı ispat eden 250 milyon fosil tüm dünyaya gösterilmekte, açıkça sergilenmektedir. Fakat aynı Darwinist anlayış, tıpkı Firavun döneminde olduğu gibi, gerçek bilimsel delillere büyük bir hiddet ve öfke ile karşı çıkmaktadır. <br><br>Eski Mısır`da, insanlık tarihinin en sapkın batıl dini Darwinizm`e karşı Hz. Musa (a.s.), Yaratılışı ispatlayan en büyük ve en kesin delil ile çıkmıştır. Hz. Musa (a.s.), Allah`ın emri ile asasını Firavun ve adamlarının gözleri önünde yere fırlatmış ve asa, Allah`ın yüce kudreti ile aniden bir yılana dönüşmüş ve Firavun ve adamlarının sahte delillerinin tümünü yutup yok etmiştir. <b>TAHTADAN BİR ASA, ALLAH`IN DİLEMESİYLE HAREKET EDEN, YEMEK YİYEN, KUSURSUZ BİR YILAN HALİNE GELMİŞTİR.</b> Bu olağanüstü delil, Firavun ve adamlarının gözleri önünde gerçekleşmiş, inkar edemeyecekleri kadar görkemli şekilde yaratılmıştır. Ancak bu açık delile rağmen Firavun`un inkarı, sapkın Darwinist zihniyetin getirdiği felaketin ne kadar güçlü boyutlarda olduğunu göstermektedir. Yüce Allah ayetlerinde Hz. Musa (a.s.)`ın asasında tecelli eden bu muhteşem Yaratılış delilini şu şekilde haber verir:]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14576</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-10</pubDate>
<title><![CDATA[Dawkins Artık Darwinist Değil! Uzay Dinine Girdi]]></title>
<description><![CDATA[Yaratılış Gerçeğinin üstün ihtişamını gören, Yaratılışı ispat eden 250 milyon fosilin açık varlığını inkar edemeyen, tek bir proteinin oluşumuna açıklama getiremeyen, tek bir faydalı mutasyon örneği veremeyen, yaşamın başlangıcı konusunda açıklamasız olduğunu itiraf eden Richard Dawkins, içinde bulunduğu derin açmazı bertaraf edebilmek için kendisine bir uzay dini tarikatı oluşturdu.<br> <br>Dawkins, tesadüf iddialarının mantıksız olduğunu kabul etmek zorunda kalınca, Darwinizm`in büyük bir açmaz içinde olduğunu anlayınca, daha fazla çözüm getiremeyip çıkış yolu bulamayınca, tüm varlıkların yaratıldığını kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak tüm iddialarını bir anda geri almakta zorlandığından, kendince uzaylıları ilah olarak görmektedir. (Allah`ı tenzih ederiz) Elbette bu bile, Dawkins`in tesadüf iddialarından vazgeçmek zorunda kaldığını ve artık Darwinist olmadığını görmek için yeterlidir. Şu anda geriye <b>Dawkins`in şu soruyu cevaplaması kalmıştır: Uzaylıları kim yarattı?</b><br> <br>Dawkins, muhtemelen yakın bir zamanda bu soruya da doğru yanıtı verecektir. Çünkü varlıkların yaratıldıklarını kabul ettikten ve Darwinizm`in sahteliğini gördükten sonra, bir insanın, tüm evrendeki ihtişamlı Yaratılışın Allah`a ait olduğunu kabul etmemesi imkansızdır. Nitekim bir röportajında Dawkins, yaşamın uzayda bir yerde, <b>ÜSTÜN BİR AKIL</b> tarafından yaratılıp var edildiğini itiraf etmektedir. (Ben Stein, Expelled ``No Intelligence Allowed`` belgesel, 2008)]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14547</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-10</pubDate>
<title><![CDATA[İngilizler Okullarda Yaratılışın Okutulmasını İstiyor]]></title>
<description><![CDATA[Darwin`in anavatanı İngiltere, artık evrimi reddediyor. Yıllardır Darwinizm`in kalesi konumunda olan İngiltere, son birkaç yılda olağanüstü bir hızla evrime karşı cephe almış durumda. Yaratılış gerçeğinin en hızlı yayıldığı Avrupa ülkelerinin başında gelen İngiltere`de halk, son dönemlerde basında çıkan haberlerde de açıkça görülebileceği gibi, çocuklarının okullarda Yaratılış gerçeğini öğrenmelerini istiyor.<br> <br><b>Daily Mail: ``İngilizlerin çoğunluğu okullarda Yaratılışın okutulması GEREKTİĞİNİ söylüyor``<br> <br>The Guardian: ``İngilizlerin %54`ü hem evrimin hem de Yaratılışın okutulmasını istiyor``</b><br> <br>İngiltere`de Darwinizm ve ateizm yanlısı faaliyetlerini özellikle son dönemlerde yoğunlaştıran Richard Dawkins, ateist kampanyalar ve demagoji ile tarihin en büyük aldatmacası olan Darwinizm`in güçleneceğini düşünmüştü. Bunun için uzun zamandır kendince çok kapsamlı bir faaliyet içinde olan Dawkins, dünyada Yaratılış inancının güçlenmesinden endişe ettiğini belirtmiş ve bu endişelerini artık inkar edemeyerek son kitabında açıkça dile getirmişti. İddiasını savunmak için bilimsel bir delil getirmek yerine, bilimsellikten tamamen uzak karşı suçlamalar getiren, <a href="http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/12346/DARWINISTLERIN_OTOBUS_AFISLERIYLE_ITIRAF_ETTIKLERI_GERCEK:_DARWINIZM_=_ATEIZM" class="SidesTableText" target="_blank">otobüslerin </a>üzerine yazı yazdıran, talk showlarda yaptığı taklitlerle ilgili toplamaya çalışan ve son olarak <a href="http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/18676/DAWKINS_ARTIK_DARWINIST_DEGIL!_UZAY_DININE_GIRDI" class="SidesTableText" target="_blank">uzaylılara</a> sığınan Dawkins, bu sahte ve demagojik yöntemlerin gerçekten etkili olacağını düşünmüştü. <b>``Evrime dair deiller sunduğunu``</b> iddia ettiği son kitabında da yine tek bir tane bile bilimsel delil bulunmayan, yine yalnızca demagoji sunan Dawkins, 150 yıl önceki bu köhne yöntemin günümüzde hala etkili olabileceğini zannetmişti.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14559</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-08</pubDate>
<title><![CDATA[Farklı Irkların Varlığı Yaratılış Delilidir]]></title>
<description><![CDATA[Farklı ırkların varlığı bazı evrim taraftarları tarafından evrim teorisine delilmiş gibi gösterilmeye çalışılır. Ancak bu tür iddiaların altında yatan problem, genetik bilimi hakkındaki bilgi eksikliği ya da genetik kuralların göz ardı edilmesidir. Çünkü bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki insan ırklarının zengin çeşitliliği evrimcilerin iddia ettiğinin aksine, Allah`ın insanı bir anda yoktan var ettiğini gösteren yaratılış delillerinden biridir.<br><br>Farklı ırkların varlığının sözde evrime delil olduğunu savunanların öne sürdükleri tez, <i>``eğer canlılık İlahi kaynaklarda yer aldığı gibi, tek bir erkek ve kadınla başlamışsa birbirinden farklı ırkların nasıl meydana çıkmış olabileceği``</i> sorusuna dayanır. Diğer bir ifadeyle, <i>``Hz. Adem ve Hz. Havva`nın boy, ten ve diğer fiziksel özellikleri toplamda yalnızca iki kişiyi kapsadığına göre her biri farklı özelliklere sahip olan ırklar nasıl ortaya çıktı?`` </i>demektedirler.<br><br>Gerçekte bütün bu soruların ya da itirazların altında yatan problem, genetik bilimi hakkındaki bilgi eksikliği ya da genetik kurallarının göz ardı edilmesidir. Bugün yeryüzündeki insanlar arasında var olan ırk çeşitliliğinin nedenini anlamak için önce bu soruyla yakından ilgili olan ``varyasyon`` konusu hakkında genel bir bilgi sahibi olmak gerekir.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14424</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-07</pubDate>
<title><![CDATA[Vücudumuzun Kesintisiz Enerji Kaynağı: Glikoz]]></title>
<description><![CDATA[<ul><li>Bir makineyi çalıştıran yakıt gibi vücudumuza enerji sağlayan glikozun, suda kolaylıkla çözünmesi hangi özelliği sayesinde gerçekleşir?<br><li>Glikozun hemen her sıvıda eriyebilmesi, neden hayati bir önem taşır?<br><li>Fazla miktardaki glikoz molekülü, vücutta nasıl dengelenir?<br><li>Yeterli miktarda glikoz olmazsa, vücut içinde hangi değişiklikler yaşanır?<br><li>Şeker hastalığı nasıl oluşur?</ul><br>Tüm canlıların temel besin kaynağı olan glikoz, son derece önemli bir moleküldür. Çünkü Allah`ın vesile kıldığı glikoz sayesinde kolumuzu hareket ettirebilir, çene kaslarımızı çalıştırıp yemek yiyebilir, yürüyebiliriz. <br><br>Bünyesinde 6 karbon, 12 hidrojen ve 6 oksijen atomu bulunduran glikoz molekülü, hidrojen atomlarının varlığı sayesinde altıgen şekline sahiptir. İçeriğinde bulundurduğu bu 6 oksijen atomu, glikoza pek çok önemli özellik kazandırır. Örneğin bu oksijen atomları sayesinde glikoz, suda kolaylıkla çözünebilir. Bunun nedeni oksijen atomları sayesinde bu molekülün su molekülleri ile güçlü hidrojen bağları kurabilmeleridir. Glikoz suda çözünebilen bu molekül dolayısıyla, hemen her sıvıda erir. Glikozun sahip olduğu bu özellik, bizim için hayati bir önem taşır. Çünkü glikoz, hücrelerin en önemli besinidir ve hücrelere ulaşması için kan yolu ile taşınır, dolayısıyla sıvı içinde erimesi gerekmektedir. ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14425</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-07</pubDate>
<title><![CDATA[Kış Uykusu Boyunca Erimeyen Kemikler]]></title>
<description><![CDATA[<b>``…Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?...``</b> (Bakara Surei, 259)<br><br>Canlılar uzun süre hareketsiz kaldıkları takdirde, kol ve bacak kemiklerinde zamanla erime başlar. Peki kış uykusuna yatan ve aylarca hareketsiz kalan siyah ayıların kemikleri neden erimez?<br><br>Canlıların vücutları incelendiğinde, muazzam detaylarla donatılmış bir sistemle karşılaşılır. Örneğin canlıların iskelet yapıları, bu sistemlerden biridir. Her canlıda ihtiyacına yönelik olarak farklı bir sistemle yaratılmış olan iskelet yapı, hayat boyu yapılan tüm hareketleri hatasız ve mükemmel bir biçimde yerine getirebilmeyi sağlar. Kemiklerdeki üstün yaratılışı Allah, Kur`an-ı Kerim`in Bakara Suresi`nde şöyle bildirmiştir: <br><br><b>``...Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?...``</b> (Bakara Suresi, 259) ]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14423</link>
</item>

<item>
<category>Makale</category>
<pubDate>2009-11-06</pubDate>
<title><![CDATA[İlmi Mercek Sayı 64: Darwinistler Neleri Düşünemez]]></title>
<description><![CDATA[<ol><li>Darwinistler, canımızın istediği her türlü yiyeceği yerken, karaciğerin bu yiyecekleri hücrelerimizin kullanabileceği enerji olan şekere yani glikoza dönüştürdüğünü, fazla şekeri yağa çevirerek depoladığını, üstelik ilk insandan bu yana trilyonlarca karaciğer hücresinin aynı şuur ve ilimle hiç şaşırmadan bu işlemi yapmakta olduğunu düşünmezler.<br><li>Darwinistler, kanın karaciğere dışarıdan gelmesine rağmen, karaciğer hücrelerinin kanın yapısını son derece iyi tanıdıklarını, içeriğinin ne olması gerektiğini çok iyi bildiklerini, eğer kanın içinde eksik maddeler varsa bu maddeleri temin ettiklerini, kanda olması gerekenden fazla bir madde varsa bu maddeyi depoladıklarını, kısacası karaciğer hücrelerinin görevlerini eksiksizce yerine getirebilecek bir uzmanlığa sahip olduklarını düşünmezler.<br><li>Darwinistler, karaciğerdeki kılcal damar çeperlerinin koruyucu bazal tabakadan yoksun olmasının ne kadar önemli olduğunu, bu sayede, damarlardan gelen kanın hemen bir sünger gibi emilerek karaciğer hücrelerinde işlenip, vücuda oldukça hızlı ve eksiksiz olarak iletildiğini düşünmezler.]]></description>
<link>http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/14430</link>
</item>

</channel>
</rss>